'Mevcut hukuk sistemimiz artık bize dar geliyor'

Ali Babacan, Adana Ticaret Borsası tarafından Seyhan Oteli'nde düzenlenen iftar yemeğinin ardından yaptığı konuşmada, 2009 yılının İkinci Dünya savaşından sonra küresel ekonominin en çok daraldığı dönem olduğunu, finansal krizlerin boyutları açısından 1929'daki ekonomik buhrandan sonra dünyanın karşı karşıya kaldığı en büyük ekonomik kriz sayıldığının altını çizdi.

Bu krizin dünyaya maliyetinin İkinci Dünya Savaşının maliyetinden daha büyük olduğunu anımsatan Babacan, 2010'un krizden yavaş yavaş çıkma yılı olduğunu, dünyadaki ekonomik büyümenin tekrar başladığını anlattı.

Babacan, bu büyümenin geçen yılki dipten yukarı çıkış anlamına geldiğini, büyümenin olağanüstü tedbirlerle devam ettiğini belirterek, ''Yoğun bakım odasına alınmış, adeta ölüm döşeğindeki hastayı düşünün. O yoğun bakımlarla bir miktar daha hastayı toparlamış durumda. Büyüme dediğimiz bu. Aslında pek çok açıdan baktığımızda henüz normale dönmüş değiliz'' dedi.

Yurt dışında pek çok bankanın devletin sağladığı olağanüstü desteklerle ayakta durduğuna dikkat çeken Babacan, şöyle devam etti: ''ABD Merkez Bankası, bankaların bilançosundaki batık alacakları devralıyor. Al sana para diyor. Trilyonlarca dolarlık operasyonlar bunlar. Avrupa bankaları batmasın diye çok yüksek miktarda likidite sağlanmış durumda. Merkez bankaları bu paraları nereden buluyor? Merkez bankalarının paraları üretme imkanı var. Çoğu zaman bilgisayar ekranında bu paraları üretiyorlar. Geçici bir süre için, tamam. Ancak, bunu uzun süre devam ettirmenin, küresel ekonomiyle ilgili güven bunalımı oluşturduğunu görüyoruz.
Bundan sonra ne olacağı ABD, Fransa, Almanya, Japonya hükümetinin yapacaklarıyla orantılı. Popülizmin esiri olurlarsa, yanlış politikalara devam ederlerse, o zaman da sıkıntılar büyüyebilir.''

Babacan, geçen yıl açığını artırıp, ekonomiyi canlandırmayı amaçlayan ülkelerin bu yıl çok sert tedbirler almaya başladığını, emekli maaşlarını kestiği, vergi oranlarını artırdığı, kamu yatırımlarını durdurduğunu söyledi.

Türkiye'nin küresel krizdeki durumu

Türkiye'nin ise bu krizden nasıl çıkılacağı, güveni tekrar nasıl sağlamlaştırılacağı yönünde çalışmalar yaptığını anlatan Babacan, akademisyenlerle, iş dünyasıyla yoğun istişareler yaptıklarını, TOBB, MÜSİAD, TÜSİAD, TUSKON gibi kuruluşların yöneticileriyle defalarca bir araya geldiklerini anlattı.

Babacan, buna bağlı olarak geçen yıl 16 Eylül'de 3 yıllık program açıkladıklarını belirterek, şöyle konuştu: ''Oradaki stratejimiz şuydu; Türkiye'nin kamu borcu milli gelirine oran olarak düştü. Ancak, bulunduğu seviye yüksek. Gelişmekte olan ülkelerin ortalamasının hala üzerinde. Düşmüş hali bile üzerinde. Daha çok kamuya açık vererek, borçlanarak ekonominin canlanamayacağın düşündük. Kamu borçlarını nasıl kontrol altında tutacağız planını ortaya koyduk. 17 Eylül'de kredi derecelendirme kuruluşu, Türkiye'nin görümünü negatiften durağana çevirdi. Biz programı uygulamaya başladık. Arka arkaya Türkiye'nin kredi notu artmaya başladı. Türkiye kredi notu artan çok az ülkelerden biridir. Ancak, kredi notu iki kademe birden artan tek ülkedir. Başka bir ülke yok.''

