Son yıllarda yatırım aracı olarak yaygınlaşan gayrimaddi varlıklar (kripto paralar/varlıklar); bilişim suçları, dolandırıcılık ve suç gelirlerinin aklanması gibi soruşturmalarda, menfaatin aktarılmasında ve gizlenmesinde sıkça kullanılan malvarlığı değerleri arasına girmiştir. Bu nedenle; kripto varlıkların teknik yapısının anlaşılması, ceza muhakemesinde elkoyma adlı koruma tedbirinin nasıl ve hangi sınırlar içinde uygulanacağını doğru değerlendirmek bakımından önem taşımaktadır.
Bu yazıda; önce “kripto varlık” kavramı teknik yönü ile özetlenip, kripto varlıkların nasıl muhafaza edildiği açıklanacak ve sonrasında, mülkiyet ve zilyetlik, yani kullanma haklarını kısıtlayan, dayanağını Anayasa m.13, m.20/2 ve m.35/2 ile İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.8/2 ile bu Sözleşmenin eki olan 1. Ek Protokol’ün 1. maddesinin 2. fıkrasından alan elkoyma tedbiri bakımından “Taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoyma” başlıklı 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.128/1-h’de yer alan “Diğer malvarlığı değerlerine,” kavramının gayrimaddi varlıkları da kapsadığı kabul edilerek elkoymaya konu edildiği, ancak bu hükümde yer alan prosedür yeterli olmadığından, yine elkoyma ile ilgili CMK m.123 ve m.127 de yeterli karşılığı taşımadığından, 25.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanunun 22. maddesi ile Ceza Muhakemesi Kanunu’na “Bilişim suçlarının işlenmesi suretiyle elde edilen menfaatin bulunduğu hesabın askıya alınması ve elkoyma” başlığı altında m.128/A olarak eklenen, banka/ödeme hizmeti sağlayıcıları ve kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde getirdiği “hesap askıya alma ve elkoyma” tedbiri, bu kapsamda gayrimaddi varlık niteliği taşıyan kripto varlıkların elkoyma tedbirine nasıl konu edildiği, elkoyma tedbiri sonrasında kripto varlıkların muhafazası, paraya çevrilmesi, iadesi ve fer’i ceza niteliği taşıyan, fakat 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu tarafından “güvenlik tedbiri” olarak adlandırılan TCK m.54’de ve m.55’de düzenlenen müsadere, kripto varlıklara ilişkin mevzuat ışığında tartışılacaktır.
“Bitcoin” gibi kripto varlıkların, “gayrimaddi varlık” olarak kabul edildikleri, bu varlıkların yasal düzenlemeye kavuşturulduğu, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ile 6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun’da dijital paralarla ilgili hükümlere yer verildiği, bu tür gayrimaddi varlıkların suçta kullanıldığı gibi, suçtan elde edilebildiği veya suçtan elde edilen gayrimaddi varlıkların aklanması fiillerinin gündeme gelebildiği, dijital paralara elkoyulmasının, elkoyma tedbirinin uygulanma şekli ile elkoyulan ve flash bellekte (taşınır bellekte), yani soğuk cüzdanda bulunan kıymetlere ulaşılmasının, bunların paraya çevrilmesinin, gayrimaddi varlıklardan 24 şifre üzerinden soğuk cüzdana aktarılanların tespiti,
Elkoyulan gayrimaddi varlıkların muhafaza edilmeleri, müsadereden evvel CMK m.131’e göre iade edilmeyip, m.132’ye göre paraya çevrilen elkoyulan varlıkların, daha sonra m.131 uyarınca iade edildiklerinde kaybettikleri değerlerin karşılanması, bu durumda sorumluluğun kime ait olacağı veya soğuk cüzdanda tutulan bu tür varlıkların elkoyma tedbirinin tatbiki sırasında kaybolması halinde hukuki ve cezai sorumlulukların kime ait olacağı, bunların nerelerde saklanacağı, nasıl tasfiye edilecekleri, elkoyulan gayrimaddi varlıkların soruşturmanın veya kovuşturmanın sonuna kadar aynen muhafazasının tercih edilmesi halinde, yaşanacak değer kayıplarının nasıl çözüleceği, bunlarla ilgili açık yasal düzenlemeye gidilmesi durumunda, “Mülkiyet hakkı” başlıklı Anayasa m.35 ve “Mülkiyetin korunması” başlıklı İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 1. Ek Protokol’ün 1. maddesi uyarınca güvence altında bulunan mülkiyet hakkının özünün zedelenip zedelenmeyeceği, bu vaziyette “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13 ile 1. Ek Protokol’ün 1. maddesinin 2. fıkrasının ihlale uğrayıp uğramayacağı, bunun yanında elkoyulan gayrimaddi varlıkların Türk Lirası’na çevrilmek suretiyle bir kamu bankasında nemalandırılması usulünün, TCK m.26/2’de düzenlenen “ilgilinin rızası” adlı hukuka uygunluk sebebinden yararlanılarak, o an gayrimaddi varlıkların görünür ve kabul edilir muhataplarından rıza alınmak suretiyle paraya çevrilip saklanması yolunun izlenip izlenmeyeceğini, mevcut hukuki mevzuatla birlikte kripto varlıkların teknik özellikleriyle beraber uygulama bazında karşılaşılabilecek olası senaryolar nezdinde değerlendirilmelidir.
Bir ceza muhakemesi tedbiri olan, mülkiyet ve zilyetlik, yani mal üzerinde tasarruf ve malı kullanma haklarını kısıtlayan, dayanağını Anayasa m.20’den ve m.13’den alan elkoyma tedbirinin, gayrimaddi varlıklar yönünden özel olarak düzenlenmesi gerektiği düşünülerek, 25.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanunun 22. maddesi ile Ceza Muhakemesi Kanunu’na m.128/A olarak eklenen toplam yedi fıkradan ibaret yasal düzenlemenin, gayrimaddi varlıklar olarak kabul edilen kripto varlık ve dijital para konusunda yaşanan elkoyma tedbiri sorunlarını çözüp çözemeyeceğini dikkatle ele almak gerekir.
