banner644

Bu yazımızda, nafakanın ne anlama geldiğini kısa bir şekilde tanımladıktan sonra nafaka türlerini anlatıp her biriyle ilgili önemli gördüğümüz Yargıtay kararlarına değineceğiz. Faydalı olması ümidiyle…

1. NAFAKA

Nafaka kelime anlamı itibariyle geçimlik, geçinmek için gerekli şeylerin bütünü şeklinde tanımlanabilir. Hukuki anlamda nafaka ise, kanunda öngörülen koşulların varlığı halinde kanun tarafından nafaka yükümlüsü olarak belirlenen kişi ya da kişilerce ödenmesi gereken, yine belirli kişilerin yaşamlarına devam edebilmeleri ve en azından asgari ihtiyaçlarını temin edebilmeleri için miktarı ve şartları hakim tarafından belirlenen parasal katkıyı ifade eder. Türk Medeni Kanun’unda 4 çeşit nafaka bulunmaktadır. Bunlar:

1. Tedbir Nafakası

2. İştirak Nafakası

3. Yoksulluk Nafakası

4. Yardım Nafakası

1.1. TEDBİR NAFAKASI

Tedbir nafakası boşanmanın, boşanan eşler ve çocuklarla ilgili sonuçlarından biridir. Türk Medeni Kanun’unun 169. maddesine göre “Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri resen alır.”

Yargılama sürecinde geçerli olacak bu nafaka tedbir nafakası olarak adlandırılmaktadır. Tedbir nafakasına eş ve ergin olmayan çocuklar için hükmedilecektir. Bu nafakaya hükmedilebilmesi için eşin herhangi bir kusurunun bulunmasına gerek yoktur. Kanun hükmünde de belirtildiği gibi tedbir nafakasına, şartların varlığı halinde talep olmaksızın da hükmedilmelidir. Tedbir nafakası karar kesinleşinceye kadar devam eder. Karar kesinleştikten sonra ise şartların varlığı halinde tedbir nafakası, eş için yoksulluk nafakasına; çocuk/çocuklar için de iştirak nafakasına dönüşecektir.

Özet: Tedbir nafakasında eşlerin evlilik birliğinin giderlerine güçleri oranında emek ve mal varlıklarıyla katkıda bulunmaları gerekir. Davacı eşin çalışıyor olması, ekonomik durumunun davalı(kocadan) daha iyi olması davalıyı tedbir nafakası yükümlülüğünden kurtarmaz. Ancak, hükmedilecek nafakanın miktarının tayininde bu husus dikkate alınmak zorundadır. Böylece “hakkaniyet” ilkesine uygun bir nafaka tespit edilebilir. (3. HD,  04.06.2012, 2012/9818-2012/14128).

Özet: Tedbir nafakası, talebe bağlı olmaksızın takdir edilir ve geçici bir önlem olarak davanın başından(dava tarihinden) itibaren karar kesinleşene kadar hüküm altına alınır. (YHGK, 30.05.2019, 2017/2287-2019/627).

Özet: Bir tarafın kusurlu olması; onun lehine tedbir nafakası tayin edilmesine engel teşkil etmemektedir. Dolayısıyla, tedbir nafakası kanun gereği, kendiliğinden alınması gereken geçici bir önlem olup, tarafların kusurunun verilecek karar açısından bir önemi ve etkisi yoktur. (YHGK, 21.11.2012, 2012/2-1158-2012/827).​​​​​​​

1.2. İŞTİRAK NAFAKASI

Mahkeme tarafından boşanma veya ayrılık davasının görülmesi sırasında çocuklara tedbir nafakası verilmesine karar verilmişse, hükmedilen bu tedbir nafakası boşanmanın kesinleşmesi ile birlikte iştirak nafakasına dönüşür. İştirak nafakası boşanmanın çocuklarla ilgili sonuçlarından biridir. T.M.K. m. 182’ ye göre “Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler. Mahkeme, kararında kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini ihtar eder. Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Hâkim, istem hâlinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.”

