Avukatın savunma dokunulmazlığı, avukatın müvekkilinin haklarını korumak amacıyla yargı mercileri veya yetkili makamlar önünde ileri sürdüğü hukuki görüş ve açıklamalar nedeniyle, belirli şartlar altında hukuki veya cezai yaptırıma maruz bırakılmamasını ifade eder.
Savunma dokunulmazlığı yalnızca avukata tanınmış kişisel bir ayrıcalık değildir. Bu güvence, esas olarak müvekkilin savunma hakkını ve toplumun adil yargılanma hakkına duyduğu güveni korur.
Bir avukat, müvekkilinin iddialarını gerektiği gibi ifade edemiyor, karşı tarafın veya kamu görevlilerinin eylemlerini eleştiremiyor ve her cümlesinde ceza ya da disiplin soruşturmasına uğrama endişesi taşıyorsa savunma görevinin etkili biçimde yerine getirilmesi mümkün olmaz.
Ancak savunma dokunulmazlığı, avukata sınırsız bir hakaret veya kişilik haklarına saldırı serbestisi de vermez. Korumanın kapsamı; kullanılan sözlerin bağlamı, savunmayla ilgisi, amacı, muhatabı ve ölçülülüğü dikkate alınarak belirlenir.
I-Anayasa Mahkemesinin Nesrin Çetinkaya ve Serhat Çetinkaya Kararı
Anayasa Mahkemesinin bu konudaki önemli kararlarından biri, Nesrin Çetinkaya ve Serhat Çetinkaya Başvurusu hakkında verilen karardır.
Başvuru numarası 2019/8563, karar tarihi ise 8 Haziran 2023 olan karar, 2 Kasım 2023 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
Olayda avukatlar, müvekkillerinin polis tarafından darp edildiğini ileri sürmüş ve müvekkillerini muayene eden doktor hakkında Türk Tabipleri Birliğine şikâyette bulunmuştur. Şikâyet dilekçesinde doktorun mesleki görevini yerine getirme biçimini eleştiren bazı sert ifadeler kullanılmıştır.
Doktorun şikâyeti üzerine avukatlar hakkında disiplin süreci başlatılmış ve kullanılan ifadeler nedeniyle uyarma cezası verilmiştir. Avukatlar ise ifadelerin müvekkillerinin haklarını koruma amacıyla ve mesleki faaliyet kapsamında kullanıldığını belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
Anayasa Mahkemesi, yapılan değerlendirme sonucunda avukatların ifade özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Mahkeme, özellikle avukatların mesleklerini icra ederken sahip oldukları ifade özgürlüğünün, savunma görevinin niteliği dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Avukatın İfade Özgürlüğü Neden Daha Geniş Korunur?
Avukatlık, özel bir ticari faaliyetten ibaret değildir. Avukat, yargının kurucu unsurlarından biri olan bağımsız savunmayı temsil eder.
Bu nedenle avukatların açıklamaları değerlendirilirken sıradan kişiler arasında geçen tartışmalarda kullanılan ölçütlerin aynen uygulanması doğru değildir. Avukat çoğu zaman müvekkili adına ağır bir suçlamayı dile getirmek, bir kamu görevlisinin işlemini eleştirmek veya yargılama makamlarının hatalı davrandığını ileri sürmek zorundadır.
Anayasa Mahkemesi de avukatların yargı sistemi içindeki özel konumuna dikkat çekmektedir. Avukatlar, hukukun doğru uygulanmasına katkıda bulunur, müvekkillerinin haklarını korur ve yargı organlarıyla toplum arasında güven ilişkisinin kurulmasında önemli bir rol üstlenir.
Bu işlevin yerine getirilebilmesi için avukatın, savunma göreviyle bağlantılı açıklamalarını korkmadan yapabilmesi gerekir. Avukatın kullandığı her sert söz nedeniyle disiplin veya ceza tehdidiyle karşılaşması, yalnızca avukatı değil, temsil ettiği kişinin savunma hakkını da zayıflatır.
Savunma Dokunulmazlığının Hukuki Dayanakları
Avukatın savunma dokunulmazlığı birden fazla hukuki düzenlemeye dayanmaktadır.
