banner590

22 Mart 2021

İstanbul Barosu: Vazgeçmiyoruz! Kararın iptali için Danıştay'da dava açtık...

İstanbul Barosu, Vazgeçmiyoruz! diyerek İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme ile ilgili Cumhurbaşkanı Kararının iptali için Danıştay'da dava açtıklarını duyurdu.

İstanbul Barosu vekili Avukat Atilla Özen tarafından açılan dava dilekçesinde "Cumhurbaşkanlığı kararı ile bu sözleşmenin feshinin ilen edilmesine karar verilmesi hukuk devletine aykırı olup, bu davanın açılmasında genel kamu yararı bulunduğu gözetilerek davaya konu işlemin iptalini istemekte İstanbul Barosu’nun dava açma ehliyeti bulunmaktadır."

"Kadına yönelik şiddet bir insan hakları ihlali olup, İstanbul Sözleşmesi şiddeti önleme ve şiddetten koruma amacıyla düzenlenen temel bir insan hakları sözleşmesidir. İnsan onurunu korumanın teminatıdır. Bu teminatın sağlanması için İstanbul Barosu’nun açtığı bu davada hukuksal menfaati ve Avukatlık Kanunu’nun 76, 95/21. maddeleri uyarınca görevi bulunmaktadır." denildi.

>> İstanbul Barosu'ndan 'sözleşme' çıkışı: Direneceğiz!

İŞTE DAVA DİLEKÇESİ;

DANIŞTAY BAŞKANLIĞINA

Gönderilmek Üzere

İSTANBUL NÖBETÇİ İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA

YÜRÜTMENİN DURDURULMASI İSTEMLİDİR.

ANAYASAYA AYKIRILIK İDDİAMIZI İÇERMEKTEDİR

DAVACI : İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI

İstiklal Cad. Orhan Adli Apaydın Sk. Baro Han. Kat. 2

Beyoğlu/İst.

VEKİLİ : Av. Atilla ÖZEN – (E-Tebligat)

DAVALI : T.C. CUMHURBAŞKANLIĞI/Ankara

DAVA KONUSU : 20.03.2021 gün ve 31429 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Türkiye Cumhuriyeti Bakımından Feshedilmesi Hakkında Kararın (Karar Sayısı: 3718) yok hükmünde olduğunun tespiti suretiyle iptali ile yürütmesinin durdurulması, davaya konu işlemin dayanağı olan 15.07.2018 gün ve 30479 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3/1. maddesinde yer alan “bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma ve bunları sona erdirme,” hükmünün Anayasaya aykırı olması nedeniyle somut norm denetimi yapılmak üzere Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesi istemidir.

YAYIM TARİHİ : 20.03.2021

AÇIKLAMALAR :

A) İPTAL VE YÜRÜTMENİN DURDURULMASI TALEPLERİMİZ İLE ANAYASAYA AYKIRILIK İDDİAMIZ:

1. Türkiye Cumhuriyeti devletince 11.05.2011 tarihinde imzalanmış olan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, Anayasa’nın “Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma” başlıklı 90/1. maddesi olan: “Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.” hükmü uyarınca 29.11.2011 gün ve 28127 sayılı Resmi Gazete yayımlanan 24.11.2011 gün ve 6251 sayılı “Kadınlara Yönelik Şiddet Ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi Ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanunla” onaylanmıştır. Bu milletlerarası sözleşme, 08.03.2012 gün ve 28227 Mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Sözleşmenin 75/3. maddesi uyarınca 12 ülkenin taraf olmasıyla da 01.08.2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

2. Anayasa’nın 90/5. maddesinde: “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş

Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır” denilmiştir.

3. Uluslararası hukukta İstanbul Sözleşmesi olarak anılan bu sözleşme,

20.03.2021 gün ve 31429 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 19.03.2021 gün ve 3718 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile, 9 no’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 3. maddesine dayanılarak Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshedildiği ilan edilmiştir.

