Tebligat, yargılama sürecinin ilerlemesini temin eden çok önemli bir konudur. Yapılan işlemlerin geçerliliğinin tebligata bağlandığı durumlarda, tebligatın mevzuat hükümlerine göre yapılıp yapılmadığı hususu araştırılması gereken bir mesele olarak karşımıza çıkmaktadır.

7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun[1] “aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçiye tebligat” başlıklı 16. Maddesine[2] göre, kendisine tebliğ yapılacak şahıs adresinde bulunmazsa tebliğ kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılabilecektir.

Nitekim aynı şekildeki düzenlemenin, Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in 25. Maddesinde[3] de yer aldığını görmekteyiz.

Tebligat belgeleri dosya içine bulundurulması zorunluluğu

Bu yüzden, yargılama sırasında yapılan tebliğlerle ilgili tebliğ mazbatalarının ve tebligatla ilgili diğer belgelerin mutlaka dava dosyası içine konulması gerekir.

Tebligat Kanunu ve bu kanunun uygulanması için çıkarılan yönetmeliğin[4] hükümleri tamamen şeklidir ve titizlikle aynen uygulanması gerekir.

Tebligatın geçerliliğinin görev gereği denetlenmesi zorunluluğu

Bu nedenle, davada yapılan tebligatların usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığını hâkim tarafından doğrudan ve kendiliğinden denetlemesi gerekmektedir. Kovuşturma aşamasındaki bu durum soruşturma aşamasında da cumhuriyet savcısı açısından geçerliliğini korumaktadır.

Bilinen en son adrese tebligat yapılması

Adreste tebligat esası kabul edildiğinden, tebligatın tebliğ yapılacak gerçek veya tüzel kişinin bilinen en son adresinde yapılmalıdır. Adresten kastedilen bir kimsenin oturduğu veya çalıştığı yerdir.

Tebligatın adrese götürülerek muhatabın kendisine yapılması

Asıl olan tebligatın, tebligat evrakında belirtilen adrese götürülerek muhatabın kendisine yapılmasıdır.

Adres niteliğinden bulunmayan yerlere tebligat yapılmaması ilkesi

Adres niteliğinden bulunmayan yerlere, örneğin inşaat halinde tebligat yapılmamalıdır.

Adresten başka yerde tebligat yapılmasının kabule bağlı olması

Tebligat evrakına adresin doğru ve okunaklı olarak yazılması gerekir. Bir kişinin adresinden başka bir yerde tebligat yapılabilmesi o kişinin tebligatı kabul etmesine bağlıdır.

Ev adresi yerine iş adresinde tebligat

Ev adresine çıkarılan tebligatın, ev adresinde yapılamaması halinde iş adresine yapılırsa geçerli kabul edilmelidir.

Tebligat giderinin peşin ödenmesi (hukuk davaları açısından)

Aksine hüküm bulunmadıkça tebligat giderlerini tebliğin yapılmasını isteyen peşin olarak ödemelidir.[5]

Adresin kapalı olması hali ve adres araştırması

Tebligat yapılacak kişi, tebliğ evrakında belirtilen adreste bulunmaması ve bu nedenle tebligat yapılaması halinde adres araştırması yapılmalıdır.

Tebligatın muhatabı adresinden oturmakla birlikte, tebliğ yapıldığı sırada kendisi veya kendisi adına tebliği alacak kimseler adreste bulunmaz, kısaca adres kapalı ise, adreste bulunmama nedeninin komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti, meclis üyesi, zabıta veya memurlardan öğrenilmesi, tebliğ tutanağına yazılması ve beyanına başvurulan kişiye imzalatılması, imzadan çekinilmesi halinde tebliğ mazbatasına bunun da yazılması ve tebliğ evrakını dağıtan memurun imzalaması gerekir.

Tebligat dağıtım saatinden sonra dönecek kimselere tebligat

Dağıtım saatinden sonra muhatap veya tebliği alacak kimseler dönecek ise, tebliğin Tebligat Kanunu’nun 21. maddesine göre tebligat yapılmalıdır.

Muhatabın birkaç gün adreste bulunmaması hali

Şayet muhatap birkaç gün adreste yok ise Tebligat Kanunu’nun 20. maddesine[6] göre tebligatın yapılması gerekir.

Tebligat Kanunu’nun 20 ve 21. Maddesine göre tebligatın yapılma anının tespitine ilişkin esaslar ve tebligat şekli

Tebligat Kanunu’nun 21. maddesine göre yapılan tebligatta, 2 no.lu ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi sayılırken, 20. maddeye göre tebliğde, tebliğ 2 no.lu ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihten itibaren 15 gün sonra tebliğ edilmiş sayılacaktır.

2 no.lu ihbarname kapıya asılması dışında tebliğ evrakının dağıtım yapan memur tarafından muhtar, ihtiyar heyeti üyeleri, zabıta amir veya memurlarından birine imza karşılığı teslim edilmelidir.

Kapıya yapıştırılan ihbarnameye de tebliğ evrakının teslim edildiği görevlinin adı ve soyadı yazılmalıdır.

Tebligat evrakını alan kişilerin yükümlülükleri

Tebliğ evrakını alan bu kişiler, tebligat evrakını muhataba teslim etmelidir. Ayrıca bu işlemlerden sonra tebliğ olunacak kişiye keyfiyetin haber verilmesi için en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya bildirim yapılması zorunludur.