Anayasa’nın 26. maddesi ifade özgürlüğünü, 36. maddesi ise hak arama özgürlüğü ile adil yargılanma hakkını güvence altına almaktadır. Avukatın müvekkili adına yaptığı açıklamalar, bu iki temel hakkın kesiştiği alanda yer alır.
Avukatlık Kanunu’nun 34. maddesine göre avukatlar, üstlendikleri görevleri özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmekle yükümlüdür. Aynı Kanun’un 134. maddesinde ise avukatlık onuruna, düzen ve geleneklerine ya da meslek kurallarına aykırı davranışların disiplin yaptırımına konu olabileceği düzenlenmiştir.
Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları da avukatın yazarken ve konuşurken düşüncelerini olgun ve objektif biçimde açıklamasını, hukukla ilgisiz açıklamalardan kaçınmasını öngörmektedir. Bununla birlikte avukatın, iddia ve savunmanın hukuki yönüyle ilgili açıklamalar yapabilmesi kabul edilmektedir.
Uluslararası alanda ise Birleşmiş Milletler Avukatların Rolüne İlişkin Temel İlkeler Bildirgesi önem taşır. Havana Kuralları olarak da bilinen bu düzenlemeye göre avukatlar, mesleki faaliyetleri sırasında iyi niyetle yaptıkları yazılı ve sözlü savunmalar nedeniyle hukuki ve cezai bağışıklıktan yararlanmalıdır.
Savunma Dokunulmazlığı Hangi Şartlarda Uygulanır?
Avukatın kullandığı her ifade otomatik olarak savunma dokunulmazlığı kapsamında kabul edilmez. Korumanın uygulanabilmesi için bazı temel ölçütler dikkate alınır.
1-İfade, savunma göreviyle ilgili olmalıdır
Kullanılan sözler, somut uyuşmazlıkla veya müvekkilin hakkının korunmasıyla bağlantılı olmalıdır. Davayla ilgisi bulunmayan, kişisel husumetten kaynaklanan veya yalnızca karşı tarafı küçük düşürmeyi amaçlayan ifadeler koruma görmeyebilir.
2-Açıklamanın hukuki veya olgusal bir temeli bulunmalıdır
Avukatın her iddiasını kesin delillerle kanıtlaması beklenemez. Savunma faaliyeti sırasında kuşkular, iddialar ve hukuki değerlendirmeler ileri sürülebilir.
Ancak tamamen dayanaksız, bilinçli olarak gerçeğe aykırı veya herhangi bir olgusal temeli bulunmayan suçlamalar savunma sınırlarını aşabilir.
Anayasa Mahkemesi kararında da ifadelerin yalnızca sözlük anlamına bakılmasının yeterli olmayacağını belirtmiştir. Sözlerin kullanıldığı bağlam, olayların bütünü ve avukatın açıklamayı hangi amaçla yaptığı birlikte değerlendirilmelidir.
3-Amaç, müvekkilin hakkını korumak olmalıdır
Avukatın amacı karşı tarafa hakaret etmek değil, müvekkilinin hukuki durumunu açıklamak, iddiasını desteklemek veya bir işlemin hukuka aykırılığını ortaya koymak olmalıdır.
Örneğin müvekkilinin kötü muamele gördüğünü ileri süren bir avukatın, muayeneyi yapan doktorun görevini gereği gibi yerine getirmediğini iddia etmesi tek başına kişisel saldırı olarak değerlendirilemez. İfadenin, müvekkilin kötü muamele iddiasını ortaya koymak için kullanılıp kullanılmadığı incelenmelidir.
4-İfade ölçülü olmalıdır
Savunma dokunulmazlığı sert ve rahatsız edici eleştirileri de kapsayabilir. Ancak tehdit, sövme, kişisel aşağılama veya uyuşmazlıkla bağlantısı bulunmayan ağır saldırılar koruma kapsamının dışında kalabilir.
Buradaki ölçülülük değerlendirmesi mekanik biçimde yapılamaz. Kullanılan kelimenin sert olması tek başına yaptırım uygulanması için yeterli değildir.