4. Anayasa’nın yürütme yetkisine ilişkin 104/17. maddesinde: “Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez. Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.” denilmiştir. Usulüne uygun olarak yürürlüğe girmiş ve Kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi ve mağdurun korunması amacıyla hazırlanmış olan İstanbul Sözleşmesi, temel hak ve hürriyetleri, özellikle kadının insan haklarını içerdiğinden Anayasanın temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğine ilişkin 13. maddesine, Anayasa’nın 104/11. maddesi uyarınca Cumhurbaşkanının uluslar arası andlaşmaları onaylayabilmesini Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bir onaylama kanunu ile uygun bulması gerekliliğine bağlayan Anayasa’nın 90/1. maddesine aykırı olarak yürütme tarafından yetkisi olmamasına rağmen tesis olunan dava konusu işlem, fonksiyon gasbı niteliğinde olup yetki yönünden hukuka aykırıdır.

5. Anayasa’nın 104/17. maddesi uyarınca: “Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir.” Yasama yetkisine ilişkin bir alanda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesine dayanılarak Cumhurbaşkanlığı Kararı ile yürütme işlemi tesis edilemez. Dava konusu işlemin dayanağı olarak gösterilen 15.07.2018 gün ve 30479 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3/1. maddesinde yer alan: “Milletlerarası andlaşmaların onaylanması, bunların feshini ihbar etmemek suretiyle yürürlük süresini uzatma, Türkiye Cumhuriyetini bağlayan bir milletlerarası andlaşmanın belli hükümlerinin yürürlüğe konulması için gerekli bildirileri yapma, milletlerarası andlaşmaların uygulama alanının değiştiğini tespit etme, bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma ve bunları sona erdirme, Cumhurbaşkanı kararı ile olur.” hükmü, milletlerarası bir andlaşmaya dayanan uygulama andlaşmaları ile kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticari, teknik veya idari andlaşmalara ilişkin olan Anayasa’nın 90/3. maddesi ile sınırlı olup, yasa ile uygun bulunan uluslar arası andlaşmaları kapsamamaktadır. Cumhurbaşkanlığı’nın görev ve yetkileri arasında bulunan milletlerarası andlaşmaları onaylayacağı ve yayımlayacağına ilişkin Anayasa’nın 104/11. maddesi, Anayasa’nın 90/3. maddesi veya uygun bulma yasası sonrası işlem için geçerli olmakla birlikte, tüm uluslarası sözleşmeleri fesih yetkisi verir şeklinde düzenlenen maddede yer alan: “bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma ve bunları sona erdirme,” hükmünün Anayasaya aykırı olması nedeniyle somut norm denetimi yapılmak suretiyle Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesi talep olunur.

6. İdare hukukundaki yetkide ve usulde paralellik ilkesi uyarınca, onaylanması bir kanunla uygun bulunan uluslar arası andlaşmanın sona erdirilmesi, ancak Türkiye Büyük Millet Meclisince çıkartılacak bir yasa ile mümkün olabilir. 6251 sayılı Kanun halen yürürlüktedir. İdare hukukunda yetkisizlik asıldır. Anayasa’nın 90/1. maddesi uyarınca kabul edilen uluslar arası sözleşmelerin Cumhurbaşkanlığınca feshine ilişkin verilmiş bir  yetki yoktur. Yasama yetkisi de, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile verilemez. Bu nedenle davaya konu işlem yetki yönünden yok hükmünde olup hukuka aykırıdır.

7. Kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi, mağdurun korunması amacıyla hazırlanmış olan, 11.05.2011’de İstanbul’da imzaya açılan ve bu sözleşmeyi ilk imzalayan ülke olan Türkiye Cumhuriyeti’nin, kadına yönelik şiddetin giderek artması, buna karşın 02.03.2021 tarihli İnsan Hakları Eylem Planı’nda kadına yönelik şiddetin önlenmesine ilişkin geniş düzenlemelerin getirileceği duyurulmasına rağmen bu sözleşmeden çekilmesi kamu yararına aykırı olup, işlem sebep, konu ve amaç yönünden de hukuka aykırıdır.

B) BARONUN DAVA AÇMA EHLİYETİ HAKKINDADIR:

1. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Baroların Kuruluş ve Nitelikleri” başlıklı 76 ncı maddesinin 4667 sayılı Kanunla değişik 1 inci fıkrasında; “Barolar; avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdırhükmü düzenlenmiştir.