Mevzuatta belirtilen tebligat aşamalarına uyulma zorunluluğu

Tebligat işlemleri yasal düzenlemede belirtilen aşamalara göre gerçekleştirilmektedir. Bu nedenle mevzuatta belirtilen bu sıraya uyulmalıdır. Aksi halde tebliğ usulsüz ve geçersiz sayılacaktır.

Tebligatı kabule yetkili kişiye tebligat

Tebligat kural olarak muhataba yapılmalıdır. Muhatap, adresinde bulunmadığı takdirde onun yerine tebligatı kabule yetkili kişilere yapılması gerekir.

Muhatabın konut adresinde süreklilik arzedecek şekilde konutta birlikte oturan aile halkından biri veya varsa birlikte oturan hizmetçi tebligatı almaya yetkili kişilerdir.

Yetkili kişi görünüş olarak reşit ve ehliyetli olmalı

Yetkili kişilerin görünüşe nazaran 18 yaşından aşağı olmaması ve bariz bir surette ehliyetsiz bulunmaması gerekir.

Daimi işçiye yapılan tebligat

Tebligat yapılacak gerçek kişi işyeri, işletme veya iş sahibi ise, işyerinde bulunmaması halinde daimi işçisine yapılan tebligat geçerli olacaktır.

Tebliğden imtina ve Tebligat Kanunu’nun 20. maddesi uyarınca tebligat yapılması zorunluluğu

Tebligat yapılacak kişi veya adına kendisine tebligat yapılacak kimse adreste bulunmakla birlikte tebliğden imtina ederlerse, bu durum tebliğ evrakına yazılmak şartı ile tebliğin Tebligat Kanunu’nun 20. maddesi uyarınca yukarda belirtilen şekilde yapılmalıdır.

Yalnız bu durumda komşu, yönetici veya kapıcıya haber verilmesine gerek yoktur.

Tebligatın iade edildiği hallerin tespiti

Tebligat yapılacak kişinin nereye gittiği ve ne zaman döneceği belli değilse, tebligatı alacak kişi ölmüş veya gösterilen adreste daimi olarak ayrılmış ve yeni adresi de tebligat memurunca saptanmamış ise tebligat evrakına bu durum açıkça yazılmalı ve tebligat evrakı bila tebliğ çıkış merciine iade edilmelidir.

Adresin değiştirilmesi

Daha önce usulüne uygun tebligat yapılan adresin değiştirilmesi halinde, kişinin yeni adresini bildirmesi gerekir. Yeni tebligatlar artık yeni adrese yapılmalıdır. Bildirilmez veya yeni adrese tebligat yapılamadığı takdirde, Tebligat Kanunu’nun 21. maddesi uyarınca önceki bilinen adresine yapılacaktır.

Daha önce tebligat yapılamayan adrese tebligat şekli

Tebligat Kanunu’nun 35/son maddesi ile daha önce tebligat yapılamayan adrese de aynı madde uyarınca tebliğ yapılma olanağı getirilmiştir.

Buna göre taraflar arasında yapılan, imzası resmi makamlar önünde ikrar olunmuş sözleşmelerde belirtilen adresler ile kamu kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, ticaret sicillerine ve esnaf ve sanatkarlar sicillerine verilen en son adreslerdeki değişiklikler hakkında da 35. madde hükümlerin uygulanmalıdır.[7]

Muhatabın fiil ehliyetine sahip olması zorunluluğu

Tebligatın muhataba yapılabilmesi için, muhatabın medeni hakları kullanma ehliyetine, kısaca fiil ehliyetine sahip olması gerekir.

Fiil ehliyetine sahip olmayan kişilere tebligat yapılamaz. Tebligatın kanuni temsilcisine yapılması gerekir.

Ancak bir meslek veya sanatla uğraşan ve ayırt etme gücüne sahip küçükler veya kısıtlılar, bu meslek ve sanatın icrasından doğan borçlardan bizzat sorumlu olduklarından, bizzat bu konuda kendilerine tebligat yapılması tebliği usulsüz ve geçersiz kılmaz.[8]

YARGITAY UYGULAMASI

Adres kayıt sisteminde yazılı adresi bulunanlara, 7201 sayılı Kanunun 35. maddesine göre tebligat yapılamaz.

Muhatabın bilinen en son adresinin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, adres kayıt sisteminde yazılı adresine, 21. maddesinin ikinci fıkrasına göre tebliğ yapılması geçerli sayılacaktır.[9]

Aynı binada ayrı ayrı dairelerde ikamet eden kişinin aldığı tebligat

Yargıtay’a göre, aynı çatı altında ikamet etmekten kastedilen aynı bina içinde ikamet etmek değildir. Bu nedenle aynı binada ayrı ayrı dairelerde ikamet eden kişinin aldığı tebligat Tebligat Kanunu'nun 16. maddesi şartlarına aykırıdır.[10]

Muhatabın tebliğ sırasında orada bulunmadığına dair bir meşruhat yazılması zorunluluğu

7201 Sayılı Kanunun 16. maddesi gereğince kendisine tebliğ yapılacak şahıs adresinde bulunmazsa tebligat, kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır.

Bu maddede ifade edilen kişilere, muhatap adına tebligatın yapılabilmesi için, tebligatın yapılacağı sırada muhatabın orada bulunmaması gerekir. Muhatap, o adreste olmakla beraber sadece tebliğin yapılacağı anda orada bulunmuyor ise, tebligat, Tebligat Kanunu’nun 16. maddesi hükmü gereğince yapılır. Ancak, 7201 Sayılı Kanunun 16. maddesi ve yönetmelikte yazılı olduğu üzere muhatabın tebliğ sırasında orada bulunmadığı saptanmadan anılan maddeye göre tebligat yapılamayacaktır.

