5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 146. maddesinde zorla getirme kararı ve kavramı açıklanmıştır. CMK md. 146/1’e göre zorla getirme kararı ancak ‘’hakkında tutuklama kararı verilmesi veya yakalama emri düzenlenmesi için yeterli nedenler bulunan veya 145 inci maddeye göre çağrıldığı halde gelmeyen şüpheli veya sanık için verilebilir.’’ Kural olarak zorla getirme kararı şüpheli veya sanığın ifade veya sorgu için hazır bulunması amacıyla verilir.

Zorla getirme kararı Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından[1] verilir. Zorla getirme kararı verilebilmesi için sulh ceza hakimi veya mahkemece şüpheli ya da sanık hakkında tutuklama kararı verilmesi veya yakalama emri düzenlenmesi için yeterli nedenlerin bulunması ya da şüpheli veya sanığın davetiye ile çağrılıp bu davetiyede çağrılma nedeni açıkça belirtilmesine rağmen süjenin gelmemesi gerekmektedir. Bu koşullar oluşmadan verilen zorla getirme kararı koruma tedbirlerinde uyulması gereken en önemli ilke olan ölçülülük ilkesine[2] aykırılık teşkil edeceğinden hukuka aykırı olacaktır.

CMK md. 146/4’e göre ‘’Zorla getirme kararı ile çağrılan şüpheli veya sanık derhal, olanak bulunmadığında yol süresi hariç en geç yirmi dört saat içinde çağıran hâkimin, mahkemenin veya Cumhuriyet savcısının önüne götürülür ve sorguya çekilir veya ifadesi alınır.’’ Madde metninde de görüleceği üzere seyahat özgürlüğünü kısıtlayan[3] zorla getirme kararı da gözaltı koruma tedbiri gibi belirli bir süre için uygulanabilir. Hükümde belirtilen süre kadar süje hem özgürlüğünden mahrum bırakılır hem de makul süre içinde ifade veya sorgusu yapılır, bu makul sürenin aşılması hukuka aykırılık teşkil eder.

CMK md. 146/7’ye göre ‘’Çağrıya rağmen gelmeyen tanık, bilirkişi, mağdur ve şikâyetçi ile ilgili olarak da zorla getirme kararı verilebilir.’’ Yukarıda şüpheli ve sanık için zorla getirme kararı verilebileceği belirtilmişti. Kanun koyucu bu maddede kendileri hakkında hiçbir türlü yakalama emri verilemeyecek süjeler olan tanık, bilirkişi, mağdur ve şikâyetçi için de maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için zorla getirme kararı verilebileceğini belirtmiştir. Gerçekten de kendisine açıklamalı davetiye çıkarılan bu kişilerin duruşmalara gelmemesi yargılamaları uzatmakta ve sanık veya şüphelinin haklarını zedelemektedir. Böyle olumsuz bir sonuçla karşılaşılmaması için bu madde getirilmiş ve bu süjelerin duruşmalarda hazır edilebilmesinin önü açılmıştır.

Yargıtay Kararlarında Yargılamanın Özneleri Bakımından Zorla Getirme Kararının Uygulaması

Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 15.6.2015 tarih ve 2015/8907E-2015/19173K sayılı kararında ‘’Sanık hakkında verilen 15.06.2010 tarihli beraat kararının Cumhuriyet Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 03.06.2013 tarih, 2013/5358- 16857 esas-karar sayılı ilamı ile suç sabit olduğundan bahisle bozulduğu, mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verildiği halde, bozmanın da sanık aleyhine olması nedeniyle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 326/2. maddesine göre sanığın bozma ilamına karşı diyeceklerinin tespiti gerekirken sanığa yapılan duruşma tebligatının adresten ayrılmış olması nedeniyle iade edilmesi ve sanık hakkında çıkarılan zorla getirme kararının da sanığın işi gereği ilçe dışında olması nedeniyle yerine getirilememesi karşısında; sanık usulüne uygun şekilde duruşmaya getirtilerek kendisine Yargıtay bozma ilamına karşı diyecekleri sorulmadan sanığın aleyhine hüküm kurulmak suretiyle CMUK.nun 326. maddesinin 2. fıkrasına aykırı davranılması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması yasaya aykırıdır.’’ denilmiştir. Somut olayda yerel mahkemece Yargıtay’ın bozma kararı sonrası sanık aleyhine hüküm kurulması için duruşma günü belirlenmiş ve sanığa tebligat çıkarılmıştır. Ancak bu tebligat sanığa hukuka uygun şekilde tebliğ edilememiş, daha sonra mahkemece verilen zorla getirme kararı da uygulanamamış ve sanığın savunması alınmadan sanık aleyhine hüküm kurulmuştur. Yargıtay işte burada sanığın aleyhine verilecek hükümlerde muhakkak mahkemeye getirilmesini, zorla getirme kararının usulüne uygun olarak ifa edilmesini kabul etmiştir. Savunma hakkının ihlalini Yargıtay salt hükmün bozulması için gerekçe göstermiş ve yerel mahkemece verilen kararı bozmuştur.

Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin 28.10.2015 tarih ve 2015/4541E-2015/9467K sayılı kararında ‘’Mahkeme tarafından sanık hakkında yakalama ve müşteki hakkında zorla getirme kararı çıkarılarak duruşmanın 26/09/2013 tarihine bırakılmasına karşın, sanığın yakalama kararı üzerine 19/06/2013 tarihinde savunması alınıp duruşma günü beklenip müştekiye CMK'nın 234. maddesindeki hakları hatırlatıp sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi bozma nedenidir.’’ denilmiştir. Karar incelendiğinde yerel mahkemenin sanığın savunmasını aldığı ancak müştekiye kanunda sayılan haklarını (duruşmadan haberdar edilme, kanun yollarına başvuru, tanık davet etme, davaya katılma vb.) hatırlatmadan karar verdiği görülmektedir. Yerel mahkemenin sanığın savunma hakkına riayet edip müştekinin sunacağı delilleri, tanıkları araştırmadan karar vermesi hakkaniyete aykırılık oluşturacaktır. Somut olayda yapılması gereken, eğer sanık duruşma gününden önce savunmasını verdiyse ve dosyada araştırılacak başka husus kalmadıysa duruşma gününün öne çekildiğine dair müştekiye tebligat göndermektir. Müşteki duruşmaya geldiğinde ve haklarını kullandıktan sonra da bu yeni duruma göre karar verilmeliydi. Açıklanan bu hususlara uyulmadan verilen kararı Yargıtay bozmuştur.

