Cumhuriyetin aydınlanma devrimlerinin en önemli adımlarından birisi olan Türk Kanunu Medenisi 17 Şubat 1926 tarihinde TBMM’de kabul edilmiş olduğundan 2026 yılı Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girişinin 100. yılıdır.

Medeni Kanun, Türk devrim hareketinin temel taşlarından biri olup, hukuk devrimi ve en önemli Cumhuriyet yasaları denilince akla gelen ilk kanunundur.

Cumhuriyetimizin kurulmasından sonra, laik esaslara dayalı yeni bir hukuk düzeni oluşturmak amacıyla kapsamlı bir hukuk reformu başlatılmıştır. Bu reformun ilk adımı olarak önce İsviçre Medeni Kanunu örnek alınmış ardından 22 Nisan 1926 tarihinde de Borçlar Kanunu kabul edilmiştir.

Saltanat ve hilafetin kaldırılması ile bireyin “kul” olmaktan çıkıp “yurttaş” hâline gelmenin ilk adımları atılmıştır. Atatürk çağdaş bir toplumun laiklik ilkesiyle yaşayabileceğinin bilincindeydi. Laiklik; devletin kimsenin inancına karışmadığı, kimseyi de inancı üzerinden tanımlamadığı bir düzeni ifade eder. Hukukun bireylerin inançlarına göre uygulanması, toplumda huzursuzluğa yol açar ve adalet duygusunu zedeler.

Prof. Dr Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun da tanımladığı gibi Medeni Kanun; bireyin kişisel varlığını, aile içi ve toplumsal ilişkilerini düzenleyen, insanların doğumdan ölüme kadar süren tüm ilişkilerini kapsayan bir hukuk dalıdır.

Osmanlı Devletinde hukuk sistemi, dinî-şer’i ve örfî unsurlara dayanmaktaydı. Bu sistemde, örfi hukuk, şer’i hukuka aykırı olmamak üzere uygulanıyordu. Türk Medeni Kanunu 2002 yılında kabul edilen gerekçesinden çıkarılan fakat 1926 tarihli Kanuni Medenisinin genel gerekçesinde hukuk kurallarının dini kurallara göre düzenlenemeyeceği şöyle o zamanın Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt tarafından şöyle açıklanıyordu;

“…insanlık yaşamı, her gün hatta her an esaslı değişikliklerle karşı karşıyadır. Bu değişiklikleri, yürüyüşü değişmez kurallar çevresinde saptamak ve dondurmak mümkün değildir. Kanunları dine dayalı olan devletler kısa bir zaman sonra ülkenin ve ulusun ihtiyaç ve isteklerini karşılayamazlar. Çünkü dinler değişmez hükümler belirtirler. Yaşam yürür; ihtiyaçlar hızla değişir …Değişmemek dinler için bir zorunluluktur. Bu bakımdan dinlerin sadece bir vicdan işi olarak kalması günümüz uygarlığının esaslarından .. birisidir. ….”

Özellikle Kadınların evlenme, boşanma, mirastan eşit pay alma ve mahkemelerde tanıklık yapma gibi hakları çağdaş hukuk anlayışıyla bağdaşmıyordu. Her ne kadar 1876 tarihli Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye’ den sonra, 1917 tarihli Hukuk-ı Aile Kararnamesi ile aile hukukunda bazı olumlu düzenlemeler yapılmışsa da, bu kararname kabulünden yaklaşık bir buçuk yıl sonra yürürlükten kaldırılmıştır.

Türk Kanuni Medenisi ise özellikle aile hukukunda çağdaş kuralları yaşama geçirmiştir. Buna göre erkeğin birden fazla kadınla evlenebilmesi yerine tek eşlilik, erkeğin tek taraflı iradesiyle gerçekleşen boşanma uygulaması kaldırılarak kadın ve erkeğin kanunda belirtilen nedenlere dayanarak mahkeme kararıyla boşanabilmesi sağlanmıştır.

Evlenme yaşı kadın ve erkek için 17 yaşın doldurulması olarak düzenlenmiş, evlenmenin geçerliliği için resmî nikâh şartı getirilmiştir.

Ayrıca mirasta erkek çocuğa tam pay, kız çocuğa yarım pay verilmesi uygulamasına son verilmiş; miras paylaşımında eşitlik ilkesi benimsenmiştir.

Canlı varlıkların ve organizmaların zamanla yaşlanması gibi, sosyal varlıklar olan kanunlar da zamanla toplumun değişen gereksinimlerine cevap vermekte zorlanabilmektedir. Bu nedenle nedenle Avrupa Birliğine uyum süreci ve çağdaş hukukta meydana gelen gelişmeler doğrultusunda, Türk Medeni Kanunu 2002 yılında, Türk Borçlar Kanunu ise 2012 yılında yenilenmiş olmakla birlikte, bu değişiklikler de büyük ölçüde İsviçre Medeni Kanunu ve Borçlar Kanunu esas alınarak yapılmış ve her iki Kanunun özüne sadık kalınmıştır.

Gelin hep beraber devrimin bu anıt yasasının 100. yılını Medeni Hukuk şölenine dönüştürelim.