Yargıtay, muhatabın tebliğ sırasında orada bulunmadığına dair bir meşruhat yazılmasının zorunlu olduğunu kararlarında ifade etmektedir.[11]

Yargıtay, şikâyetçi borçlu adına çıkarılan ödeme emri tebligatının incelenmesinde, muhatabın tebliğ sırasında orada bulunmadığına dair bir meşruhat yazılmaksızın aynı konutta birlikte oturan kardeşi Ahmet'e tebliğ edildiği olayda; Asıl olanın muhataba tebliğ olduğunu, muhatabın bulunmaması hali saptanmadan 16. madde gereğince tebligat yapılmasının usulsüz olduğunu belirterek, yapılan tebligatı geçersiz saymıştır.[12]

Tebligat adresine gidilmesi zorunluluğu

Yargıtay, aynı konutta oturan kişiye tebligat yapılabilmesi için, kendisine tebliğ yapılacak şahsın adresinde bulunmaması şartının gerçekleşip gerçekleşmediğinin, tebligat adresine gidilmeden anlaşılamayacağını, bu nedenle konut dışındaki yerlerde muhatapla aynı konutta oturan kişilere yapılan tebligatı geçerli olmayacağını kararlarında ifade etmektedir.

Örneğin, muhatabın eşinin isteği üzerine evrakın üzerine “PTT dağıtım merkezinde muhatabın alışverişe gittiğini beyan eden eşine imzasına tebliğ edildi” şeklinde açıklama yazılarak tebligat yapılması Tebligat Kanunu’nun 16. maddesine aykırı olacaktır. Zira bu maddeye göre aynı konutta oturan kişiye tebligat yapılabilmesi için, kendisine tebliğ yapılacak şahsın adresinde bulunmaması şartının gerçekleşip gerçekleşmediği hususu tebligat adresine gidilmeden tespit edilemeyecektir.[13]

Tebligatı alan kişinin aynı konutta oturup oturmadığı belirtilmeden tebligat yapılması

Muhatabın konutta oturup oturmadığı hususu tespit edilmeden, muhatabın yakınlarına tebligat yapılması hukuka aykırı olacaktır.

Örneğin, muhatabın yokluğunda verilen mahkumiyet kararının aynı konutta oturup oturmadığı belirlenmeden "V.S., oğluna" şeklinde açıklama yazılarak tebliğ edilmesi Tebligat Kanunu'nun 16. maddesine aykırı olacaktır. Bu durumda yapılan tebliğ hukuken geçersiz sayılacaktır.[14]

İşyeri niteliğinde olmayan muhatap adresinde işçiye tebligat

Örneğin; yapılan tebligatların muhatabın çarşıda olması nedeniyle işçisine tebliğ edildiği şerhinin düşüldüğü olayda, adresin muhatabın merniste kayıtlı ikamet adresi olması nedeniyle işyeri niteliğinde olmayan muhatap adresinde işçi sıfatıyla bulunan kişilere yapılan tebligat usule aykırı olacak ve tebligatın geçerliliği kabul edilmeyecektir.[15]

Tebliğ yapılacak kişinin adreste bulunmadığının tespit edilerek mazbataya yazılması zorunluluğu

Mevcut düzenleme karşısında öncelikle kendisine tebliğ yapılacak şahsın adreste bulunmadığı tespit edilerek mazbataya yazılmalı, daha sonra aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine tebligat yapılmalıdır.

Yapılan tebligatta gerçeğe aykırı olan hususların iddia edilmesi halinde, bu husus araştırılmalıdır. Bu durumda tebligat parçasında yazılı olan hususun aksi her türlü delille ispatlanabilmesi mümkündür.[16]

Örneğin; muhatap, tebligatı alan kişi ile ( mesela kardeşi ile) aralarında husumet bulunduğunu ve adı geçen ile birlikte aynı çatı altında yaşamadıklarını ileri sürmüş ise bu husus adli makamca araştırma konusu yapılmalıdır.

Yargıtay, bir kararında mahkemece borçlunun ileri sürdüğü, oğlu ile aynı çatı altında oturup oturmadığı iddiasının tarafların delilleri toplanmak ve gerekirse kolluk marifetiyle araştırılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulmasını eleştirmiştir.[17]

Adreste bulunmama sebebi ile tebligatı alan kişinin tebligatı almaya ehil olup olmadığının belirtilmesi zorunluluğu

Konutta yapılacak tebligatta, şayet muhatap adreste yoksa hem muhatabın adreste bulunmama nedeni hem de tebligatı alacak kişinin fiil ehliyetinin bulunup bulunmadığı hususu tebligat parçası üzerine yazılmalıdır. Yargıtay, bu açıklamaların yazılmaması halinde tebligatı geçersiz saymaktadır.[18]

Örneğin; kararın, muhatabın kardeşine tebliğ edildiği, tebligat parçasına "Aynı konutta sakin kardeşi ... tebliğ edildi" şeklinde şerh düşüldüğü olayda, sanığın adreste bulunmama sebebi ile tebligatı alan kardeşinin tebligatı almaya ehil olup olmadığının belirtilmemesi nedeniyle sanık adına yapılan tebliğ usulsüz olacaktır.[19]

Tebligat belgelerinin asıllarının dosyada bulundurulması zorunluluğu

Tebligata ilişkin belgeler dosyada bulundurulmalıdır. Şayet bu belgelerin aslı yoksa aslının getirtilerek, tebligatın mevzuat hükümleri doğrultusunda geçerli olup olmadığı değerlendirilmelidir.[20]

Tebligat üzerindeki açıklamanın gerçeği yansıtmaması

Bazen tebligat parçası üzerinde yazılan hususların gerçeğe uymadığı hususu iddia konusu yapılabilir. Bu durumda ileri sürülen hususların gerçek olup olmadığı araştırılmalıdır.