Babacan, faizlerin ciddi oranda düşmeye başladığını, Hazinenin borçlanma faizinin yüzde 8 civarında dolaştığını, bunun yaklaşık yüzde 2'lik reel faize denk geldiğini bildirdi.
Enflasyonun kontrol altında olduğunu belirten Babacan, hedeflerinin yüzde 6,5 olduğunu, şuanda 7,5 olarak beklediklerini, gelecek yıl da yüzde 5,5 olmasını öngördüklerini söyledi.
Babacan, bu kriz döneminde geçmiş yıllarda olduğundan farklı bir olumlu tablonun yaşandığını, bunun tek nedeninin güven faktörü olduğunu bildirdi.

Ülkeyi 2002'deki zor tablodan bugünlere getirmelerinin ardında güvenin bulunduğunu anlatan Babacan, ''Güven olunca halk daha rahat alışveriş ediyor. iş adamımız yatırımlarına devam ediyor. Güven olmadığı zaman, halk içine kapanıyor. 2009'da bir süre bunu yaşadık'' dedi.

"Türkiye, istikrar adası"

Babacan, işsizlik rakamlarına bakıldığında, Türkiye'de geçen yıl eylül - ekimden itibaren işsizlik oranının toplamda düşmeye başladığını vurguladı.

Geçen yılın aynı dönemi ile bu yılın aynı dönemi arasında 1 milyon 600 bin ilave istihdam oluştuğunu ifade eden Babacan, şunları kaydetti: ''En son OECD'nin açıkladığı rakamlara baktığınızda işsizlik oranını en hızlı düşüren ülke Türkiye. Tüm Avrupa'da en çok istihdam üreten ülke Türkiye... Türkiye bir istikrar adası olarak yükseliyor. Bütün kaosun, türbülansın ortasında emniyetli bir ülke olarak yükseliyor. Türkiye, Avrupa'nın 6. büyük ekonomisi ve bizim üstümüzde İspanya var. Türkiye hızlı büyüyor. Biz makul zaman içinde, beşinciliğe oturacağız. Arkasından gözümüze İtalya'yı kestirmiş durumdayız. Toplam ekonomik büyüklüğünün İtalya'yı da geçtiğini göreceğiz. Dünyadaki iktisat kuralları adeta yeniden yazılıyor. Dünyadaki ekonomik güç, hızla batıdan doğuya doğru kaymaya başlıyor. Türkiye'nin bu ortamda çok dikkatli, iyi düşünülmüş stratejiler üretmesi gerekiyor. Uzun yıllara baktığınızda bir 20-30 sene sonra Avrupa'da iki büyük ekonomi olacak, birisi Türkiye diğeri Almanya. İki büyük ekonomi olarak bu iki ülke kalacak. 2050 analizleri var. Dünyanın 9. büyük ekonomisinin Türkiye olacağı konusunda. Türkiye'nin en büyük ekonomilerden biri olacağını gösteriyor. Bunlar sağlam analizler.''

"Yargı sistemi değiştirilmeli"

Babacan, Türkiye'nin bütün bu başarısının, sadece ekonomi politikalarıyla ilgili olmadığını belirterek, ''Biz ekonomide ne yaparsak yapalım, Türk ekonomisinin arzu edilen noktaya gelebilmesi için çok sağlam hukuk sistemine ihtiyacımız var. Mevcut hukuk sistemimiz artık bize dar geliyor'' dedi.

Temel hak ve özgürlükler konusunda Türkiye'nin ufku açık, evrensel olmasına ihtiyaç duyulduğunu ifade eden Babacan, aksi halde Türkiye'nin ''patinaj yapmaya başlayacağını'' bildirdi.