Görüldüğü üzere velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine mali gücü oranında katılmak zorundadır. Bununla birlikte maddi durumu yetersiz olup kendi geçimini sağlamaktan yoksun olan eşten ise iştirak nafakası alınamayacağı gözden kaçırılmamalıdır. İştirak nafakası, çocuk ergin oluncaya kadar devam eder ve reşit olmasıyla birlikte kendiliğinden ortadan kalkar. Çocuk ergin olduktan sonra ise şartların varlığı halinde anne-babadan, ayrı bir nafaka türü olan ve ileride göreceğimiz üzere yardım nafakası talep edebilir. İştirak nafakası için eşlerin kusur durumuna bakılmaz ve talep olmasa da hakim tarafından çocuğun üstün menfaati gereği resen hükmedilir. Nafaka miktarı ise; tarafların sosyal ve ekonomik durumları, nafakanın niteliği, müşterek çocuk/çocukların yaşı, eğitim durumu, ihtiyaçları göz önüne alınarak hakkaniyete göre belirlenir. Boşanmanın çocuklara ilişkin sonuçları kesin hüküm oluşturmayacağından karar kesinleştikten sonra iştirak nafakasının arttırılması, azaltılması ve kaldırılması davaları açılabilir. Eşlerin gelir düzeyleri, sosyal ve ekonomik statüleri, medeni halleri, çocuğun ihtiyaçları vb. herhangi bir şekilde durumun hakim tarafından makul kabul edilebilecek bir ölçüde değişmesi halinde taleple birlikte önceden verilmiş olan nafaka kararındaki nafaka miktarı yeniden belirmeye tabi tutulabilir yahut kaldırılabilir.

Özet: İstek yoksa iştirak nafakasının her yıl ÜFE oranında arttırılmasına karar verilemez. (3. HD, 15.01.2018, 2017/16737-2018/51).

Özet: Ergin olmayan çocuk için çocuk ergin oluncaya kadar iştirak nafakası her zaman istenebilir. (2. HD, 22.04.2015, 2015/4621-2015/8340).

Özet: Kendi geçimini sağlamaktan yoksun olanın iştirak nafakası vermesi beklenemez. “Davalının çalışmadığı, herhangi bir geliri ve malvarlığının bulunmadığı yapılan soruşturma ve toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin, çocuğun eğitim ve bakım giderlerine katılma zorunluluğu mali gücü varsa mevcuttur. Mali gücü yoksa, bu yükümlülüğü söz konusu olmaz. Bu husus nazara alınmadan, velayeti babasına bırakılan müşterek çocuk Huriye için hiçbir geliri ve malvarlığı bulunmayan davalının, davacıya tedbir ve iştirak nafakası ödemekle sorumlu tutulması doğru bulunmamıştır. (2. HD, 11.12.2014, 2014/14461-2014/25529).

Özet: İştirak nafakasını hakimin görevi gereği kendiliğinden dikkate alması gerekmektedir. (2. HD, 20.07.2011, 2011/11760-2011/12728).

Özet: Velayet anne ve babaya bırakılmayıp vasi tayini için vesayet makamına ihbara karar verilmişse sanki velayet anneye bırakılmış gibi çocuk lehine iştirak nafakası takdir edilemez. (2. HD, 20.09.2011, 2011/12238-2011/13581).

Özet: İştirak nafakasının gelecek yıllarda ne miktarda ödeneceğinin kararlaştırılması “isteği hakkında” olumlu ya da olumsuz bir karar verilmelidir. (2. HD, 22.06.2011, 2010/10259-2011/11162).

Özet: Dava dilekçesinde talep olmadığı halde sonradan iştirak nafakası istenmesi davanın veya talebin genişletilmesi niteliğinde sayılamaz. (2. HD, 02.06.2011, 2010/8242-2011/9737).​​​​​​​

1.3. YOKSULLUK NAFAKASI

Yoksulluk nafakası boşanmanın boşanan eşlerle ilgili mali sonuçlarından biridir. Dava tarihinden boşanma hükmünün kesinleşme tarihine kadar eş için takdir edilen tedbir nafakası, boşanma hükmünün kesinleşmesiyle yoksulluk nafakasına dönüşecektir. T.M.K. m. 175’e göre “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.”

Madde metninden de görüldüğü üzere bu nafakaya hükmedilebilmesi için boşanma yüzünden yoksulluğa düşme ve kusurun daha ağır olmaması şartlarının birlikte olması gerekmektedir. Dolayısıyla daha az veya eşit kusurlu olma durumunda da yoksulluk nafakası talep edilebilecektir. Yoksulluk nafakası boşanmanın feri sonuçları arasından yer aldığı için bu yönde bir istek olmadıkça hakim yoksulluk nafakasına hükmedemeyecektir. Dolayısıyla yoksulluk nafakası isteminde bulunabilmemiz için bu yönde bir talebimizin olması gerekmektedir. T.M.K. m. 178’e göre, evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları(maddi-manevi tazminat, yoksulluk nafakası) boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Bu sebeple söz konusu bir yıllık süreye dikkat etmekte fayda görüyoruz. Son olarak T.M.K. m. 331 hükmüne göre, durumun değişmesi hâlinde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirleyebilir veya nafakayı kaldırabilir.