Örneğin, tebligat parçası üzerinde muhatapla aynı konutta oturan amcasına tebliğ edildiği belirtilmiş olmasına karşın, muhatabın UYAP’taki nüfus kayıt sisteminde yapılan araştırmada, Muhatabın şerhte belirtilen isimde amcasının olmayıp aynı isimde bir kardeşinin olduğunun ve muhatapla kardeşinin ayrı ayrı adreslerde oturduklarının tespit edilmesi halinde yapılan tebligat geçerli kabul edilemeyecektir. Bu tebligat, Tebligat Kanunu’nun 16. Maddesine aykırı olacaktır.[21]

Yargıtay, tebligat parçasından muhatabın işte olması nedeniyle adreste olmadığından tebligatın birlikte oturduğu kardeşine tebligatın yapıldığı olayda, tebligat yapılan kişinin ikamet adresinin başka bir adres olduğu ve ziyaret amacıyla adreste bulunduğu hususunun iddia edilmesi üzerine, bu hususun gerçekliğinin araştırılması gerektiğini hükme bağlamıştır.[22]

Muhatabın adresinin ikamet adresi olup olmadığı hususunun araştırılması zorunluluğu

Bazen tebligatın yapıldığı adresin muhatabın iş adrese mi yoksa ev adresi mi olduğu konusu tartışmalı olabilir. Bu durumda muhatabın ikamet adresi araştırma konusu yapılmalıdır.

Örneğin; Yargıtay, muhatabın ikamet adresine tebliğ çıkartıldığı, ancak çalışan sıfatı ile tebliğ yapıldığı olayda, bu adresin davacının ikamet adresi olup olmadığının araştırılması gerektiğini, mahkemece, söz konusu tebliğin usulüne uygun olup olmadığının tespiti için adresin ikamet adresi mi yoksa işyeri adresi mi olduğunun araştırılması gerektiğini, tebliğin usulüne uygun olup olmadığının bu araştırma sonucu belirlenmesi gerektiğini bir kararında dile getirmiştir.[23]

Şayet Tebligat muhatabın işyeri adresine mi, yoksa ikamet adresine mi tebliğ edilip edilmediği belli olmadığı hallerde tebligat geçersiz sayılacaktır.

Ayrıca tebliğ alan şahısların muhatap ile ilişkisi, örneğin çalışanı olup olmadığı veya başka herhangi bir yakınlığı olup olmadığı hususu tebligat parçası üzerindeki açıklamalardan açıkça anlaşılabilmesi gerekmektedir. Bu husus anlaşılamıyorsa, söz konusu tebliğlerin usulüne uygun olup olmadığı araştırılmak zorundadır.[24] Yapılacak bu araştırmalar sonunda, elde edilen veriler ışığında tebligatın geçerli olup olmadığı konusu değerlendirilmelidir.[25]

Tebligatın beyan edilen en son adrese yapılması zorunluluğu

Tebligat, muhatabın beyan ettiği en son bilinen adrese yapılmalıdır.

Örneğin, muhatabın beyanının alındığı sırada bildirdiği adres yerine, daha önce kayıtlara geçen fakat muhatabın taşındığı adrese tebligat yapılması hukuka aykırı olacaktır. Burada ikinci tebligatın mernis adresine yapılmış olması da sonucu değiştirmeyecektir. Çünkü muhatabın bildirdiği adrese tebligat çıkarılmadığı sürece, mernis adresine tebligat yapılması geçerli kabul edilemeyecektir.[26]

Burada tebligatın aşamalarına dikkat etmek gerekir. Bu nedenle, tebligat aşamaları atlanarak yapılan tebligat hukuka aykırı olacaktır.

(Bu köşe yazısı, sayın Dr. Suat ÇALIŞKAN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

----------------------------------

[1] Tebligat Kanunu, Kanun Numarası : 7201, Kabul Tarihi : 11/2/1959, Yayımlandığı Resmî Gazete : Tarih : 19/2/1959 Sayı : 10139, Yayımlandığı Düstur : Tertip : 3 Cilt : 40 Sayfa : 147.

[2] Madde 16 - Değişik Madde, RG: T.27.03.2003, S. 25061, Kanun No: 4829/2.

[3] MADDE 25 – (1) Kendisine tebligat yapılacak kişi adresinde bulunmazsa tebliğ, kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır.

[4] MADDE 80 – (1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girmesiyle, mevzuatta, 20.8.1959 tarihli ve 4/12059 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Tebligat Tüzüğüne yapılan atıflar, bu Yönetmeliğe yapılmış sayılır.

[5] Tebliğ gideri verilen süre içinde yatırılmaz ise, tebliğ isteyen kişi bu işleminden vazgeçmiş sayılır. Dava dilekçesinin karşı tarafa tebliği için tebliğ gideri peşin verilmemiş ve verilen makul süre içinde yatırılmaz ise, dava hakkında HUMK.’un 409. maddesi uyarınca işlem yapılması gerekir.

