İstinaf ve temyiz kanun yollarına başvuruda parasal sınırların bulunması, bir yandan istinaf/temyiz mercilerinin iş yükünü azaltma ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılması amacına hizmet ederken diğer yandan Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü kapsamında “hükmün denetlenmesini talep etme hakkı” üzerinde sınırlayıcı etki doğurmaktadır.

Anayasa Mahkemesi, 04.12.2024 tarihli E.2023/182, K.2024/203 sayılı kararıyla HMK Ek 1/2’de yer alan ve istinaf/temyiz parasal sınırlarının uygulanmasında “hükmün verildiği tarihteki miktarın” esas alınmasını öngören ibareyi, özellikle yüksek enflasyon ortamında ve yargılamaların uzadığı hallerde kanun yoluna erişimi ortadan kaldırarak kişilere “aşırı külfet” yüklediği gerekçesiyle Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı bularak iptal etmiştir.

İptal hükmünün yürürlüğe girişi dokuz ay ertelenmiş; bu süreçte uygulamada önemli tartışmalar yaşanmıştır. Kanun koyucu ise 04.06.2025 tarihli değişiklikle HMK Ek 1/2’yi yeniden düzenleyerek 341, 362 ve 369. maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında “davanın açıldığı tarihteki miktarın” esas alınacağını açıkça benimsemiştir. Bu yazımızda, AYM’nin iptal gerekçesini, ölçülülük testinin parasal sınır rejimine uygulanışını, yürürlük ertelemesinin (9 ay) uygulamaya etkisini ve 2025 reformunun getirdiği yeni sistemi, hukuk devleti ve mahkemeye erişim hakkı bağlamında incelemektedir.

1. Parasal Sınırlar ve Hükmün Denetlenmesini Talep Etme Hakkı

Türk hukukunda istinaf ve temyiz, kararların maddi ve hukuki yönden üst dereceli mahkemece denetlenmesine imkân veren kanun yollarıdır. Bununla birlikte, kanun koyucu bazı uyuşmazlıkları “düşük değerli” sayarak kanun yolunu kapatabilmekte; bunu da parasal sınırlar aracılığıyla gerçekleştirmektedir. Bu yaklaşımın amacı, özellikle bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtay’ın iş yükünü azaltmak, yargılamaların daha hızlı ve düşük maliyetle sonuçlanmasını sağlamaktır.

Ancak parasal sınırların sistematiği, Anayasa m. 36 kapsamında korunan hak arama özgürlüğünün bir görünümü olan “hükmün denetlenmesini talep etme hakkı” üzerinde doğrudan etkilidir. Bu nedenle, parasal sınırların hangi yöntemle güncellendiği kadar, “hangi tarihteki parasal sınırın” kanun yoluna başvuruda esas alınacağı sorusu da anayasal önem taşır. Nitekim yüksek enflasyon dönemlerinde parasal sınırların yıllık yeniden değerleme oranlarına göre artması; buna karşılık dava değerinin nominal kalması hâlinde, davanın açıldığı tarihte kanun yoluna açık olan bir kararın, hüküm tarihinde kanun yolu dışında kalması mümkün hale gelebilir. AYM’nin 04.12.2024 tarihli kararı bu riskin anayasal sınırlarını çizmesi bakımından dönüm noktasıdır.

2. HMK’da Parasal Sınırlar

HMK m. 341 ve HMK m. 362, istinaf/temyiz edilebilirlik bakımından parasal sınırlar öngörür. Bu sınırların zaman içinde enflasyon karşısında anlamsızlaşmasını önlemek için HMK Ek 1/1’de yeniden değerleme oranına göre güncelleme düzenlenmiştir. Dolayısıyla tartışma iki katmanlıdır:

1) Parasal sınırlar hangi oranla ve nasıl güncellenir?

2) Güncellenen parasal sınır kanun yoluna başvuruda hangi tarih itibarıyla uygulanır?

AYM E.2023/182, K.2024/203 kararı, ikinci katmanda yani “tarih ölçütü” bağlamında HMK Ek 1/2’deki “hüküm tarihi” kriterini anayasal denetime tabi tutmuştur.

3. AYM E.2023/182, K.2024/203 (04.12.2024): İptal Kararının Konusu

AYM’nin önüne gelen itiraz, HMK Ek 1/2’de yer alan ve 341-362-369 parasal sınırlarının uygulanmasında “hükmün verildiği tarihteki miktarın esas alınmasını” öngören düzenlemenin Anayasa’ya aykırılığı iddiasına ilişkindir. Kararda Mahkeme, öncelikle hükmün denetlenmesini talep hakkının Anayasa m. 36 kapsamına dahil olduğunu, bununla birlikte kanun yoluna erişimin mutlak olmadığını; kanun koyucunun meşru amaçlarla sınırlama getirebileceğini kabul eder.