Gayrimaddi varlıklara uygulanan elkoyma tedbiri sonrasında konunun müsadere bakımından değerlendirilmesi ise, TCK m.54’de düzenlenen eşya müsaderesi ve m.55’de yer alan kazanç müsaderesi hükümlerine göre yapılacaktır. Müsadere değerlendirmesi yapılırken, Anayasa m.38/9’da yer alan genel müsadere yasağı ve m.35 ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı dikkate alınmalıdır.
Bu açıklamalar uyarınca; klasik mülkiyet hukukunun zilyetlik ve teslim gibi temel kavramlarının gayrimaddi varlık kabul edilen kripto varlıklar açısından nasıl ele alındığını değerlendirmek için, bu varlıkların teknolojik altyapısını ve Türk Hukuku’nda sui generis konumunu gözönüne almak gereklidir[1].
I. Dağıtık Defter Teknolojisi ve Blokzincir
Dağıtık Defter Teknolojisi (DLT); geleneksel merkezi sistemlerin aksine, kayıt defterlerinin bir kopyasının blokzincir içerisindeki tüm katılımcılarda bulunduğu, verilerin şeffaf ve eş zamanlı şekilde doğrulandığı bir sistem olarak ortaya çıkmıştır. Blokzincir, bu teknolojinin somut olarak uygulandığı zincirleme yapıyı ifade eder. Blokzincir üzerinde gerçekleştirilen her işlem, kendi bloğu içinde zaman damgası işlenerek, şeffaf ve eş zamanlı doğrulama yapılarak kaydedilir. Zinciri takip eden her blok; bir önceki bloğa “Kriptografik Özet” (Hashing) yöntemiyle mühürlenerek bağlanır ve zincirleme yapı, geçmişe dönük bir verinin değiştirilmesini imkansız kılarak, sistemi değiştirilemez hale getiren dijital altyapıyı oluşturur[2].
Kripto varlıklar Eşya Hukuku açısından ele alındığında; artık zilyetlik kavramı, yerini “erişim yetkisi” kavramına bırakmaktadır. Bu kapsamda mal üzerindeki fiili hakimiyet; eşyayı elde bulundurmak değil, teknik olarak kripto varlığa erişim yetkisine sahip olmaktır. Bu durum; adli makamların elkoyma ve müsadere işlemlerinde, neden sadece “cihazı ele geçirmekle” yetinemeyeceğini, asıl meselenin o dijital anahtarın hukuki ve teknik kontrolü olduğunu göstermektedir.
Dolayısıyla, “kripto varlıkların mülkiyetinin devri” kavramını; Eşya Hukuku uyarınca zilyetliğin devri olarak değil, defterdeki “erişim yetkisi” kaydının cebren veya rızaen bir adresten diğerine güncellenmesi olarak algılanması gerekir. Ancak kripto varlıkların hukuk sisteminde doğrudan eşya kabul edilmemesi, mülkiyet hakkına konu olamayacakları anlamına gelmez. Kripto varlıklar, iktisadi bir değer ifade eden ve icra takibine konu olabilen ve kanun koyucunun koyduğu tanım uyarınca “gayrimaddi malvarlığı değerleri” statüsündedir.
Anayasanın 35. maddesi ve İHAS 1. Ek Protokol 1. maddesi kapsamında korunan mülkiyet hakkı, bu dijital değerleri de kapsar. Kripto varlıklar üzerinde tesis edilecek elkoyma ve müsadere işlemleri, birer “taşınır mal” zaptı gibi değil, birer “hak ve alacak elkoyması” mantığı ile yürütülmelidir. Blokzincirin bir kontrol merkezinin olmaması; Devletin kamu kudreti yetkisi kullanarak bu varlıklara müdahale etmesini, “zilyetliğin cebren devri” yerine “erişim yetkisinin kısıtlanması veya teknik olarak ele geçirilmesi” sorununa dönüştürür.
II. Bilişim Suçlarında Koruma Tedbiri
Kripto varlıkların merkeziyetsiz şekilde faaliyet göstermesi ve işlemlerin saniyeler içerisinde tamamlanabilmesi, yüksek tutarlı meblağların küresel ölçekte ve geleneksel finansal sistemde iz bırakmayacak şekilde transfer edilmesine olanak tanımaktadır. Bu teknolojik imkan kripto varlıkların; sadece suçun konusu veya aracı olmasını değil, aynı zamanda suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama faaliyetlerinde de etkin ve sistematik bir biçimde kullanılmasını beraberinde getirmiştir.
“Suçun işlenmesinden sonra delil toplama ve yargılama” odaklı klasik koruma tedbirleri, saniyeler içerisinde hareket eden bu dijital varlık akışı karşısında işlevini yitirmiş ve çoğu zaman yetersiz kalmıştır. İşte bu uygulama sorununu gidermek ve dijital hıza hukukla karşılık verebilmek amacıyla, Ceza Muhakemesi Kanunu’na “Bilişim suçlarının işlenmesi suretiyle elde edilen menfaatin bulunduğu hesabın askıya alınması ve elkoyma” başlıklı m.128/A eklenmiştir.
Bu düzenleme; bilişim sistemleri vasıtasıyla işlenen suçlarda malvarlığı değerleri için “geçici askıya alınması” mekanizmasını getirerek, Kanunda sayılan mali kuruluşlara ve makamlara askıya alma yetkisi tanımıştır. CMK m.128/A’nın getirdiği en kritik yenilik, kripto varlık hizmet sağlayıcılarına (KVHS) tanınan ve gecikmesinde sakınca bulunan hallerde 48 saati aşmayan re’sen askıya alma yetkisidir. Bu durum; blokzincir üzerindeki kripto varlığın, soğuk cüzdanlara çekilerek izinin kaybedilmesini önleyen acil müdahaleyi hukuki bir zemine oturtmuştur.
Ancak burada şu soru sorulmalıdır; CMK m.128/A, kripto varlıkların “gayrimaddi” ve “merkeziyetsiz” doğasından kaynaklanan elkoyma sorunlarını tamamen çözebilecek bir hukuki altyapı sağlar mı, yoksa sadece kripto varlıkların belirli bir kısmını kapsayan sınırlı bir çözüm müdür? Aşağıda bu sorunun cevabına yer verilecektir.
