“Zehirli ağacın meyvesi zehirlidir.” yada “Masum bir kişinin cezalandırılmasındansa, yüz <suçlu>nun beraat etmesi daha iyidir.” mottolarıyla sanığın haklarından bahsedilip mağdur/şikayetçi haklarının eser miktarda anlatılmasıyla baştan attık havluyu sanki. Silahların eşitliği adil yargılama diyorduk ama o da sanığa özgülenmişti.. Mağdur çocuk vekilliği yaptığım dosyada çalakalem düzenlenen iddianameni iadesini talep edemezmişim hatta SSÇ’ler hakkında daha ağır suç tipi uygulanması için CMK M. 226 talep ettiğimde hakimden uyarı yemiştim “Avukat Bey ek savunma sanığa ait bir hak. Sizin ek savunma talep etme hakkınız yok!..” iddianameyi de hakim iade ediyormuş biz talep etme <hakkımız> yokmuş..

Kanun, mağdura ne kadar hak/yetki verdi ki akademisyenler anlatsın.. Son sınıf Ceza Muhakemesinde savcı, müdafii ve hakim üçgeni anlatıldığında tez-antitez-sentez üçgeni ile yargının rolleri anlatılmıştı. Gerektiğinde savcı, şüphelinin lehine ve aleyhine delilleri toplamak ve “şüphelinin” haklarını korumakla yükümlü idi. (CMK M. 160/2) E tabi mağdur da dolaylı olarak nasiplendi şüphelinin “aleyhine delil” toplanmasından. Bizimkisi az’a kanaat etmek.

Hayır hayır düşündüğünüz gibi sanık idam edilsin; mağdur kutsansın demiyorum. İdama da karşıyım. Retorik olarak idamın doğru yanlışlığı siyasiliğinden öte; yıllarca idamın uygulandığı bir ülkeyiz ancak suçun sıfırlanmadığı da <İzahtan Vareste>dir. Öyle ki İran’da idam olmasına rağmen 2025'te 1.639 ile 1.922 arasında idam edildiği bildirilmektedir.

Tek demek istediğim ceza hukuku salt bir tarafın cezalandırılması; mahkumiyeti veya beraati midir? Taraf pozisyonlarımızdan azade biçimde. (Kim demiş maddi gerçek olayını lafı güzaf)

Meslek hayatımın %80’i mağdur vekilliği özel biçimde mağdur çocuk vekilliği olarak geçti. Çocuk hakiminin mağdur çocuğu duruşma salonunda dinlemeye çalışmasından tutun akranları tarafından okul sınıfında anal yoldan şişe sokulmaya çalışan çocuk hakkında (şaka kastı olduğundan) SSÇ’ye verilen beraat kararına kadar. Anlayacağınız üzere akran zorbalığına uğrayan çocuklara vekillik denk gelmekte.

Hani derler ya instagramda manifest postudur x postudur diye. “İş” bu yazı(da) bir çeşit empati postunun <geleneksel> halidir. Çocuk Hakları aktivistlerinin bile nasıl olacak bu iş denilen belli düşünce kalıpları içinde sıkışan akranından zarar gören çocuktan bahsediyoruz. Çoğu zaman Çocuk Hakları Merkezlerinin/Komisyonlarının “her ikisi de çocuk, kimin vekilliğini yapacağız?” diyerek çekimser kaldığı alan burası. Burası tahmininizdeki gri alan bile değil! ya siyah; ya beyaz Beşiktaşta bile ikisi yan yana.. Ama diğer tarafta Maraş olayında silahla akranını, öğretmenini öldürenin ailesi de ceza alsın diyen bir kamuoyu var. (ölen çocuklarımız ve şehidimizin ALLAH mekanlarını cennet eylesin) Buna şahsi düşünceniz içerisinde SSÇ odaklı cadı avı da diyebilirsiniz ama gerçekte tüm öfke ve sorumluluğu SS<Ç>’ye yüklemeye çalışan kamuoyu denilen güruh var. Elbette cezaların şahsiliği mevcutken aile, kasten öldürme suçundan sanık durumuna düşemez ama günümüzde ayağını yorganına göre uzat felsefesiyle TCK’yı fiile göre uydur uzat esnet hatta ortasını kes başı sonu uzansın ortası açık kalsın ama uysun! Esnaf usulü “yap bi’ şeyler işte” denilen çağdayız.

