ANAYASA 148/1. MADDE

1982 Anayasası’nın 148/1. maddesinde, Anayasa Mahkemesi’nin görevleri arasında bireysel başvuruları kararı bağlayacağı düzenlenmiş, aynı maddenin 3 ve 4. fıkralarında; “(Ek fıkra: 07/05/2010-5982/18 md.) Herkes, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır. (Ek fıkra: 07/05/2010-5982/18 md.) Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

ANAYASA 153. MADDE

Anayasa’nın 153. maddesine göre de, Anayasa Mahkemesi’nin Kararları kesindir ve Anayasa Mahkemesi Kararları Resmî Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar. Anayasa Mahkemesi’nin diğer kararları gibi bireysel başvuruları inceleyen bölüm kararları da yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlamaktadır. 2010 yılında Anayasa’nın 148. maddesinde yapılan değişiklikle Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruları karara bağlama yetki ve görevi verilmiştir. Bu değişikliğin gerekçesinde şöyle ifade edilmiştir: “Bireysel Başvuru ya da Anayasa Şikâyeti, kamu gücü tarafından, temel hak ve özgürlükleri ihlâl edilen bireylerin başvurdukları olağanüstü bir kanun yolu olarak tanımlanmaktadır. Günümüzde, temel hakların korunması amacıyla bireysel başvuru yolu, pek çok uygar ülkede Anayasa Yargısı’nın ayrılmaz bir parçası kabul edilmektedir.”

BİREYSEL BAŞVURU HAKKI ve YOLU

6216 sayılı Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Mahkeme’nin Görev ve Yetkileri” kenar başlıklı 3/1-c bendinde Yüksek Mahkeme’ye “Anayasa’nın 148. maddesi uyarınca yapılan bireysel başvuruları karara bağlamak” görevi verilmiştir. Aynı Kanun’un “Bireysel Başvuru Hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir; “Herkes, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilir.” “Esas Hakkındaki İnceleme” kenar başlıklı 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir; “... bir Mahkeme Kararı’na karşı yapılan bireysel başvurulara ilişkin inceleme ... bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır. Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.” “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir: “(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez. (2) Tespit edilen ihlal bir Mahkeme Kararı’ndan kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili Mahkeme’ye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel Mahkemeler’de dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü Mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.” Yine 6216 sayılı Kanun’un “Mahkeme Kararları” kenar başlıklı 66/1. maddesine göre, “Mahkeme Kararları kesindir. Mahkeme Kararları devletin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.”

AYM. BİREYSEL BAŞVURU KARARI’NIN HUKUKİ NİTELİĞİ

Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler karşısında; Anayasa Mahkemesi’nce bireysel başvurular sonucu verdiği kararların hukuki niteliği üzerinde durmak gerekir. Anayasa’nın 148. maddesindeki değişikliğin gerekçesinde bireysel başvuru yolu, olağanüstü bir kanun yolu olarak tanımlanmıştır. Bireysel başvuru ya da Anayasa şikâyeti, temel hak ve özgürlükleri yasama, yürütme veya yargı organlarının işlemleri tarafından ihlal edilen bireylerin başvurdukları olağanüstü bir kanun yolu olarak tanımlanabilir. Bireysel başvuru öncelikle, hakları ihlal edilenlere Anayasa veya Yasa’yla tanınan bir dava türüdür. Anayasa Mahkemesi’nin Kararı’na göre; “Anayasa’nın 148. maddesinde yer verilen bireysel başvuru yolu, dava dilekçesinde belirtildiği gibi sadece bir hakkın ihlal edilip edilmediğinin tespiti davası değil, bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin kamu gücü tarafından ihlalinin önlenmesi ve bir ihlal tespiti durumunda da bu ihlalin sonuçlarını ortadan kaldıracak veya meydana gelen zararı giderecek şekilde hukuki sonuçlar doğuran bir dava niteliğindedir. Bireysel başvuru yolu; temyiz veya istinaf benzeri bir başvuru olmadığı gibi, temyiz veya istinaf sonrası olağanüstü bir temyiz fırsatı da değildir. Anayasa’nın 148/4. maddesinde bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamayacağı belirtilmiş, 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinde de aynı hüküm tekrar edilmiştir. Bu kapsamda temyiz ve istinaf aşamalarında, ilk derece Mahkemeleri’nin olayları ve delilleri değerlendirmeleri doğru yapıp yapmadıkları, Mahkemeler’in yaptığı işlemlerin yasalara uygun olup olmadığı ve yasa kurallarının doğru uygulanıp uygulanmadığı değerlendirilirken Anayasa Mahkemesi, genel Mahkemeler’in olayı ve delilleri değerlendirirken, yasa kurallarını uygularken temel hakları ihlal edip etmediklerini ve ihlal varsa bu ihlallerin bireysel başvuru yolu dışında başka bir yolla giderilip giderilemeyeceğini inceler. 6216 sayılı Kanun’un 50/1. fıkrasında; bireysel başvuruların esas incelemesi sonunda başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verileceği, ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği ifade edilmiştir. Dolayısıyla; Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvurular kapsamındaki yetki ve görevi, hakkın ihlal edilip edilmediğinin tespitiyle sınırlı olmayıp tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerin belirlenmesini de kapsamaktadır. Bu kapsamda tespit edilen ihlal bir Mahkeme Kararı’ndan kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili Mahkeme’ye gönderileceği hükme bağlanmıştır. Kanun’da, ihlalin ve sonuçlarının nasıl ortadan kaldırılacağına ilişkin belirleme yapma bakımından Anayasa Mahkemesi’ne geniş bir takdir yetkisi verilmiştir. Bunun tek sınırı 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasının sonunda yer alan Anayasa Mahkemesi’nin idari eylem ve işlem niteliğinde karar veremeyeceğine ilişkin düzenlemedir. Buna göre anılan sınır, Anayasa Mahkemesi’nin ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğine hükmederken idarenin yerine geçerek işlem tesis edemeyeceğini ifade eder. Bireysel başvurunun niteliği dikkate alındığında bu sınırlama sadece idare değil yasama ve yargı organları yönünden de geçerlidir. Mahkeme, ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğine hükmederek kararı, gerekli işlemlerin tesis edilmesi için ilgili mercilere gönderir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi kural olarak ihlalin ve sonuçlarının nasıl ve hangi araçlarla ortadan kaldırılacağı hususunda ilgili mercilere takdir yetkisi bırakır. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinde, Anayasa Mahkemesi’nce tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili Mahkeme’ye gönderileceği belirtildiğinden ilk derece Mahkemesi’nde yapılan yargılama nitelik olarak “Yeniden Yargılama”dır.