Baro Yönetim Kurulunun görevlerinin sayıldığı 95/21. maddesinde; “Hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak” hükmü düzenlenmiştir.

Avukatlık Kanunun 76 ve 95/21 maddelerinde yer alan “hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak,” ifadeleri kanuna 2001 yılında 4667 sayılı yasa ile yapılan değişiklikle girmiştir. İptal davası açılabilmesi için “kişisel hak ihlâli” koşulunun aranması sebebiyle Anayasaya aykırı bulunarak, idarî işlemlere karşı dava açılabilmesi için kişisel hakkın ihlâl edilmesi koşulunun getirilmesiyle, soyut, genel ve gayrî şahsî olan düzenleyici tasarruflara karşı yargı yolunun daraltıldığı ve idarenin düzenleyici işlemlerine karşı uygulanmalarını beklemeden dava açılmasını güçleştirdiğinden, bu hükmün Anayasanın 125 inci maddesinin birinci fıkrasına aykırılık oluşturduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesince 21.9.1995 tarihli ve E: 1995/27, K: 1995/47 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Bu karar 10.4.1996 tarihli ve 22607 sayılı Resmî Gazetede yayımlanmış, yayımını izleyen üç ay sonra 10.7.1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Yargısal başvuru bağlamında Avukatlık Kanunu’nun 76, 95/21. maddeleri, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasına göre özel hüküm niteliğindedir.

Avukatlık Kanunu’nun yukarıdaki hükmünün dar yorumlanması, uluslararası hukuka, uluslararası sözleşmelere ve ulusal mevzuata da açıkça aykırıdır.

Golder davasında da AİHS m.6/1 yorumlanırken; evrensel olarak kabul görmüş hukukun temel prensiplerine ve uluslararası hukukun mahkemeye ulaşım hakkını tanıyan prensipleri ışığında yorum yapılması gerektiği görüşü kabul edilmiştir.

Mahkeme, yukarıda belirtilen sözleşme hükümlerini dikkate alarak; 6/1 ilgili olarak şöyle bir yorum yapmıştır (parag.35)

“Eğer, AİHS m.6/1 sadece mahkeme önüne gelmiş davalarla ilgili olarak anlaşılsaydı; sözleşmeci devletler, sözleşmeyi ihlal etmeksizin; mahkemeleri ortadan kaldırabilir veya bazı cins hukuk davalarını gören mahkemelerin yargı yetkisini ellerinden alabilir ve bu yetkiyi hükümete bağlı organlara verebilir. Böyle varsayımlar keyfi bir gücün yaratacağı tehlikeyi içinde barındırdıklarından; daha önce bahsedilen uluslararası hukukun genel prensipleri ve sözleşmenin özünde bulunan hukukun üstünlüğü kavramı ve mahkemenin “Lawless judgment of 1 July 1961, Series A no. 3, p. 52, and Delcourt judgment of 17 January 1970, Series A no. 11, pp. 14-15” davalarında gözünden kaçmayan hususlara aykırı, çok ciddi sonuçlara sebep olabilirdi.”

AİHM, Avrupa Konseyi Sözleşmesinin önsözünde yer alan “hukukun üstünlüğü”nü uluslararası antlaşmalara ilişkin yorum kuralları bağlamında ele almış ve hukukun üstünlüğü kavramı bağlamında adil yargılanma hakkına vurgu yapmıştır.

AİHM kararlarına göre bir hakkın sadece şekli olarak tanınması yeterli değildir, hakkın etkin bir şekilde kullanılabilmesi için gerekli düzenlemelerin yapılmış olması gerekir.

2. Anılan hükümlerin birlikte tetkikinden de görüleceği üzere; hukukun üstünlüğünü sağlamakla görevli meslek kuruluşu olan İstanbul Barosu, hukuka açıkça aykırı bulunan ve kamu yararını ihlal eder mahiyetteki işlemlerin iptaline ilişkin davalarda taraf ehliyetine haizdir.

