Türkiye'de her yıl binlerce iş kazası meydana gelmekte, bu kazalarda çok sayıda çalışan hayatını kaybetmekte ya da kalıcı biçimde sakat kalmaktadır. Bu ağır tablonun ceza hukukuna yansıyan yüzü ise çoğunlukla taksirle öldürme ve taksirle yaralama dosyalarıdır. Uygulamada bu dosyaların kaderini belirleyen soru, çoğu zaman sanığın kusurlu olup olmadığından ziyade, taksirinin basit mi yoksa bilinçli mi olduğudur. Zira bu nitelendirme yalnızca cezanın miktarını değil; hapis cezasının adli para cezasına çevrilip çevrilemeyeceğini, dolayısıyla çoğu dosyada failin gerçek anlamda bir yaptırımla karşılaşıp karşılaşmayacağını belirlemektedir. Buna rağmen ilk derece mahkemelerinin önemli bir kısmının iş kazası dosyalarında bilinçli taksir tartışması yapmaksızın doğrudan basit taksirden hüküm kurduğu, bu hükümlerin de Yargıtay tarafından istikrarlı biçimde bozulduğu görülmektedir. Bu yazıda iş kazalarında bilinçli taksirin kanuni çerçevesi, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatıyla ilişkisi ve Yargıtay pratiği ele alınacaktır.

I. Taksirin Kanuni Çerçevesi

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 22. maddesinin ikinci fıkrasında taksir; ''Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi'' şeklinde tanımlanmıştır. Aynı maddenin üçüncü fıkrasında ise bilinçli taksir; ''Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi'' olarak ifade edilmiş ve bu halde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarısına kadar artırılacağı hüküm altına alınmıştır. Görüldüğü üzere kanun koyucu taksiri tek tip bir kusurluluk hali olarak düzenlememiş; neticeyi hiç öngörmeyen fail ile neticeyi öngördüğü halde şansına, tecrübesine veya "nasılsa bir şey olmaz" düşüncesine güvenerek hareket eden faili birbirinden ayırmıştır.

Burada özellikle dikkat çekmek istediğimiz husus, madde gerekçesidir. Kanun koyucu 22. maddenin gerekçesinde bilinçli taksir kurumunun iş kazalarını, trafikte meydana gelen taksirli suçları önlemek bakımından caydırıcı etki yapacağını ve suçların önlenmesinde yarar sağlayacağını açıkça ifade etmiştir. Yani bilinçli taksir, kanun koyucunun zihninde doğrudan doğruya iş kazaları da düşünülerek ihdas edilmiş bir kurumdur. Uygulamada bilinçli taksirin neredeyse yalnızca trafik kazalarıyla özdeşleştirilmesi, kurumun varlık sebebiyle bağdaşmayan bir daralmadır.

II. Ayrımın Ölçütü: Neticenin Öngörülmesi

Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatlarında net biçimde ortaya konulmuştur. Ceza Genel Kurulu'nun 10.02.2022 tarihli, 2021/281 E. ve 2022/78 K. sayılı kararında da tekrarlandığı üzere; taksirde fail öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörememekte, bilinçli taksirde ise bu neticeyi öngörmekte fakat istememektedir. Neticeyi öngördüğü halde şansına, becerisine, bilgisine veya tecrübesine güvenerek hareket eden kimsenin durumu, bunu hiç öngörememiş kimsenin durumu ile bir tutulamaz. Öngörülebilir neticenin öngörülmemesi taksirin basit şeklini, öngörülüp de istenmemesi bilinçli taksiri oluşturacak; neticenin istenmesi veya kabullenilmesi halinde ise artık kast ve olası kast gündeme gelecektir.

Bu ölçütün iş kazalarına uygulanmasında kritik nokta şudur: Failin iç dünyasına, yani neticeyi fiilen öngörüp öngörmediğine ilişkin doğrudan delil elde etmek çoğu zaman mümkün değildir. Bu nedenle yargı mercileri, öngörmenin varlığını dış dünyaya yansıyan olgulardan hareketle tespit etmektedir. İhlal edilen güvenlik normunun niteliği, ihlalin süreklilik arz edip etmediği, tehlikenin somut olayda gözle görülür olup olmadığı, failin mesleki konumu ve tecrübesi, daha önce uyarı yapılıp yapılmadığı gibi hususlar bu değerlendirmenin yapı taşlarıdır. Yıllardır inşaat işi yapan bir müteahhidin, korkuluksuz bir asansör boşluğunun ölümcül sonuç doğurabileceğini öngörmediğini ileri sürmesi hayatın olağan akışıyla bağdaşmaz.

