1. Giriş ve Hukuki Dayanak

1.1. Sadakat yükümlülüğünün niteliği

Sadakat yükümlülüğü, evlilik birliğinin temelini oluşturan kişisel yükümlülüklerdendir. Öğreti ve yargısal yaklaşımda sadakat; yalnızca cinsel sadakati değil, eşler arasındaki güven ilişkisini zedeleyen, üçüncü kişilerle duygusal/fiilî yakınlaşma biçimlerini ve evlilik birliğini küçük düşürücü yaşam tarzını da kapsayabilen geniş bir çerçevede ele alınır.

1.2. Boşanma davası açılınca sadakat yükümlülüğü biter mi?

Maddi hukuk açısından genel kabul şudur: Boşanma davasının açılması evliliği sona erdirmez. Evlilik birliği, kural olarak boşanma kararının kesinleşmesine kadar sürer. Bu nedenle sadakat yükümlülüğü de (maddi hukuk düzleminde) “dava açıldı” diye otomatik olarak ortadan kalkmaz.

Bu noktada kritik ayrım şudur: Sadakat yükümlülüğü sürüyorsa, dava devam ederken gerçekleştirilen sadakatsizlik eylemi “hukuka aykırı/ kusurlu” bir davranış olarak nitelendirilebilir. Bu yeni davranışın hangi davada, hangi usul aracılığıyla ileri sürüleceği ayrıca değerlendirilmelidir. Zira usul hukuku, “yeni vakıaların” eldeki davaya katılmasını sınırlayabilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi kararlarında sıklıkla vurgulanan “Her dava açıldığı tarihteki şartlara tabidir” ilkesi de tam burada devreye girer.

2. Dava Sırasındaki Sadakatsizliğin Hukuki Niteliği: Mevcut Davada Kusur Sayılır mı?

2.1. “Açıldığı tarihteki şartlara tabi olma” ilkesi

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin çok sayıda kararında, dava tarihinden sonra gerçekleşen sadakatsizlik dahil olayların eldeki davada kusur belirlemesinde ve boşanma hükmünde doğrudan esas alınamayacağı, bunun ancak yeni bir dava konusu yapılabileceği belirtilmektedir.

Bu yaklaşımın özeti: Elde bulunan davada tarafların kusuru ve boşanma sebebinin varlığı, dava dilekçesindeki vakıalar ve dava tarihine kadar gerçekleşmiş olgular üzerinden kurulur. Dava devam ederken ortaya çıkan yeni sadakatsizlik eylemi, “maddi hukukça kusur” olsa bile, “usul hukuku” bakımından başka bir dava konusu olabilir.

Davacı-karşı davalının açtığı boşanma davası, davalı karşı davacının sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı gerekçesi ile kabul edilmiştir Ne var ki mahkemece davalı karşı davacıya kusur olarak isnat edilen sadakatsizlik eylemi dava açılmasından sonra meydana gelmiştir Her dava açıldığı tarihteki şartlara tabidir Davadan sonra oluşan vakıalar görülmekte olan boşanma davasında hükme esas alınamaz, ancak yeni bir dava konusu yapılır ve ispat edilirse birleştirilerek görülecek yeni boşanma davasında bu sebeple boşanma kararı verilebilir. (2. Hukuk Dairesi 2015/1895 E. , 2015/15882 K.)

“Savunma yoluyla ileri sürülebilir” yaklaşımı

Buna karşılık uygulamada, bazı karar metinlerinde, dava açıldıktan sonra meydana gelen sadakat ihlalinin ayrı dava açılmaksızın savunma yoluyla ileri sürülebileceği yönünde görüşler de görülmüştür.

Bu durumun sonucu olarak açılan bir boşanma davasında; davanın açılmasından sonra meydana gelmiş olsa bile eşin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışta bulunduğu hususu güçlü delillerle desteklenmesi halinde ayrı bir dava açılması gerekmeksizin savunma yoluyla bu yeni durumun ileri sürülmesi mümkündür Davalı koca, davacı kadının sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışını nüfus kaydı ve mahkeme ilamlarıyla delillendirilip, yukarıda açıklanan şekilde bu durumu ileri sürdüğüne göre; mahkemece gerçekleşen bu durumun davanın açılmasından sonra meydana geldiği gerekçesiyle, boşanma hükmü, kusur belirlemesi ve boşanmanın fer’i niteliğindeki talepler bakımından göz önüne alınmaması doğru olmamıştır. (2. Hukuk Dairesi 2011/8624 E. , 2012/5010 K.)