Babacan, 2003, 2004, 2005, 2006 yıllarının Türk ekonomisinin hızlı büyüdüğü yıllar olduğunu, 2007 ve 2008'de ise büyümenin neredeyse durduğunu vurguladı.

Bu dönemlerin iyi analiz edilmesi gerektiğini belirten Babacan, şöyle konuştu: ''Güven ortamını zedeleyici gelişmeler oldular. E-Muhtıra vakası yaşadık. 27 Nisan. Birden bire tüm hafızalarda darbeler canlandı. 28 şubat, 12 eylül... Hem içerde halkımızda tereddüt, hem de dışardan bakanlarda tereddüt oluştu. 28 Nisan saat 11.00'da yatırımcılarla ilgilenen arkadaşlarımıza mail geldi. Türkiye'ye 5 milyar dolar doğrudan yatırıma hazırlanan büyük bir firma, arkadaşlarımıza soruyor. 'Ordu mu? Eğer bu doğruysa, ben 10-15 yıl arkamı dönüp, Türkiye'ye bakmam. Çünkü ülkenin başına ne geleceği, bunları kestirmek çok zor' Bunlar bütün o güvenilirliği alıp götürüyor.
Arkadan 367 vakası yaşadık. Bir hukuk devletinde böyle gelişmelerin yaşanmaması gerekiyor. Türkiye, AB'ye üye olmaya çalışan bir ülke olduğu için hemen sivil toplum kuruluşlarından, Avrupa Parlamentosundan, Avrupa komisyonundan sürekli tepkiler geldi. 'Türkiye ne yapıyor, geriye mi gitmeye başlıyor' diye. Yıl 2008 parti kapatma davası yaşadık. Şu anda birinci sınıf demokratik sistemin işlediği hiç bir ülkede böyle bir şey yok. Bu güven ortamını yaralayan gelişmedir.'
'

Babacan, hukuk sisteminin binanın temellerine benzediğini vurgulayarak, ''Ben hep, 'içinde bulunduğunuz bina sağlam olacak ki depremde bir şey olmasın' derdim. Ya zemin çürükse? Binanın oturduğu zemin hukuk sistemi, temel hak ve özgürlükler. Eğer temel sağlam olmazsa, bu binayı istediğiniz kadar sağlam yapın yıkılır. Çünkü zemin çürük'' dedi.

Yargı sistemi 2000'li yıllarda

Babacan, son krizde, Avrupa ve ABD'de yüzlerce bankanın batmasına karşın, Türkiye'de bankaların sapasağlam ayakta durmasının yapılan reformların sonuçları olduğunu bildirdi.

''Ekonomide bu kadar reform yapılmasına karşın, bizim yargı sistemimiz maalesef 2000'li yıllara takıldı kaldı'' diyen Babacan, şunları söyledi: ''Adım atamıyoruz, yürüyemiyoruz. Artık, Türkiye'ye ciddi bir yük olmaya başladı. Biz 3 bin dolarlardan 10 bin dolarlara geldik ama, 20 bin, 30 bin dolarla ulaşmamız çok zor olacak böyle giderse. Güven faktörünü sadece ekonomi politikalarıyla değil, sağlam hukuk sistemiyle pekiştirmemiz gerekiyor. 12 Eylül referandumu bunun için önemli. Türkiye için çok önemli karar tarihi. Bunun hukuki zemini, siyasi açıdan baktığımızda önemi, bunların hepsi tartışılıyor.''

"Darbe dönemini kalıcı kapatmak gerekir"

Babacan, Türkiye'deki darbe döneminin kalıcı olarak kapatılması, geride bırakılması gerektiğini belirtti. Bunun için 12 Eylül referandumunun önem taşıdığını ifade eden Babacan, ''Aksi halde aralık bir kapı var. O kapıyı tamamen kapatıp, kilitlemedikten sonra Türkiye'nin önünde bu risk hep olacak. Türkiye'de gerçek anlamda bir sivil demokrasinin yerleşmesi gerekiyor'' dedi.