Avukatlık Kanunundan kaynaklanan görevlerini yerine getirmek konusunda iptal davası açma talebimiz, yasada belirtilen kavramlara işlerlik kazandırmanın yasal ve kaçınılmaz bir yoludur.

Nitekim Sağlık Bakanlığı Meslek Liseleri Ödül ve Disiplin Yönetmeliği ile ilgili müvekkil kurumca açılan davada, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 07.04.2005 gün 2003/417 E. 2005/234 K. no’lu kararında: “Baronun, dava konusu Yönetmelik hükümleri ile Anayasanın eşitlik ilkesinin, kişinin dokunulmazlığı ilkesinin, özel hayatın gizliliği ilkesinin, kanunsuz suç ve ceza olmayacağı ilkesinin, temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceği ilkesinin ihlal edildiğini, öğrenim özgürlüğünün engellendiğini öne sürerek bakılan davayı açtığı göz önünde bulundurulduğunda, iptalini istediği Yönetmelik hükümleri ile menfaat ilgisinin bulunduğunun açık olduğu gerekçesiyle aksi görüş kabul edilmeyerek Daire kararına karşı yapılan temyiz başvurusunun esas yönünden incelenmesine geçildi.” denilmiştir.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 10.12.2009 gün 2009/1005 Y.D İtiraz no’lu kararında, kişisel menfaat ihlali kavramı Baro’lar yönünden değerlendirilerek o zamana kadar Baroların dava açma ehliyetleri yönünden Dairelerin farklı kararlarına yer verilmiştir. Netice olarak da; “Dava konusu uyuşmazlıkta; dava konusu karar ile yükseköğretime girişte bir sistem getirilmekte ve bu düzenlemeyle ülkenin eğitim sisteminin bütünü etkilenmektedir. Dava konusu kararın bu özelliği nedeniyle genel kamu yararı ile ilgili bulunduğu açıktır. Eşitlik ilkesinin zedelendiği, kazanılmış hakların çiğnendiği, Anayasa'ya ve yasalara aykırı düzenleme yapıldığı, yargı kararlarının uygulanmadığı savıyla açılan bu davada, işlemin hukuki niteliği ile hukukun üstünlüğünü koruma görev ve yükümlülüğü bulunan davacı Baro Başkanlığı'nın iddiaları birlikte dikkate alındığında davacının dava konusu kararla menfaat ilgisinin bulunduğuna ……. karar verilip, …….. itirazın esastan incelenmesine geçildi” denilmiştir.

Söz konusu kararda Baroların hukukun üstünlüğünü savunma görevinin avukatlık mesleğinin geliştirilmesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği düşüncesi kabul edilmemiştir.

Baroların dava açma ehliyetleri, belirttiğimiz kararlarda geniş yorumlanmıştır. Ayrıca aynı kararda; “1136 sayılı Yasa'nın 76. ve 95/21. maddelerinde yapılan ve yukarıda açıklanan yasal değişiklikten sonra Baroların; mesleki bir örgüt olmanın ötesinde hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak gibi bir işlev yüklenmesi nedeniyle diğer meslek örgütlerinden farklı bir konuma sahip olduğu açıktır.”………….. “Avukatlık Yasası'nda yapılan değişiklikten sonra açılan davalarda dava açma ehliyetinin bulunup bulunmadığı saptanırken, iptal davasının genel amacının yanı sıra dava konusu idari işlemin niteliği, bu işlemin hukukun üstünlüğünü, hukuk devleti ilkesini etkileyip etkilemediği, genel kamu yararı, Anayasa ile koruma altına alınan eşitlik, kişinin dokunulmazlığı, özel hayatın gizliliği, kanunsuz suç ve ceza olamayacağı gibi temel insan haklarının ihlal edilip etmediğine ve yargı kararlarının uygulanmaması veya geçersiz kılınması gibi hukuk devleti ilkesini zedeleyen bir durumun söz konusu olup olmadığına bakılarak menfaat ilgisinin olaya özgü, ancak daha geniş yorumlandığı görülmektedir.” denilmiştir.

