banner647

Let it be” Türkçede “Akışına bırak”  anlamına geliyor. Yani “takılma, bırak öyle olsun” gibi bir şey demek. Beatles’ın en gözde şarkılarından birisinin de ismi olan “Let it be”, Beatles’ın şarkıcılarından biri olan Paul McCartney tarafından bestelenmiş. Şarkının sözleri de Paul McCartney’e ait. Her şarkının, her bestenin, her güftenin mutlaka bir hikayesi vardır. “Let it be” şarkısının ve şarkının güftesinin de bir hikayesi var. Şöyle ki, şarkının söz yazarı olan Paul McCartney, çok sıkıntılı bir zamanında, bir gece rüyasında on dört yaşında iken kaybettiği annesi Mary’i görür. Annesi onun en karanlık zamanında karşısında oturur ve bilgece konuşarak oğluna “Let it be”, yani “akışına bırak”, yani “hiçbir şeye takılıp kalma, bırak öyle olsun” diye fısıldar. Ve sonra şunları söyler; “Kendini sıkıntıda hissettiğin zamanlarda kalbin kırılmış da olsa, öyle de yaşıyor olsan, mutlaka bunun bir yanıtı ve çözümü vardır, yolun birileriyle ayrılmış da olsa, onları görmen için yine de bir şansın olabilir, gece bulutlu olduğunda dahi, orada ve onun üzerinde parlayan, yarına kadar da parlayacak olan bir ışık vardır, onun için her şeyi “akışına bırak”, yani “hiçbir şeye takılıp kalma, bırak öyle olsun” der. Paul McCartney müziğin sesiyle uyanır ve annesinin sözleri “Let it be” isimli şarkının güftesi olur.    

Annesinin rüyasında Paul McCartney’e söylediği bu sözler, aslında umuttur. Yani bilge Nazım Hikmet’in “Yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak. Unutma aynı gökyüzü altında bir direniştir yaşamak” dizeleriyle ya da Şems-i Tebrizi’nin “Hayat bu, bir bakarsın her şey bir anda son bulur. Hayat bu, son dediğin an her şey yeniden canlanır” sözleriyle  aynı içerikte ve anlamdadır. Yani Thales’in söylediği gibi “Her şeyin yok olduğu anda bile, ümit vardır.” Onun için insanın en son terk edeceği duygusu ve düşüncesi umut olmalıdır. Zira hayat, insan hayatı sadece ölümle sona ermez, insan umudu kaybettiği zaman da ölür, hem de “ölmeden önce ölür.

Let it be” demek, diyebilmek, bunu içselleştirmek ve uygulamak aslında bir hayat felsefedir. Benim rahmetli baba dedem dinlediği her sözden, her hikayeden sonra, o söz, o hikaye ne kadar olumsuz da, ne kadar hüzünlü de olsa “sağlık olsun” derdi. Birçok şey görüp yaşadıktan ve deneyimledikten sonra bugün düşünüyorum da, rahmeti dedemin bu sözü de aslında “let it be” ile aynı amacı taşımaktadır. Yani rahmetli dedem de “sağlık olsun” demekle, “her şeyi akışına bırak, boş ver ve hiçbir şeye, hiçbir olaya takılıp kalma, zamanla birlikte sen de akıp git, yeter ki sağ ol, sağlıklı ol, eğer sağ ve sağlıklı olursan her zaman umut vardır” demek istemiş. Daha küçük yaşta olduğum için bu sözün anlamını, değerini, yol göstericiliğini o zamanlar anlamamıştım ama yaşım büyüdükten sonra, pek çok olayı yaşadıktan, çok sayıda insanı tanıdıktan sonra bu sözün değerini, anlamını ve yol göstericiliğini giderek daha iyi anladım.

Rahmetli babam sıkıntılı olduğum, bu sıkıntılarımı kendisine anlattığım zor günlerimde bana şöyle demişti: “İnsan hayatta pek çok sorunla karşılaşır. Bu sorunlardan çözebildiklerini çözer, çözemediklerine de alışır tahammül eder. Değil ise insanın yoluna devam etmesi mümkün değildir. Bu olaylara, bu sorunlara, bu insanlara takılıp kalma, bunlara boş ver, geçmişi geçmişte bırak, önüne bak ve geleceğe doğru yürü git.”  

Ben de öyle yaptım. Ara sıra arıza da yapsam, yalpalasam da öyle yaptım. Kaderimi sevdim. Kaderimin çizdiği yolda hep ama hep geleceğe doğru yürüdüm. Girdiğim her kapıdan içeriye: “Allah’ım, girdiğim yere doğrulukla girmemi, çıktığım yerden doğrulukla çıkmamı nasip et. Benden desteğini hiç esirgeme” diyerek, yani İsra Suresi’nin 80.Ayetini okuyarak girdim. Yüce Tanrı da, benden desteğini hiç esirgemedi, doğrulukla girdiğim o kapıların hepsinden doğrulukla ve yüzümün akıyla çıktım. Hayatım boyunca geride bıraktığım hiçbir insana, hiçbir olaya, hiçbir makama bir daha dönüp bakmadım.

Let it be” veya “sağlık olsun” deyimlerinin eş değeri olan bir diğer deyim de “s*ktir et” deyimidir ve küfürlü konuşmayan, küfürlü konuşmayı sevmeyen ben, bu sözü sıkça kullanırım. Bunu her kullandığımda da eşim tarafından “bu sözü kullanmak, böyle konuşmak sana yakışmıyor” sözleriyle hem eleştirilir hem de uyarılırım.

Oysa benim bu deyimi kullanmaktan amacım “olan, biten, söylenen her ne ise, onu önemsememek, ona takılmamak, olanı, biteni, söyleneni boş vermek ve akışına bırakmaktır.”  Yani ‘S*ktir Et’ demek, diyebilmek ve bunu uygulamak, uygulayabilmek, bana göre küfür değil, bir yaşam felsefesidir.

Geçmişte “S*ktir Et” demediğim, diyemediğim, başka şekilde tepki verdiğim şeyler, olaylar, durumlar, insanlar olmuştur. Aradan bir süre geçtikten sonra, bunlar için neden “S*ktir Et” demedim, diyemedim diye pişmanlık da duymuşumdur. Ama “S*ktir Et” dediğim hiçbir şey, hiçbir insan, hiçbir olay için pişmanlık duymamışımdır.

Anımsayabildiğim kadarıyla bundan yaklaşık yedi yıl önceydi. Eşimle birlikte bir alışveriş merkezine gitmiştik. Eşim mağazaları gezip dolaşırken, ben de yeni yayınlara bakmak için alışveriş merkezindeki kitapçıya gittim. John C.Parkin’in “S*ktir Et” isimli kitabıyla o gün orada tanıştım.

Kitabı aldıktan sonra eşime “S*ktir Et” dediğim için sen beni eleştiriyor ve uyarıyorsun, ama bak adam bunun kitabını yazmış’ dedim. Gülüştük.

“S*ktir Et” isimli kitap, Kanadalı mimar ve şehir planlamacısı John Cresswell Parkin tarafından yazılmış. Kitabı İngilizceden Türkçeye çeviren Figen Kılavuz. Orijinal adı “F*ck It” olan kitap Arunas Yayıncılık tarafından basılmış.

Kitabını “hayatta hiçbir şey senden önemli değildir” mottosu ile okuyucuya takdim eden John C.Parkin “Hayatın anlamını bulmaya çalışma, çünkü yok. Kendi yolunda gitmek harika bir duygudur” diyor ve şöyle devam ediyor: “S*ktir Et demek, diyebilmek bazen iyi gelir. Birçoğumuz kendi yarattığımız hapishanelerde tutsak kalıyoruz; gerçekten önemi olmayan şeyleri fazlasıyla umursuyoruz ve hayallerimizi, umutlarımızı unutuyoruz. İşte S*ktir Et bu noktada size yardımcı olacak; başkaları sizin hakkınızda ne düşünürse düşünsün, bakış açınız değişecek, gerçekten ne istediğinize konsantre olacak ve istediğiniz şeyin peşinden koşacaksınız.

Kitapta okuyucuya bir yaşam felsefesi olarak takdim edilen “S*ktir Et” deyişi ve bunun içine doldurulmuş öneri ve tavsiyeler, aslında bir çeşit terapi işlevi görüyor. “S*ktir Et” felsefesinin bilgeliğini sunuyor.

S*ktir kelimesi gerçekten güzel bir kelimedir” diyen John C.Parkin şöyle devam ediyor: “Güzeldir çünkü sevişmenin argosudur. Anlamı her yere yayıldığı için s*ktir kelimesi başlı başına eğlencenin sebebidir. S*ktir git, “Seviş ve git” anlamına gelir ve aslında küfür değil, daha çok bir tavsiyedir …sevişmeye davettir.” Biraz kaba ve hatta banal olmakla birlikte, oldukça cesur, gerçekçi ve değişik bir yaklaşım.

S*ktir Etmek”, yani bazı şeyleri “boş vermek”, “olan bitene takılmamak”, “bazı şeyleri akışına bırakmak” aslında bir Doğu felsefesi ve yaşam tarzıdır. John C.Parkin, ruhani bir anlam ve eylem olarak nitelediği Doğu’nun boş vermeye, vazgeçmeye, bizi tutan şeylerden kurtulup rahatlamaya, bir şeylerin o kadar da önemli olmadığına dayanan ruhani fikirlerin “S*ktir Et” deyişiyle mükemmel bir Batı ifadesi kazandığını söylüyor.

S*ktir Et”in temel bir ruhani yol olduğunu ileri süren John C.Parkin bu görüşünü şu şekilde açıklıyor: “Hayat ruhaniyetin ta kendisidir. Hayat sadece kendi yolunda akıp gider. Hayat kimseyi ne eleştirir, ne de yargılar. Hayat olana karşı çıkmaz. Çünkü hayat olduğu gibidir. Hayat saf yumuşaklık ve rahatlıktır. Hayata direnmek sertlik ve gerginliktir. S*ktir Et her şekilde gerginlikten rahatlamaya giden yoldur. S*ktir Et, en derin şeyi söylemenin en küfürlü yoludur: Rahatladığımızda ve hayatın akışına kendimizi bıraktığımızda, esas özgürlüğün tadına varırız. İşte bu yüzden S*ktir Et, temel ruhani bir yoldur.

Bir de kitaba önsöz yazan “Yalınayak Doktor” var. “John ile ben iki kafadarız” diyen bu Yalınayak Doktor kitaba yazdığı önsözünde ‘…Özgürlüğe giden yol, dünyanın her yerinde aynı ve özünde çok basittir. Kendi yolunuzu çizmek, hayata kim olduğunuza ve kim olmanız gerektiğine dair kendinize anlattığınız bütün hikayelerden vazgeçmeyi gerektirir, ama sonra ve birdenbire kendinizi kutsal, çok güçlü, durdurulamaz ve muhteşem hissedersiniz…Yaşadığınız her isyanda, dünyanın bütün büyük kurtarıcılarıyla, genel eğilimin tersinde olan her başına buyrukla küfürlü ve anlamlı sözlerin dile getirildiği anlarda, S*ktir Et emrinden başka daha ne iyi olabilir ki? Özgürsünüz ve şüphesiz kendi özgürlüğünüzde muhteşemsiniz” diyor.

Doğruda söylüyor. Zira birçok şeyden vazgeçmenizin, vazgeçebilmenizin, kendinizi hapsettiğiniz yerden kurtarmanızın ve özgürlüğe giden yolda yürümenizin başlangıç noktası, sizi esir alan her neyse ona “S*ktir Et” demek, diyebilmektir. Bu, yaşadığınız hayatın anlam ufkuna, sahip olduğunuz kimi aidiyetlere, mensubu bulunduğunuz toplumun geleneklerine, otoritesine, tek düzeliğine bir başkaldırma, bir isyandır.

John C.Parkin “S*ktir Et” deyimiyle formüle ettiği bu başkaldırıyı, bu isyanı ‘anarşi’ olarak nitelendiriyor ve anarşinin geniş anlamını genel bir standardın, amacın ya da anlamın olmaması olarak açıklıyor. “Kelimenin kendisi değil, kelimenin arkasındaki felsefe aslında anarşik bir şeydir” diyen Parkin, bu açıklamadan hareketle hayatı, bir anlam biriktirme ve anlam peşinde koşma süreci olarak tanımlıyor. Ama bütün bunları “Hayatın anlamını bulmaya çalışma, çünkü yok” şeklindeki aforizması ile noktalıyor. Yani bir bakıma “let it be” diyor.

İnsanın hayatta dibe vurduğu zamanlar vardır. Böyle zamanlarda bir dolu şey anlamını yitirir ya da bazı anlamlar kendi sınırlarını aşar. John C.Parkin yaşadığı bir travma sonunda böyle bir duruma düştüğünü, o durumda iken yeni duygular hissettiğini, bunun daha önce hiç hissetmediği özgürlük duygusu olduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor: “Her şeyin önemsiz olduğunu bilmenin özgürlüğüydü bu. Nihilist hüznümle, her şeye sadece S*ktir Et dedim. Sonra kara bulutlar geçti, ben de hayatın normal akışına döndüm. Fakat bir şeyler kaldı benimle, önceden önemli olup da artık hiçbir önemi olmayan şeyler. Ya da bir daha asla geri gelmeyecek bir şeyi kaybetmiştim: Her şeyin çok önemli olduğu duygusunu.

Brandon Bays, Eckhart Tolle ve Byron Katie. Hayatları dibe vuran, “derin bir yokluk ve yok oluş arzusu” duyan, “S*ktir Et” diyerek hayata tutunan ve devam eden üç insan. Üçü de bir dolu şeye nasıl “S*ktir Et” dediklerinin hikayesini yazmış.

Bunlardan kansere yakalanan Brandon Bays, önce beslenme düzenine, daha sonra bilinçaltında kendisini rahatsız eden sorunlara “S*ktir Et” diyerek kanseri yenmiş, yaşadığı bu dibe vuruşun ve “S*ktir Et” deyişinin hikayesini “The Journey/Yolculuk” isimli kitabında anlatmış.

Eckhart Tolle, günümüzün en önemli spiritüel hocalarından biri. Otuz yaşına kadar sürekli endişe ve depresyon halinde yaşayan Tolle, korkuyla uyandığı bir sabah, o ana kadar hiç hissetmediği bir duyguyu, yani her şeyin yabancı, pek çok şeyin düşman ve hayatın anlamsız olduğu duygusunu yaşar. Birden bire dünyaya, insanlara ve hayata karşı bakışı ve algısı değişir. Kendisine, çevresindeki insanlara ve olaylara daha bir yüksekten ve mesafeli bakmaya başlar. Zira hemen her şeye “S*ktir Et”demiştir. Oturur ve “S*ktir Et” dediği şeylerin hikayesini “The Power of Now/Şimdinin Gücü” isimli kitabında yazar.

Byron Katie, intihar eğilimli, depresif, öfkeli, mutsuz, hastalıklı, kurban psikolojisine sahip bir kadın. Bir sabah hayata başka bir insan olarak uyanır. “Gerçekliğe uyanmak” olarak isimlendirdiği bu değişim, mutsuzluğuna başkalarının değil, kendisinin neden olduğunu anlamış olmasındandır. Katie de geçmişe, alışkanlıklarına, canını sıkan insanlara ve şeylere “S*ktir Et” der ve bunu demenin hikayesini “Loving What Is/Olanı Sevmek” isimli kitabında yazar.

Bu ve diğer kitaplarında Katie şu dört soruyu sorar ve bu soruların cevabını sizin de vermenizi ister: “Bu Doğru mu? Bunun doğru olduğunu kesinlikle bilebilir misin? Bunu düşündüğünde nasıl tepki veriyorsun? Bu düşünce olmasa sen kim olurdun?” Sorununuzun ne olduğunu, kimden ve neden kaynaklandığını, düşündüğünüz şeylerin doğru olup olmadığını öğrenmek, kendinizi tanımak istiyorsanız, buyurun yanıtlayın.

Bu üç kitabın bileşenlerini John C.Parkin şunları yazarak özetliyor: “Hayatlarında çok büyük dibe vuruşlar yaşamışlar ve daha sonra hayatlarında bir şeyler meydana gelmiştir. Söyledikleri en büyük S*ktir Et’i söylemiş, daha sonra da hayatlarında bir şeyler değişmiştir.

Ben hayatın şanslı yarattığı bir insanım. Hayatımda elbette sorunlarım, iniş, çıkışlarım oldu. Ama hiçbir zaman ve hiçbir konuda dibe vurmadım. Hayatımda hep hedefler, anlam verdiğim ve yüklediğim değerler, bunlar için yaptığım mücadeleler ve umutlarım oldu. Yengileri de, yenilgileri de yaşadım. Alkışlayanlarım da oldu, haklı haksız yuhlayanlarım da, eleştirenlerim de oldu Başardıklarım da oldu hayatta, başaramadıklarım da. Ama bunların hiçbirisinin altında kalmadım. Yengilerden, daha çok da yenilgilerden çok şey öğrendim. Geride bıraktığım hemen hiçbir şeye dönüp bakmadım. Hep önüme ve geleceğe baktım. Yaşadıklarımı, yaşamam gerekenleri ve hatta yaşamamam gerekenleri yaşadım. Yani hayat beni tatmin etti, ben de hayatı. Ondan olsa gerek, genelde mutlu, huzurlu, iyimser, kendisiyle barışık, kendisinden sıkılmayan, başkalarına yük olmayı sevmeyen, kaderini seven, pek çok konuda doymuş, hiçbir şeye açlığı olmayan, insanlardan ve hayattan hemen hiçbir talebi ve beklentisi bulunmayan, ama bütün bunlara rağmen hayatı daha hala kreşendo da yaşayan bir insanım. Yani hiçbir şeyin emeklisi değilim. Şarkılarım da oldu hayatta, şiirlerim de oldu, türkülerim de. Ama ben, şiirimizin mütevazi isimlerinden Hamit Macit Selekler’in “Bir Türkü” isimli şiirinde yazdığı gibi; “Bu türkü benimçin bir tesellidir,/Büyük tesellisi yenilgilerin/Reddin, hayırların ve belkilerin” dedim ve kendi yolumda yürüdüm. Yürüdüğüm o yollarda, bazı şeylere, bazı insanlara ve ilişkilerime “S*ktir Et” demek ihtiyacını zaman zaman elbette hissettim. Sadece hissetmekle kalmadım, bunu yaptım da.

John C.Parkin’in “S*ktir Et” dediği şeylerin bir kısmına “S*ktir Et” demem ise elbette mümkün değil. Zira onun kadar anarşist ruhlu olmadığım gibi nihilist hüzünlerim de yok benim.

Ama Parkin’in “Keyif Sigarası” adını verdiği bölümde “s*ktir etmenin” özü olarak nitelendirdiği “hoşumuza giden şeyleri yapmak”, bunun için de “düzenlemelere, beklentilere ve zorunluluklara tükürmek ve s*ktir et deyip kendi yoluna gitmek” bana son derece heyecan verici ve doğru geldi.

Esasen uzun bir zamandan beri bunu ben de yapıyorum. Yaptığım için de her zamankinden daha mutlu ve daha huzurluyum. Bunu yapmanın akıl üzerinde, zihin üzerinde, kalp üzerinde, sinirler üzerinde olumlu etkileri var. Ve inanın bazı şeylere, bazı olaylara, hayatınıza gereksiz yere misafir olan kimi insanlara “S*ktir Et” dediğinizde, hayat size bunun karşılığını veriyor.

Son bir söz onu da Behçet Necatigil söylüyor: “Ya ümitsizsiniz, ya da ümit sizsiniz.” Siz siz olun umudunuzu yitirmeyin. Her şeye, hak eden her insana, her olaya “let it be” deyin ama kendinize bunu söylemeyin, yani kendinizi boş vermeyin. Neden mi? Şeyh galip söylüyor nedenini: “Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen/Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen” ve hiç ama hiç unutmayın umut sizsiniz!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Nejat Söykev 5 ay önce

Güzel bir yazı Ahsen . Tebrik ederim.

Avatar
Kemal 5 ay önce

Üstad uzun zamandır okuduğum em iyi yazı. Gönlünüze sağlık.