Hemen belirtmek gerekir ki bilinçli taksirin üst sınırında olası kast bulunmaktadır. Her iki kurumda da fail neticeyi öngörmektedir; ayrım, failin neticeye karşı takındığı iradi tutumdadır. Olası kastta fail öngördüğü neticeyi kabullenmekte, "olursa olsun" demektedir; bilinçli taksirde ise fail neticenin gerçekleşmeyeceğine güvenmekte, adeta "bir şey olmaz" diyerek hareket etmektedir. Ölümlü iş kazalarında bu sınırın aşıldığı, yani işverenin eyleminin olası kastla öldürme olarak nitelendirilmesi gerektiği yönündeki tartışmalar, özellikle çok sayıda işçinin hayatını kaybettiği toplu iş cinayetlerinden sonra kamuoyunda ve doktrinde yoğun biçimde dile getirilmiştir. Uygulamada bu nitelendirmeye istisnaen başvurulmakla birlikte, tehlikenin somutlaştığı ve failin açık uyarılara rağmen çalışmayı sürdürdüğü hallerde olası kastın ciddiyetle tartışılması gerektiği kanaatindeyiz.

III. İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatının Çizdiği Çerçeve

Bilinçli taksir değerlendirmesinde iş sağlığı ve güvenliği mevzuatının işlevi, kanaatimizce yeterince tartışılmamaktadır. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4. maddesi, işvereni çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü kılmış; mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınmasını, alınan tedbirlere uyulup uyulmadığının izlenmesini ve denetlenmesini, risk değerlendirmesi yapılmasını ve çalışana görev verilirken sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunun gözetilmesini işverenin asli yükümlülükleri arasında saymıştır. Aynı Kanunun 5. maddesi, risklerden korunma ilkelerini sıralarken toplu korunma tedbirlerine kişisel korunma tedbirlerine göre öncelik verilmesini emretmektedir. Kanunun 15. maddesi uyarınca çok tehlikeli sınıfta yer alan işlerde çalışacaklar, yapacakları işe uygun olduklarını belirten sağlık raporu olmadan işe başlatılamaz; 17. madde uyarınca da mesleki eğitim alma zorunluluğu bulunan işlerde bu eğitimi belgeleyemeyenler çalıştırılamaz.

İş Sağlığı ve Güvenliğine İlişkin İşyeri Tehlike Sınıfları Tebliği'ne göre bina inşaatı işleri çok tehlikeli sınıfta yer almaktadır. Yapı İşlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği ise yüksekte çalışmalarda düşmelerin toplu koruma tedbirleriyle önlenmesini, döşeme ve asansör boşluğu gibi düşme tehlikesi bulunan alanların korkuluk, kapak, güvenlik ağı gibi donanımlarla korunmasını açık biçimde zorunlu tutmaktadır.

Bu normların bilinçli taksir bakımından taşıdığı anlam şudur: Mevzuat, tehlikeyi bizzat tanımlamak ve alınacak tedbiri tek tek göstermek suretiyle neticenin öngörülebilirliğini objektifleştirmiştir. Kanunun "çok tehlikeli" olarak nitelendirdiği bir iş kolunda faaliyet yürüten, yönetmeliğin açıkça kapatılmasını emrettiği bir boşluğu aylarca açık bırakan işverenin veya teknik personelin "neticeyi öngörmedim" savunması, artık inandırıcılıktan yoksundur. Tehlike, failin önüne mevzuat eliyle konulmuştur. Norm ihlalinin bilinçli, sürekli ve gözle görülür olduğu hallerde öngörmenin varlığı fiili bir karine halini almaktadır.

IV. Yargıtay Pratiği

Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin son yıllardaki kararları, iş kazalarında bilinçli taksirin uygulama alanını belirgin biçimde genişletmiştir. Dairenin 29.05.2024 tarihli, 2020/10116 E. ve 2024/2795 K. sayılı kararına konu olayda; çok tehlikeli sınıfta yer alan inşaat işinde sağlık raporu aldırılması, eğitim verilmesi ve risk değerlendirmesi yaptırılması yükümlülüklerine aykırı davranılması sonucu işçinin asansör boşluğundan düşerek ölmesi üzerine, sanığın asli kusuruyla neticeye sebebiyet verdiği olayda bilinçli taksir hükümlerinin oluştuğunun gözetilmemesi ve bu suretle eksik ceza tayin edilmesi bozma nedeni yapılmıştır.

Dairenin 25.12.2024 tarihli, 2021/919 E. ve 2024/8070 K. sayılı kararı ise konumuz bakımından adeta ders niteliğindedir. Karara konu olayda işçi, asansör boşluğundan yaklaşık on metre yükseklikten düşerek hayatını kaybetmiş; boşlukların önünde korkuluk, bariyer, platform veya güvenlik ağı gibi yeterli sağlamlıkta toplu koruma önlemleri alınmamış, boşluk sabitlenmemiş ahşap paletlerle kapatılmaya çalışılmıştır. Yüksek Daire, işçiye eğitim aldırmadan ve gerekli güvenlik önlemlerini temin etmeden çalışma yaptıran müteahhidin kazayı öngörebilmesine rağmen gerekli dikkat ve özeni göstermediğini belirterek, TCK'nın 22/3. maddesinin uygulanmamasını hukuka aykırı bulmuştur.