Sert Eleştiri ile Hakaret Arasındaki Sınır
Uygulamada en önemli sorunlardan biri, avukatın sert eleştirisi ile hakaret arasındaki sınırın belirlenmesidir.
Bir sözün rahatsız edici, incitici veya ağır olması, mutlaka hakaret oluşturduğu anlamına gelmez. Özellikle avukatın bir kamu görevlisinin mesleki faaliyetini eleştirdiği durumlarda daha geniş bir ifade alanının kabul edilmesi gerekir.
Kamu görevlileri, görevleriyle ilgili eleştirilere sıradan kişilere göre daha fazla tahammül göstermek zorundadır. Bununla birlikte bu durum kamu görevlilerinin kişilik haklarının tamamen korumasız olduğu anlamına gelmez.
Değerlendirme yapılırken şu sorulara cevap aranmalıdır:
*İfade, kişinin özel hayatına mı yoksa görevine mi yöneliktir?
*Açıklama bir dava veya şikâyet dilekçesinde mi kullanılmıştır?
*İfadenin müvekkilin iddiasıyla bağlantısı var mıdır?
*Avukatın elinde iddiayı destekleyen emareler bulunmakta mıdır?
*Kullanılan sözler bir değer yargısı mı, yoksa somut bir suç isnadı mıdır?
*Aynı düşüncenin daha ölçülü biçimde ifade edilmesi mümkün müdür?
Bu sorulara cevap verilmeden yalnızca bazı kelimeler seçilip avukat hakkında yaptırım uygulanması, ifade ve savunma özgürlüğünü ihlal edebilir.
II-AYM Kararının Avukatlar Açısından Önemi
Anayasa Mahkemesi kararının en önemli yönü, avukatların ifadelerinin bağlamdan koparılarak değerlendirilemeyeceğini ortaya koymasıdır.
Mahkemeye göre derece mahkemeleri ve disiplin mercileri, kullanılan ifadelerin; hangi olay üzerine söylendiğini, hangi makam önünde kullanıldığını, müvekkilin hangi hakkının korunmasının amaçlandığını, ifadelerin olgusal temele sahip olup olmadığını, karşı tarafın mesleki faaliyetine mi yoksa kişiliğine mi yöneldiğini ayrıntılı biçimde incelemelidir.
Kararda, avukatların kullandığı ifadeler ile müvekkillerinin iddiaları arasında bağlantı bulunduğu, sözlerin bir meslek örgütüne sunulan şikâyet dilekçesinde yer aldığı ve kamu yararına ilişkin bir tartışmaya katkı sağladığı kabul edilmiştir. AYM, ifadelerin keyfî bir kişisel saldırı olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır.
III-Disiplin Cezaları da İfade Özgürlüğüne Müdahale Sayılır mı?
İfade özgürlüğüne müdahale yalnızca hapis veya adli para cezasıyla gerçekleşmez. Avukata verilen uyarma, kınama veya para cezası gibi disiplin yaptırımları da ifade özgürlüğüne müdahale oluşturabilir.
Disiplin cezasının hafif olması, anayasal inceleme yapılmasına engel değildir. Çünkü yaptırım, avukatlar üzerinde gelecekte benzer açıklamaları yapmaktan kaçınmalarına yol açabilecek bir caydırıcı etki meydana getirebilir.
Avukatın müvekkilini savunurken sürekli disiplin cezası alma endişesi taşıması, savunmanın etkinliğini azaltır. Bu nedenle yaptırımın ağırlığı kadar, mesleki faaliyet üzerindeki caydırıcı etkisi de değerlendirilmelidir.
IV-Avukatlar Dilekçe Yazarken Nelere Dikkat Etmelidir?
Savunma dokunulmazlığı güçlü bir koruma sağlasa da avukatların dilekçe ve sözlü savunmalarında özenli davranması gerektiği kanaatindeyiz.
