Çivisi çıkmış bir hukuk devleti görüntüsü
Ancak başka bir açıdan baktığınızda da hukuk ve devlet kelimelerinin bir araya geldiklerinde çok anlamlı bir birliktelik oluşturmadıklarını, bu tamlamanın, devlet kavramının hukuk ile tamlanmasının 2015 Türkiye'si için çok da anlamlı durmadığını düşünebilirsiniz. Devlet demek, çağdaş anlamını ifade etmek istiyorum, zaten hukuk demek, hukuk içeriğinden yoksun, koparılmış bir devlet aparatı ancak bir çete görüntüsü verebilir. 2015 Türkiye'si derken muradım, AB ile tam üyelik müzakereleri yürüten, Avrupa Konseyi kurucu üyesi, NATO üyesi, Birleşmiş Milletler ikiz sözleşmelerine imza atmış, Meclis'inden geçirmiş bir Türkiye. Yani kamu hizmetleri çağdaş bir hukuk devleti tarafından üretilen bir devlet... Bu hukuk devleti tamlaması bana biraz “demokratik cumhuriyet” tamlamasını hatırlatıyor. Bu, eşit ölçüde anlamsız zira 2015'te artık demokratik olmayan cumhuriyetlerin örnekleri de yok değil. Cumhuriyet demek kanımca yanlış, cumhuriyet kavramına haksızlık.

Şahin Alpay, Mehmet Altan ve bendeniz Eser Karakaş, Mehtap televizyonunda “Akıl Defteri” isimli bir programı yaklaşık on senedir pazartesi akşamları 21.00'de gerçekleştiriyoruz. Yüksek Seçim Kurulu ve RTÜK devreye girmemiş olsaydı geçtiğimiz pazartesi akşamı 458. programımızı yapmış olacak idik, kısmet değilmiş. Yüksek Seçim Kurulu'nun uyarısı üzerine bir program kapatma kararını kanal uygulamak zorunda kaldı.

YSK, BİR PROGRAMI NEDEN DURDURUR?

Ben de merak ettim, program kapatma-karartma kararının neye istinad ettiğini araştırdım. İnanılmaz, bir hukuk devletinde düşünülmesi dahi trajikomik neticelere ulaştım. Ulaştım derken, gizli belgelerden falan değil, Yüksek Seçim Kurulu'nun resmi yazısından, 290 sayılı kararından bahsediyorum. İsteyen internet ortamından da bu karara erişebilir.

8 Mart 2015 tarihli, 29289 numaralı Resmî Gazete'de yayımlanan, Yüksek Seçim Kurulu tarafından da 4 Mart 2015'te alınan 290 sayılı bir karar var. Akıl Defteri programının 458.sinin karartılmasına neden olan da bu kararın sonuç bölümünün 1-b maddesinde ifadesini bulan tuhaf bir yaklaşım. Yüksek Seçim Kurulu'nun 290 sayılı kararının bu tuhaf yaklaşımını aşağıda resmi belgeden kopyala-yapıştır yöntemiyle aktarıyorum: "SONUÇ" başlıklı bölümünün l. maddesinin (b) fıkrasında belirtilen; "Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerine uygun davranmakla yükümlü radyo ve televizyon kuruluşları ile yazılı, sözlü ve görsel basının, tek yanlı, taraf tutan yayınlar yapamayacaklarına, bu kuruluşların yayınlarında demokratik kurallar çerçevesinde siyasi partiler arasında fırsat eşitliğini sağlamak zorunda olduklarına,"...

Bu kez de, bir hatırlatma için, yine resmi belgelerden, yine “kes-yapıştır” yöntemiyle Yüksek Seçim Kurulu'nun kararlarının niteliğini aktarmak istiyorum; Yüksek Seçim Kurulu kararlarının niteliği nedir? “Anayasa'da "Yasama Bölümü" içinde yer alan Yüksek Seçim Kurulu, yalnız seçimlerin genel yönetim ve denetimini yürüten bir kurul değildir. Yargıtay ve Danıştay'ın kendi içlerinden çıkardıkları üyelerden oluşan seçimlerin yargısal denetimini de sağlayan karma egemen üst yargı merciidir”. Başka bir ifadeyle de karşımızda yüksek hakimlerden oluşan anayasal bir yargı kurumu var. Bu nokta önemli, dikkatinizi çekmek isterim.