[6] Muhatabın muvakkaten başka yere gitmesi: Madde 20 – (Değişik : 6/6/1985 - 3220/6 md.) 13, 14, 16, 17 ve 18 inci maddelerde yazılı şahıslar, kendisine tebliğ yapılacak kimsenin muvakkaten başka yere gittiğini belirtirlerse; keyfiyet ve beyanda bulunanın adı ve soyadı tebliğ mazbatasına yazılarak altı beyan yapan tarafından imzalanır ve tebliğ memuru tebliğ evrakını bu kişilere verir. Bu kişiler tebliğ evrakını kabule mecburdurlar. Kendisine tebliğ yapılacak kimsenin muvakkaten başka bir yere gittiğini belirten kimse, beyanını imzadan imtina ederse, tebliğ eden bu beyanı şerh ve imza eder. Bu durumda ve tebliğ evrakının kabulden çekinme halinde tebligat, 21 inci maddeye göre yapılır. (Değişik son cümle: 19/3/2003-4829/4 md.) Bu maddeye göre yapılacak tebligatlarda tebliğ, tebliğ evrakının 13, 14, 16, 17 ve 18 inci maddelerde yazılı kişilere verildiği tarihte veya ihbarname kapıya yapıştırılmışsa bu tarihten itibaren onbeş gün sonra yapılmış sayılır.

[7] Y.22.HD, E. 2016/9760, K. 2018/27019, T. 12.12.2018.

[8] Y.22.HD, E. 2016/9760, K. 2018/27019, T. 12.12.2018.

[9] Y.10.HD,E: 2016/14097, K: 2019/338, KT: 17.01.2019.

[10] Y.12.HD, E. 2010/21608, K. 2010/23111, T. 12.10.2010: “….Mahkemece yaptırılan araştırma sonucunda şikayete konu tebligatı alan C. A.'ın şikayetçilerle birlikte aynı binada, fakat ayrı ayrı dairelerde oturdukları anlaşılmış olup, bu husus karar gerekçesinde mahkemece kabul edilmiştir. Aynı çatı altında ikamet etmekten kastın aynı bina içinde ikamet etmek olmadığı, aynı binada ayrı ayrı dairelerde ikamet eden kişinin aldığı tebligatın TK'nun 16. maddesi şartlarına aykırı olup, şikayetin kabul edilmesi gerektiği halde tebligatı alanın şikayetçilere yakınlık derecesi ve bu kişi ile görüşmediklerinin şikayetçiler tarafından ispatlanamadığı gerekçeleri ile şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir…”

[11] Y.12.HD, E. 2010/17740 K. 2010/30158 T. 14.12.2010.

[12] Y.12.HD, E. 2010/17740 K. 2010/30158 T. 14.12.2010: “…O halde, mahkemece yukarıda açıklanan nedenlerle tebligatın usulsüzlüğünün tespitine ve 7201 Sayılı Kanunun 32. maddesi gereğince usulsüz tebliğin öğrenildiği tarihin, tebliğ tarihi olarak tespitine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde şikayetin reddi isabetsiz olup, kararın bu nedenle bozulması gerekirken, dairemizce onandığı anlaşılmakla şikayetçi borçlu vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir.”

[13] Y.12.HD, E. 2011/14175, K. 2011/13741, T. 30.06.2011: “…Borçlu F.A.S. adına çıkartılan satış tebligatı; ‘‘Muhatabın eşinin isteği üzerine evrak Silivri PTT dağıtım merkezinde muhatabın alışverişe gittiğini beyan eden eşi T. imzasına tebliğ edildi’‘ şeklinde yapılmıştır. Tebligat bu şekli ile Tebligat Kanunu’nun 16. maddesine aykırıdır. Zira bu maddeye göre aynı konutta oturan kişiye tebligat yapılabilmesi için, kendisine tebliğ yapılacak şahsın adresinde bulunmaması şartının gerçekleşip gerçekleşmediği, tebligat adresine gidilmeden anlaşılamaz. Nitekim Tebligat Tüzüğünün 14/2. maddesinin; ‘‘Tebliğ yapılacak şahıs, tebliği çıkartan mercie veya PTT merkezine veyahut tebliğ memuruna müracaat ederse kendisine tebligat yapılır’‘ hükmü gereği de PTT merkezinde tebligat sadece muhatabın kendisine yapılabilir. Bu nedenlerle borçluya yapılan tebligat usulsüz olup, dairemizin yerleşik içtihatlarına göre borçluya satış ilanının usulüne uygun tebliğ edilmemiş olması tek başına ihalenin feshi sebebidir. O halde mahkemece şikayetin kabulü ile ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde istemin reddi isabetsizdir….”

