YENİ ANAYASA SÜRECİNDE ŞEFFAFLIK
METIN CAN YILMAZ
Dundee Üniversitesi Doktora Öğrencisi

 
1961 ve 1982 anayasalarının her ikisi de, farklı derecelerde de olsa, temsil kabiliyeti olmayan kurullar tarafından ve halkın katılımı olmaksızın hazırlanmış; görevlendirilen kurullar tarafından, darbecilerin dilediği istikamette kendi doğrularına göre düzenlenmişti. Sonuç olarak, halkın iki anayasanın da kabulündeki tek rolü, referandumda oy pusulasına “kabul” mührünü basmak olmuştu.

Eleştiriler doğrultusunda, yürürlükteki anti-demokratik usullerle hazırlanmış olan 1982 Anayasası’nın yerini alacak bir anayasanın hazırlıkları bir süredir devam ediyor. Malum olduğu üzere yeni anayasanın hazırlanması için 1982 ve 1961 anayasalarının hazırlanmasında kendisini gösteren temsil problemini aşmak adına hâlihazırda TBMM’de grubu bulunan partilerin eşit olarak temsil edildiği Anayasa Uzlaşma Komisyonu kuruldu. Bu kurul, başlangıçta toplumun değişik kesimleriyle fikir alış-verişinde bulundu. Bu noktada, 2. TESEV Raporu’na göre, Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na 2012 yılının Haziran ayına kadar yaklaşık 64.000 görüş bildirildi. 1961 ve 1982 anayasaları ile karşılaştırıldığında, bu ilgi ve katılımın Türkiye için çok önemli bir gelişme olarak değerlendirilmemesi haksızlık olacaktır. Ancak bu noktada şu sorunun sorulması gereklilik arz ediyor: Yeni anayasanın partilerin eşit olarak temsil edildiği bir komisyon tarafından hazırlanmış ve bu komisyona on binlerce görüşün ulaştırılmış olması, yeni anayasanın anti-demokratik uygulamalarla malul sayılmasını engelleyebilecek midir? Acaba sırf bu nedenler, yeni anayasamızın gerçekten de demokratik bir şekilde hazırlanmış sayılmasına yetecek midir?

Komisyonun yapısı gerçekten de önceki anayasalarla karşılaştırıldığında temsil meselesini çözmüş gibi görünse de bazı başka hususlara dikkat çekilmesi gerekiyor. Partilerin oybirliğiyle kabul edilmiş olan Anayasa Uzlaşma Komisyonu Çalışma Usulleri adlı belgede belirtildiği üzere, Komisyon toplantılarında tam tutanak tutulması esastır ve eğer istenirse bazı hallerde tutanak tutulmamasına karar verilebilir. Ayrıca Komisyon toplantıları basına kapalı gerçekleştirilir ve tutanaklar süreç sonuçlanana kadar kamuoyuyla paylaşılamaz. Dolayısıyla toplantılarda neler konuşulduğuna veya hangi hallerde tutanak tutulmamasına karar verildiğine dair kamuoyunun hiçbir fikri olamamaktadır. Bu bilinmezlik, bizlerin Komisyon üyelerinin toplantıları komik videolar izleyerek veya vatan topraklarının Bolivyalılara peşkeş çekilmesi için çalışarak geçirdiklerini düşünmemizi bir noktada mümkün kılmaktadır. Elbette bunları düşünmenin absürt olduğunun farkındayım; fakat bu absürtlük, demokratik bir anayasa yapma iddiasındaki bir ülkede anayasayı hazırlayan komisyonda neler konuşulduğunun halktan saklanmasından daha absürt olamaz. Üstelik bu gizliliğe partilerin oybirliğiyle karar verilmiş olması durumun garabetini daha da artırıyor. Bu noktada Komisyon, kendisini muhtemelen toplantılardan sonra yapılan basın açıklamalarıyla çalışmalarının kamuoyunun bilgisine sunulduğunu ileri sürerek savunacaktır. Ancak bizler, basın açıklamalarında yer alan bilgilere sadece gazetecilerin ilgisini çektiği müddetçe ulaşabiliyoruz. Ve dolayısıyla basında çıkan haberlerden partilerin ve Komisyon üyelerinin toplantılardaki performansı, süreci kimin tıkamaya, kimin müspet hareket etmeye çalıştığı gibi hususlarda yeteri kadar bilgi edinmemiz mümkün olmuyor. “Meclis çatısı altında abesle iştigal edilmez, Komisyon’un bütün üyeleri görevlerini hakkıyla ifa etmektedirler.” gibi bir gerekçe ile gizliliği savunmak ise, demokrasi iddiası ile temelden çatışmakla beraber, o halde tutanakların neden kamuoyuyla paylaşılmadığının sorulmasını elzem kılmaktadır.