Burada kritik kırılma, AYM’nin belirlilik/öngörülebilirlik ile ölçülülüğü birbirinden ayırmasıdır:

- AYM’ye göre “hüküm tarihinde geçerli parasal sınır”ın belirlenmesi teknik olarak mümkündür; yeniden değerleme oranı ilan edilir ve hüküm tarihinde hangi sınırın geçerli olduğu öngörülebilir. Bu yönüyle salt belirlilik bakımından kuralın mutlak surette sorunlu olduğu söylenemez.

- Ancak AYM, yüksek enflasyon ve uzun yargılama süreleri birleştiğinde, parasal sınır artarken dava değerinin artmaması nedeniyle enflasyon külfetinin taraflara yüklendiğini; bunun da kanun yoluna erişimi ortadan kaldırabilecek şekilde “aşırı külfet” doğurabileceğini tespit eder. Bu noktada “orantılılık” bakımından dengenin taraflar aleyhine bozulduğu sonucuna ulaşır ve iptal kararı verir.

Bu yönüyle karar, parasal sınırın hangi tarihe bağlanacağının kanun koyucunun takdirinde olduğunu kabul etmekle birlikte, seçilen tarih kriterinin enflasyon koşullarında kanun yolu hakkını fiilen ortadan kaldırmaması gerektiğini, aksi halde ölçüsüzlük doğacağını ortaya koyar.

4. Onuncu Yargı Paketi ile “Davanın Açıldığı Tarih” Ölçütü

AYM’nin iptal kararının yürürlüğe girmesi beklenmeden, kanun koyucu 04.06.2025 tarihli düzenleme ile HMK Ek 1/2’yi değiştirmiş ve 341-362-369 parasal sınırlarında esas alınacak tarihi “davanın açıldığı tarih” olarak belirlemiştir. Böylece:

- Yargılamanın uzaması nedeniyle parasal sınırın artıp kanun yolunu kapatması riski azaltılmış,

- Tarafların dava açarken kanun yolu erişimini öngörebilmesi (mahkemeye erişim hakkı ile bağlantılı öngörülebilirlik) güçlendirilmiş,

- AYM’nin “enflasyon külfetinin tamamının taraflara yüklenmesi” eleştirisine karşı sistematik bir dengeleyici mekanizma kurulmuştur.

Bu reformun anayasal anlamı şu şekildedir. AYM, bir tarih kriterini “tek doğru” olarak dayatmamış; fakat hüküm tarihi kriterinin enflasyon ve uzun yargılama sürelerinde ölçüsüz sonuçlara yol açabileceğini tespit etmiştir. Kanun koyucu da bu ölçüsüzlüğü azaltmak için, öngörülebilirliği daha güçlü olan “dava açma tarihi” ölçütünü tercih etmiştir.

5. Kararın Uygulanması ve Kapsamında Dava Değeri, Kısmi Dava, Islah ve Kanun Yolu Stratejisi

AYM kararında özellikle vurgulanan hususlardan biri, kişilerin dava açarken dava değerini ve kanun yolu sınırlarını dikkate alarak dava/karşı dava ya da ıslah stratejisi kurabilecekleridir. Ne var ki hüküm tarihi esas alındığında, tarafın başlangıçtaki stratejisi yargılama süresinin uzunluğu nedeniyle anlamsızlaşabilmekte; bu da “öngörülebilirliğin” pratikte aşınmasına yol açmaktadır. 2025 reformu, kanun yolu stratejisinin dava açma anındaki öngörülebilirliğini artırarak bu sorunu azaltır.

Bununla birlikte, dava değeri hesaplamasına ilişkin sorunlar parasal sınır tartışmasının ikinci ekseni olarak varlığını korumaktadır. Bu nedenle, dava açma tarihi kriteri dahi “değer belirleme” sorununu kendiliğinden çözmez; sadece “tarih ölçütü” bakımından sistematik bir netlik sağlar.

6. Sonuç

AYM E.2023/182, K.2024/203 kararı, parasal sınırların güncellenmesini ve meşru amaçlarını reddetmeyen; fakat “hüküm tarihi” kriterinin yüksek enflasyon ve uzun yargılama süreleri bağlamında kanun yoluna erişimi ortadan kaldırarak kişilere aşırı külfet yükleyebileceğini tespit eden bir dönüm noktasıdır. Kararın anayasal katkısı, parasal sınır rejiminin “ölçülülük—özellikle orantılılık” testine tabi olduğunu netleştirmesidir.

Kanun koyucunun 04.06.2025 reformu ile dava açma tarihini esas alması, AYM’nin iptal gerekçesindeki denge sorununa pratik bir yanıt niteliğindedir. Böylece 2026 itibarıyla HMK sisteminde istinaf/temyiz parasal sınırlarının uygulanmasında temel kural, “davanın açıldığı tarihteki parasal sınır” olmuştur. Bu yeni yaklaşım, tarafların kanun yolu erişimini daha öngörülebilir kılmakta; yargılamanın uzaması nedeniyle kanun yolu hakkının erimesi riskini azaltmaktadır.

AV. SELENAY FEYZA BIKMAZ TÜREN & AV. ZEYNEP YILDIZ