[14] Y.17.HD, E.2005/11050, K.2006/1531, T.01.03.2006: “…KARAR: Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda verilen temyiz isteğinin reddine dair kararın sanıkla aynı konutta oturup oturmadığı belirtilmeden "V.S., oğluna" biçimde tebliğinin Tebligat Kanununun 16. maddesine aykırı olması karşısında, karar tebliği hukuken geçersiz olduğundan ıttıla üzerine yapılan temyizin süresinde olduğu anlaşılarak yapılan incelemede; Sanığın yokluğunda verilen mahkumiyet kararının aynı konutta oturup oturmadığı belirlenmeden "V.S., oğluna" biçiminde tebliğinin Tebligat Kanunu'nun 16. maddesine aykırı olması karşısında, karar tebliği hukuken geçersiz bulunduğundan ıttıla üzerine yapılan temyizin süresinde olduğu kabul edilerek temyiz isteminin süre yönünden reddine dair 25.04.2005 gün ve 2004/7229 Esas, 2005/929 Karar sayılı ek kararının ortadan kaldırılması ile mahkumiyet hükmüne yönelik olarak yapılan incelemede:…”

[15] Y.15.HD, E. 2018/2252, K. 2018/3001, T. 10.07.2018: “…7201 sayılı Tebligat Kanunu 16. maddesinde yer alan "Kendisine tebliğ yapılacak şahıs adresinde bulunmazsa tebliğ kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır." düzenlemesi gereği gerçek kişilere yapılacak tebligat ancak aynı konutta oturan kişiye veya hizmetçiye yapılabilecektir. Yapılan incelemede dosyada asıl ve birleşen dosya davalısı ...'a yapılan tebligatların muhatabın çarşıda olması nedeniyle işçisi...'a tebliğ edildiği şerhinin düşüldüğü, adresin muhatabın merniste kayıtlı ikamet adresi olması nedeniyle işyeri niteliğinde olmayan muhatap adresinde işçi sıfatıyla... isimli şahsa yapılan tebligatın usule aykırı olduğu anlaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle asıl ve birleşen dosya davalısı ...'a yapılan tebligat geçersiz olup, bu durum savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurduğundan, usulüne uygun tebliğ yapılmadan, 6100 sayılı HMK'nın 27. maddesinde düzenlenen hukuki dinlenilme hakkını ihlal eder şekilde adı geçen birleşen davalının savunma hakkı kısıtlanarak davanın esası hakkında karar verilmesi doğru olmayıp, hükmün sair yönleri incelenmeksizin bu yönden bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir…”

[16] Emsal karar için bkz.; YHGK'nun 07/04/1982 tarih ve 1377-337 sayılı kararı.

[17] Y.20.HD, E.2017/2103, K.2018/7264, T.12.11.2018: “…Davalı ..., tebligatı alan kardeşi ... ile aralarında husumet bulunduğunu ve adı geçen ile birlikte aynı çatı altında yaşamadıklarını ileri sürmüş, mahkemece bu konuda herhangi bir araştırma yapılmadığı görülmüştür. O halde, mahkemece borçlunun ileri sürdüğü oğlu ile aynı çatı altında oturup oturmadığı iddiasının tarafların delilleri toplanmak ve gerekirse kolluk marifetiyle araştırılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

[18] Y.17.CD, E. 2016/13107, K. 2018/13719, T. 01.11.2018.

[19] Y.17.CD, E. 2016/13107, K. 2018/13719, T. 01.11.2018: “…7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun "Aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçiye tebligat" başlıklı 16. maddesinde, kendisine tebliğ yapılacak şahıs adresinde bulunmazsa tebliğin, kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılacağı düzenlenmiştir. İncelenen dosyada sanık ...’nin yokluğunda verilen kararın, 13/05/2014 tarihinde kardeşine tebliğ edildiği, tebligat parçasına "Aynı konutta sakin kardeşi ... tebliğ edildi" şeklinde şerh düşüldüğü, ancak sanığın adreste bulunmama sebebi ile tebligatı alan kardeşinin tebligatı almaya ehil olup olmadığının belirtilmediği, bu nedenle sanık adına yapılan tebliğin usulsüz olduğu, temyiz dilekçesinin öğrenme üzerine verildiği ve süresinde olduğu kabul edilerek yapılan incelemede;…”

[20] Y.22.HD, E. 2017/14363, K. 2018/20243, T. 26.09.2018: “…Somut uyuşmazlıkta, davalı tarafından dosyaya sunulan belgelerden davacının işe davetine ilişkin ihtarname ve bir takım tebligat belgelerinin bulunduğu görülmektedir. Bu belgelerin aslının getirtilerek tebligatın yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda geçerli olup olmadığının değerlendirilmesi, geçerli tebligatın varlığının tespiti halinde davalı işverenin davacıyı işe başlatma konusunda usulüne uygun davet ettiği kabul edilerek sonuca gidilmesi gerekmektedir. Usulüne uygun tebligat yapılmadığının tespiti halinde ise şimdiki gibi karar verilmelidir. Eksik incelemeyle sonuca gidilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…”