Bu aşamada siyasi kaygıların anayasa yapım sürecini olumsuz etkileyip yavaşlatacağı, çalışmaların kamuoyu baskısından arındırılmış bir şekilde hızlıca işlemesi düşüncesiyle gizliliğin savunulması demokratik bir ülkede ancak isabetsiz bir argüman olarak vasıflandırılabilir. Zira anayasalar hukuki oldukları kadar siyasi niteliği de haiz oldukları gibi, kurulmuş olan Anayasa Uzlaşma Komisyonu da teknik bir heyetten ziyade siyasi bir oluşumdur. Dolayısı ile bu noktada toplum için mutlak derecede önemli olan ve zaten bu yüzden anayasada düzenlenmesi istenen, birçoğu hukukilikten ziyade siyasi özellik arz eden meselelerin halktan habersiz bir şekilde karara bağlanması, yeni anayasanın ne derecede sivil ve demokratik bir şekilde hazırlandığı noktasında insanı haklı olarak tereddüde düşürmektedir. Komisyon tutanaklarının sadece sokaktaki vatandaşın değil, kendisini yeni anayasa yapmak için yeterli gören, Anayasa Uzlaşma Komisyonu üyesi olmayan milletvekillerinin de erişimine kapalı olması bu tereddütleri kuvvetlendirmektedir.

Yeni anayasa sürecinin bir anlamda yüzü sayılabilecek, süreçten ve yapılan çalışmalardan kamuoyunu haberdar etmek için kurulmuş olan www.yenianayasa.tbmm.gov.tr resmi internet sayfasının hali de şeffaflık noktasında eksik ve yanlış bir şeyler olduğu tezini doğrulamaktadır. Türkiye’de bugünlerde belki de en güncel olması gereken sayfalardan biri olduğu halde, bu sayfadan Komisyon’un çalışmalarıyla ilgili bilgi edinmek nerede ise mümkün değil. Mesela burada yer alması evleviyetle gereken Komisyon’un basın açıklamaları bile yer almıyor bu sayfada. Yeni anayasa çalışmaları başlığı altına eklenen en son haber, 19.9.2011’de eklenmiş ki zaten topu topu üç tane haber mevcut bu başlığın altında. Sayfanın hâl-i pürmelâlini belki de en güzel sayfanın girişinde yer alan Cemil Çiçek’in mesajında yer alan bir ayrıntı özetliyor. Komisyon’un çalışmaları hakkında düzenli bilgi almak için haber listesi aboneliğine kayıt yapılmasını tavsiye ediyor Sayın Meclis Başkanı. Fakat sayfada böyle bir hizmet sunulmuyor. Bari halkın gönderdiği önerileri inceleyeyim de diyemiyorsunuz; zira onlara da erişmeniz mümkün değil. İnternet sayfasından, önerilerin içeriklerini değil, sadece görüş bildirenlerin isimlerini öğrenebiliyorsunuz. Gönderilen görüşlerin içeriklerini öğrenemediğimiz gibi bu görüşlerin nasıl tasnif edilip değerlendirildiği, Komisyon çalışmalarını nasıl etkilediği de bizim için başka bir bilinmeyen. Kısacası, yeni anayasa çalışmalarından ilk elden, yorumsuz ve ayrıntılı bir şekilde haberdar olmak gibi bir imkânımız bulunmuyor. Yeni anayasa sürecini halkın bilgisi haricinde gelişen bir süreç olarak nitelemek, muhtemelen yanlış olmayacaktır. Şeffaflık sağlanmadan hazırlanacak anayasanın, 1961 ve 1982 anayasalarından çok da farkı olmayacak; torunlarımız değil, muhtemelen çocuklarımız yapmaya çalıştığımız yeni anayasayı bir başkasıyla değiştirmek zorunda kalacaklardır.



Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.