Aynı Dairenin 04.12.2024 tarihli, 2023/5113 E. ve 2024/7116 K. sayılı kararında; çok tehlikeli işte çalışabileceğine dair sağlık raporu alınmayan ve mesleki eğitim verilmeyen işçinin ölümüyle sonuçlanan olayda, gerekli önlemleri almayan işverenin bilinçli taksirle ölüme sebebiyet verdiği kabul edilerek TCK m. 85/1 ve 22/3 uyarınca kurulan mahkumiyet hükmü isabetli görülmüştür. Dairenin 28.03.2023 tarihli, 2022/8239 E. ve 2023/1002 K. sayılı kararında ise; çalıştırılması yasak yaş grubunda bulunan on üç yaşındaki çocuğun, gece vakti, hiçbir eğitim verilmeden ve güvenlik önlemi alınmadan dış cephe yalıtım işinde çalıştırılması sırasında düşerek ölmesi üzerine, hem bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması hem de temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi yönündeki yerel mahkeme kabulü onanmıştır.

Bu kararlar birlikte okunduğunda Yargıtay'ın çizdiği hat nettir: Çok tehlikeli sınıftaki bir işte, mevzuatın emrettiği temel yükümlülüklerin (toplu koruma, sağlık raporu, mesleki eğitim, risk değerlendirmesi) hiçbirinin yerine getirilmediği hallerde artık basit taksirden değil, bilinçli taksirden söz edilecektir.

V. Nitelendirmenin Sonuçları

Bilinçli taksir kabulünün ilk ve görünür sonucu, TCK m. 22/3 uyarınca cezanın üçte birden yarısına kadar artırılmasıdır. Ancak uygulama açısından asıl belirleyici sonuç, TCK'nın 50. maddesinin dördüncü fıkrasında saklıdır. Anılan fıkraya göre taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa adli para cezasına çevrilebilir; fakat fıkranın son cümlesi bu imkanı bilinçli taksir halinde açıkça kapatmıştır.

Ayrıca hatırlatmak gerekir ki, TCK m. 61/1 uyarınca temel ceza belirlenirken failin taksire dayalı kusurunun yoğunluğu ve meydana gelen zararın ağırlığı gözetilmek zorundadır. Bir insan hayatının söz konusu olduğu ve mevzuatın açık emirlerinin topluca ihlal edildiği dosyalarda alt sınırdan ceza tayini, Yargıtay tarafından orantılılık ilkesine aykırı bulunarak bozulmaktadır. Yine taksirli suçlarda meslek veya sanatın icrasının bir ruhsatnameye bağlı olması halinde TCK m. 53/6 uyarınca meslekten yasaklama gündeme gelebilecektir.

VI. Uygulamada Görülen Sorunlar

Meslek hayatımızda takip ettiğimiz iş kazası dosyalarında iki yapısal soruna sıklıkla tanık olmaktayız. Birincisi; mahkemelerin bilinçli taksir değerlendirmesini gerekçeli kararda hiç tartışmamasıdır. Sanığın kusur yoğunluğu bilirkişi raporlarındaki "asli kusur - tali kusur" kalıplarına indirgenmekte, taksirin türü üzerinde tek satır dahi durulmadan basit taksirden hüküm kurulmaktadır. Oysa taksirin basit mi bilinçli mi olduğu, bilirkişinin değil münhasıran hakimin değerlendireceği hukuki bir sorundur. Yargıtay ceza dairelerinin yüzlerce kararında da vurgulandığı üzere, bilirkişinin inceleme yetkisi işin tekniği ve norma aykırı davranışın belirlenmesiyle sınırlıdır; kusurluluk değerlendirmesi hakime aittir. İlgili maddenin gerekçesinde de açıkça yazıldığı üzere ‘‘Ancak, bu durumlarda, bilirkişinin yapacağı inceleme, işin tekniği ile sınırlı olmalıdır. Bunun dışında, bilirkişi tarafından münhasıran hâkimin yetkisinde bulunan kusurluluk konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmamalıdır. Aksi yöndeki tutum, bilirkişilik görevinin sınırını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.’’

İkinci sorun ise bilinçli taksirin adeta trafik hukukuna hapsedilmesi, iş kazalarında istisnai bir kurum gibi algılanmasıdır. Yukarıda aktardığımız güncel içtihatlar karşısında bu algının artık terk edilmesi gerekmektedir.

VII. Değerlendirme ve Sonuç

İş kazaları çalışanların makûs kaderi değildir. İş kazalarının büyük çoğunluğu, mevzuatın yıllar önce tanımladığı ve çözümünü gösterdiği risklerin göz göre göre ihmal edilmesinden kaynaklanmaktadır. Kanun koyucu bilinçli taksir kurumunu tam da bu ihmal kültürünü kırmak için ihdas etmiş, Yargıtay da son dönem kararlarıyla bu iradeye sahip çıkmıştır. Çok tehlikeli işlerde temel güvenlik yükümlülüklerini topluca ihlal eden işveren ve teknik personelin basit taksir şemsiyesi altında adli para cezasıyla dosyadan çıkması, hem cezanın caydırıcılık fonksiyonunu hem de çalışanların yaşam hakkını korumasız bırakmaktadır. İlk derece mahkemelerinin her iş kazası dosyasında bilinçli taksir tartışmasını gerekçeli kararın zorunlu bir parçası haline getirmesi, hem hukuki bir zorunluluk hem de iş cinayetlerinin önlenmesi yolunda atılacak en somut adımdır.