KARARLARI DENETLEN(E)MEYEN KURUMLAR ARTIYOR

Hukukçularımızın eğitim-öğretim süreçlerinde, fakültelerde “Hukukun ekonomik analizi” konulu bir ders almamalarını büyük bir eksiklik, önemli kararlara da yansıyan bir dizi temel yanlışın nedeni olarak görüyorum. Hukukçularımız, bizim konumuzda YSK üyeleri, şayet benzer bir dersi nitelikli bir biçimde görmüş olsalardı, kamu parası ile ya da özel fonlarla yürütülen faaliyetlerin denetlenmesinde özenli bir ayırımın üzerine gidebilirlerdi kanımca. 290 sayılı kararın sonuç bölümünün 1-b maddesinde ifadesini bulan “tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk” ilkelerinin, evrensel hukuk ilkelerinden sapılmadığı, suç işlenmediği sürece kamu parası kullanmayan bir yayın kuruluşu ve yorumcu için ne anlama geldiği gerçekten belirsizdir. Karartılan Akıl Defteri-Mehtap TV programı 4 Mayıs 2015 tarihli yani genel seçimlerden yaklaşık bir ay önceki 450. program idi, bu programda biz yorumcuların, evrensel hukuk ilkelerinden sapmadan, hakaret, nefret suçu içeren ifadeler kullanmadan yaptığı bir söyleşide tarafsız olmamız ne demektir? Böyle bir amaç ne anlama gelmektedir? Biz neden tarafsız olmak zorundayız, anlamak mümkün değil. Tam da aksine biz tarafız, evrensel hukuktan, demokrasiden yana tarafız, bundan da gurur duyuyoruz. Yerel hukuktan değil, evrensel hukuk ilkelerinden yana taraf olma prensibini tüm hukukçulara da tavsiye ediyoruz. 460 haftadır beraber program yapan bizler, hukukçu değiliz ancak YSK'nın hukukçularına tavsiyemiz, ifade özgürlüğü kavramının evrensel içeriğini anlamsız kurul kararlarına tercih etmeleri, kararlarında AİHM kararlarını, uluslararası sözleşmeleri rehber almalarıdır. Kimsenin, hiçbir kurulun bizlerin ifade özgürlüğünü evrensel hukuk ile çatışmadığı sürece, sınırlama hakkı yoktur, haddi de değildir.

7 Haziran 2015 seçim sürecinde Sayın Cumhurbaşkanımızın anayasanın amir hükümlerini, şerefi ve namusu üzerine ettiği yemini nasıl ihlal ederek pozisyon aldığı hepimizin malumu. YSK, kendisine yapılan bir başvuru nedeniyle, 7 Mayıs 2015 tarihinde “YSK'nın Cumhurbaşkanı'nın faaliyetlerini denetleme yetkisi olmadığı” yönünde bir karar alıyor ve mevcut hukuk sistemi içinde de haklı. Ancak aynı YSK, Cumhurbaşkanı'nın açık anayasa ihlali niteliğindeki mitinglerinin ekranlarda çarşaf çarşaf yayınlanmasını RTÜK üzerinden durdurmayı hiç düşünmemiş midir? Doğrudur, YSK'ya da hak vermek gerekir. Bu Kurul'un hukukçularına üç öğretim üyesinin 460 haftadır yaptığı bir programı kapatmak, ifade özgürlüklerini sınırlamak, Cumhurbaşkanı'nın hukuksuzluklarını, mitingleri engelleyemeseler bile, ekranlara yansıtılmasını engellemekten daha kolay gelmiştir, kolay gelsin.

Yazımı noktalamadan önce de YSK ile Cumhurbaşkanlığı yüce makamının bir benzerliğini, akrabalığını vurgulamak isterim. Her iki kurum da çok büyük ölçüde yargı bağışıklığından yararlandıkları için kendilerini evrensel hukukun kısıtları içinde görmekten imtina etmektedirler. Bu da bu iki makama hayırlı olsun.

Çivisi çıkmış hukuk devleti görüntüsü ifadesinin çok da sert ve haksız olmadığını, umarım açıklayabilmişimdir. Aldıkları kararlar hukuken denetlenemeyen kişi ve kurumların, mesela Cumhurbaşkanlığı makamı, YSK, HSYK, MİT, sayıları arttıkça hukuk devletinin çivisi daha da çıkacaktır.

(Zaman)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.