Bu karar, yerleşik “yeni dava gerekir” çizgisiyle gerilim içindedir. Dolayısıyla uygulamada “en güvenli yol” tartışmasında, bu tip istisnai kararların varlığına rağmen hak kaybı riskini minimize edecek strateji tercih edilir.

3. Usul Hukuku Açısından Değerlendirme

Bu başlık altında iki temel mesele vardır: (i) yeni vakıa ve iddia-savunmanın genişletilmesi, (ii) ıslah ile yeni vakıa eklenip eklenemeyeceği.

3.1. Dava açıldıktan sonra meydana gelen vakıalar “ıslah” ile mevcut davaya dahil edilebilir mi?

HMK m. 176 ıslah kurumunu tanır; HMK m. 141/2 de iddia-savunmanın genişletilmesi yasağında ıslahı saklı tutar. Ancak boşanma davalarında asıl tartışma şudur: Islah, kural olarak “usul işlemlerini düzeltme/değiştirme” aracıdır. Fakat dava tarihinden sonra doğan yeni vakıalar (ör. dava devam ederken gerçekleşen zina) ıslah ile ileri sürülse bile, “dava açıldığı tarihteki koşullara tabi olma” ilkesi nedeniyle eldeki davada kusur ve boşanma sebebi bakımından dikkate alınıp alınamayacağı tartışmalıdır.

Bu tartışmada HGK’nın konuya temas eden yaklaşımı özellikle önemlidir. Veri setinde yer alan HGK kararında (çoğunluk görüşü), dava tarihinden sonra gerçekleşen zina vakıasının ıslah yoluyla dahi eldeki davada kusur olarak yüklenemeyeceği yönünde bozma gerekçesi aktarılmaktadır:

Yapılan yargılama ve toplanan delillerden ıslah dilekçesi ile iddia edilen zina vakıasının yargılamanın devamı sırasında davacı-karşı davalı erkek tarafından açılan dava tarihinden sonra 04.12.2015 tarihinde gerçekleşen bir olaya ilişkin olduğu anlaşılmaktadır Her dava açıldığı tarihteki koşullara tabi olup dava tarihinden sonra meydana gelen olaylar eldeki boşanma davasında taraflara kusur olarak yüklenemez Bu sebeple, davacı ıslah yoluyla, dayandığı vakıaları değiştirebilir veya davaya yeni vakıaları dâhil edebilir ise de, boşanma davasının devamı sırasında işlendiği iddia olunan zina fiilinin veya başkaca bir kusurlu davranışın ıslah yoluyla olsa dahi eldeki boşanma davasında davalı-karşı davacı kadına kusur olarak yüklenmesi ve davanın bu sebeple kabulüne karar verilmesi doğru değildir Açıklanan sebeplerle, davacı-karşı davalı erkeğin zina (TMK m. 161) hukuki sebebine dayalı boşanma davasının reddine karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir,....” Hukuk Genel Kurulu 2020/362 E. , 2022/1514 K.

Aynı kararda karşı oy / azınlık yaklaşımının varlığı da görülmektedir (metin içinde “katılmıyoruz” şeklinde ayrışma yer alıyor). Bu da uygulamada bir süre tartışmanın sürdüğünü, ancak “en güvenli usul” açısından yine de yeni dava açma hattının güçlü kaldığını gösterir.

3.2. “Dava açıldığı tarihteki duruma göre karara bağlama” ilkesi ile “yeni vakıa” arasındaki ilişki

Yargıtay 2. HD kararlarında sıkça tekrar edilen formül şudur: “Her dava açıldığı tarihteki şartlara tabidir.” “Davadan sonra oluşan vakıalar eldeki davada hükme esas alınamaz; ancak yeni dava konusu yapılabilir, ispat edilirse birleştirilerek görülebilir.” Bu yaklaşım, HMK’daki “iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı” ile birlikte okunduğunda şu sonuca varır: Dilekçeler teatisi tamamlandıktan sonra yeni vakıa ileri sürmek zaten sınırlıdır (HMK m. 141).