Özet: Asgari ücretle çalışılması yoksulluk nafakası bağlanmasını veya yoksulluk nafakasının ortadan kaldırılmasını gerektiren bir durum olarak kabul edilemez. (2. HD, 17.09.2015, 2015/2301-2015/16187).

Özet: Yoksulluk nafakası, kendi isteği ile işten ayrılan eşe takdir edilemez. (2. HD, 12.07.2011, 2010/11212-2011/12013).

Özet: Yoksulluk nafakası, boşanma hükmünün kesinleşme tarihinden itibaren geçerlidir. (2. HD, 13.09.2011, 2010/14752-2011/13310).

Özet: Yoksulluk nafakası takdirinde nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. (2. HD, 06.10.2011, 2010/12799-2011/15141).

Özet: Yoksulluk nafakası boşanma davasıyla birlikte talep edilmişse faiz için başlangıç tarihi "boşanma kararının kesinleşmesi tarihi", boşanma hükmünün kesinleşmesinden sonra bağımsız bir dava ile istekte bulunulmuşsa "dava tarihi" olacaktır. (2. HD, 30.09.2010, 2010/13372-2010/15742).

Özet: Yoksulluk nafakası ölüm tarihi itibariyle kendiliğinden sona erer. (2. HD, 20.06.2011, 2010/11339-2011/11054).​​​​​​​

1.4. YARDIM NAFAKASI

Kişinin, çalışma ve hayatını idame ettirme konusunda zor durumda kaldığı durumlarda, kanunda belirtilen kan hısımlarından isteyebileceği nafaka türüne ise yardım nafakası denmektedir. T.M.K m. 364 f. I’ e göre “Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür.”

Yardım nafakası, Medeni Kanun’un 364-366 maddelerinde düzenlenmiş olup yalnızca boşanma ile değil genel anlamda, alt soy ve üst soyların da birbirinden belirli şartlar dahilinde nafaka talep etme hakkını kapsamaktadır. Ancak boşanmaya ilişkin olarak da çocuğun ergin kılınmasından sonra çocuğa ödenmesi gereken nafaka türlerinden biri olan yardım nafakası bu özelliğiyle iştirak nafakasından ayrılmaktadır. Bu sebeple makalemizde yardım nafakasından da kısa bir şekilde bahsetmeyi uygun gördük. Yardım nafakasına yönelik isteğin boşanma davasından bağımsız olarak usulüne uygun şekilde açılması gereken ayrı bir davaya konu edilmesi gerekmektedir. Örnek vermek gerekirse, çocuğun eğitim bakım gibi giderleri için hükmedilen iştirak nafakası, çocuğun ergin olduğu tarihten itibaren sona ereceğinden, bu tip masrafların yardım nafakası davası yoluyla talep edilebilmesi için boşanma davasından ayrı bir dava açılarak nafakanın bu şekilde devam etmesini istemek gerekmektedir. Son olarak yine T.M.K. m. 331 hükmüne göre, durumun değişmesi hâlinde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirleyebilir veya nafakayı kaldırabilir.

Özet: Kişi kendi emek ve geliriyle yaşamını sürdürmekten yoksun ise, yasa maddesinde sayılı kişilerden yardım nafakası isteyebilir. Ne var ki; bunu vermekle yükümlü tutulacak kişilerin geçim sıkıntısına düşürülmemesi asıldır. Bunun için belirlenen nafakanın nafaka isteyenin geçinmesi için gerekli, nafaka yükümlüsünün geliri ile orantılı olacak şekilde orantılı ve T.M.K. 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de gözetilerek takdir edilmesi gerekir. (3. HD, 09.06.2014, 2014/1598-2014/9103).

Özet: Okumakta olan kişi kendi emek ve geliriyle yaşamını sürdürmekten yoksun ise ana babasından öğrenimini tamamlayıncaya kadar yardım nafakası isteyebilir. (3. HD, 25.05.2015, 2014/22126-2015/9363).

KAYNAKÇA

1. GENÇCAN, Ömer Uğur, (2019). Aile Mahkemesi Davaları. Ankara: Yetgin Yayınları

2. KIRMIZI, Mustafa, (2021). Boşanma Davaları. Ankara: Bilge Yayınevi

3. KABOĞLU, İbrahim Özden-GÜREL, Begüm vd. (2021). Avukatın Öz-El Kitabı. İstanbul: Platon Plus Yay.

4. ZAPATA, Tan Tahsin, (2020). Medeni Hukuk. Ankara: Savaş Yayınevi.

5. https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.4721.pdf

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Melike 1 ay önce

Faydalı ve bir o kadar önemli konularda yazdığınız bu makaleler için teşekkürler.
Başarılar dilerim...