Bugün 11 Nisan.

Şanlıurfa için sadece bir tarih değil; hafızanın, direnişin ve onurun adıdır.

Türküler gerçeği söyler.; Kar taneleri gibi katıksızdır ve halkın bağrından kopar, bir ırmak gibi yıllarca akıp gider. Kuşaktan kuşağa taşınır, teslim edilir.

Şu türküye bakın her şeyi özetlemiyor mu?

“Tılfıdır hastane karşıma karşı
Zalim Fransızın bomba atışı
Urfa çetelerinin süngü takışı “

Fransızlar zalim, topları, ağır silahları var.

Urfalıların ordusu yok, çetelerle yola çıkmışlar. Ağır silahları , topları yok.

Ancak koca ve cesur yürekleri vatan sevgisi ile dolu ve süngüleri var.

Fransızlarla birlikte Cezayirli ve Senegalli askerlerde savaşmaktadır. Emperyalist güçler Çanakale Şavaşında da Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu (ANZAC) birliklerinin yanı sıra, Hindistan, Gurkalar, Senegalliler (Fransızlar bünyesinde), Kanada ve Güney Afrika'dan getirilen askerleri Gelibolu cephesinde savaşa sokmuşlardı.

Ancak ne yazık ki biz, bazen en çok sahip çıkmamız gereken tarihimize karşı en büyük ihmali de kendimiz yapıyoruz.

2018 yılından beri Google de https://www.sabah.com.tr/yasam/sanliurfanin-yunan-isgalinden-kurtulusu-urfa-muharebesi-urfanin-kurtulusu diye bir link var. Her yere başvurdum ancak bu yanlış bilgiyi sildiremedim. Urfa tarihin hiçbir döneminde Yunanlar tarafından işgal edilmedi.

Bir yandan kurtuluş günleri coşkuyla kutlanıyor, diğer yandan en basit tarihî gerçekler bile dijital dünyada yanlış aktarılmaya devam ediyor. Hâlâ bazı internet sitelerinde “Urfa’nın Yunan işgalinden kurtuluşu” gibi ifadeler yer alıyor. Oysa bu şehir, tarihin hiçbir döneminde Yunan işgali görmedi. İngilizler geldi, ardından Fransızlar… Ve Urfa halkı onlara karşı direndi.

Sorulması gereken soru şu:
Bu kadar açık bir tarihî gerçek neden hâlâ düzeltilmez?

Bu sadece bir bilgi hatası değildir. Bu, hafızanın aşınmasıdır.

Çünkü tarih, yalnızca geçmişi anlatmaz; kim olduğumuzu da belirler.

Bugünlerde sıkça karşılaştığımız bir başka yüzeyselleştirme ise Urfa direnişine dair yapılan “biber tarlası” benzetmesidir. Sanki bir millet, birkaç tarla için ayağa kalkmış gibi… Oysa gerçek çok daha derin ve çok daha onurludur: Bu insanlar vatanları, namusları ve haysiyetleri için savaştı.

Aydınların oluşturduğu bir etkinlikte,bir profesör kendi sunumunda yazacağı kitapta toplum pisikolojisine örnek olarak Urfalıların biber tarlaları için silaha sarıldığına yazacağı kitapta anlatacağını bildirdi. Söz alıp bunun yanlış bir bilgi olduğunu ısrarla belirttim. Kitabın yayınlanmasını beekledim yayınlandı. Aldım Urfa hakkındaki o iddia kitapta yoktu.

Tarihi küçülten her anlatı, aslında geleceği de zayıflatır.

Oysa Urfa’nın kurtuluş mücadelesi, düzenli orduların değil; halkın kendi kaderine sahip çıktığı bir direniştir. Maraş’ta, Antep’te olduğu gibi… Bu topraklarda “Çanakkale ruhu” sadece cephede değil, şehir sokaklarında da yaşanmıştır.

Belki de en çarpıcı kırılma noktalarından biri, 1920’de kadınların bulunduğu hamama giren Fransız askerlerine gösterilen tepkidir. Bu olay, bir şehrin sabrının sınırına geldiğini ve artık geri dönüşün olmadığını göstermiştir.

Tarih bazen bir kurşunla değil, bir onur kırılmasıyla başlar.

Öte yandan, yeterince bilinmeyen bir başka gerçek daha var:
Mustafa Kemal Atatürk adına yapılan ilk anıtlardan biri, daha 1917 yılında Urfa’da dikilmiştir.

Bu, Urfa halkının liderlik sezgisini, vefa duygusunu ve tarih bilincini gösteren çok güçlü bir örnektir. Ancak ne yazık ki bu bilgi de toplumun geniş kesimleri tarafından bilinmemektedir.

Bir başka tartışma ise hafıza mekânları üzerinden yaşanıyor.

Yüz yılı aşkın süredir halkın dilinde ve belleğinde yer eden “Topçu Meydanı” adının değiştirilmesi… Belki idari bir tasarruf olarak görülebilir. Ama mesele bundan ibaret değil. Çünkü şehirlerin ruhu, biraz da isimlerinde yaşar.

Bir meydanın adı değiştiğinde, aslında o meydanda yaşananların da anlamı dönüşür.

Bugün 11 Nisan’ı kutlarken sadece geçmişi anmak yetmez.
Aynı zamanda şu soruyu da sormak gerekir:

Biz, bu tarihe gerçekten sahip çıkabiliyor muyuz?

Eğer hâlâ yanlış başlıklar düzeltilmiyorsa,
eğer tarihî gerçekler magazinleştiriliyorsa,
eğer hafıza mekânları sessizce dönüştürülüyorsa…

O zaman kutlamalar biraz eksik kalıyor.

Göbeklitepe ile insanlık tarihinin sıfır noktasını barındıran bu kadim şehir, kendi yakın tarihine de aynı titizlikle sahip çıkmayı hak ediyor.

Çünkü sorun sadece bir şehrin kurtuluşu değil;
bir milletin kendini doğru hatırlayıp hatırlamadığıdır.

Bugün, 11 Nisan’da…
Şanlıurfa’nın kurtuluşunu kutlarken,
belki de en çok hafızamızı savunmamız gerekiyor.