Islah teorik olarak bir pencere açsa bile, boşanma davalarında “dava tarihi” sınırı aşılamıyorsa, dava sonrası vakıanın ıslahla sokulması da sonuç doğurmayabilir (HGK 2022/1514 K. metnindeki çoğunluk gerekçesi). Bu nedenle “yeni vakıa”ların usulî kaderi çoğu kez: yeni dava + birleştirme talebi şeklinde şekillenir.

4. Yeni Dava Açma Zorunluluğu ve Birleştirme

4.1. Yeni sadakatsizlik eylemi hangi hukuki sebebe dayandırılabilir?

Dava sürerken gerçekleşen sadakat ihlali, somut olaya göre: TMK m. 161 (zina) kapsamında Öğretide ve uygulamada “haysiyetsiz hayat sürme / güven sarsıcı davranış” olarak tartışılabilen diğer özel sebepler veya TMK m. 166 (evlilik birliğinin temelinden sarsılması) genel sebebi çerçevesinde ileri sürülebilir.

Burada pratik strateji: Olay “zina” düzeyinde ve güçlü delillerle ispatlanabilir nitelikte ise TMK 161’e dayanmak, ayrıca süreler/af gibi unsurları dikkatle yönetmek gerekir. Zina ispatı riskli ise, çoğu uygulamacı aynı vakıaları TMK 166 kapsamında “evlilik birliğini sarsan güven kırıcı davranış” olarak da kurgular.

4.2. Yeni davanın mevcut dava ile birleştirilmesi (HMK m. 166)

Yeni dava açıldığında, iki dosya arasında açık bir bağlantı doğar: Aynı evlilik birliğine ilişkin olma, Kusur ve fer’î sonuçların (tazminat/nafaka/velayet düzeni) birbirini etkilemesi, Delillerin iç içe geçmesi.

Bu durumda HMK m. 166 uyarınca birleştirme talep edilebilir. Uygulamada yaygın senaryo şudur:

- Dava-1: İlk boşanma davası (daha önceki vakıalara dayanır).

- Dava-2: Dava devam ederken ortaya çıkan yeni sadakatsizlik (zina vb.) vakıasına dayalı yeni boşanma davası.

- Dava-2 açılınca: bağlantı nedeniyle birleştirme kararı verilerek tek dosyada yürütme. 2HD’nin bu “yeni dava + ispat + birleştirme” hattını açıkça işaret eden kararları vardır (yukarıda aktarılan 2015/15882 K. gibi).

5. Maddi ve Manevi Tazminata Etkisi (TMK m. 174)

5.1. Kusur belirlemesi tazminatın kapısını açar

TMK m. 174 uyarınca: Maddi tazminat için: talep eden eş kusursuz veya daha az kusurlu olmalıdır. Manevi tazminat için: kişilik hakkına saldırı oluşturan olaylar ve karşı tarafın kusuru aranır. Dolayısıyla, dava sürerken gerçekleşen sadakat ihlali; Kusurun ağırlığını değiştirebilir, Daha önce “eşit kusur” veya “az kusur” konumundaki tarafı daha ağır kusurlu hale getirebilir, Bu da TMK 174 kapsamında tazminatın kabul/red dengesini ve miktarını etkileyebilir.

5.2. Ancak: Usulî olarak doğru davada değerlendirilmelidir

Yerleşik yaklaşıma göre dava sonrası vakıa eldeki davada hesaba katılamayacaksa, bu vakıa üzerinden kusur/tazminat kurgusunun kurulması için: Ya “savunma yoluyla ileri sürülebilir” görüşünün kabulü gerekir (istisnai damar), Ya da (daha güvenli) yeni dava açılarak bu vakıanın kusur ve tazminata etkisi o dosyada tartışılmalı ve dosyalar birleştirilmelidir.