- Diğer yandan 14.04.2011 gün ve 27905 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin geçici 3. maddesinde değişiklik yapılmasına dair düzenlemenin iptali için açılan davada, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 25.12.2013 Tarih ve E. 2011/2420, K.2013/4687 sayılı Kararında; “Barolar, yargılama faaliyetinde bulunan avukatların bağlı olduğu meslek kuruluşu sıfatı ile, mesleki çalışmalarının yanında hukukun üstünlüğünü korumak Ve savunmakla da yükümlü olduklarından, İstanbul Barosu Başkanlığının, yargı kararının uygulanmadığını öne sürerek dava konusu işlemlerin iptali istemiyle açacağı davada menfaat ilgisinin olduğundan dava açma ehliyetine sahiptir.” denilmiştir.

- Türkiye’nin liman, havaalanı, üs ve tesislerinin askeri malzeme, teçhizat ve personel nakli de dahil olmak üzere lojistik destek maksadıyla yabancı devletler tarafından kullanılmasına izin veren 18.04.2005 gün ve 8712 sayılı Bakanlar Kurulu kararının iptali istemi ile açılan davada, Danıştay 10. Dairesinin 16.06.2008 gün ve 2005/5417 E. 2008/4441 K. sayılı kararı ile İstanbul Barosunun bu davayı açmada yetkisi olduğu kabul edilmiştir.

- Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin, Irak’ın bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünü teyit eden, istikrar ve güvenliğinin sağlanması, yeniden yapılandırılması ve bu ülkeye insani ve diğer yardımların ulaştırılabilmesine ilişkin faaliyetler kapsamında, Genelkurmay Başkanlığınca belirlenecek ilkeler ve usuller ile tespit edilecek liman, havaalanı, tesis ve üslerin, söz konusu karada öngörülen amaçlar doğrultusunda, dost ve müttefik ülkelerce, askeri malzeme, teçhizat ve personel nakli de dahil lojistik destek maksadıyla bu kararname tarihinden itibaren bir yıl süre kullanılmasına izin verilmesine ilişkin 26.06.2003 günlü, 2003/5755 sayılı Bakanlar Kurulu kararının iptali istemi ile açılan davada, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 04.03.2010 gün ve 2006/1324 E. 2010/419 K. sayılı kararı ile İstanbul Barosunun bu davayı açmada yetkisi olduğu kabul edilmiştir.

- Taşınmazlara Yönelik Aracılık Faaliyetlerinin Düzenlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin iptali istemi ile açılan davada, Danıştay 10. Dairesi tarafından 2012/6017 E. sayılı dosyasında İstanbul Barosunun bu davayı açmada yetkisi olduğu kabul edilmiştir.

- Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmeliğin milletvekillerinin hükümlü ve tutuklularla görüşmelerine ilişkin 40. maddesinin iptali istemi ile açılan davada, Danıştay 10. Dairesinin 20.11.2014 gün ve 2010/1421 E. 2014/6942 K. no’lu kararı ile İstanbul Barosunun bu davayı açmada yetkisi olduğu kabul edilmiştir.

- Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 08.06.2015 gün ve 2015/1848 E. 2015/2516 K. no’lu kararı ile; 26.09.2012 tarih ve 28423 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Adayların Ve Sınav Görevlilerinin Sınav Binalarına Giriş Koşullarına İlişkin Yönetmeliğin “Sınav salonlarında ve binalarda yapılacak kontrollerkenar başlıklı 11. maddesinin 5. maddesi ile Teknolojik gelişmelere bağlı yeni önlemler” kenar başlıklı 12. maddesinin iptali istemi ile açılan davada İstanbul Barosunun dava açma ehliyetinin olduğuna karar verilmiştir.

- Adalet Bakanlığı tarafından, “Türkiye Arabulucular Etik Kuralları”nın iptalinin istenildiği davada, Danıştay 10. Dairesinin 16.07.2018 gün ve 2018/62 E. no.lu kararı ile, “Baroların; düzenlemenin amacı ve dayanakları da dikkate alınarak hukuk uyuşmazlıklarının alternatif çözüm yollarından olan arabuluculuk müessesesinin usul ve esaslarının belirlenmesine ilişkin mevzuat doğrultusunda düzenlenen meslek etik kurallarına karşı dava açmakta ehliyetli olduğuna oybirliği karar verilerek…” denilmiştir.

- Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün 19/11/2015 tarihli Twitter üzerinden yayınlandığı, uçak altı bagajların güvenlik sebebi ile güvenlik birimlerince açılıp incelenebileceği, bu nedenle bagajların kilitlenmemesi, kilitli bagajların güvenlik birimlerince kilitlerinin kırılarak açılacağı ve içine not konulacağına dair duyurusunun iptali isteminde, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 26.12.2019 gün ve 2020/1033 E. 2020/3395 K. no’lu kararı ile dava konusu düzenlemelerin başta Anayasa olmak üzere ulusal ve uluslararası kişi hak ve hürriyetlerini esas alan temel düzenlemelere aykırı olduğu, söz konusu duyurunun

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesinde ve Anayasa'nın 20. maddesinde düzenlenen özel yaşamın gizliliğini ihlal ettiği, ancak yasa ile temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılabileceği, yapılan sınırlamanın orantılı ve ölçülü olduğundan da söz edilemeyeceği savıyla açılan davanın, bu özelliği itibarıyla genel kamu yararı ile ilgili bulunduğu açıktır denilerek, Danıştay 10. Dairesi’nin davanın ehliyet yönünden reddine dair 26.12.2019 gün ve 2015/5152 E. 2019/11106 K. no’lu kararı bozulmuştur.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 2009 yılında, kadına yönelik şiddet konusunda Türkiye’nin adli ve idari makamlarının pasif ve ayrımcı bir tutum izlediğini tespit ettiği Opuz v. Türkiye kararı sonrasında atılan en önemli adım, İstanbul Sözleşmesi’nin imzalanması olmuştur (Opuz v. Türkiye, 33401/02, 09.06.2009).

Türkiye, “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi [İstanbul Sözleşmesi]”ni ilk imzalayan ve onaylayan devlet olmuştur. Ancak Cumhurbaşkanlığı kararı ile bu sözleşmenin feshinin ilen edilmesine karar verilmesi hukuk devletine aykırı olup, bu davanın açılmasında genel kamu yararı bulunduğu gözetilerek davaya konu işlemin iptalini istemekte İstanbul Barosu’nun dava açma ehliyeti bulunmaktadır.

Kadına yönelik şiddet bir insan hakları ihlali olup, İstanbul Sözleşmesi şiddeti önleme ve şiddetten koruma amacıyla düzenlenen temel bir insan hakları sözleşmesidir. İnsan onurunu korumanın teminatıdır. Bu teminatın sağlanması için İstanbul Barosu’nun açtığı bu davada hukuksal menfaati ve Avukatlık Kanunu’nun 76, 95/21. maddeleri uyarınca görevi bulunmaktadır.

HUKUKİ SEBEPLER : Anayasa, AİHS, İYUK, Avukatlık Kanunu, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi [İstanbul Sözleşmesi], 15.07.2018 gün ve 30479 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve diğer mevzuat.

HUKUKİ DELİLLER : Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi [İstanbul Sözleşmesi], 20.03.2021 gün ve 31429 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Türkiye Cumhuriyeti Bakımından Feshedilmesi Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararı (Karar Sayısı: 3718) ve sair deliller.

SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda açıklanan ve re’sen gözönüne alınacak nedenlerle, 20.03.2021 gün ve 31429 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Türkiye Cumhuriyeti Bakımından Feshedilmesi Hakkında Kararın (Karar Sayısı: 3718) yok hükmünde olduğunun tespiti suretiyle iptali ile yürütmesinin durdurulmasına, davaya konu işlemin dayanağı olan 15.07.2018 gün ve 30479 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3/1. maddesinde yer alan “bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma ve bunları sona erdirme,” hükmünün Anayasaya aykırı olması nedeniyle somut norm denetimi yapılmak üzere Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesine, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesi saygı ile arz ve talep olunur.

EK : Davacı

-Vekaletname örneği.

-3718 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı.

İstanbul Barosu Başkanlığı

Vekili

Av. Atilla ÖZEN


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.