Yargıtay 13. Ceza Dairesi’nin 22.10.2015 tarih ve 2014/30192E-2015/16204K sayılı kararında ‘’Sanıkları ve suça sürüklenen çocuğu gören tek tanığın ... olduğu, bu tanığa soruşturma sırasında yaptırılan teşhis işlemi sonucunda, müştekilere ait apartman içerisinde görülen sanıkların net olarak teşhis edildiği, dolayısıyla sanıkların atılı suçu işlediklerine dair tek somut delilin tanık ...'ın beyanları olmasına ve tensip duruşmasında bu tanığın zorla getirilmesine karar verilmesine rağmen tanığın gelip gelmediğinin ve çıkarılan zorla getirme emrinin neden yerine getirilmediğinin yargılama boyunca takip edilmediği, dolayısıyla 5271 sayılı CMK'nın 210 ve 236/1 maddeleri gereğince olayın tek görgü tanığı konumundaki ...’ın yargılama aşamasında dinlenmesi, sanıklar ile suça sürüklenen çocuk savunması ile kanıtların bir bütün halinde değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.’’ denilmiştir. Somut olayda olayı gören ve maddi gerçeği açığa çıkaracak tek tanık bulunmaktadır. Yargılama devam ederken (kovuşturma aşamasında) tanığa çıkarılan zorla getirme kararının ifa edilip edilmediği ve bu tanığın duruşmalara katılıp katılmadığı belirsiz kalmıştır. Yargıtay maddi gerçeğe ulaşmayı sağlayacak tanığın duruşmaya katılmadan sadece soruşturma aşamasında verdiği beyana göre hüküm kurulmasını hukuka aykırı bulmuştur. Tanığın usulüne uygun olarak duruşmaya getirilip beyanının alınması, daha sonra tüm delillerin birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gerekmektedir. Bu usule uyulmadan verilen karar hukuka aykırıdır ve Yargıtayca bozulmuştur.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 9.12.2015 tarih ve 2015/7035E-2015/35345K sayılı kararında ‘’Tanık B.. H..'nun duruşmada dinlenilmek üzere zorla getirilmesine karar verildiği, kolluğun zorla getirme müzekkeresine tanığın 9 Eylül Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Hazırlık Sınıfında okuduğundan hazır edilemediği şeklinde cevap verdiği, tanığın adresine talimat yazılmak suretiyle dinlenilmesi gerekirken dinlenilmesinden vazgeçilmesi; Dinlenilmesine karar verilen tanık O.. G..'ın dinlenilmesinden vazgeçilmeden ve duruşmada kollukta alınan beyanları okunmadan kolluktaki beyanı esas alınarak sanık hakkında tehdit suçundan mahkumiyet hükmü tesisi bozmayı gerektirmiştir.’’ denilmiştir. Bu kararda da Yargıtay zorla getirilmesine karar verilen tanıkların duruşmaya getirilmeden daha önce beyan vermişlerse bu beyanların mahkumiyet hükmü için yeterli olmayacağını, zorla getirme tedbiri uygulanamıyorsa tanığın ifadesinin talimat yoluyla alınması gerektiğini belirtmiştir. Soruşturma aşamasında ve savcıya da değil kolluğa verilen ifadenin mahkemede değerlendirilmemesi açık hukuka aykırılık teşkil etmektedir. Mahkumiyet hükmünü verecek mahkemenin önüne getirilmemiş ve taraflarca tartışılmamış, değerlendirilmemiş delillere dayanılarak verilen karar bozulmuştur.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 2.5.2017 tarih ve 2016/12291E-2017/13792K sayılı kararında ‘’Denetim süresi içerisinde suç işleyen sanığın duruşmaya çağrılması, varsa diyecekleri sorularak yapılan yargılama sonucuna göre yeniden hüküm kurulması ve bu hükmün açıklanması gerektiği gözetilmeden zorla getirme kararı üzerine kolluk görevlileri tarafından 25.11.2014 tarihli duruşmada hazır edilen ancak üzerinde kimliğinin olmadığını belirten sanığın kimlik tespitinin yaptırılmaması ve ne şekilde zorla getirme kararının infaz edildiğinin araştırılmaması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması bozmayı gerektirmiştir.’’ denilmiştir. Karar incelendiğinde Yargıtay savunma hakkının gereği olarak sanığın duruşmaya getirilmesinin zorunlu olduğunu, ancak bu zorunluluğun gerçekleştirilebilmesi için de bazı usuli güvencelere uyulması gerektiğini ortaya koymuştur. Öncelikle sanığa gönderilecek tebligatta hangi hususlar için çağrıldığı, bu karara uymazsa uygulanacak sonraki işlemler yazmalıdır. Sanık hangi konu, işlem için çağrıldığını bilerek ve hazır olarak duruşmaya katılmalıdır. Yoksa somut olaydaki gibi kolluğun doğrudan, hiçbir araştırma yapmadan sanığı zorla getirmesi açıkça hukuka aykırıdır ve sanığın savunma hakkının tecelli edemeyeceği ortadadır. Yangından mal kaçırır gibi, sanığın aniden duruşmaya getirilmesi ve kimlik tespitinin dahi yapılmaması savunma hakkının kısıtlandığını göstermektedir. Sanığa bu güvenceler gösterilmeden ifa edilen zorla getirme kararına dayanılarak yapılan işlemlerin geçerli olmayacağı ve bu işlemler esas alınarak verilen kararların bozulacağı belirtilmiştir.

Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 13.2.2017 tarih ve 2016/4485E-2017/5930K sayılı kararında ‘’Dolandırıcılık suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm ve müştekinin katılma sıfatı almadığı gerekçesiyle sıfat yokluğundan temyiz talebinin reddine dair verilen ek karar müşteki tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: Müştekinin en başından beri şikayetçi olduğu ve müştekinin şikayetinde belirttiği adrese yapılan tebligatın böyle bir sokak olmadığı gerekçesiyle iade edildiği aynı adrese çıkarılan zorla getirme kararının da yerine getirilemediği ancak müştekinin Mernis adresine herhangi bir tebligatın çıkarılmadığı, bu nedenle duruşma gününden haberdar edilmeyerek CMK 233. madde gereğince davaya ilişkin şikayet ve katılma yönünde beyanları alınmaksızın karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.’’ denilmiştir. Somut olayda mağdur yargılamanın başından beri şikayetçi olduğunu beyan etmesine rağmen katılan sıfatını alamamış, bununla birlikte sanık da üzerine atılı suçtan beraat etmiştir. Yerel mahkeme kovuşturma aşamasında müştekinin katılan olmadığı gerekçesiyle temyiz talebini reddetmiştir. Ancak karara konu olay incelendiğinde müştekiye usulüne uygun tebligatın yapılamadığı ve zorla getirme kararının da ifa edilemediği görülmektedir. Yani müştekiye hiçbir zaman CMK md. 234’teki hakları hatırlatılmamıştır. Müştekiye katılıp katılmayacağı, delil toplanmasını isteyip istemediği gibi sorular sorulmadan onun aleyhine bir karar verilmesi hukuka aykırıdır. Yapılması gereken müştekinin adresinin tespit edilip duruşmaya gelmesinin sağlanmasıdır. Duruşmaya geldikten sonra müştekinin katılan olmayacağını beyan etmesi verilen kararı sonradan geçerli hale getirmeyeceğinden yerel mahkemenin kanunda sayılı işlemleri zamanında hukuka uygun olarak yapması gerekmektedir.

Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin 7.11.2019 tarih ve 2019/43E-2019/15734K sayılı kararında ‘’Dosya kapsamından olaya ilişkin bilgisi olduğu anlaşılan ... ile ... tanık sıfatıyla duruşmaya çağrılıp yöntemince dinlenmeden ve 16/05/2013 tarihli duruşmada dinlenilmesine karar verilen tanık Alev K’nın hakkında çıkartılan zorla getirme emrinde şahsa ulaşılamadığı belirtilmiş ise de, adres araştırması yapılarak tespit edilen adresinden çağrılıp dinlenilmeden veya hukuki dayanağı gösterilip dinlenilmesine gerek bulunmadığına dair bir karar verilmeden soruşturma evresinde verdiği ifade de duruşmada okunmayarak eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.’’ denilmiştir. Bu kararda tanık olarak daha önce dinlenen kişinin duruşmada dinlenilmesine karar verilmesi ve duruşmaya getirilmesi durumunda mahkemece yapılacak işlemler açıklanmıştır. Tanığa zorla getirme kararına rağmen ulaşılamıyorsa öncelikle adres araştırması yapılmalıdır. Eğer bu araştırmaya rağmen tanık bulunamıyorsa ve dosya tamamlanıp diğer delillerle maddi gerçeğe ulaşılabiliyorsa artık tanığın dinlenilmesinden vazgeçilebilir. Ancak bu vazgeçmede mahkemenin kesinlikle hukuki bir dayanak göstermesi gerekmektedir. Örneğin dosyada başka herhangi bir delil yoksa ve tanık beyanlarıyla olay çözüme kavuşacaksa artık bu tanık delilinden vazgeçilemez.

SONUÇ

Zorla getirme kararı, yakalama emrinden daha hafif ağırlıkta olan ve yargılamada rol alan her süje için uygulanabilen bir koruma tedbiridir. Zorla getirmenin sanık, tanık ve müştekilere doğru uygulanmaması savunma hakkına uyulması ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasında büyük sorunlara neden olmaktadır. Mahkemelerin zorla getirme kararlarının nasıl uygulandığı veya uygulanıp uygulanmadığı hususlarında yeterli araştırma yapmadan hüküm kurmaları, bu hükümlerin Yargıtayca bozulmasına neden olmaktadır.

Sanık için uygulanacak zorla getirme kararında sanığın neden çağrıldığı, gelmezse karşılaşacağı yaptırımların yazılmaması savunma hakkının ihlali sonucunu doğururken müşteki için uygulanacak zorla getirme kararının doğru uygulanmaması mağdurun kanun yollarına başvuru veya delillerin toplatılmasını isteme hakkını ihlal edecektir. Tanıkların da usulüne uygun olarak duruşmaya getirilmemesi hem sanık hem katılanlar hem de kamu için maddi gerçeğin ortaya çıkarılamaması tehlikesini gündeme getirecektir.

-----------------------------------

[1] İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı Ceza Muhakemesi Hukuku Ders Notları – Yard. Doç. Serdar Talas Dördüncü Bölüm Koruma Tedbirleri, s. 29

[2] İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı Ceza Muhakemesi Hukuku Ders Notları – Yard. Doç. Serdar Talas Dördüncü Bölüm Koruma Tedbirleri, s. 3

[3] İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı Ceza Muhakemesi Hukuku Ders Notları – Yard. Doç. Serdar Talas Dördüncü Bölüm Koruma Tedbirleri, s. 5


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mustafa E. 3 hafta önce

Kopyala / Yapıştır yazarlık ...
Makalenin yarısı kelimesi kelimesine "https://barandogan.av.tr/blog/ceza-hukuku/zorla-getirme-karari-veya-emri-nedir.html" adresinden kopyalanmış. Diğer yarısı da zaten Yargıtay Kararlarında alıntı yapılmış.