[21] Y.12.CD, E. 2017/1696, K. 2018/10939, T. 19.11.2018: “….Gerekçeli kararın sanığın savunmasında belirtmiş olduğu ... Köyü,..., ... adresine 01/05/2014 tarihinde sanıkla aynı konutta oturan amcasına tebliğ edildiği belirtilmiş ise de, sanığın uyaptaki nüfus kayıt sisteminde yapılan araştırmada, sanığın ... adı altında amcasının olmayıp aynı isimde bir kardeşinin olduğu, yine sistemden yapılan sorgulamada, kardeşinin “... Mahallesinde...'da” sanığın ise ...’de oturduğunun tespit edildiği, ... İlçe Jandarma görevlilerinin yaptığı adres araştırmasında da tebligat tarihi olan 01/05/2014 tarihi, öncesi ve sonrasında sanığın tebligatta adları geçen kişilerle birlikte oturmayıp farklı evlerde ikamet ettiklerinin tespit edildiğinin belirtilmesi karşısında; Tebligat Kanunu’nun 16. maddesinde belirtilen ”kendisine tebliğ yapılacak şahıs adresinde bulunmazsa tebliğ, kendisiyle aynı konutta oturan kişilere ya da hizmetçilere yapılır” düzenlemesine aykırı olarak usulüne uygun tebligatın yapılmadığı anlaşılarak elinde olmayan sebeplerle temyiz süresini kaçıran sanığın eski hale getirme talebinde bulunduğu, bunun üzerine mahkemece ek karar ile eski hale getirme talebinin kabulüne karar verilerek, temyiz incelemesi için dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşılmakla, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 311.maddesi hükmüne göre, eski hale getirme istemiyle birlikte temyiz talebinde de bulunulması halinde, inceleme merciinin Yargıtay’ın ilgili dairesi olduğu gözetilerek, yerel mahkemenin eski hale getirme talebinin temyiz talebi niteliğinde olduğuna ve sanık müdafiinin temyiz talebinin kabulüne ilişkin 02.03.2015 tarihli ek kararı hukuki değerden yoksun kabul edilip bu karar kaldırılmak suretiyle yapılan incelemede…”

[22] Y.3.HD, E. 2017/10009, K. 2018/12572, T. 10.12.2018: “….Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden usulünce haberdar edilmesi ve böylece taraf teşkilinin sağlanması ile mümkündür. Bu yolla kişi, hangi yargı merciinde duruşması bulunduğuna, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğuna, yargılamanın safahatına, duruşmanın hangi tarihte yapılacağına, verilen kararın ne olduğuna, Tebligat Kanununda açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile vakıf olabilecektir.6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27. maddesinde "Hukuki dinlenilme hakkı" düzenlenmiştir. Buna göre davanın taraflarının yargılama ile ilgili bilgi sahibi olma, açıklama ve ispat hakkı bulunmaktadır. Maddenin gerekçesinde açıklandığı üzere bu hak Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. İddia ve savunma hakkı olarak da bilinen bu hak, tarafların yargılama konusunda tam bilgi sahibi olmalarını, açıklama ve ispat hakkını tam ve eşit olarak kullanabilmelerini, yargı organlarının da bu açıklamaları dikkate alarak gereği gibi değerlendirme yapıp karar vermelerini zorunlu kılmaktadır. Hakim tarafları dinlemeden veya açıklama ve ispat hakkını kullanmaları için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez. (YHGK.'nun 2009/52 Esas, 2009/105 Karar sayılı kararı)Taraf teşkili mahkemece resen ele alınması gereken bir husustur. Mahkemenin, dava dilekçesini ve duruşma gününü taraflara kendiliğinden tebliğ edip taraf teşkilini sağlaması, Usul Kanunu'nun amir hükmü gereğidir. (...23.11.2011 gün ve 11-554 Esas-684 Karar)7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 16.maddesi hükmüne göre, “kendisine tebliğ yapılacak şahıs adresinde bulunmazsa tebliğ kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinin birine yapılır”. Muhatap adına tebliği alacak kişinin, muhatap ile aynı konutta birlikte oturmuş, orayı adres olarak seçmiş olması şarttır. Buna göre; yazılı yasa hükmünde belirtilen şahıslara muhatap adına tebligatın yapılabilmesi için, bu kişilerin muhatap ile aynı konutta oturuyor olması ve tebligat yapılan yeri adres olarak seçmiş olması gerekmektedir. Aksi halde bir başka ifadeyle yazılı şartları taşımayan kişilere tebliğ yapılması halinde, tebliğ usulsüz olacaktır. Temyiz incelemesine konu dosyanın incelenmesi neticesinde; dava dilekçesinin sunulmasından sonra mahkemece, dilekçenin davalı adına ve adresine tebliğe çıkartıldığı, dönen tebligat parçasından tebligatın davalının işte olduğu belirterek, aynı konutta oturan kardeşi ... 'e yapıldığı anlaşılmıştır.Yukarıda yazılı yasa hüküleri ve açıklamalar ışığında somut olay ele alındığında; dönen tebligat parçasından muhatabın işte olması nedeniyle adreste olmadığından tebligatın birlikte oturduğu kardeşi ... 'e yapıldığı görülmüş ise de, davalı temyiz dilekçesinde tebligat yapılan kişinin ikamet adresinin İstanbul olduğunu adı geçenin ziyaret amacıyla adreste bulunduğunu iddia etmiştir. Bu iddianın mahkemece yapılacak bir araştırma ile doğrulanması halinde tebligatın usulsüz olduğunun kabulü gerekeceğine kuşku bulunmamaktadır.Bu itibarla; mahkemece öncelikle davalıya yapılan tebligatın usulüne uygun olup olmadığının araştırılması, usulüne uygun olmadığının anlaşılması halinde; taraf teşkili sağlanarak dava konusu; abonelik sözleşmesi, tutanak ,fatura ve vs belgeler getirtilerek davalıya delilerini sunma hakkının tanınması ve öncelikle mahkemenin görevli olup olmadığı üzerinde durularak, mahkemenin görevli olduğunun tespiti halinde, davalının yetki itirazı değerlendirilerek, bu hususta karar verilmesi, tebligatın usulüne uygun olduğunun saptanması halinde ise, yetki itirazının süresinde olmadığından reddine karar verilerek, öncelikle zamanaşımı süresi yönünden değerlendirme yapılması varılacak sonucuna göre de yargılamaya devam olunması gerektiği gibi, ayrıca eldeki davada borcun bulunduğuna dair ispat yükü davacıda olup, tebligatın usulüne uygun yapıldığının tespiti halinde dahi duruşmalara gelmeyen ve davaya cevap vermeyen davalının davayı tümüyle inkar etmiş sayılacağı hususu gözetilerek, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ve araştırma ile hatalı değerlendirmeye dayalı hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 10.12.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi…”