YENİDEN YARGILAMA SEBEPLERİ

Yeniden yargılama sebepleri 6100 sayılı HMK’nın 375. maddesinde sayılmış, birinci fıkranın (i) bendinde “Kararın, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması veya karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi” yargılamanın iadesi sebebi olarak sayılmıştır. Bu maddede Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru sonucu verdiği kararlar sayılmamış ise de 6216 sayılı Kanun’da yeniden yargılama yapılacağı açıkça düzenlenmiştir.

HMK. 373/4 mü? HMK. 341/1 mi?

Yeniden Yargılama; önceki yargılamadan bağımsız yeni bir Dava’dır. Yeniden yargılamaya sebep olan Mahkeme Kararı, Anayasa Mahkemesi’nin kararı ile kısmen veya tamamen ortadan kaldırılmıştır. İhlale neden olan yerel Mahkeme Kararı temyiz incelemesinden geçmiş ise, yerel Mahkeme’nin verdiği karar kaldırıldığı için, kaldırılan kararın temyizine ilişkin Yargıtay Kararı da ihlale konu somut olay yönünden kaldırıldığından artık Yargıtay’ın onama veya bozma kararı işbu davada dikkate alınamayacaktır.

Anayasa Mahkemesi’nce ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilk derece Mahkemesi’ne gönderilmiş ise, ilk derece Mahkemesi’nce artık önceki kararlardan bağımsız olarak Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararı çerçevesinde yeni ve ayrı bir inceleme yapılacağından, HMK’nın 373/4. fıkrasında “Yargıtay’ın bozma kararı üzerine ilk derece Mahkemesi’nce bozmaya uygun olarak karar verildiği takdirde, bu karara karşı temyiz yoluna başvurulabilir.” hükmü uygulanamaz. İlk derece Mahkemesi’nin Kararı, madde 341/1 kapsamında ilk derece Mahkemeleri’nden verilen nihai kararlar niteliğinde olup İstinaf yoluna başvurulması gerekmektedir.

SONUÇ;

Yerel Mahkeme’ce verilen 1 hüküm, Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşmiş, Anayasa Mahkemesi’ne yapılan Bireysel Başvuru sonucu, Anayasa Mahkemesi’nce Hak İhlali’ne karar verilmesi durumunda; Anayasa Mahkemesi Kararı sonrası yerel Mahkeme’ce yeniden verilen Karar; Temyiz Kanun Yolu’na değil, İstinaf Kanun Yolu’na tabidir.

(Emsal Karar: Yargıtay (10.) Hukuk Dairesi, 2020/576 E., 2020/1941 K., 04.03.2020 T.)