Tek bildiğim bir konu var: Sabit düşünce kalıplarından çıkılmadığında geçen yıl sadece akran zorbalığından bahsederken bu yıl Maraş, Diyarbakır ve Urfa olaylarına şahit olduğumuz. Üstelik daha yılı yarılamadık bile! Peki ya anaokulunda SSÇ görmeye başladığımızda ne yapacağız? Atın zindana önce yetişkin koğuşunda tamamen kirlensin sonra adam olacaksa ıslahevine.. (Sanayi görmemiş çocuğu sanayiye vermekle terbiye etmek gibi) Evet evet anaokulu veledi de dahil!

Sahi kanunda çocuğun karşılığı ne idi? ÇKK’ya göre 18 yaşını doldurmamış olmak. Ya başka? Türkiye şartlarında mağdur çocuk deyince akla ilk gelen yetişkin tarafından (kuvvetle muhtemel) istismara uğramış; SSÇ deyince de çocuğun yetişkine karşı yaptığı fiil algılanır. (TCK M. 31) Peki zaten suç sonucu mağdur edilen çocuk neden “Yetişkin fail- Mağdur çocuk; Suça Sürüklenen Çocuk - Yetişkin” arasında sıkışmakta? Yada bu sıkışma kuralını kim koydu? Kemal Sunal’ın dedi gibi “oylarınız damlaya damlaya dağdan indim kereste” Bahsettiğimiz gibi merkezlerin bile tereddütte kaldığı akran zorbalığına uğrayan çocuk, iyimser ihtimalle neden gri alan içinde hapsedilmektedir?

Ne diyorduk? Çocuk Hakları aktivisti olarak bile taraf seçmek zorunluluğumuz vardı değil mi? Çocukken anneni mi seviyorsun babanı mı demek gibi bir şey bu! Biz her ikisinin de esenliğini gözetemez miyiz? Başka deyimle beraat yada mahkumiyet arasında sıkışmak zorunda mıyız? Girdiğimiz SSÇ veya mağdur çocuk dosyasında her iki çocuk için ÇKK M. 5 talep edemez miyiz? Oysa tek süper gücümüzdü “talep” etmek. (İddianamenin iadesi ve ek savunma hariç) maddi gerçek için geriye ne kaldıysa artık burada bile SSÇ’nin ikrar insafına kaldık 😏 az’a kanaat edecektik değil mi özür dilerim!

21. Yüzyılda mağdur vekil beyanı diye yeni bir hak elde ettik değil mi? Bence SSÇ’nin veya mağdur çocuk hakkında ister M. 5 kapsamında ister ÇKK M. 7/2 ve M. 35 kapsamında olay özgü rapor isteyebilir/isteyebilmeliyiz. Zira talep halinde ret kararının gerekçesini hakim düşünsün (ÇKK M. 35/3) veya “usul yasaya uygun olmadığından” talebin reddine diyecektir. Yine Kemal Sunal’ı andım: sahi kim çıkarttı gerekçeli karar işini?

Kitabın önsözünü okumamak gibi kanunun başlangıcından uzak olduğumuz; 8-17 mesai mantığıyla yerine getirdiğimiz sistemimiz var. (Tabiiki de meslektaşın tenzih hakkı saklıdır) Ceza Hukukundaki maddi gerçeği ortaya çıkartmaktan bahsediyorum aslında. Başka bir deyimle TCK’nın 3 ve 1. Maddesi. Akran zorbalığına uğrayan çocuk hakkında taraf olmamak hali. Başka deyimle AİHS’te bahsedilen çocuğun yargılamaya katılma hali.

CMK 160/2’de olduğu gibi dolaylı olarak akran zorbalığına mağdur çocuk da bu haktan faydalansa yeterli. Zira çocuğun katılım hakkı ceza yargısında “yetişkin tarafından mağdur edilen Çocuk” açısından değerlendirilmektedir. Dur şimdi yine aynı sarmalın içinde sıkıştık: ceza yargısında “mağdur” sanığın “en ağır şekilde” cezalandırılmasını ister “sanık” da “şüpheden yararlanmayı” yine taraf tuttuk sizde haklısınız.