Kanaatimizce iddialar somut olaylarla ilişkilendirilmeli, mümkün olduğunca mevcut delil ve emarelere dayanılmalıdır. Bir kişiye doğrudan suç isnat etmek yerine, hukuki değerlendirme biçiminde ve ihtiyatlı bir dil kullanılması daha güvenlidir. Örneğin “doktor gerçeğe aykırı rapor düzenlemiştir” şeklindeki kesin bir ifade yerine, olayın durumuna göre “rapor içeriğinin müvekkilin beyanları ve dosyadaki diğer bulgularla çeliştiği, bu nedenle gerçeğe uygunluğu konusunda ciddi kuşku doğduğu” biçiminde bir anlatım tercih edilebilir. Bu yaklaşım savunmayı zayıflatmaz. Aksine iddiayı hukuki zemine taşır ve kişisel saldırı görüntüsünden uzaklaştırır.
V-Anayasa Mahkemesinin Diğer Kararlarında Savunma Dokunulmazlığına Yaklaşım
Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay, son yıllarda verdikleri kararlarla avukatların ve vatandaşların yargı makamlarına yönelik eleştirilerinin değerlendirilmesinde ifade özgürlüğü, savunma hakkı ve adil yargılanma hakkı arasında hassas bir denge kurulması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu kararların ortak noktası, kullanılan ifadelerin tek tek seçilerek değil; yazıldığı veya söylendiği bağlam, amacı, muhatabı ve uyuşmazlıkla ilişkisi dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğidir.
1-Hasan Ercan Kararı (AYM, B. No: 2015/54)
Anayasa Mahkemesinin en dikkat çekici kararlarından biri Hasan Ercan başvurusudur. Başvurucu, bir hâkimin kararını eleştirirken, verilen kararın “hukuk fakültesi üçüncü sınıf öğrencisinin dahi doğru yorumlayabileceği” nitelikte olduğunu belirtmiş, bu ifadeler nedeniyle hakaret suçundan mahkûm edilmiştir. Anayasa Mahkemesi ise farklı bir sonuca ulaşmıştır. Mahkemeye göre kullanılan ifadeler sert olmakla birlikte hâkimin kişiliğine değil, verdiği yargısal karara yöneliktir.
Mahkeme özellikle şu tespiti yapmıştır: “Eleştirinin ağır olması tek başına ifade özgürlüğünün ortadan kaldırılması sonucunu doğurmaz.” Kararda ayrıca ilk derece mahkemesinin ifade özgürlüğü ile hâkimin şeref ve itibarı arasında adil denge kuramadığı belirtilmiş ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmiştir. Bu karar, savunma kapsamında yapılan sert hukuki eleştirilerin kişisel saldırıyla aynı kategoride değerlendirilemeyeceğini göstermesi bakımından önem taşımaktadır.
2-Arif Altın Kararı (AYM, B. No: 2014/2170)
Benzer yaklaşım Arif Altın kararında da görülmektedir. Başvurucu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına gönderdiği elektronik postada oldukça sert ifadeler kullanmış ve bunun üzerine hakaret suçundan mahkûm edilmiştir. Anayasa Mahkemesi ise ilk derece mahkemesinin ifadeleri bağlamından kopardığını belirtmiştir. Mahkemeye göre; kullanılan ifadeler bir bütün halinde değerlendirilmelidir, kamu görevlisinin görev yaptığı alan dikkate alınmalıdır, sözlerin yöneldiği esas hedef belirlenmelidir, ifade özgürlüğü ile şeref ve itibar hakkı arasında denge kurulmalıdır. Bu değerlendirme yapılmadan verilen mahkûmiyet kararının demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Meral Özata Özgürol Başvurusu (Başvuru Numarası: 2015/2326), Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm S.A. Başvurusu (Başvuru Numarası: 2015/19664) kararları da benzer yöndedir.
VI-Kamu Görevlileri Daha Geniş Eleştiriye Katlanmalıdır
Hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hem de Anayasa Mahkemesi içtihatlarında ortak kabul gören ilke şudur:
Kamu görevlileri, özellikle hâkimler, savcılar ve diğer yargı mensupları; görevlerini yerine getirirken vatandaşlara göre daha geniş eleştirilere katlanmak zorundadır.
Bunun nedeni oldukça açıktır.