III. CMK m.128/A ve Uygulamadaki Karşılığı
Öncelikle CMK m.128/A’nın uygulama alanını anlamak için; kimin, nasıl ve hangi şartla kripto varlıkları askıya alma ve elkoyma yapabileceğini açıklamak gerekir. Düzenleme uyarınca süreç, suça konu menfaatin bulunduğu finansal kuruluşların inisiyatifiyle başlar; bankalar, ödeme hizmet sağlayıcıları (Troy, QNB Pay, BKM Express vb.) olmak üzere, Türkiye’de yerleşik (BtcTurk, OKX TR ve Binance TR vb.) gibi kripto varlık hizmet sağlayıcılar (KVHS), bu mekanizmanın birincil uygulayıcılarıdır.
CMK m.128/A/1 uyarınca; nitelikli hırsızlık (TCK m.142/2-e), nitelikli dolandırıcılık (TCK m. 158/1-f,l) ve banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması (TCK m.245) suçlarının işlendiği konusunda “makul şüphe” bulunduğu ve bilişim suçu kaynaklı bir transferin yukarıda sayılan kuruluşlar nezdinde yapıldığı tespit edildiğinde, ilgili kurumlar aracılığıyla yapılan veya yapılmaya teşebbüs edilen işlemlere konu suçta kullanılan her türlü hesabın 48 saate kadar askıya alınabilmesi yetkisi tanınmıştır.
Herhangi bir savcılık veya hakim kararı olmaksızın ilgili mali kurum hesabı askıya alma yetkisine sahiptir, fakat CMK m.128/A/2 uyarınca askıya alma işlemi ve hesap hareketleri, ilgili mali kurum tarafından tüm bilgi ve belgelerle birlikte derhal Cumhuriyet başsavcılığına bildirilir. Ayrıca, askıya alınan hesap sahibine de ilgili mali kurum tarafından bildirim yapılacağı düzenlenmiştir. Hesap sahibine, askıya alma işleminin kaldırılması için Cumhuriyet başsavcılığına başvuru hakkı tanınmış olup, savcılığın da 24 saat içinde bu başvuru hakkında karar verme zorunluluğu Kanunda açıkça öngörülmüştür.
Askıya alınan hesaplardaki suça konu menfaate, askıya alma süresi içerisinde hakim kararıyla veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile elkoyulabilir. Bu emir, uygulanmasından itibaren 24 saat içinde sulh ceza hakiminin onayına sunulur. Hakim, bu talebi elkoyma anından itibaren kırk sekiz saat içinde karara bağlamalıdır. Bu sürelerin aşılması veya hakimin onay vermemesi durumunda, askıya alma kendiliğinden hükümsüz kalır. Ancak hakimin süresinde verdiği onayı ile geçici askıya alma, artık bir elkoyma tedbirine dönüşür.
CMK m.128/A ile getirilen düzenlemenin en stratejik ve tartışmalı unsurlarından birisi; bu madde uyarınca yapılacak elkoyma işlemlerinde, CMK m. 128’de öngörülen (MASAK, SPK veya ilgili diğer kurumlardan alınması gereken) rapor alma şartının aranmamasıdır. Hükümde, “makul şüphe” oluşması durumunda ilgili mali kuruluşlara hesabı askıya alma yetkisi tanınmıştır.
CMK m.128/A’da; bilişim suçlarının karmaşıklığı karşısında rapor hazırlama süreçlerinin ortaya çıkaracağı zaman kaybının, kripto varlığın blokzincir üzerinde karmaşık işlemlere sokularak gizlenmesinin veya soğuk cüzdanlara çekilerek ortadan kaybolmasının önlenmesi amaçlanmıştır. Belirtmeliyiz ki, uzman raporu şartının kaldırılması; aynı zamanda yanlış işlemlerin yapılma riskini doğurmakta, mülkiyet hakkının özüne yönelik müdahalelerin orantılı olup olmadığının tartışılmasına yol açmaktadır.
İlgili Mali Kuruluşlara Getirilen İdari Yaptırım ve Sorumluluk Rejimi:
CMK m.128/A/7, ilgili mali kuruluşların bu sürece tam uyumunu sağlamak için bir yaptırım rejimi öngörmüştür. Buna göre; adli makamlarca talep edilen IP kayıtları, cüzdan adresleri ve müşteri (KYC) bilgileri gibi gerekli bilgilerin ve belgelerin 10 gün içinde eksiksiz sunulmaması halinde, ilgili platforma 50.000 TL’den 300.000 TL’ye kadar idari para cezası uygulanacağı düzenlenmiştir. Buna karşılık; Kanuna uygun şekilde askıya alma yapan ilgili mali kuruluşlar, bu işlem nedeniyle doğabilecek zararlardan hukuki ve cezai olarak muaf tutularak, sorumsuzluk alanına kanunen dahil edilmişlerdir.