O zaman soruyu şöyle sorayım: “Mağdur çocuğun ceza tatmini ve ceza adaleti” anlayışı nedir? Faili yetişkin ise elbette failin ağır ceza almasıdır ama ya “12’ye 1 gün kalan” yaştaki akranı ise? Ama haksızsın yazan kişi! Güvenlik tedbiri uygulanır der kanun! Evet haklısınız sayın okuyucu. Hakimin gerekçe yazma zorunluluğu gibi bir şey bu; güvenlik tedbirini uygulamadan KYOK verilmesi.

Bir gün akran zorbalığında mağdur vekilliği yaptığım dosyada çocuk hakimi şöyle demişti: “maddi gerçeği ortaya çıkartacağız sakin olun Avukat Bey” ben <çocuk> gibi sevindim ama mağdur çocuk anlamış mıdır bilemem. Fakültede hocanın masanın üstünde kalan sınav kâğıtları geçer altında kalan kalır gibi çoklu akran zorbalığında 12 yaşının suçun saati bakımından doldurup doldurmadığını hastaneden doğum raporu ile araştırıldığı 1 çocuk yönünden saat itibariyle takipsizlik kararı verildiği (güvenlik tedbiri olmaksızın) ancak saat itibari ile davayı “kurtardığımız” diğer çocukların tehdit hakaret yaralama bilişim verilerine hukuka aykırı girmek suç tiplerinden yargılandığı dava idi. TCK’yı kılıfına uydurmaya çalışıyoruz değil mi? Bu sefer kat’ien siyasi değildi lafım kimse üzerine alınmasın (önceki de değil)

Sadece eleştiri yapmakla kalmıyoruz çünkü bu kanun boşluğudur: Çocuk Koruma Kanunu tüm bu eleştiriler sonucu çocuğun yetişkine yönelik fiiller bazında düzenlenmiştir. Mevcut sistemde akran zorbalığına uğrayan çocuklar hakaret, yaralama, kişi hürriyetinden yoksun kılma, tehdit gibi çoklu fiillerin mağdurudur. Öğretide çocuğun istismarı sadece cinsel değildir derken TCK neden M. 103 sadece “cinsellik” ile sınırlamış ki? Neden 103/A “Akran Zorbalığı” suç tipi düzenlenmesin? Üzerinde sona erdirmek üzere olduğum kanun taslağı bu. Hiçbir destek almasam bile tek imzalı TBMM’ye göndereceğim de gönderilenleri okuyunca:

“"Bay" ve "bayan" kelimelerinin kullanımının yasaklanması.”

“Belediye başkanlarının Cumhurbaşkanı tarafından atanması” gibi istekler arasında hazırladığım M. 103/A Akran Zorbalığı taslağı fark edilirse. (Aslında diğer istekler de fena değilmiş. Bence benimki arada kaynayabilir de.)

İşin ciddiyetinde bir kez daha soruyorum:

“Ceza yargısında akran zorbalığına uğrayan mağdur çocuğun adalet tatmin veya algısı nedir?” Neden yeni literatür olarak “Çocuklar arası Ceza Hukuku” kavramını tartışmayalım? SSÇ’yi yargı dışında tutma gayretindeyken bir çocuk neden bir anda “tehdit hakaret yaralama” üçlü paket ceza sisteminden ceza alsın? Neden 3 ayrı suç sabıkaya işlensin? (Yine sevdiğimiz karın ile geldik. Mağdur çocuğun esenliğini SSÇ’den kalan pay ile sorarak)

Son olarak/Ez cümle akran zorbalığı suçunda mağdur çocuğunun bu kadar görünmez kılınıp SSÇ’nin gelecek kaygısından bahsettiğimiz anda SSÇ’nin nasiplenip sanık haklarından arta kalan payla; mağdur çocuğun “bila ihtimal” nasipleneceği alanda vekil değil mağdur çocuğun beyanı ile:

“SESİMİ DUYAN VAR MI!?”

Avukat M. Melih KAYA

Bayburt Barosu Çocuk Hakları Komisyon

Başkanı

DİPNOT : Yukarıda hazırladığım köşe yazısı Antalya Baro Dergisine gönderdiğim yazı idi. O zamandan bu zamana TCK M.103/A olarak adlandırdığım M. 96/A olarak revize edilmiş; Bayburt Barosu tarafından Meclis Komisyonu ve bakanlıklara gönderilmiştir. İş bu platform olan Hukukihaber sitesine Bayburt Barosu olarak teşekkürlerimizi iletiriz bize ev sahipliği yaptığı için.