'5 yıl sonra avukat sayısı 100 binden 165 bine çıkacak'

Antalya Barosunun bir dizi programına katılmak için kente gelen TBB Başkanı Metin Feyzioğlu, Antalya gazeteciler Cemiyeti(AGC) Başkanı Mevlüt Yeni’yi ziyaret etti. Ziyarette konuşan AGC Başkanı Yeni, AGC olarak Türkiye’deki önemli meslek örgütlerinden biri olduklarını söyledi. Hem eğitim hem de sosyal faaliyetlere büyük önem verdiklerini belirten Yeni, "AGC’nin 5 ülke ile partnerliği vardır. Bunların en önemlileri Rusya ve Almanya’dır. Klasik dernek olmaktan öte, ülkemizin sorunlarını ve meslektaşlarımızın sorunlarını yakından takip ediyoruz" dedi.

AGC’nin faaliyetlerini Antalya’da tüm yerel gazetelerin faaliyetlerini yakından takip ettiğinin altını çizen Feyzioğlu, bunun da iki sebebi olduğunu söyledi. Ulusal gazetelerin geniş şekilde veremediği haberlerin yerel gazetelerde daha geniş verildiğini dile getiren Feyzioğlu, "Yerel basının çok büyük zorluklarla çalışıyor. Ayrıca bu gazetelerin çok geniş bir liste var tepkisini çektiği. Devlet erkanı her zaman alkışlanmak, övülmek ister. En ufak eleştiride tepki verildiğini görüyoruz. Bu tepkiler zamana zaman baskı yıldırma derecesine de ulaşıyor. Demokrasinin güçlenmesini istiyorsak yerel basının desteklenmesi gerekir. İkinci sebebi ise kanun gereği TBB olarak, Basın İlan Kurumu Genel Kurulunda temsil ediliyoruz. Önümüze ayrıntılı raporlar geliyor. AGC’nin gazetecilerle yaptığı hizmet ve katkıları için genel kurulda övgüyle dinliyoruz. Meslek örgütleri kendi mensuplarını korudukları takdirde güçlenirler ve mesleğin güçlenmesine katkı sağlarlar" diye konuştu.

"15 Temmuz bize hukukun üstünlüğüne dört sarılmamız gerektiğini öğretmelidir"
OHAL’e ilişkin duydukları rahatsızlıkları her platformda paylaştıklarını kaydeden Feyzioğlu, "Siyasi iktidar ve partilerle de paylaşıyoruz. Bu uyarılarımızın arkasında Türkiye’nin, milli menfaatlerine gösterdiğimiz azami hassasiyet vardır. 15 Temmuz’da Türkiye bir iç savaşın kenarından, uçurumun kıyısından döndü. Ancak 15 Temmuz gecesi olanları ve bir daha nasıl olmaması gerektiğini değerlendireceksek, oraya nasıl gelindiğini çok iyi tespit etmemiz zorunludur. Türkiye hukukun üstünlüğü ilkesinden kabul edilmez tavizler verdiği, layık olanın layık olduğu göreve gelmesi demek olan liyakatten vazgeçip, benim adamımsa bir yere gelsin şeklinde keyfi bir uygulamayı devletin her kademesinde benimsediği için biz 15 Temmuz’da böyle bir kalkışma ile karşı karşıya kaldık. Eğer layık olanlar, layık olduğu yere gelseydi, elbette ordunun içine bu hainler yerleşmemiş, yargının içine bu hainler girememiş hatta ele geçirememiş olurdu. 15 Temmuz bize hukuku askıya almayı değil, hukukun üstünlüğüne dört sarılmamız gerektiğini öğretmelidir" ifadelerini kaydetti.

AGC Müzesinde Atatürk’ün, ’Basın özgürlüğünden doğduğu söylenen mahsurların telafisi yine basın özgürlüğündedir’ sözünü aktaran Feyzioğlu, "Yani basın özgürlüğünden sıkıntı duyuyorsanız, bunun çaresi de basın özgürlüğüdür. Söylemeniz gerekeni basın vasıtasıyla söyleyin. Basını susturmayın anlamına geliyor bu söz. Tüm siyasi ve yargı mensuplarının toplum önündeki herkesin çok iyi düşünmesi ve içine sindirmesi gerekir" dedi.

"Taslak toplum önünde hazırlanmıyor"
Yeni Anayasa ve başkanlık sistemi hakkındaki bir soruya Feyzioğlu, "Bu taslak toplumun önünde hazırlanmıyor, tamamen pişirildikten bir noktaya geldikten sonra açıklanacak. Şuanda iki partinin hatta iki partinin çok dar kapsamlı kurulları arasında görülüyor. Siyasi iktidara yakın olduğunu düşündüğümü köşe yazarlarından içeriğini takip ediyoruz. Bu dahi ne kadar sağlıksız sürecin içinde olduğumuzu gösteriyor. Gazetelere tırnak içinde sızan haberlerden koskoca bir millet geleceğin nasıl şekillendirildiğini öğrenmeye çalışıyor. Bu şeffaf bir süreç değil, sakıncalı buluyoruz. Bu ülkede herkesin hele hele belirli görevlerdeki belirli sorumlulukları üstlenmiş herkesin söz söylemesi gereken bir büyük değişiklikten söz ediyoruz" diye konuştu.

"Kuvvetler ayrılığı şart"
"Türkiye hangi hükümet sistemi kabule edilirse edilsin, mutlaka ve mutlaka kuvvetler ayrılığının getirilmesi gerekir" diyen Feyzioğlu "Kuvvetler ayrılığı sağlamadan başkanlık sistemine geçilirse bugünden de daha baskıcı bir rejimle karşı karşıya kalırız. Bunun sebebi şu; bugün yargının bağımsızlığında sorun var. Bunu sadece ben söylemiyorum. Yargıtay Başkanı, yargıya duyulan güvenin yüzde 30’ların altına düştüğünü söyledi. Yargıya duyulan güvenin bu kadar düşük seviyelere inmesi neden olabilir. Çünkü vatandaşlar yargının bağımsız, tarafsız, şeffaf, hesap verebilir şekilde çalıştığına inanmıyor. Bunu düşünsek yargıya güvenirdi değil mi? Demek ki yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığında çok büyük bir sorun var. Bunu sokakta herkes aynısını söyler. Vatandaşın hissiyatı bu. Sistem Cumhurbaşkanından, siyasi iktidarın diğer parçalarına kadar müdahaleye açık. Neticede yargıda işi görülsün isteyen tanıdık arama yarışına girmiş durumda. Dün cemaatten tanıdık aranırken bugün, siyasi iktidardan tanıdık aranıyor. Bu kabul edilebilir mi edilemez" dedi.

"Sistemsel güvence verilmelidir"
Hakim, savcı kimseden çekinmeden hukuk ne diyorsa onu yapabilir hale getirilmesi gerektiğine vurgu yapan Feyzioğlu, "Yani sistemsel güvence verilmelidir. Bana hiç kimse dün sanki böyle miydi diye mazeret üretmesin. Dünün yanlışı yarının yanlışlığının gerekçesi olabilir mi? Dün bir yanlışı tespit etiysek bugün onu yeni yanlışlara mazeret kılacağımıza düzeltmek zorundayız. Aksi takdirde üzerimize düşeni yapamamış oluruz. Kuvvetler ayrılığının, başkanlık sistemine geçtiğimizde bir başka kuvvetle de keskin bir ayrılığa dönüşmesi şart. Bugünden farklı olarak. O da meclisin başkandan ayrılması lazım. Çok net bir şey söylüyorum. Parlamenter sistemin geçerli olduğu ülkelerde Almanya ve İngiltere’de, parlamentolarla, hükümetler birbirinden kesin çizgilerle ayrı değildir. Hükümetler parlamentoların içinden çıkar. Ve parlamentolardaki çoğunluklar, hükümeti belirler. Çünkü, bir kişiye çok fazla yetki verilmemiştir parlamenter sitemde. Yargı mutlak olarak bağımsızdır. Bu bağımsızlığın, hükümetle meclisin birbirine yakın olmasından, doğabilecek mahsuru telafi eder. Ancak başkanlık sisteminde bir kişiye çok büyük yetki veriyorsunuz. O bir kişiye verilen çok büyük yetkiyi dizginlemek için sadece yargının bağımsız olması yetmez, yasama organından başkandan bağımsız oluşması zorunludur" diye konuştu.

"Başkanlık sistemi ABD’de işliyor"
Feyzioğlu, başkanlık sisteminin demokratik olarak işlediği tek ülkenin ABD olduğunu belirterek, "ABD Başkanlarının kongreyi fesih etme yetkisi yoktur. Kongre başkanı görevden alabilir ama başkan kongreyi fesih edemez. Bu kongrenin olur vermediği yüksek bürokratı Amerikan başkanı atayamaz. Amerikan başkanlarının kanun teklif etme yetkisi yoktur. Sebep, bir kişiye hem tek başına hükümeti, hem de parlamentoyu kontrol etme yetkisi verilirse o kişinin diktatör olacağını kabul etmiştir Amerikan kurucuları. Türkiye’de başkanlık sitemini konuşacaksak bizim önümüze kuvvetler ayrılığı nasıl sağladıklarını, sağlayacaklarını koymaları lazım. Siyasi partiler kanunu değiştirilmeden başkanlık sistemi hiç tartışmasız Türkiye’nin en korkunç baskıcı rejimi getirir. Bugün parti genel başkanlarının, milletvekillerini fiilen belirleme yetkisi var mı? Var. Parti genel başkanının belirlediği o milletvekilleri, o parti genel başkanı, cumhurbaşkanı olduğunda onu denetleyecek mi sanıyoruz. Apartman yöneticisine denetçi atamıyoruz ki, apartman kat malikleri genel kurulu kendi adına yönetici, denetçi denetlesin diye değil mi? Türkiye’nin yönetimi apartman yönetiminden daha mı önemsiz. Daha mı gevşek olmalı. Bir kooperatifde yöneticiyi ayrı seçiyorsunuz, denetçiyi ayrı seçiyorsunuz. Bu yöneticiye denetçini sen seç demiyoruz değil mi?"dedi.

"Demokratik bir başkanlık sistemini konuşacaksak biz açığız"
Türkiye’nin çoğulcu, katılımcı demokrasi dışında sürdürülebilir şekilde yönetilmesinin mümkün olmayacağını öne süren Feyzioğlu konuşmasında şu ifadeleri kaydetti:
"Meclisi, meclis çoğunluğunu oluşturan milletvekillerini Cumhurbaşkanı parti genel başkanı olarak belirleyecek, sonra o milletvekillerinin çoğunluğunun oluşturduğu meclisin Cumhurbaşkanını denetlemesini bekleyeceğiz, bu akla zarar. Bir de yetki veriliyor. Olur ya yolda fikir değiştirirlerse diye bu milletvekilleri, Cumhurbaşkanın bir yetki veriliyor meclisi istediği zaman fesih edebiliyor. Cumhurbaşkanı benim dediğimi yapmazsanız, bir daha da milletvekili yazmam diyecek. Kimse kimseyle bu şekilde dalga geçmesin. Burada demokratik bir yapı yok. Ama demokratik bir başkanlık sistemini konuşacaksak biz açığız. Millet karar verir. Milletimizin hayrına ne varsa onu söylemek zorundayız. Türkiye’nin 79 milyonun dev bir ülkenin bu kadar dinamik bir ülkenin çoğulcu, katılımcı demokrasi dışında sürdürülebilir şekilde yönetilmesi mümkün değil. Bu kadar farklı siyasi düşünceden, etnik kökenden, mezhepten gelen 79 milyonluk Türk milletinin çoğulcu katılımcı demokrasi dışında, ayını paydada tutulması imkansız. Bu sürdürülebilir olmaz. Bunda ısrar bir düdüklü tencereye Türkiye’yi koyup, ateşin altını sonuna kadar açıp, kapağını sımsıkı kapayıp, bu da yetmezmiş gibi düdüğün tepesine parmakla basmak anlamına gelir. Türkiye’nin istikrarlı bir şekilde yoluna devam etmesi için çoğulcu katılımcı demokrasi lazımdır. Bunun da vazgeçilmezi hukukun üstünlüğüdür. Hukukun üstünlüğünün vazgeçilmezi, tarafsız, bağımsız, hesap verebilir şeffaf yargıdır. Böyle bir yargının adil yargılama yapması mümkün olur. Ve başta güç savunmadadır."

