4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.285 uyarınca, evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üç yüz gün içinde doğan çocuğun babası kocadır.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 08.05.2024 tarihli ve 2021/10029 E., 2024/6251 K. sayılı kararına konu olayda; boşanma davası henüz sonuçlanmamışken kadının, başka bir erkek ile olan ilişkisinden doğan çocuğun babası olarak, boşanma sürecinde olduğu eşini kaydettirmesi nedeniyle, hakkında TCK m.231’de tanımlanan çocuğun soybağını değiştirme suçunu işlediğinden bahisle kamu davası açılmıştır. Asliye Ceza Mahkemesi, kadının cezalandırılmasına karar vermiş, Yargıtay 11. Ceza Dairesi bu mahkumiyet hükmünün, “4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 285 ve 295 inci maddelerindeki ‘evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üç yüz gün içerisinde doğan çocuğun babası kocadır ve başka bir erkek ile soybağı bulunan çocuk, bu bağ geçersiz kılınmadıkça tanınamaz.’ hükümleri karşısında; evlilik birliği devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üç yüz gün içinde doğan evlilik dışı çocukların biyolojik babası üzerine derhal kayıt edilmesinin mümkün olmadığı ve resmi nikahlı eşin üzerine kaydedilmesinin yasadan kaynaklanan zorunluluk olduğu, bu nedenle yüklenen suçun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığı ve sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği,” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar vermiştir.
Bu karar; insanın doğası ile bağdaşmadığı, Yargıtay’ın Kanun hükmünü doğru anlamadığı, Kanunun, “başka bir erkek ile soybağı bulunan çocuk, bu bağ geçersiz kılınmadıkça tanınamaz” hükmünü içerdiği, yani aslında evli kadının başka bir erkekle yaşadığı cinsel ilişki sonucu dünyaya getirdiği çocuğun, koca tarafından tanınmasına izin vermediği, karara konu olayda kocanın bu çocuğu tanımadığı ve bilgisi dışında çocuğun babası olarak nüfusa kaydedildiği yönlerinden eleştirilmişse de;
Açık kaynağa yansıyan bilgilere göre karara konu olayda; kadının nüfus yetkililerine çocuğun babasının kocası değil, başka bir erkek olduğunu beyan etmesine rağmen, nüfus kayıt sisteminde çocuğun babası olarak kocasının adının yazıldığı, kocanın şikayetçi olması nedeniyle durumdan haberdar olan Cumhuriyet Başsavcılığının ise kadın hakkında TCK m.231 gereğince cezalandırılması talebiyle kamu davası açtığı anlaşılmaktadır.
Çocuğun soybağını değiştirme başlıklı TCK m.231/1; “Bir çocuğun soybağını değiştiren veya gizleyen kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” hükmünü getirerek, bir çocuğun soybağını değiştirmek veya gizlemek suçunu cezalandırmaktadır. Bu suçun oluşması için failin, mağdur çocuğun gerçek soybağının değiştirilmesi veya gizlenmesi amacıyla yetkili mercilere yanlış bilgi vermek ya da gerekli bilgiyi vermemek şeklindeki seçimlik hareketlerinin varlığı gereklidir. Suç kasten işlenebilir. Failin suç işleme kastının tespiti, tüm kasti suçlarda olduğu gibi bu suç açısından da şarttır.
Somut olayda; görüldüğü kadarıyla kadının bu suçun gerçekleşmesine sebep olacak bir fiili, çocuğun gerçek babasının kim olduğu konusunda gerçek dışı bilgi vermek, soybağını değiştirmek gibi bir kastı bulunmamaktadır. Aksine, gerçek babanın kim olduğunu görevliye ifade etmiştir. Çocuğun soybağını değiştirmek veya gizlemek amacına yönelik bir amacı ve eylemi yoktur. Kadının beyanına rağmen görevliler çocuğu, kadının boşanma aşamasında bulunduğu koca adına kaydetmişlerdir. Bu nedenle; kadın hakkındaki mahkumiyet hükmü hatalı olup, Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin bozma hükmü ise yerindedir.
Yargıtay bozma ilamını gerekçe yönünden tartışmak gerekirse;
Türk Medeni Kanunu’nun 285. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “Evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğan çocuğun babası kocadır” hükmü, gerçekte bir karinedir. Bu karinenin aksi elbette ispatlanabilir. Somut olayda; bu karine gereğince nüfus kayıt sistemine çocuğun babası olarak, doğuran ananın çocuğa hamile kaldığı itibarıyla kocası olan kişinin adı yazılır. Koca, kadının doğurduğu çocuğun babası olmadığını iddia ederse, 4721 sayılı Kanunun 286. maddesine göre soybağının (nesebin) reddi davası açabilir. Bu davayı; kadın veya TMK m.291’deki şartların gerçekleşmesi, yani kocanın dava açma süresinin geçmesinden önce kocanın ölmesi, sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybetmesi veya gaipliğine karar verilmesi halinde biyolojik baba, kocanın altsoyu, anası veya babası da açabilir. Soybağı kesilmedikçe biyolojik baba tarafından çocuk tanınamaz.
Çocuğun menfaatinin korunmasını, geçici de olsa nesepsiz kalmamasını sağlamaya yönelik bu düzenleme, her ne kadar yerine göre kocayı, kadını ve biyolojik babayı olumsuz etkileyebilecekse de, her durumda çocuğun menfaatlerinin diğerlerinden önde tutulması gereklidir. Mevcut düzenleme elbette eleştirilebilir, ancak eleştirirken çözüm yolunun da ortaya koyulması gerekir. Meselenin, tüm tarafları memnun edebilecek bir çözümüne yönelik öneriler olduğunda da, bunlar ayrıca değerlendirilebilir. Mevcut durumda eleştirilerde, Türk toplum yapısına uygun ve makul çözüm önerisinin ortaya koyulmadığı görülmektedir.
Son olarak söylemek gerekirse; Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 08.05.2024 tarihli ve 2021/10029 E., 2024/6251 K. sayılı kararı hakkında yapılan eleştiriye, Ceza Hukuku çerçevesinde katılmadığımızı belirtmek isteriz.
Prof. Dr. Ersan Şen
Av. Taner Akıncı
(Bu köşe yazısı, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)