Hakim ve savcıların performansını ölçüp, gerçek anlamda değerlendirilmiş performansa göre bir atama, promosyon, tayin sisteminin mutlaka getirilmesi gerektiğini anlatan Babacan, şöyle devam etti: ''Atama, tayin işini şu anda bakan ve müsteşarı saymazsak, 5 tane üyeden oluşan HSYK yapıyor. Bunun 3'ü Yargıtay'dan, 2'si Danıştay'dan geliyor. Küçük yapı. Küçük bir grubun birbirini atadığı bir kast yapısı söz konusu. Biz bunu demokratikleştirelim diyoruz. Hakim savcılar seçsin istiyoruz. O kuruldakiler, ortak akıl ürünü, objektif değerlendirme yapabilsinler. Kendini seçenlere karşı sorumluluk hissetsinler. Seçildiyse, o kurul üyelerini bütün hakim savcılara karşı kendilerini sorumlu hissedeceklerdir. Ona göre dikkatli kararlar alacaklar. Performansı başka türlü artırmamız zor olacak. Aksi halde, 10 yıl geçecek aynı şikayetler devam edecek. Yargı ayağı çok geride kaldı. Bununla ilgili anayasa değişikliği büyük önem taşıyor.''

"Evet kötü diyen yok"

Babacan, Türkiye'ye yatırım yapacaklara danışmanlık yapan, piyasa analizcileri bulunduğunu, bunlar dünyanın her yerinde olduğunu, şimdiye kadar referandumla ilgili onlarca rapor yayınlandığını belirtti.

Bu raporların ''evet'' ve ''hayır'' çıkması durumunda neler yaşanacağını belirttiğini ifade eden Babacan, şunları konuştu: ''En son 2 gün önce, Japon firması yapmış araştırmasını. Tüm bu raporlarda, tam bir mutabakat var ki, bir 'evet' sonucu Türkiye ekonomisi için çok olumlu sonuçlar getirecektir. Hayır sonucu sıkıntılı bir tablo oluşturacaktır. İleriye doğru problemlerin ortaya çıkabileceği bir tablo. Şimdiye kadar tek bir analiz yoktur ki; ('hayır' ekonomi için daha iyidir) ya da ('evet' kötüdür diyen). Burada bizim de objektif bakmamız gerekiyor. Bunun Türkiye için önemli bir karar olduğunu anlatmamız gerekiyor. Böylesine önemli kararda halkımızın sağduyusunun galip geleceğine inanıyoruz.''

"Referandum siyasi parti meselesi değil"

Babacan, referandumun siyasi parti meselesi olmadığını belirterek, ''Bir Türkiye meselesi olduğu her yerde vurgulanmalı'' dedi. Referandumun Türkiye'nin geleceği için büyük önem taşıdığını vurgulayan Babacan, ''Çocuklarımızın torunlarımızın Türkiye'si için bu bir fırsat. Türkiye demokraside, temel hak özgürlüklerde, yargı sisteminde bir basamak daha mı yukarı çıkacak, yoksa 'ben memnunum böyle gelmiş böyle gider' mi diyecek'' diye konuştu.

Babacan, 2011 seçimlerinin çok yakın olduğunu da anımsatarak, ''Eğer bir partiye, bir gruba mesaj vermek istiyorsak, 2011 seçimleri çok yakın. Hangi partiye gönlünüz daha yakınsa, o partinin logosunun altına tercihimizi yapacağız. Ama referandum siyasi parti meselesi değil'' dedi.

Toplantıya, Adana Valisi İlhan Atış, AKP Adana Milletvekilleri Vahit Kirişçi, Necdet Ünüvar ve Fatoş Gürkan, Emniyet Müdürü Mehmet Salih Kesmez, Adana Ticaret Odası Başkanı Şaban Baş, Sanayi Odası Başkanı Ümit Özgümüş ile çok sayıda davetli katıldı.


AA


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.