"3 binin üzerinde hakim ve savcı görevden alındı"
"20 Temmuz’da istinaf geçilmek üzereyken başımıza 15 Temmuz felaketi geldi" diyen Feyzioğlu, "15 Temmuz sonrasında da yargının içine yerleştiğini düşündüğümüz hakimler bu yapıdandır direkt görevden alındılar. Hakikaten görevden alınanlar bu suç örgütü bağlantılı mıydı bu yargısal sürecin sonunda anlayacağımız umut ediyorum. Bir gerçeklik var ki 3 binin üzerinde hakim ve savcı görevden alındı. 100 bin avukattan 250 avukat görevden uzaklaştırıldı. Hepsinin yakın takipçisiyiz. Görevden almalar, kıdemli hakim ve savcı kadrolarında açık yarattı. Kalan kıdemli hakimler bir kısmı da 20 Temmuz’da fiilen göreve başlayan istinafa kaydırıldı. İlk derece hakimliklerde kıdemli, tecrübeli hakim açığı had safhaya çıktı. 15 Temmuz ve istinaf yan yana geldiğinde büyük sıkıntı yaşadığımız ortada. Zaman içinde bunu aşacağız. Bunun aşma yolu olarak bizim desteklediğimiz ve bakanlıkla görüştüğümüz avukatlardan hakim savcı alımı. Kıdemli avukatların hakim ve savcılığa geçişini biz teşvik ediyoruz. Bakanlıkta son dönemde hakim ve savcı istihdamında avukat kaynağına ağırlık veriyor. Sahadan aldığımız geri bildirimlerde avukatlıktan geçen hakimlerin çok başarılı olduğunu görüyoruz. Vatandaşın avukatı vasıtasıyla söylediğinin önemli olduğunun hakkın tesliminde dinlemenin zaruretinin farkında avukatlıktan geçen hakimler. Bu bize bir şey öğretmeli. Çağdaş birçok ülkelerde yaklaşık 5 yıl avukatlık yapmayan hakim olamıyor. Bunu denemeliyiz. İlerleyen yıllarda hakim ve savcı tek kaynağın avukatlardan olmasını istiyoruz" dedi.

"5 yıl sonra avukat sayısı 100 binden 165 bine çıkacak"
Hukuk fakültesi kontenjanlarının azaltılması gerektiğini savunan Feyzioğlu, "Avukata dışarıdan müdahale söz konusu olamaz, çünkü karar merci değil. Karar noktasında müdahale varsa güvensizliği o yaratır. Avukatlarda sayı fazlası nedeniyle kaliteyi yüksek tutmakta sıkıntımız var. Bunun için mücadele ediyoruz. 100 üstünde hukuk fakültesi var. Bu fakültelerden belki de 70’i son 10 yılda açıldı. Bu hukuk fakülteler yeterli sayıda ve kalitede öğretim üyelerine sahip değil. Bu hukukçuların yüzde 98’i sınav olmadığı için avukatlığa geçiyor. Hali hazırda 70 bin hukuk fakültesi öğrencisi ve 5 yıl sonra avukat sayısının 100 binden 165 bine çıkmasını bekliyoruz. Bu Türkiye’nin ihtiyacı bir sayı değil. Bu sebeple kaçınılmaz olarak hukuk fakültesi kontenjanlarının azaltılması, yeterli öğretim üyesine yetiştirilmesi avukatların da sınava tabi tutulması ve aynı zaman üniversite sınavı sıralamasında 150 bine indirilen kuralın 100 binlere kadar düşürülmesi, yani ilk 100 binden sonrakilerin hukuk fakültelerine girmemesi lazım. Neticede her şeyimizi emanet ettiği avukatlar, savcılar ve hakimlerden bahsediyoruz" dedi.

Yeniçağ’a saldırıyı kınadı
Feyzioğlu, Yeniçağ gazetesine yönelik düzenlenen saldırıyı kınayarak, "Gazeteye gittim. Destek verilmesi için gittim. Farklı sözler söyleyen, açıklayan kişilerin basın yayın organlarının üstüne şiddetle gidildiği bir ortamda biz geleceğimizin şekillenecek anayasayı nasıl tartışabiliriz. Konuyu soruşturanlara sesleniyorum. Bu saldırının arkasında kimler var bulmak zorundasınız. Kim bunları teşvik etti, büyük ihtimalle 30 kişi bir araçla geldi, o aracın kimin olduğunu bulmak mümkün yeter ki istensin. Ben bulunacağını düşünüyorum ve buna inanmak istiyorum. Yeniçağ gazetesine saldırıyı herkese yönelik bir saldırı olarak nitelendiriyorum" ifadelerine yer verdi.
Konuşmanın ardından Yeni, Feyzioğlu’na AGC flamasını takdim etti.

"Babasının fotoğrafını gördü"
Öte yandan Feyzioğlu, AGC Müzesini gezerken babası, Cumhuriyetçi Güven Partisi Genel Başkanı Turan Feyzioğlu’nun 1975 yılında, dönemin önemli liderleri Alparslan Türkeş, Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan’ın ve Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün içinde yer alan fotoğrafını görünce duygusal anlar yaşadı.

İHA

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.