Nitekim 2. HD’nin bir kararında, mahkemenin dava sonrası sadakatsizliği kusura dahil edip manevi tazminata hükmetmesi, “dava sonrası vakıa mevcut davada esas alınamaz” gerekçesiyle eleştirilmiştir:

Davacının açtığı boşanma davası davalının tam kusurlu olduğu, birlik görevlerini yerine getirmediği, ayrı ev açmadığı ve sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı gerekçesi ile kabul edilmiştir Ne var ki mahkemece davalının kusurlu davranışları arasında sayılan sadakatsizlik eylemi dava açılmasından sonra meydana gelmiştir Her dava açıldığı tarihteki şartlara tabidir Davadan sonra oluşan vakıalar görülmekte olan boşanma davasında hükme esas alınamaz, ancak yeni bir dava konusu yapılır ve ispat edilirse birleştirilerek görülecek yeni boşanma davasında bu sebeple boşanma kararı verilebilir Mahkemece boşanmaya sebep olan diğer kusurlu davranışlar da davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde değildir Gerçekleşen bu duruma göre davacının manevi tazminat talebinin kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. (2. Hukuk Dairesi 2014/28212 E. , 2015/13216 K.)

Bu karar, “dava sonrası sadakatsizlik” değerlendirme dışı bırakılınca, manevi tazminatın da dayanaksız kalabileceğini gösteren tipik bir örnektir.

6. SONUÇ

Yargıtay kararları birlikte değerlendirildiğinde iki temel yaklaşımın varlığı görülmektedir. Yerleşik ve baskın içtihat çizgisine göre her dava açıldığı tarihteki maddi ve hukuki şartlara tabidir; dava tarihinden sonra gerçekleşen vakıalar eldeki davada hükme esas alınamaz. Bu yaklaşım çerçevesinde çözüm, dava sonrası ortaya çıkan vakıaya dayanılarak yeni bir dava açılması ve şartları mevcutsa davaların birleştirilmesidir.

Buna karşılık bazı kararlarda, dava sonrası gerçekleşen sadakat ihlalinin güçlü ve kesin delillerle ispat edilmesi hâlinde savunma kapsamında ileri sürülebileceğine dair istisnai bir yaklaşım da görülmektedir. Ancak özellikle Hukuk Genel Kurulu kararlarında, dava tarihinden sonra gerçekleşen zina vakıasının ıslah yoluyla dahi eldeki davada kusur olarak yüklenemeyeceği yönündeki çoğunluk görüşü, uygulamada temkinli hareket edilmesini gerekli kılmaktadır.

Bu içtihat tablosu karşısında hak kaybı riskini en aza indiren ve usul güvenliğini sağlayan yöntem şudur:

Dava devam ederken yeni bir sadakatsizlik olgusunun öğrenilmesi hâlinde öncelikle deliller hukuka uygun şekilde sabitlenmelidir (noter tespiti, mahkeme aracılığıyla celp, tanık beyanlarının güvence altına alınması vb.). Akabinde, söz konusu vakıaya dayanılarak ayrı bir boşanma davası açılmalı; somut olayın niteliğine göre TMK m. 161 ve/veya TMK m. 166 hükümlerine dayanılmalıdır. Daha sonra HMK m. 166 kapsamında iki dava arasında bağlantı bulunduğu belirtilerek birleştirme talebinde bulunulmalıdır. Ayrıca fer’î talepler (özellikle TMK m. 174 kapsamında maddi ve manevi tazminat) bakımından yeni vakıanın kusur ağırlığına etkisi açık ve somut şekilde ortaya konulmalıdır.

Bu yöntem, içtihatlar arasındaki olası farklılıklar ve yorum değişiklikleri karşısında, dava sonrası vakıanın eldeki dosyada dışlanması riskini ortadan kaldırmakta; söz konusu olguyu müstakil bir dava konusu hâline getirerek usulî güvenliği sağlamaktadır. Bu nedenle uygulamada en temkinli ve hak kaybını önleyici yol olarak kabul edilmelidir.

AV. SELENAY FEYZA BIKMAZ TÜREN

&

AV. ZEYNEP YILDIZ