CMK m.128/A’yı değerlendirdiğimizde;
CMK m.128/A’nın 1. fıkrasında; 48 saate kadar askıya alma işleminin ilgili banka, ödeme hizmet sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı tarafından verilebileceği, TCK m.142/2-e’de tanımlanan nitelikli hırsızlık, m.158/1-f,l’de tanımlanan nitelikli dolandırıcılık ile m.245’de tanımlanan banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçlarıyla ilgili bu yetkinin kullanılacağı ve 1. fıkranın son kısmında aynen, “suçlarının işlendiği hususunda makul şüphe bulunması halinde banka, ödeme hizmet sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı nezdinde veya bunlar aracılığıyla yapılan ya da yapılmaya teşebbüs edilen işlemlere konu suçta kullanılan her türlü hesabın 48 saate kadar askıya alınmasına ilgili banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı tarafından karar verilebilir.” hükmüne yer verilmesinden dolayı, hakim veya Cumhuriyet savcısı olmaksızın, kişinin suçta kullanılan hesabına geçici tedbir koymak suretiyle mülkiyet hakkına müdahale edilebileceği, mülkiyet hakkına yapılan bu müdahalenin esasen hırsızlık, dolandırıcılık ve kredi kartının kötüye kullanılması suçlarının işlenme hızı ve bankacılık faaliyetleri sırasında bunlara müdahalenin acil gerekliliği sebebiyle kanun koyucunun bu yönde bir yasa değişikliğine gittiği, her ne kadar iki gün için olsa da, Anayasa m.35’in ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Ek Protokol m.1’in güvencesinde bulunan mülkiyet hakkının kısıtlanacağı, kısıtlamanın da esasen kamu görevlileri tarafından yerine getirilmediği, 128/A maddesinde sayılan suçların banka görevlileri tarafından nasıl ayırt edilebilip de sayılan suçlardan birisinin işlendiği sonucuna varılabileceğinin anlaşılamadığı,
“Hesabı 48 saat süre ile geçici olarak askıya alma” olarak adlandırılan bu mülkiyet hakkına müdahale biçiminin, “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasanın 13. maddesi bakımından da ayrıca eleştiriye açık olduğu, bu konuda en azından uzman bir kamu kurumu ile iletişime geçilmesi suretiyle hesap hareketinde kısıtlamaya gidilmesinin isabetli olacağı, ancak işin aciliyeti ve kripto varlıkların işlem hızı ile sistem dışına hızlıca çıkabilme ihtimali dikkate alındığında kanun koyucunun böyle bir yöntem öngördüğü, 7571 sayılı Kanun Teklifinde yer alan üç günlük askıya alma süresinin 48 saate indirildiği, hesap sahibi tarafından askıya alma işleminin kaldırılmasının ilgili Cumhuriyet başsavcılığından istenebileceği, Cumhuriyet savcısının da bu başvuruyu 24 saat içinde karar bağlaması gerektiği, uygulamada Cumhuriyet savcısının kararlarına itiraz edilmeyeceği düşünülse de, kişinin temel hak ve hürriyetlerinden olan mülkiyet hakkını kısıtlayan başvurunun reddine dair Cumhuriyet savcısının kararına sulh ceza hakimliği nezdinde itirazın kabul edilmesi ve bu konuda kişi lehine kıyasen CMK m.267’nin tatbikinin mümkün olabileceği, bankada veya hizmet sağlayıcılarında bulunan şüpheli paraya hakim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan varlığı halinde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile bu 48 saatlik askıya alma süresi içinde elkoyulabileceği,
Bunun dışında; CMK m.128’e uygun elkoyma tedbirinin uygulanabileceği, fakat bunun için de ilgisine göre MASAK (Mali Suçları Araştırma Kurulu) veya BDDK (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu) tarafından usule uygun hazırlanmış raporun gerekli olduğu, bu raporun hazırlanmasının zahmetli olup, uzun süre alabildiği, uygulamada 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun m.17’de öngörülen yetkiyle, CMK m.128’de alınması zorunlu rapora ihtiyaç duyulmadan Cumhuriyet savcısı ve hakim tarafından bankada bulunan paralara üç ay süre ile elkoyulduğu,
Tespitlerini ortaya koymak isteriz.
IV. Kripto Varlıkların Elkoyma ve Muhafazası Yönünden Uygulamadaki Sorunlar
Kripto varlıkların saklanma yöntemlerinin, CMK m.128/A’nın elkoyma mekanizmasındaki işleyişini teknik bir çıkmaza sokma olasılığı mevcuttur.
Merkezi Platformlardaki (Centralized Exchanges - CEX) Kripto Varlıklar:
6362 sayılı Kanunda tanımına yer verilen “Kripto varlık hizmet sağlayıcı” kavramı, SPK düzenlemeleri ve faaliyet izniyle Türkiye’de yerleşik veya Türkiye’de faaliyet gösteren merkezi borsaları kapsamaktadır (Binance TR, OKX TR, BtcTurk vb.).
Mülkiyetin teknik yönetimi; kullanıcı adına, kurum tarafından üstlenildiği bir “emanet” yapısı üzerine kuruludur. Bu platformlarda zilyetliğin dijital karşılığı, bizzat kurumun sıcak ve soğuk cüzdan altyapısında temsil edildiğinden, CMK m.128/A kapsamındaki proaktif müdahale mekanizması en hızlı ve efektif sonuçlarına ulaşabilecektir. Devletin idari ve cezai denetimi altındaki bu kurumlar nezdinde tesis edilen elkoyma kararı, teknik düzeyde bir veri tabanı komutuyla “erişim kısıtlamasına” dönüşmekte; böylece hukuk, dijital varlığı bulunduğu merkezi platformda zapt ederek blokzincir üzerindeki kontrolü tam anlamıyla devralabilmektedir. Bu durum merkezi borsaları, teknik ve hukuki açıdan CMK m.128/A uygulamasının en işlevsel ve icra edilebilir sahası haline getirmektedir[3].
Kişisel Cüzdanlar ve Soğuk Cüzdanlardaki Kripto Varlıklar:
Kullanıcılar; varlıkları kendi cüzdanında sakladığında ve özel anahtarları da kendisi yönettiğinde, mevzuat ve fiili uygulamanın çatıştığı bir alan ortaya çıkmaktadır.
Kripto varlıkların özünde yatan kendi bankan olma felsefesinin en somut karşılığı olan şahsi cüzdanlar (Self-Custody), CMK m.128/A’nın uygulanma kabiliyetinin teknik bir imkansızlığa dönüştüğü yerdir. Merkezi borsaların aksine, bu yapıda varlıkların kontrolü herhangi bir aracı kurumda değil, tamamen kullanıcıya ait olan Özel Anahtar (Private Key) üzerindedir. Çok imzalı cüzdanlar (Multi-sig) olarak bilinen soğuk cüzdanların, örneğin 5 farklı ülkede bulunan 5 kişinin aynı anda beşinin veya en az üçünün veya ikisinin aynı anda 24 şifreden oluşan anahtar dizimini girmesi halinde açılabildiği ve bu kişilerin farklı ülkelerde olması halinde çok imzalı bir cüzdanın açılmasının nerede ise imkansız olabileceği dikkate alınmalıdır.
Tüm bu durum, uygulama pratiği açısından iki temel sorunu da beraberinde getirmektedir.
1- Emir Muhatabının Yokluğu: CMK m.128/A’nın “askıya alma” yetkisi, doğası gereği bir muhatap (banka veya borsa) gerektirir. Ancak varlıklar şahsın kendi soğuk cüzdanında ise (Ledger, Trezor veya yazılım cüzdanı), adli makamların dijital dondurma talimatı gönderebileceği bir mali kuruluş bulunmamaktadır. Burada mevzuatın “önleyici müdahale” mantığı, muhatapsızlık nedeniyle işlevsiz kalmaktadır.
2- Fiziksel Elkoymanın Yetersizliği: Adli aramalar neticesinde bir soğuk cüzdana elkoyulması, klasik eşya hukuku mantığıyla başarılı bir zapt etme işlemi gibi görünse de, aslında sadece dijital kasanın dış kabuğuna elkoyulmasından ibarettir. Cüzdanı askıya alınan şüpheli; 24 kelimelik kurtarma dizinini paylaşmadığı sürece, o cihazın içindeki değere ulaşılması fiilen güçtür. Fiziksel elkoyma tedbiri, blokzincir üzerindeki varlığı hukuken dondursa da fiilen zapt edemez.
Yine soğuk cüzdanın fiziki olarak ele geçirildiği durumda; Anayasa m.38/5’de düzenlenen ve “nemo tenetur” ilkesi olarak bilinen, kişinin kendisini veya yakınlarını suçlayıcı beyanda bulunmaya ve delil göstermeye zorlanamaması kuralı gündeme gelecektir. Şüpheli; şifreyi vermenin “kendisi aleyhine delil sunmak” anlamına geldiğini ileri sürebilir, bu hususta susma hakkını kullanabilir. Şüphelinin susma hakkını kullanması ve kendisi aleyhinde beyanda bulunmaya ve delil göstermeye zorlanamayacağı kuralından yararlanması, aleyhine delil olarak kullanılamaz.
Bir Çözüm Olarak TCK m.55/2’ye Eşdeğer Müsadere:
Kripto varlığın özel anahtarı teslim edilmediği için varlığa fiilen ulaşılamıyor ve dolayısıyla müsadere işlemi gerçekleştirilemiyorsa, TCK m.55/2’nin uygulanması ve suça konu malvarlığı değerinin karşılığının müsaderesi alternatif bir çözüm yöntemi olarak akla gelebilir. Ancak bunun için; soğuk cüzdanda bulunan malvarlığının doğru tespiti için gerekli tüm bilgilerin ve belgelerin somutlaştırılması, usulüne uygun şekilde ortaya koyulması ve yine teknik olarak ispat konusunun aşılması gerekmektedir. Aksi halde, sırf soğuk cüzdanda bulunduğu düşünülen değer ve bunun getirdiği kazanca ilişkin varsayımla işlemde bulunulması mümkün değildir.
Mikserler ve Karıştırma Mekanizmaları Altında Anonimleşen Kripto Varlıklar:
Kripto varlıkların Tornado Cash gibi “mikser” havuzlarına veya Samourai/Whirlpool gibi anonim cüzdanlara yönlendirilmesi, blokzincir üzerindeki şeffaf izin takibini teknik olarak güçleştirir. Mikserler, takip edilen bir parayı dev bir havuzda binlerce farklı kullanıcıya ait varlıkla harmanlayıp, kaynağıyla olan bağını koparırken; CoinJoin sistemleri çok sayıda transferi tek bir işlemde birleştirerek, hangi paranın kime gittiğinin ayrıştırılmasını engeller. Sonuç olarak; gönderici ve alıcı arasındaki dijital ilişkiyi koparan bu yöntemler, adli makamların iz sürme ve dondurma girişimlerini teknik bir muhatapsızlık sıkıntısıyla karşı karşıya bırakır[4].
Bu kapsamda; CMK m.128/A’nın 3. fıkrasında öngörülen ve askıya alma tamamlanmadan menfaatin başka bir mali kuruma aktarıldığının tespiti halinde, ilgili kuruma gecikmeksizin bildirim yapılmasına ilişkin “zincirleme bildirim” mekanizmasının, transferin mali kurumlar dışına (kişisel olarak yönetilen soğuk cüzdan adreslere) veya merkeziyetsiz akıllı sözleşme protokollerine çıktığı senaryolarda fiilen sınırlı bir etki alanına sahip olacağı gözönüne alınmalıdır; zira akıllı sözleşmeler, klasik anlamda tebligatın yöneltilebileceği bir muhatap/kurum niteliği taşımamakta ve bu nedenle mevzuatın öngördüğü tedbirin icrası zorlaşmaktadır.
V. Yurt Dışında Bulunan Varlıklara Elkoyma ve İade Süreçleri
Kripto varlıkların sınır aşan ve yüksek hızlı transfer edilebilirliği; yurt dışında bulunan bir borsa hesabına veya yabancı bir saklama altyapısında tutulan cüzdana müdahaleyi “tek taraflı” kamu gücü kullanımından çok, yargı yetkisi ve uluslararası adli iş birliği sorunları üzerinden tartışılır hale getirmektedir. Bu nedenle; yurt dışında bulunan kripto varlıklara yönelik tedbirlerde asıl ayırım, ilgili Kripto Varlık Hizmet Sağlayıcısının Türkiye’de hukuken muhatap alınabilir bir statüye sahip olup olmadığı (faaliyet izni/yerleşiklik/temsil/uyum altyapısı) ve tedbirin fiilen uygulanabilmesi için uluslararası iş birliği mekanizmalarının işletilmesinin gerekip gerekmediğidir.
Türkiye’de kripto varlık hizmet sağlayıcılarının sermaye piyasası düzenleme alanına alınması ile birlikte, Sermaye Piyasası Kurulu tarafından duyurulan ikincil düzenlemeler, sektörün izin/denetim neticesinde faaliyet gösterebilmesinin yasal dayanağı olmuştur. Bu çerçevede; Türkiye’de hukuken muhatap alınabilen (Türkiye’de yapılanmış, izin süreçleriyle bağlı) bir yapı olduğunda, adli makamların verdiği tedbir kararlarının uygulanabilirliği artar. Buna karşılık; Türkiye ile hukuki bağı zayıf veya hiç olmayan yabancı bir platform bakımından karar verilmesi ve bunun icrası güçtür, çünkü Türk yargısının kararı, yabancı ülkede veya yabancı hizmet sağlayıcı nezdinde otomatik sonuç doğurmamaktadır. Fiili etki çoğu durumda, uluslararası adli yardımlaşma kanallarının işletilmesine veya platformun kendi uyum politikaları kapsamında gönüllü uyuma dayanır.
Yurt dışındaki kripto varlığın Türkiye’ye iadesi; teknik olarak eşyanın taşınmasından ziyade, erişim ve tasarruf yetkisinin Türk adli makamlarının kontrolüne geçmesi anlamına gelir. Bu işlem, yabancı devletin adli makamlarınca elkoyma/müsadere tedbirinin icrası ve akabinde iade/transfer, yani yabancı KVHS’nin, geçerli yargısal talep üzerine varlığı Türk makamlarının kontrolündeki resmi cüzdana/havale hesabına aktarması veya stabil coin ihraççısının blokaj sonrası çözüm mekanizması gibi senaryolarla gerçekleşebilir. Bu hususta, 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu ve ilgili sözleşme rejimi belirleyicidir.
Dolayısıyla; yurt dışında bulunan kripto varlıkların iadesi, kripto varlığın blokzincir üzerindeki iktisadi değerinin Türkiye’ye fiziki olarak getirilmesi değil, transfer yetkisinin (tasarruf imkanının) adli mercilerin denetimine geçirilmesi anlamına gelir, adli makamlarca elkoyulan kripto varlıkların muhafazasında 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu m.99/B-7 uygulamanın nasıl olması gerektiğini ortaya koymuştur. SPK m.99/B-7’de; “Müşterilere ait nakit ve kripto varlıklara ilişkin tedbir, haciz ve benzeri her türlü idari ve adli talepler münhasıran kripto varlık hizmet sağlayıcıları tarafından yerine getirilir. … Müşterilere ait nakit ve kripto varlıklara adli makamlarca el konulması halinde, el konulan varlıkların Kurulca yetkilendirilmiş saklama hizmeti sağlayan kuruluşlar nezdinde oluşturulan cüzdanlarda muhafazası için gerekli tüm işlemler adli makamlarca tesis edilir.” hükmüne yer verilmiştir.
Böyle bir modelde “iade ve transfer”, teknik olarak varlığın (veya varlığa tasarruf yetkisinin) adli kontrol altındaki cüzdana aktarılmasını; hukuken ise tedbirin kapsamı, ölçülülüğü ve muhatap hizmet sağlayıcının yükümlülükleri bakımından denetlenebilir bir sürecin izlenmesini gerektirir.
Sonuç olarak, yurt dışı kripto varlıklarda tedbir ve iadenin;
1- Türkiye’de muhatap alınabilirlik (izin/yerleşiklik/uyum),
2- Uluslararası adli iş birliği kapasitesi,
3- Adli makamların elkoyma sonrası muhafaza ve tasarruf yetkisini hangi güvenli saklama rejimiyle yöneteceği,
Olmak üzere üç temel üzerinde kurulduğu görülmektedir.
VI. Elkoyma İşleminde Muhafaza Usulleri ve Olası Riskler, Volatilite (Fiyat Dalgalanması) ve Mülkiyet Hakkı Çatışması ile Olası Tazminat Sorumluluğu
Gayrimaddi varlıklar olarak bilinen dijital paraya elkoyulması halinde, bunların nasıl muhafaza edileceği, değerlerinin artması ve özellikle azalması halinde ortaya çıkabilecek karın ve zararın ne olacağı sorularının cevaplandırılması gerekir.
Kripto varlıklarda elkoyma işlemi teknik olarak bir veriye erişim meselesi gibi görünse de, hukuken asıl sorun mülkiyet hakkının iktisadi değerinin korunmasıdır. Bir defa mülkiyet ve bazı durumda zilyetlik haklarını kısıtlayan elkoyma tedbirinin yasal şartlara uygun yapılması gerekir. Elkoyma tedbiri yasal şartlara uygun uygulanmadığı takdirde, CMK m.141 ila m.144’de öngörülen koruma tedbirleri nedeniyle tazminat hükümleri devreye girecektir.
Elkoyma tedbiri o an yasal şartlara uygun tatbik edilerek, şüpheliye veya sanığa ait olduğu konusunda makul şüpheye ulaşılan ve suçla ilgisi olduğu anlaşılan gayrimaddi varlıklar üzerinde yapılan fiili veya kaydi elkoyma ile birlikte ne yapılacağının da tespiti gerekir.
Yasal düzenlemeye bakıldığında; konu hakkında “özel hüküm” niteliği taşıyan CMK m.128/A’da bir hüküm bulunmadığı, bu konuya da uygulanabilmesi mümkün olan “elkoyulan eşyanın muhafazası veya elden çıkarılması” başlıklı CMK m.132’nin tatbik edilebileceği, “elkoyulan eşyanın iadesi” başlıklı m.131’in ise zaten işi biten ve artık ihtilafa konu olmayan eşyanın iadesi ile ilgili olduğu, dondurulmuş veya fiilen elkoyulmuş gayrimaddi varlıkların elkoyulduğu anda nasıl muhafaza edileceği, bunların değer kazanmaları veya kayıpları halinde nasıl bir yol izleneceği hususlarının ana meseleler olduğu,
Gayrimaddi varlıkların CMK m.131 uyarınca iadesi halinde sorun yaşanmayacağı, yine bu varlıkların TCK m.54 veya m.55 uyarınca müsadere edilmeleri halinde yine el değiştirmek suretiyle Hazineye geçeceği, sorunun daha ziyade gayrimaddi varlıkların korunmasında ve elkoyma tedbiri devam ederken bu varlıkların değer kaybetme ihtimaline binaen alınacak tedbirlerin neler olacağı üzerinde yoğunlaşacak olacağı, elkoyulan eşyanın iadesi ve elden çıkarılması sürecini anlatan bir yazıyı “Elkoyulan Eşyanın İadesi veya Elden Çıkarılması[5]” yazısını daha önce kaleme alıp yayınladığımızdan, CMK m.131 ve m.132 ile ilgili bu yazıya bakılabileceği, bu konuda CMK m.132/1-4’ün dikkate alınması gerektiği,
Elkoyulan varlığın zarara uğraması veya değerinde esaslı ölçüde kayıp yaşanması tehlikesinin varlığı halinde, elkoyulan eşyanın değerinin muhafazası ve zarar görmemesi amacıyla gerekli tedbirlerin alınması gerektiği, ancak Kanun koyucunun bu tedbirlerin neler olacağını somutlaştırmadığı, Ticaret Bakanlığı’na bağlı Tasfiye İşleri Genel Müdürlüğü’nün, elkoyulup da elde çıkarılması, satılması ve tasarruf edilmesi gereken malvarlığına dönük bu işlemlerin takibinde yetkili kılındığı, gayrimaddi varlıklarla ilgili tasfiyenin ve paraya çevirmenin ise Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yetkilendirilmiş saklama hizmeti sağlayan kuruluşlarca yerine getirilmesi gerektiği, ancak bu süreçte muhafazanın ve paraya çevirmenin yüksek sorumluluk istediği, bu tür faaliyetlerin yüksek sermayesi ve güvencesi bulunan bankalar veya bu konuda yetkili kılınacak finans kuruluşları tarafından takibinin sağlıklı olacağının dikkate alınması gerektiği,
Konu ile ilgili gayrimaddi varlıklar yönünden bir eklemenin CMK m.132’ye veya “özel hüküm” niteliği taşıyan m.128/A’ya yapılmasında fayda bulunduğu, çünkü mülkiyet hakkını ilgilendiren bu konunun Yönetmelik hükümleri ile çözülemeyeceği, bu sorunun “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13 çerçevesinde yasal düzenleme ile yapılmasının uygun olacağını söylemeliyiz.
Bu açıklamalar ışığında; CMK m.131 uyarınca aynen muhafaza ve iade olsa da, varlığın değerinde esaslı bir kayıp tehlikesi bulunması halinde CMK m.132 uyarınca elden çıkarma istisnası gündeme gelmektedir. Ancak bu yetki, kripto varlıkların volatilite kapsamında yüksek kazanç ve değer kaybı yaşamaya müsait yapısını tek başına yeterli görüp, doğrudan yapılması gereken bir satış değil, somut olay bazında gerekçelendirilmesi gereken ölçülü bir müdahaledir.
Yasal düzenlemenin; ya elkoyulan gayrimaddi varlıkların aynen muhafaza edilmesi ya ilgilinin talebi veya rızası ile bilirkişi tarafından yapılacak değer tespiti üzerine paraya çevrilmesi veya rıza alınmaksızın gayrimaddi malvarlığına elkoyulduğunda paraya çevirmenin malvarlığının rayiç bedelinin tespit edilerek, her iki durumda elde edilen paranın bir kamu bankasında nemalandırılması yolunun seçileceği, tüm bu hallerde elkoyma tedbirini hukuka aykırı veya yersiz olduğunun veya yasal şartların ortadan kalkması durumlarına bağlı olarak ortaya çıkacak kayıplarla ilgili CMK m.141/1-c’nin dikkate alınabileceğini belirtmek gerekir.
Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki; Anayasa m.35’in ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 1. Ek Protokolün 1. maddesi ile güvence altına alınmış mülkiyet hakkının korunması, bu hakkın sınırlandırılmasına yönelik dondurma, askıya alma, muhafaza altına alma elkoyma tedbirleri ile mülkiyet hakkını tümüyle sonlandıran müsadere dahil tüm bu müesseselerin yasal şartlarının her somut olayın özelliğine göre muhakkak bireyselleştirilip ayrıntılı şekilde incelenmesi gerektiği, aksi halde ortaya ciddi mağduriyetlerin çıkabileceği, kripto varlıkların doğası gereği ve yasal mevzuatın bu konudaki eksikliği nedeniyle açıkça öngörülebilir.
1215 Magna Carta’dan itibaren güvence altına alınmış mülkiyet hakkının temel hak ve hürriyetler arasında yer alan en temel değerlerden biri olduğu gerçeği ve “hukuk devleti” ilkesi dikkate alındığında; gayrimaddi varlıklar dahil olmak üzere kişinin malvarlığı üzerinde kısıtlama getiren tüm tedbirlerde, Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri ile İHAS 1. Ek Protokol’ün 1. maddesi birincil rehber olmalıdır. Bu hükümlere ilişkin Anayasa Mahkemesi, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatları ile şekillenen kriterlerin titizlikle gözetilmesi, uygulamaların zamanla hukuken öngörülebilir, “ölçülülük” ilkesiyle barışık ve dijital varlıkların özgün yapısına uygun isabetli bir yargısal pratiğe dönüşmesini sağlayacaktır.
Uygulamada satış işlemi mülkiyet hakkına yönelik en ağır müdahale olduğundan, “ölçülülük” ilkesi gereği öncelikle daha hafif araçlar değerlendirilmelidir. Kripto varlığın aynen korunması için SPK tarafından yetkilendirilmiş saklama kuruluşları nezdinde muhafaza edilmesi, satış seçeneğinden önce bir alternatif olarak dosya kapsamında değerlendirilmelidir. Eğer satış kaçınılmaz hale gelirse, ortaya çıkan bedelin Suç Eşyası Yönetmeliği hükümleri uyarınca nemalandırılması ve kayıtların tam izlenebilir olması gerekir. Aksi takdirde; kişinin beraatı durumunda oluşabilecek değer farkları CMK m.141/1-j uyarınca Devletin tazminat sorumluluğunu doğurarak, idare üzerinde ciddi bir mali yük oluşturabilir. CMK m.132/4 uyarınca elkoyulan eşyanın değerinin muhafazası ve zarar görmemesi için gerekli tedbirler alınmalıdır. Kripto varlıkların güvenli muhafazasında, SPK düzenlemeleriyle öngörülen platform saklama kuruluşu yapısı ile Devlet kontrolünde çoklu imza (multi-sig) cüzdan gibi teknik çözümler kullanılması öngörülebilir.
Şüpheli veya sanık aklandığında ve CMK m.131 uyarınca iade kararı verildiğinde; eğer varlığın piyasa değeri, satış bedelinin üzerine çıkmışsa, yani kişi haksız şekilde zarara uğramışsa, mülkiyet hakkının “aynen iade” niteliği zedelenmiş olur. Bu durumda, mülkiyetin özünün zarar görüp görmediği tartışılmalı, Anayasa m. 35 ve İHAS 1. Ek Protokol m. 1 uyarınca “katlanılması gereken külfet” ile “kamu yararı” arasındaki denge gözetilmelidir.
Elkoyma anındaki değer ile iade anındaki değer arasındaki fark, bir “mülkiyet kaybına” dönüşüyorsa, bu durum Anayasa m. 13’de düzenlenen “temel hakların özüne dokunma” yasağını ihlal edebilir. Özellikle, açık bir yasal düzenleme olmaksızın, sadece piyasa tahminleriyle yapılan satışlar, müdahalenin “ölçülülük” ilkesini zedeleyerek Devletin tazminat sorumluluğunu doğuracaktır.
Kanaatimizce; TCK m.26/2’de düzenlenen “ilgilinin rızası” adlı hukuka uygunluk sebebi, bir fiili suç olmaktan çıkaran niteliği itibariyle, elkoyulan gayrimaddi varlığın paraya çevrilmesinin yalnız başına dayanağı olamaz. Elkoyulmuş gayrimaddi varlığın paraya çevrilmesi konusunda, tüm sorunları çözecek bir yasal düzenlemeye gidilmesinde isabet bulunduğunu belirtmek isteriz. Mevcut durumda; şüphelinin, varlığın volatiliteden etkilenmemesi için stabil coine veya Türk lirasına çevrilmesini talep etmesi ve bu rızanın CMK m.132’ye uygun bir yargı kararı ile birleştirilmesi halinde, bu talebin karşılanması mümkün olabilir. Rıza süreci, hukuki güvenceleri tümü ile bertaraf etmez; bu nedenle tüm süreç mülkiyet hakkının özü ile uyumlu, şeffaf ve denetlenebilir bir zeminde yürütülmelidir. Rızanın alınması, elbette elkoyulan gayrimaddi varlığın o an üzerinde tasarruf etme yetkisine sahip olduğu anlaşılan kişinin veya bu konuda yetkili vekilinin özgür iradesine dayanmalıdır.
VII. Sonuç ve Genel Değerlendirme
CMK m.128/A, kripto varlıklarda “hız” ihtiyacına cevap veren işlevsel bir önleyici koruma tedbiri mekanizması kurmuştur. Ancak kripto varlıkların yüksek volatilitesi ve erişimin özel anahtar temelli doğası, “değerin korunması” ve “teknik muhafaza” alanlarında halen normatif ve kurumsal standart ihtiyacını gündemde tutmaktadır[6]. Bu nedenle dijital adalet sisteminin başarısı; bir yandan etkinlik (hızlı dondurma, iz sürme, muhafaza güvenliği), diğer yandan Anayasa m.13 ve m.35 ile İHAS 1. Ek Protokol’ün 1. maddesi çerçevesinde “ölçülülük” ve “mülkiyetin korunması” ilkelerini birlikte gerçekleştirebilmesine bağlıdır. Öncelik; satış/elden çıkarma kararlarında CMK m.132’nin istisnai niteliğini koruyan, kişinin aklanması halinde değer uyuşmazlıklarını azaltan, CMK m.141 uyarınca tazminat riskini asgari seviyeye indiren ve denetlenebilir “dijital adli emanet” standartlarının (güvenli saklama, erişim yetkisi yönetimi, kayıt zinciri ve hesap verebilirlik) somutlaştırılması olmalıdır.
Nihayetinde; uygulamada karşılaşılan sorunlar ile birlikte emsal yargı kararları da ortaya çıktıkça, hem uygulama birliğinin sağlanması ve hem de hak ihlali risklerinin en aza indirilmesi mümkün olacaktır. Süreçte, konu ile ilgili yasal eksikliklerin giderilmesi ve yasal düzenlemelere uygun yönetmeliklerin çıkarılması isabetli olacaktır. Ancak bu hükümler, hem gelişen bilim tekniğe ve hem de bu sırada ortaya çıkan ihtiyaçlara gecikmeksizin cevap verebilecek hızda ve yeterlilikte olmalıdır.
Prof. Dr. Ersan Şen
Av. Kaan Özyurt
(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)
------------
[1] Mesut Serdar Çekin, “Kripto Varlıklar Üzerinde Gerçekleştirilen İşlemlerin Borçlar Hukuku ve Eşya Hukuku Açısından Değerlendirilmesi”, İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 9(1), Bahar 2022. Erişim tarihi: 02.02.2026 https://www.medipol.edu.tr/sites/default/files/document/7_9.pdf
[2] Mesut Serdar Çekin, a.g.e.; Taha Polat Geçmez, “Kripto Varlık ve Banka Hesaplarına Yeni ‘Askıya Alma’ (Bloke) Düzenlemesi: CMK 128/A - Kapsamlı Hukuki Rehber ve Uygulama Esasları”, Geçmez Hukuk Blog, 27.12.2025. https://www.gecmezhukuk.com/cmk-128a-kripto-varlik-banka-hesabi-bloke/ Erişim tarihi: 01.02.2026
[3] Taha Polat Geçmez, a.g.e.
[4] Taha Polat Geçmez a.g.e., CoinJoin/mikser kavramlarına ilişkin teknik açıklamalar için bkz. Investopedia - CoinJoin
[5] https://www.hukukihaber.net/elkoyulan-esyanin-iadesi-veya-elden-cikarilmasi
[6] Taha Polat Geçmez, a.g.e.