[23] Y.10.HD, E.2016/10487, K. 2018/10588, T. 13.12.2018: “…7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 10. maddesi, tebligat yapılacak şahsın bilinen en son adresine tebligat yapılacağına, bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinin, bilinen en son adresi olarak kabul edilerek tebligatın buraya yapılacağını hüküm altına almıştır. Aynı yasanın 16. maddesi, “Kendisine tebliğ yapılacak şahıs adresinde bulunmazsa tebliğ kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır.”, 17. maddesi ise “Belli bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenler, o yerde bulunmadıkları takdirde tebliğ aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birine, meslek veya sanatını evinde icra edenlerin memur ve müstahdemlerinden biri bulunmadığı takdirde aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır.” hükmüne amirdir. Dava konusu ödeme emirlerine ilişkin tebliğin incelenmesinde, ikamet adresine tebliğ çıkartıldığı, ancak çalışan sıfatı ile tebliğ yapıldığı, bu adresin davacının ikamet adresi olup olmadığının araştırılmadığı görülmekle, mahkemece, söz konusu tebliğin usulüne uygun olup olmadığının tespiti için adresin ikamet adresi mi yoksa işyeri adresi mi olduğu araştırılmalı tebliğin usulüne uygun olup olmadığı bu araştırma sonucu belirlenmeli ve oluşacak sonuca göre 7 günlük hak düşürücü süre yönünden davanın süresinde açılıp açılmadığı belirlenmeli ve sonucuna göre karar verilmelidir. Tebliğlerin usulüne uygun olmadığının anlaşılması durumunda, söz konusu ödeme emirleri yönünden işin esasına girilmelidir….”

[24] Y.10.HD, E. 2018/6079, K. 2018/10319, T. 06.12.2018: “…Dava konusu ödeme emirlerine ilişkin tebliğin incelenmesinde, davacının işyeri adresine mi, yoksa ikamet adresine mi tebliğ edilip edilmediği belli olmadığı gibi, tebliğ alan şahısların davacı ile ilişkisi çalışanı olup olmadığı da dosya kapsamından anlaşılamamaktadır. O halde mahkemece, söz konusu tebliğlerin usulüne uygun olup olmadığı belirtilen açıklamalar ışığında araştırılmalı, usulüne uygun olduğuna kanaat getirildiği takdirde 7 günlük hak düşürücü süre yönünden davanın süresinden sonra açılmış olmadığı gözetilmelidir. Tebliğlerin usulüne uygun olmadığının anlaşılması durumunda ise, söz konusu ödeme emirleri yönünden işin esasına girilmelidir. Bazı hallerde dava devam ederken, dava açılmasından sonra meydana gelen bir nedenle dava konusu ortadan kalkabilir. Davanın konusuz kalması halinde, artık dava hakkında yargılama yapılmasına ve hüküm verilmesine gerek kalmaz. Başka bir deyişle, her iki tarafın da davanın esası hakkında karar verilmesinde hukuki yararı kalmamış demektir. Bu halde, mahkemece, davanın konusunun kalmaması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilir…”

[25] Y.10.HD, E. 2018/6079, K. 2018/10319, T. 06.12.2018

[26] YCGK, E. 2015/146, K. 2018/521, T. 13.11.2018: “…Yokluğunda verilen kararın katılan ...'a 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 10. maddesine göre, öncelikle 18.10.2011 tarihli oturumda beyan ettiği en son bilinen adresi olan “Gemilerçekeği Mahallesi, ......” adresine tebliğe gönderilmesi gerekirken, Yerel Mahkemece kararın katılanın daha önce taşınmış olduğu tespit edilen “Gemiler Çekeği Mahallesi, .....” adresine gönderildiği, bu tebligatın katılanın adresinden taşınması ve yeni adresinin tespit edilmemesi nedeniyle iade edilmesi üzerine kararın mernis adresi şerhi düşülerek “Gemilerçekeği Mahallesi, K… K… Caddesi, No…., Merkez/Giresun” adresine tebliğ edildiği, katılanın bilinen son adresine tebligat yapılmaksızın doğrudan mernis adresi şerhi düşülerek tebligat yapılmasının Tebligat Kanunu'na aykırı olduğu, yoklukta kurulan hükmün temyiz hakkı olanlara usulüne uygun tebliğ edilmediği hallerde temyiz süresinin işlemeye başlamayacağı, temyiz etme ihtimali tüketilmeden yapılan inceleme sonucu verilen onama veya bozma kararlarının da hukuki değer ifade etmeyeceği anlaşıldığından, hüküm usulüne uygun olarak yeniden katılan ...'a tebliğ edilerek temyiz süresinin başlatılması, kararın katılan tarafından temyiz edilmemesi halinde sadece sanık müdafisinin temyiziyle sınırlı olarak sonuçlandırılması; katılan tarafından temyiz edilmesi durumunda ise ek tebliğname düzenlemesi sağlanıp temyiz istemlerinin birlikte ve tek seferde incelenerek temyiz davasının sonuçlandırılmasının gerektiği kabul edilmelidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.