Yargı yetkisini kullanan kişiler kamu gücünü temsil etmektedir.
Kamu gücünü kullanan kişilerin eylem ve işlemlerinin eleştirilmesi demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez unsurudur.
Eleştiri sınırı kamu görevlileri bakımından daha geniş yorumlanmalıdır.
VII-Yargıtay’ın Savunma Dokunulmazlığına Yaklaşımı
Yargıtay da aynı doğrultuda kararlar vermektedir. Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 2015/8428 Esas, 2015/10970 Karar sayılı ilamında, HSYK’ya sunulan bir şikâyet dilekçesinde hâkim hakkında; taraflı davrandığı, görevini ihmal ettiği, bilirkişileri koruduğu, görev sınırlarını aştığı, TCK anlamında suç işlediği şeklindeki ifadeler nedeniyle verilen mahkûmiyet kararı bozulmuştur.
Yargıtay, bu ifadelerin; TCK’nın 128. maddesinde düzenlenen iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında bulunduğunu, somut olgu isnadı değil büyük ölçüde değer yargısı niteliğinde olduğunu, dilekçenin yazıldığı yer, amaç ve bağlam dikkate alındığında hakaret değil eleştiri oluşturduğunu açıkça belirtmiştir.
Kararda yer alan şu tespit özellikle dikkat çekicidir: “Bu durumun aksinin kabulü, suçla korunmak istenen değeri ölçüsüz biçimde genişletmek ve ifade özgürlüğünü esas alan evrensel hukuk anlayışıyla bağdaşmayan bir yorum olacaktır.” Bu değerlendirme, savunma dokunulmazlığının yalnızca avukatlar açısından değil, hak arama özgürlüğünü kullanan herkes bakımından ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.
VII-Bu İçtihatlardan Çıkan Ortak Sonuç
Gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, gerek Anayasa Mahkemesi, gerekse Yargıtay kararları birlikte değerlendirildiğinde şu ortak ilkeler ortaya çıkmaktadır:
*İfadeler bağlamından koparılarak değerlendirilemez.
*Savunma amacıyla kullanılan sert ifadeler otomatik olarak hakaret sayılmaz.
*Kamu görevlileri daha geniş eleştirilere katlanmalıdır.
*Hâkim ve savcıların görevlerine ilişkin eleştiriler, kişisel saldırı niteliğinde olmadığı sürece ifade özgürlüğü kapsamında korunmalıdır.
*Savunma hakkı, adil yargılanma hakkının ayrılmaz bir unsurudur.
*Avukatın etkili savunma yapabilmesi için ifade özgürlüğünün geniş yorumlanması gerekir.
Sonuç
Avukatın savunma dokunulmazlığı, avukata tanınmış sınırsız bir ayrıcalık değil; adil yargılanma hakkının ve etkili savunmanın güvencesidir.
Avukatlar, müvekkillerinin haklarını korurken sert, rahatsız edici ve yetkilileri eleştiren açıklamalar yapmak zorunda kalabilir. Bu ifadelerin yalnızca kullanılan kelimeler üzerinden değil; olayın bütünü, savunmanın amacı, açıklamanın yapıldığı yer ve ifadelerin olgusal temeli dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekir.
Anayasa Mahkemesinin Nesrin Çetinkaya ve Serhat Çetinkaya kararı ve benzer yöndeki diğer kararları, disiplin mercileri ile mahkemelerin avukatların mesleki açıklamalarına müdahale ederken ayrıntılı ve ikna edici gerekçe ortaya koyması gerektiğini göstermektedir.
Savunmayla bağlantılı, olgusal temeli bulunan ve müvekkilin haklarını koruma amacı taşıyan ifadelerin yaptırıma bağlanması, yalnızca avukatın ifade özgürlüğünü değil, bireyin savunma ve adil yargılanma hakkını da zedeleyebilir.
Bu nedenle avukatın savunma dokunulmazlığı değerlendirilirken temel soru, kullanılan ifadenin sert olup olmadığı değil; savunma görevinin yerine getirilmesi bakımından gerekli, bağlantılı ve ölçülü olup olmadığıdır.
Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU