banner691

15 Temmuz 2022

İSTİNAF MAHKEMELERİNİN, HMK'NİN 353. MADDESİ ÇERÇEVESİNDE DOSYA ÜZERİNDEN KARAR VEREBİLECEĞİ DURUMLAR

GİRİŞ

İlk derece mahkemesinin nihai kararlarına karşı başvurulabilecek bir kanun yolu olan istinaf mahkemeleri, tarafların ilk derece mahkemesinin kararındaki usul ve yasaya ilişkin hukuka aykırılık iddialarını incelemekte ve istinaf incelemesine konu hükmü hem maddi olay yönünden hem de hukuki denetim yönünden ele almaktadır.

İstinaf mahkemelerindeki denetimin duruşmalı olarak yapılması kural olmakla birlikte Kanun Koyucu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesinde istinaf mahkemelerine, bazı durumlarda duruşma yapmaksızın dosya üzerinden karar verebilme imkânı tanımıştır. Söz konusu düzenleme, ilk derece mahkemesinin kararındaki usul veya esas yönünden kaynaklanan ağır hukuka aykırılık hallerini içermekte olup bu tür durumların varlığı halinde ayrıca duruşma yapılarak gereksiz zaman kaybedilmesini engellemek adına getirilmiştir.

Bu çalışmamızda, istinaf mahkemelerinin dosya üzerinden karar verebilecekleri durumlar inceleme konusu yapılmış olup Kanunda düzenlenen durumlara ilişkin açıklamalara yer verilmiştir.

I. GENEL OLARAK

İstinaf, kelime anlamı itibariyle “yeniden başlamak”, “yeniden ele almak” anlamlarına gelmektedir.[1] 26/09/2004 tarih ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun ile kurulması öngörülen istinaf (bölge adliye) mahkemeleri, 20/07/2016 tarihinde itibaren fiilen çalışmaya başlamış ve bu tarihten sonra ilk derece mahkemeleri tarafından verilecek olan kesin olmayan nihai kararlara[2] karşı başvurulacak bir kanun yolu olarak Türk hukuk sitemine dâhil olmuştur.

İstinaf mahkemeleri, ilk derece mahkemelerinin kesin olmayan nihai kararlarını hem maddi yönden hem de hukuki yönden inceleme konusu yapmaktadır. Temyiz mahkemesinden bu noktada ayrılan istinaf mahkemelerinde, inceleme konusu yapılan kararın sadece hukuka uygunluğunun denetlenmesi ile yetinilmemekte; ayrıca ihtilaf konusu maddi olaya ilişkin de araştırma yapılmaktadır.[3] Bu kapsamda istinaf mahkemesi, istinaf incelemesine konu hükümde maddi hukukun doğru uygulanıp uygulanmadığını ve hükümdeki vakıa tespit ve değerlendirmelerin doğru ve eksiksiz bir şekilde yapılıp yapılmadığını incelemektedir.[4] Ancak istinaf mahkemelerinde, ilk derece mahkemesince ele alınan konu baştan sona yeniden inceleme konusu yapılmamakta; dar anlamda istinaf anlayışına uygun bir biçimde sınırlı inceleme yapılmaktadır.[5] Nitekim 6100 sayılı HMK’nin 355/1 maddesinde, “İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.” denilmek suretiyle bu hususa işaret edilmiştir. Böylece istinaf incelemesinde, ilk derece mahkemesince toplanan dava malzemesi kullanılarak tahkikat yürütülmekte; 6100 sayılı Kanun’un 357/3 maddesi[6] müstesna olmak kaydıyla, yeniden delil toplanarak ihtilafa konu olayların tekrardan ele alınması yoluna gidilmemektedir.

Temyiz ve istinaf incelemelerinin farklı olması, inceleme sonunda verilecek olarak kararların nitelendirmesinde de kendisini göstermektedir. Nitekim temyiz incelemesi neticesinde Yargıtay, onama, bozma ya da düzelterek onama kararı vermektedir. Temyiz incelemesine konu karar usul ve yasaya uygun görülürse onama, usul ve yasaya aykırı hususların mevcut olduğu anlaşılmakla birlikte 6100 sayılı HMK’nin 371. maddesinde sayılan aykırılıklardan birisi mevcutsa bozma, verilen karar yasaya uygun olmakla birlikte yasanın olaya tatbik edilmesinde hata yapıldığı anlaşılırsa ve bu hata yeniden yargılama yapılmasını gerektirmiyorsa düzelterek onama kararı verilecektir. Buna karşılık istinaf incelemesi neticesinde, ilk derece mahkemesinin kararının usul ve yasaya uygun olduğuna kanaat getirilirse istinaf başvurusunun esastan reddine, incelemeye konu kararın usul ve yasaya aykırılıklar içerdiği anlaşılırsa ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, ilk derece mahkemesinin kararında eksiklikler bulunmakla beraber bu durumun yasanın olaya yanlış uygulanmasından kaynaklanıyorsa ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmiyorsa esas hakkında yeniden karar verilmesine hükmedilmektedir. Böylece, istinaf incelemesi neticesinde verilen kararlar “onama” veya “bozma” olarak nitelendirilemeyecektir.

II. İSTİNAF İNCELEMESİ

A. Ön İnceleme

Taraflarca, ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulduktan sonra, esasa dair incelemeye geçilmeden önce “ön inceleme” yapılmaktadır. Dosya üzerinden yapılacak olan ön incelemede istinaf mahkemesi, başvurunun esasına girmeye engel teşkil edecek bir durumun var olup olmadığını incelemektedir.[7] Bu kapsamda yapılacak incelemede, incelemenin başka bir dairece veya bölge adliye mahkemesince yapılmasının gerekli olup olmadığı, incelemeye konu kararın kesin nitelikte olup olmadığı, istinaf başvurunun süresi içinde yapılıp yapılmadığı, istinafa başvuru şartlarının (dilekçede bulunması zorunlu unsurların var olup olmadığı (m. 342/3), istinaf başvuru harçlarının yatırılıp yatırılmadığı (m. 344) gibi) yerine getirilip getirilmediği ve istinafa başvuru sebeplerinin veya gerekçesinin gösterilip gösterilmediği hususları araştırılmaktadır.

İlk derece mahkemesince yürütülen ön inceleme aşaması ile istinaf mahkemesinde yapılacak olan ön inceleme aşaması birbirinden farklıdır. Nitekim, istinaf mahkemesince yapılacak olan ön incelemede, başvuruya konu kararın esastan incelenebilmesi için aranan şekli koşulların tamam olup olmadığı incelenirken ilk derece mahkemesindeki ön inceleme aşamasında dava şartları, ilk itirazlar gibi konular incelenmekte ve uyuşmazlığın esasına dair birtakım tespitler yapılmaktadır.[8]

Ön inceleme aşamasında yapılacak inceleme neticesinde, incelemenin başka bir daire veya bölge adliye mahkemesince yapılması gerekiyorsa dosyanın ilgili daireye veya bölge adliye mahkemesine gönderilmesine; başvuruya konu karar kesin nitelikteyse veya istinaf başvurusu süresi içerisinde yapılmamışsa yahut istinaf başvuru sebepleri veya gerekçesi gösterilmemişse istinaf başvurusunun reddine karar verilmelidir. İstinafa başvuru şartlarının yerine getirilmemesi durumunda da istinaf başvurusunun reddine karar verilecek olmakla birlikte, özellikle istinaf başvuru harçlarının yatırılmaması durumunda başvurunun doğrudan reddine karar verilmemeli; ilk derece mahkemesi tarafından bu eksikliğin tamamlanması için kesin süre verilmemişse öncelikle başvuruda bulunan tarafa eksik harcın ikmal edilmesi için kesin süre verilmeli; bu süre içerisinde eksik harç ikmal edilmez yahut ilk derece mahkemesince bu eksikliğin giderilmesi için önceden verilen süreye rağmen bu eksikliğin giderilmediği anlaşılırsa istinaf başvurusunun reddine karar verilmelidir.[9]

İstinaf incelemesinde, esasa dair görüşmelere geçilmeden önce ön inceleme yapılmasındaki temel maksat, mevcut bazı eksiklikler dolayısıyla istinaf incelemesinin yapılamayacak olması nedeniyle bu durumun esasa girilmeden tespitini sağlayarak gereksiz inceleme yapılmasını ve yargılamanın uzamasını engellemektir. Nitekim 6100 sayılı HMK’nin 352. maddesinin gerekçesinde bu husus, “Bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine, dosya üzerinde yapılacak bir ön inceleme ile kolaylıkla tespit edilebilecek bazı temel hususların eksikliği hâlinde, davanın süratle sonuçlandırılması için, gerekli kararı derhal vermesine olanak tanınmak istenmiştir. Dosyanın incelenmesinin başka bir dairenin iş alanına girmesi, ilk derece mahkeme kararının kesin olması, istinaf yoluna başvurunun süresi içinde yapılmamış olması ve asgarî başvuru şartlarının yerine getirilmemesi, örneğin başvuru dilekçesinin başvurulan kararı yeteri kadar belli edecek kayıtları taşımaması hâlleri zaten açıklanmaya muhtaç değildir. Kaldı ki bu hâllerden bir kısmında, örneğin başvurunun yasal süre geçtikten sonra yapılması veya kesin olan bir ilk derece mahkemesi kararına ilişkin olması durumunda, bunu ilk derece mahkemesi de 350 nci madde hükmü uyarınca göz önüne alarak başvuru dilekçesini reddedebilecektir. Ancak, ilk derece mahkemesinde bu durum gözden kaçırılmışsa, bölge adliye mahkemesinde gözetilecektir. Başvuru sebeplerinin veya gerekçesinin başvuru dilekçesinde hiç gösterilmemiş olması hâlinde ise, bölge adliye mahkemesi 359 uncu maddesinin ikinci cümlesi uyarınca sadece kamu düzeni yönünden bir inceleme yapıp gerekli kararı bu incelemenin sonucuna göre hemen verecektir.” denilmek suretiyle ifade edilmiştir.[10]

Heyet ve görevlendirilecek bir üye tarafından yapılacak olan ön inceleme sonrasında, işin esasına girilmesine engel herhangi bir durumun bulunmadığının anlaşılması üzerine dosya incelemeye alınacak ve ihtilafın esasına dair tahkikata başlanacaktır.

B. Esas İnceleme (Tahkikat)

Ön inceleme sonrasında tahkikat aşamasına geçilmesi için herhangi bir engelin bulunmadığı tespit edilirse, istinaf dairesi tarafından istinaf incelemesine konu ihtilafın esasına dair incelemeye başlanır.[11] Tahkikat aşamasında istinaf mahkemesi, tarafların istinafa başvuru dilekçesinde öne sürdükleri istinaf sebeplerinin haklı olup olmadığına dair bir inceleme yapmaktadır. Nitekim 6100 sayılı HMK’nin 355. maddesinde, “İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.” denilmek suretiyle bu hususa işaret edilmiştir. Söz konusu hükümden de anlaşılacağı üzere, esas incelemenin, tarafların öne sürdüğü sebeplerle sınırlı olması kural olmakla birlikte taraflar, istinaf başvuru dilekçelerinde herhangi bir istinaf sebebi ileri sürmeksizin sadece ilk derece mahkemesinin kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurduklarını ifade etmiş olsalar dahi kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar resen inceleme konusu yapılacaktır. [12]

İstinaf incelemesinin, kural olarak, tarafların ileri sürdüğü istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılması, istinaf mahkemesi tarafından ilk derece mahkemesinin kararında usul veya esasa aykırı bir yön tespit edildiğinde gerekirse yeniden yargılama yapılıp hüküm verilmesi yoluna gidileceği için son derece isabetlidir.[13] Nitekim, incelemeye konu ihtilafın en baştan itibaren yeniden tetkik ve tahlil edilmesinden ziyade karardaki hukuka aykırılıklara ilişkin bir inceleme yapılacağından, tarafların mevcut kararın hangi yönlerden hukuka aykırı olduğunu açıkça belirtmeleri büyük önem arz etmektedir. Kaldı ki istinaf başvurusunda, başvuru sebeplerinin veya gerekçesinin gösterilmiş olup olmadığı ön inceleme aşamasında yapılacak olan incelemede dikkate alınmakta; istinaf başvuru sebepleri veya gerekçesinin gösterilmediği anlaşılırsa, kamu düzenine aykırı bir durum da söz konusu değilse, esas incelemeye geçilmeksizin istinaf başvurusunun reddi yoluna gidilmektedir.[14] Yargıtay ise çeşitli kararlarında, istinaf mahkemelerinin, istinafa başvuru sebeplerinin veya gerekçesinin belirtilmediği durumlarda vermiş olduğu usulden ret kararlarını, incelemeye konu kararda kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarının da incelenmesi gerektiği ve aykırılık bulunmaması durumunda usulden değil, esastan ret kararı verilmesi gerekeceğinden bahisle bozmaktadır.[15]

İstinaftaki esas incelemenin, tarafların öne sürdüğü sebeplerle sınırlı olarak yapılacağının kabul edilmesinin nedeni, 6100 sayılı HMK’nin 355. maddesinin gerekçesinde şu şekilde ifade edilmiştir: “Bölge adliye mahkemesi, incelemesini istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplere bağlı olarak yapacaktır. Temyiz incelemesinden farklı olarak, bölge adliye mahkemesinde yapılacak incelemede tarafların ileri sürdüğü sebeplerle bağlı kalınmasının nedeni, bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesinin kararının kanuna aykırılığını tespit etmesi hâlinde, çoğu zaman yeniden yargılama yaparak yeni bir karar verebilmesidir. Tercih edilen istinaf sisteminde, ilk derecedeki yargılama tümüyle tekrarlanmamaktadır. Bu sebeple, istinaf sebepleri ile sınırlı tutulmuştur. Zira istinaf incelemesi ilk derece mahkemesi kararını denetleyerek ondan sonra yapılan yargılama özelliği taşımaktadır.

Bununla beraber, kamu düzenini ilgilendiren hususlarda bölge adliye mahkemesi istemle bağlı olmaksızın re’sen inceleme yapar. Örneğin, kamu düzenini ilgilendiren görev kuralına aykırılık bölge adliye mahkemesince re’sen incelenir. Yine dava şartlarının var olup olmadığı bölge adliye mahkemesince re’sen araştırılır. Bunun gibi, re’sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu davalarda bölge adliye mahkemesi tarafların istemiyle bağlı olmaksızın ilk derece mahkemesinin kararını inceler.”[16]

İstinaf mahkemelerinde esas incelemenin duruşmalı yapılması asıldır. Nitekim 6100 sayılı Kanun’un 356/1 maddesinde, Kanun’un 353. maddesinde sayılan istisnalar dışında incelemenin duruşmalı olarak yapılacağı ifade edilmiştir. Böylece, sayılan istisnalara girmeyen bir durumda duruşma yapılmaksızın karar verilmiş olması, mahkemeye erişim, hukuki dinlenilme ve adil yargılanma haklarını ihlal edecek ve bu durum tek başına temyiz sebebi teşkil edecektir.[17] İstinaf mahkemelerinin duruşma yapılmaksızın karar verebileceği durumlarda, inceleme dosya üzerinden yapıldığı için, sözlü yargılama aşaması yapılmayarak dosya üzerinden yapılan tahkikat neticesinde hüküm verilmesi gerekmektedir.[18]

İstinaf mahkemelerinde duruşma yapılmaksızın karar verilebilecek olan durumlar, usule ilişkin (HMK m. 353/1-a) veya esasa ilişkin (HMK m. 353/1-b) sebeplerden kaynaklı olarak ortaya çıkmaktadır.[19]

1. İstinaf Mahkemesinde Usule İlişkin Nedenlerle Duruşma Yapılmaksızın Karar Verilebilecek Olan Durumlar

a) Davaya Bakması Yasak Olan Bir Hâkimin Karar Vermiş Olması

6100 sayılı Kanun’un 353/1-a maddesinde düzenlenen ilk durum, davaya bakması yasak olan hâkimin karar vermiş olmasıdır. Yasaklılık, bir hâkimin, davanın tarafları ile arasındaki münasebetten dolayı önündeki ihtilafa ilişkin olarak tarafsız bir şekilde karar veremeyeceği endişesiyle Kanun Koyucu tarafından o davaya bakmaktan men edilmesidir.

Bir hâkimin davaya bakmasının yasak olduğu haller, 6100 sayılı Kanun’un 34. maddesinde açıkça ifade edilmiştir. Ancak burada önemle ifade etmek gerekir ki, yasaklılık sebepleri, hâkim ile davanın tarafları arasındaki ilişkiden kaynaklanmaktadır; böylece, bir mahkemenin yasaklı olması söz konusu olmadığı gibi hâkim ile tarafların avukatları arasındaki ilişki hâkimin yasaklı olması sonucunu doğurmayacaktır.[20] 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 13. maddesine göre, bir hâkim ile taraflardan birinin vekili arasında Kanun’da sayılan derecede bir yakınlık mevcut ise hâkim çekinmeyecek, avukat o davaya devam edemeyecektir.[21] Bu durum, avukatın o dava kapsamında vekâlet ehliyetinin bulunmadığı anlamına gelmektedir.[22]

Yasaklılık sebepleri sınırlı sayıda olup yorum yoluyla çoğaltılamaz.[23] Bu durumun kabulündeki amaç, yasaklılık sebeplerinin çoğaltılarak hâkimlerin çeşitli bahanelerle davalara bakmaktan kaçınmalarını engellemek ve vatandaşların mahkeme erişim haklarını korumaktır. Yasaklılık sebepleri kamu düzenini ilgilendirdiği için, mahkeme tarafından resen gözetilmesi gerekmekle birlikte taraflarca da yasaklılık sebeplerinin yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilmesi mümkündür.[24] Hatta hüküm kesinleştikten sonra dahi hâkimin yasaklılık sebebi bulunmasına rağmen hükme katıldığı ileri sürülerek yargılamanın yenilenmesi istenebilmektedir.[25]

Yasaklılık sebeplerinin varlığı halinde hâkim, taraflarca talep edilmemiş olsa dahi o davadan çekinmek zorundadır. Çekinme kararının haklı olup olmadığı üst mahkeme tarafından denetlenecek olup çekinme kararının haklı görülmesi halinde yasaklılık sebebinin doğduğu andan itibaren hâkimin huzuru ile yapılan bütün işlemler üst mahkeme tarafından iptal edilebilecektir. (HMK m. 35/1) Bu kapsamda yasaklılık sebebi yargılamanın başında mevcut olabileceği gibi sonradan da ortaya çıkabilecektir. Çekinme talebinin ileri sürülmesinde herhangi bir zaman sınırlaması bulunmadığı için yasaklılık sebebinin doğduğu ve bunun tespit edildiği andan itibaren hâkimin derhal çekinmesi gerekmektedir.

Yasaklılık sebebi mevcut olmasına rağmen hâkimin karar vermiş olması, emredici hükmün ihlali anlamına gelmekte olup ağır ve bariz usul hatası teşkil eden işbu durumun mevcudiyeti halinde istinaf mahkemesi, işin esasını incelemeye dahi geçmeksizin ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine dosya üzerinden karar verecektir. Ancak davanın yeniden görülmesi için dosyanın gönderildiği ilk derece mahkemesinin bulunduğu yerde, o davaya bakabilecek yasaklı hâkim dışında başkaca bir hâkim bulunmuyor ise istinaf mahkemesi, bu dosyayı kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine gönderecektir.[26]

b) Ret Talebinin Haklı Olmasına Rağmen Reddedilen Hâkimin Davaya Bakmış Olması

İstinaf mahkemesinin dosya üzerinden karar verebileceği usule ilişkin sebeplerden kaynaklı ikinci durum, ilk derece mahkemesinde yargılamanın taraflarınca ileri sürülen ret sebebi haklı olmasına rağmen reddedilen hâkimin davaya bakmaya devam etmiş olmasıdır. Hâkimin reddi; hâkimin yasaklılığı gibi ağır ve önemli bir sebep bulunmamakla birlikte tarafsızlığından şüphe duyulmasına yol açan birtakım nedenlerin bulunması durumunda hâkimin o davadan bizzat çekilmesi ya da tarafların hâkimi reddederek o davaya bakmasını istemediklerine ilişkin iradelerini ortaya koymalarıdır.

Hâkimin davaya bakmaktan yasaklı olması durumunda 6100 sayılı Kanun’da “çekinme” ifadesi kullanılmışken, ret sebeplerinin mevcudiyeti halinde “çekilme” ifadesi tercih edilmiştir. Yasaklılık sebepleri, Kanun’da sayılanlarla sınırlı olmasına karşın ret sebepleri sınırlı sayıda değildir. Nitekim hâkimin reddi sebeplerini düzenleyen 6100 sayılı Kanun’un 36.maddesinde, “Özellikle aşağıdaki hâllerde, hâkimin reddi sebebinin varlığı kabul edilir:” denilmek suretiyle, maddede sayılan ret sebeplerinin sınırlı sayıda olmadığı ortaya konulmuştur. Böylece, hâkimin tarafsızlığından şüphe duymayı gerektirir her türlü durumun varlığı halinde hâkimin reddi yoluna gidilebilecektir.

Ret sebepleri kamu düzeninden olmadığı için uyuşmazlığın taraflarının hâkimi yargılamanın her aşamasında reddedebilmesi mümkün değildir. 6100 sayılı Kanun’un 38/1 maddesinde, hâkimin reddini gerektiren sebebi bilen tarafın en geç ilk duruşmada ret talebini ileri sürmesi gerektiği ifade edilmiştir. Ret sebebi sonradan öğrenilmiş ise öğrenildiği andan itibaren ilk duruşmada ve yeni bir işlem yapılmadan önce hâkimin reddi yoluna gidilmesi gerekmektedir. Böylece, Kanun’da belirtilen zaman geçtikten sonra hâkimin reddi mümkün olmayacak ve ret sebebi mevcut olsa bile o hâkim davaya bakmaya devam edecektir.

Ret talebinin ileri sürülmesi durumunda, öncelikle 6100 sayılı HMK’nin 41. maddesi çerçevesinde bir inceleme yapılmaktadır. Söz konusu inceleme, tek hâkimli mahkemelerde bizzat reddedilen hâkim tarafından; heyet halinde inceleme yapan mahkemelerde ise reddedilen hâkimin de katılımıyla yapılacaktır. Yapılan denetim sonunda, ret talebinin süresinde yapılmadığı, ret sebebi ve bu sebebe ilişkin inandırıcı delil veya emare gösterilmediği veya ret talebinin davayı uzatmak amacıyla yapıldığının açıkça anlaşılması durumlarında hâkimin reddi talebi geri çevrilecektir. Hâkimin reddi talebinin geri çevrilmesine ilişkin bu karar, ret talebini incelemeye yetkili mercie gönderilmemekte; ancak esas hükümle birlikte kanun yolu incelemesinde denetlenmektedir. (HMK m. 41/3)

Taraflarca ileri sürülen hâkimin reddine ilişkin talep, 6100 sayılı Kanun’un 41. maddesi çerçevesinde geri çevrilir ve taraflarca esas hükümle birlikte yapılan istinaf kanun yolu başvurusunda istinaf mahkemesi tarafından ret talebinin haklı olduğuna kanaat getirilirse, istinaf incelemesine konu hükmün esastan incelenmesine geçilmeksizin hükmün kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılması için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine dosya üzerinden karar verilecektir. Reddedilen hâkimin görev yaptığı yargı çevresinde söz konusu davayı inceleyebilecek başka bir hâkim bulunmuyorsa, istinaf mahkemesi tarafından dosya, kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine gönderilecektir.

c) Mahkemenin, Görev ve Yetki Kurallarına Aykırı Bir Şekilde Davaya Bakmış Olması

6100 sayılı Kanun’un 353/1-a maddesinin 3 numaralı alt bendinde, istinaf mahkemesinin dosya üzerinden karar verebileceği usule ilişkin sebeplerden kaynaklanan üçüncü durum düzenlenmiştir. Söz konusu bentte iki farklı ihtimal üzerinde durulmuş olup her iki ihtimalde de istinaf mahkemesi, istinaf incelemesine konu hükmün esasını incelemeksizin ve duruşma yapmaksızın dosya üzerinden karar vermektedir.

aa) Bir Mahkemenin, Görevli ve Yetkili Olmasına Rağmen Görevsizlik veya Yetkisizlik Kararı Vermiş Olması

Görev, bir davanın, belirli bir yerde kurulu bulunan mahkemelerden hangisinde görüleceğini ifade etmektedir.[27] Mahkemelerin hangi davaları incelemekle görevli olduğu ancak kanunlarla düzenlenmekte olup 6100 sayılı HMK’nin 1. maddesinde göreve ilişkin kuralların kamu düzeninden olduğu açıkça ifade edilmiştir. Ayrıca, aynı Kanun’un 114/1-c maddesinde, davaya bakan mahkemenin görevli olmasının bir dava şartı olduğu da ifade edilmiştir. Anılan bu düzenlemeler, mahkemenin görevli olup olmadığının yargılamanın her aşamasında resen incelenmesi gerektiği, taraflarca da yargılamanın her aşamasında görev itirazında bulunulabileceğini göstermektedir. Mahkemelerin görevinin ancak kanunla belirlenebilecek olması, tarafların, kendi aralarında yapacakları bir sözleşme ile görevli mahkemeyi değiştiremeyeceklerini; görevin kamu düzeninden olması ise belirli bir süre içerisinde görev itirazında bulunulmamasının görevsiz mahkemeyi görevli hale getirmeyeceğini ifade etmektedir.[28]

Yetki ise bir ihtilafın, hangi yerdeki görevli mahkeme tarafından incelenebileceğini ifade etmektedir.[29] Yetkiye ilişkin düzenlemeler, kural olarak, kesin nitelik teşkil etmemekte olup 6100 sayılı Kanun’un 17 ve 18. maddelerindeki şartların mevcut olması halinde ihtilafın taraflarının yetki sözleşmesi yapabilmeleri mümkündür. Bununla birlikte Kanun Koyucu, bazı ihtilafların sadece belirli bir yer mahkemesinde görülmesini istemiş ve buna dair kesin yetki kuralları getirmiştir.[30]

Yetkinin kesin olmadığı durumlarda, ihtilafın taraflarının ya yetki sözleşmesi yaparak (HMK m.17) ya da süresi içerisinde yetki itirazında bulunmayarak (HMK m. 19/2) yetkisiz bir mahkemeyi yetkili kılabilmeleri mümkündür.[31] Yetkinin kesin olduğu durumlarda ise tarafların, Kanunen yetkili kılınmış mahkemenin yetkisini kaldırmaları mümkün olmadığı gibi kesin yetki kuralının varlığı halinde davanın yetkili mahkemede görülmesi 6100 sayılı Kanun’un 114/1-ç maddesinde dava şartı olarak kabul edildiğinden, davanın mutlaka o yer mahkemesinde görülmüş olması gerekmektedir.

Yapılan tüm bu açıklamalar ışığında, bir mahkemenin, görevli olmasına rağmen görevsizlik kararı vermesi veya kesin yetki kuralı gereğince Kanun tarafından yetkili kılınmasına rağmen yetkisizlik kararı vermesi yahut yetkinin kesin olmadığı bir durumda geçerli bir şekilde yapılmış yetki sözleşmesi gereğince yetkili kılınmış olmasına ya da yetki sözleşmesi bulunmamakla birlikte süresi içerisinde yetki itirazında bulunulmamasına rağmen yetkisizlik kararı vermesi durumlarında istinaf mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine dosya üzerinden karar verecektir.

bb) Bir Mahkemenin Görevli veya Yetkili Olmamasına Rağmen Davaya Bakmış Olması

Yukarıda detaylı bir şekilde izah edildiği üzere, görev kuralları kamu düzeninden olup bir mahkemenin görevi ancak kanunla belirlenebilmektedir. Böylece her mahkeme, kendi görev alanına giren ihtilafları incelemek zorunda olduğu gibi görev alanına girmeyen ihtilaflarda ise görevsizlik kararı vererek uyuşmazlığı incelemekten kaçınmak zorundadır. Bu çerçevede, bir mahkeme, kendi görev alanına girmeyen bir uyuşmazlığın esası hakkında karar vermiş ise istinaf mahkemesi, verilen hükmü esastan incelemek gereği dahi duymaksızın kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesine dosya üzerinden karar verecektir. Burada istinaf mahkemesi, ihtilafın, kararı veren mahkemenin görev alanına girmediğini belirtmekle yetinmeyecek; ayrıca hangi mahkemenin görevli olduğunu da tayin edecektir.[32]

Yetkinin kesin olduğu durumlarda davanın yetkili mahkemede görülmesinin bir dava şartı olduğu yukarıda açıklanmıştı. Bu çerçevede bir mahkeme, kesin yetki kuralı bulunmasına rağmen Kanun gereği yetkili kılınmadığı bir davaya bakmış ise istinaf mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın Kanun tarafından yetkili kılınan mahkemeye gönderilmesine dosya üzerinden karar verecektir.

Yetkinin kesin olmadığı durumlarda yetkisiz mahkemede dava açılmış olması, mahkemenin resen yetkisizlik kararı verebileceği anlamına gelmemektedir. Nitekim yetki kuralları, kesin nitelikte değilse, kamu düzeninden olmayıp mahkemece resen gözetilmesi mümkün değildir. Böyle bir durumda ancak tarafların yetki itirazında bulunarak mahkemenin yetkisiz olduğunu ileri sürmesi gerekmektedir. 6100 sayılı HMK’nin 116/1-a maddesine göre kesin yetkinin bulunmadığı durumlarda yetki itirazının ileri sürülmesi ilk itirazlardan olup bu durumda yetki itirazının aynı Kanun’un 117/1 maddesi uyarınca cevap dilekçesinde ileri sürülmüş olması gerekmektedir. Böylece Kanun koyucu, kesin yetki kuralının bulunmadığı durumlarda mahkemenin yetkisiz olduğunun resen dikkate alınmamasını, ancak tarafların yetki itirazında bulunarak davanın yetkili mahkemeye gönderilmesini istemeleri gerektiğini kabul etmiştir. Yetki itirazının ise ancak ve ancak cevap dilekçesinde ileri sürülebileceği ifade edilmiş; cevap dilekçesinde ileri sürülmeyen yetki itirazlarının artık dikkate alınamayacağı belirtilmek suretiyle daha sonra yetki itirazında bulunulsa dahi aslında yetkisiz olan mahkemenin o davaya bakmakla yetkili hale geleceği kabul edilmiştir. (HMK m. 19/4)

Somut olayda kesin yetki kuralı bulunmamakla beraber, taraflar arasında yapılan yetki sözleşmesi gereğince yetkili kılınan mahkemede davanın açılmamış olması yahut yetki sözleşmesi bulunmasa dahi kanunda belirtilen yetkili mahkeme dışındaki bir mahkemede davanın açılması durumlarında karşı taraf, cevap dilekçesi ile ilk itiraz olarak yetki itirazında bulunmasına rağmen yetkisizlik kararı verilmeyerek davaya bakması durumunda istinaf mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesine dosya üzerinden karar verecektir.[33]

Görev veya yetki kurallarına aykırılık nedeniyle dosya üzerinden verilmiş olan kararın gereği doğrudan doğruya istinaf mahkemesi tarafından yerine getirilmemektedir. Bu tür durumlarda istinaf incelemesine konu karar, kararı vermiş olan ilk derece mahkemesine geri gönderilmekte; davanın taraflarının 6100 sayılı Kanun’un 20/1 maddesi[34] uyarınca talepte bulunmaları halinde dava dosyası, istinaf mahkemesinin kararı doğrultusunda görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmektedir.[35]

d) Dava Şartlarına Aykırılık Bulunması

İstinaf mahkemesinin dosya üzerinden karar verebileceği usule ilişkin dördüncü sebep, dava şartlarına aykırılık bulunmasıdır. Dava şartları, bir davada tahkikat aşamasına geçilerek ihtilafın esasına ilişkin inceleme yapılabilmesi için varlığı gerekli olan şartları ifade etmektedir.[36]

Genel dava şartları, 6100 sayılı Kanun’un 114/1 maddesinde düzenlenmiş olup aynı maddenin ikinci fıkrasında, “Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır.” denilmek suretiyle, dava şartlarının maddede sayılanlarla sınırlı olmadığı ve diğer kanunlarla da bazı davalara ilişkin özel dava şartlarının öngörülebileceği ifade edilmiştir.[37]

Dava şartlarının mevcut olup olmadığı yargılamanın her aşamasında mahkemece resen incelenecek olup taraflarca da her aşamada dava şartı noksanlığı ileri sürülebilecektir. (HMK m. 115/1) Dava şartları, ihtilafın esasına girilip hüküm verilebilmesi için varlığı gereken şartlar olduğu için kamu düzenini ilgilendiren bu şartlarda eksiklik bulunması durumunda davanın usulden reddine karar verilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte, dava şartlarındaki eksiklik sonradan tamamlanabilecek nitelikte ise mahkeme tarafından öncelikle kesin süre verilmeli, bu süre içerisinde eksiklik giderilmezse davanın usulden reddine karar verilmelidir. (HMK m. 115/2)

İstinaf incelemesine konu olan davada, dava şartlarına aykırılık bulunmasına rağmen ilk derece mahkemesince işin esasına ilişkin bir karar verilmiş olması durumunda istinaf mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine dosya üzerinden karar verecektir. Söz konusu karar üzerine ilk derece mahkemesi, öncelikle dava şartlarına ilişkin eksiklikleri gözden geçirmeli; eksiklikler tamamlanabilecek nitelikte ise taraflara kesin süre vermeli, verilen bu süre içerisinde eksiklikler tamamlanmaz ise davanın usulden reddine karar vermelidir. Dava şartlarındaki eksiklik sonradan tamamlanamayacak nitelikte ise (örneğin arabuluculuğa başvurmanın dava şartı olduğu bir ihtimalde taraflarca arabuluculuğa başvurulmamış olması, dava konusu olay hakkında daha önceden açılmış ve kesin hükümle sonuçlanmış bir karar bulunması gibi) mahkeme tarafından kesin süre verilmesine gerek olmaksızın doğrudan davanın usulden reddine karar verilmesi yoluna gidilmelidir.

e) Davanın ya da Karşı Davanın Açılmamış Sayılması, Davaların Birleştirilmesi ya da Ayrılması Kararlarının Usule Aykırı Olarak Verilmiş Olması

Usule ilişkin sebeplerden kaynaklanan ve istinaf mahkemesinin dosya üzerinden inceleme yaparak karar verebileceği beşinci durum, mahkemenin, davanın ya da karşı davanın açılmamış sayılması yahut davaların birleştirilmesi ya da ayrılması kararının usule aykırılık teşkil etmesidir.

Davanın açılmamış sayılmasına ilişkin karar, niteliği itibariyle nihai bir karar olup davanın açılmasına bağlanan hukuki sonuçları ortadan kaldırır ve dava hiç açılmamış gibi sonuç doğurur.[38] Böylece, örneğin davanın açılmasıyla kesilmiş olan zamanaşımı hiç kesilmemiş sayılır, davanın açılmasıyla birlikte talep edilen ve mahkemece karar verilen tedbir kararları kendiliğinde hükümsüz kalır. Bununla birlikte, bir davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi, daha sonra o davanın tekrardan açılmasına engel teşkil etmeyecektir. Nitekim açılmamış sayılma durumu, davadan feragat anlamına gelmemektedir.[39] Davanın açılmamış sayılmasına karar verildikten sonra aynı konuda yeniden dava açılması durumunda, davaya konu ihtilafın daha önceden kesin hükümle çözülmüş olduğu ileri sürülemeyecektir.

Davanın açılmamış sayılması, çeşitli durumlarda verilebilecek olan bir karardır.[40] Kanuni şartlar bulunmaksızın davanın veya karşı davanın usule aykırı bir şekilde açılmamış sayılmasına karar verilmesi durumunda istinaf mahkemesi, esası incelemeksizin kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine dosya üzerinden karar verecektir.

Davaların birleştirilmesi, aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki mahkemelerde açılmış bulunan davalar arasında bağlantı bulunması durumunda, bu davaların yargılamalarının aynı dosya üzerinden yapılmasıdır.[41] Davaların ayrılması ise başlangıçta birlikte açılmış veya sonradan birleştirmiş olan davalarda, yargılamanın daha sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi için muhakemeye ayrı ayrı devam edilmesinde yarar görüldüğü durumlarda her bir davaya ayrı ayrı dosya üzerinden devam edilmesidir.

Davaların birleştirilmesi veya ayrılması, birden fazla davanın yargılamasına tek bir dosya altında veya ayrı ayrı dosyalar ile devam edilmesinde hukuki bir menfaat bulunması durumunda başvurulabilecek bir usuldür. Davaların birleştirilmesi veya ayrılmasına ilişkin karar, tek başına kanun yolu incelemesine konu edilemeyecek olup ancak esas hükümle birlikte kanun yoluna götürülebilir. (HMK m. 168) Herhangi bir hukuki menfaat bulunmaksızın davaların birleştirilmesi veya ayrılması kararının verilmiş olması durumunda istinaf mahkemesi, esası incelemeksizin kararın kaldırılmasına ve duruma göre davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına karar verilerek yeniden inceleme yapılmak üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine dosya üzerinden karar verecektir.

f) Uyuşmazlığın Çözümünde Etkili Olacak Önemli Delillerin Toplanmamış veya Değerlendirilmemiş Olması ya da Tarafların Taleplerinin Önemli Bir Kısmı Hakkında Karar Verilmemiş Olması

İstinaf mahkemesinin, duruşma yapılmaksızın dosya üzerinden karar verebileceği ve usule ilişkin sebeplerden kaynaklı son durum, istinaf incelemesine konu kararı veren mahkemenin, uyuşmazlığın çözümünde etkili olacak önemli delilleri topladan veya bu delilleri değerlendirmeden karar vermiş olması yahut davanın taraflarının ileri sürdüğü taleplerin önemli bir kısmı hakkında karar vermeden hüküm tesis etmiş olmasıdır.

Söz konusu düzenleme, 7251 sayı ve 22/07/2020 tarihli Kanun’un 35. maddesiyle değişikliğe uğramış ve yeniden kaleme alınmıştır. Kanun maddesinde yapılan değişiklik öncesinde, “Mahkemece, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması” dosya üzerinden inceleme yapılarak karar verebilme sebebi teşkil etmekte idi. Maddenin önceki halinde, “delillerin hiçbirinin toplanmaması” veya “gösterilen delillerin hiç değerlendirilmemesi” istinaf mahkemesi tarafından dosya üzerinden karar verebilme sebebi olarak kabul edilmiştir. Böylece ilk derece mahkemesi tarafından delillerin bir kısmı toplanmış veya toplanan delillerden sadece bir kısmı değerlendirilmiş ise istinaf mahkemesi kararı kaldıramayacak; tahkikate kendisi devam ederek toplanmamış eksik delilleri toplayacak veya değerlendirilmeyen delilleri duruşma açarak kendisi değerlendirmek zorunda kalacaktı.[42] Söz konusu düzenleme, istinaf mahkemelerine taşınan dosyaların yığılmasına ve böylece yargılamaların gereksiz yere uzamasına yol açmıştır. Nitekim ilk derece mahkemesince yapılması gereken ancak yapılmayan işler istinaf mahkemelerine yüklenmiş ve istinaf mahkemesi adeta ilk derece mahkemesi rolüne bürünerek kendisine intikal eden dosyaları tekrardan ele almak zorunda kalmıştır.

İstinaf mahkemeleri tarafından “delillerin hiçbirinin toplanmaması” veya “gösterilen delillerin hiç değerlendirilmemesi” ifadesi geniş yorumlanmış ve bir kısım deliller toplanmış olsa dahi yeterince delil toplanmamış olması nedeniyle dosyaların ilk derece mahkemesine geri gönderilmesi kararları verilmiştir.[43] Ancak bu yöndeki kararlar, Kanun’un açık düzenlemesine aykırılık teşkil etmektedir. Nitekim Kanun Koyucu, istinaf mahkemesi tarafından kararın kaldırılarak dosyanın yeniden inceleme yapılmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilebilmesi için ilk derece mahkemesi tarafından hiçbir delilin toplanmamış veya taraflarca gösterilen delillerin hiç değerlendirilmemiş olması gerektiğini açık bir şekilde ifade etmiştir.

Söz konusu düzenlemenin uygulamada yarattığı sorunlar ve bu sorunların aşılabilmesi için verilen kararların Kanun’un açık hükmüne aykırılık teşkil etmesi nedeniyle, 22/07/2020 tarihinde madde yeniden kaleme alınmış ve ilk derece mahkemesi tarafından delillerin hiçbirinin toplanmaması veya gösterilen delillerin hiç toplanmaması ifadeleri yerine, “uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması” istinaf mahkemesi tarafından kararın kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi gerekçesi olarak kabul edilmiştir. Böylece, ilk derece mahkemesi tarafından bir kısım deliller toplanmış veya taraflarca gösterilen delillerin bir kısmı değerlendirilmiş olsa bile uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek derece önemli deliller toplanmamışsa, toplanan deliller nitelik olarak yetersizse, hükmün gerekçesinde toplanan deliller değerlendirilmemiş ise istinaf mahkemesi dosya üzerinden kararın kaldırılmasına karar verecek ve eksik hususların giderilerek davanın yeniden görülmesi için dosyayı ilk derece mahkemesine gönderecektir.[44]

Mahkemeler huzurunda görülen davalar, tarafların ihtilafa dair bir kısım taleplerinin haklı olup olmadığının incelendiği bir yargılama sürecini konu edinmektedir. Dava konusu uyuşmazlıklarda davacı taraf birtakım taleplerde bulunmakta, davalı taraf da bu taleplere cevap vermektedir. Yargılamalarda esas olan da taleple bağlılık ilkesi olduğu için hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olacak ve bu taleplerden fazlasına veya talep edilmeyen başka bir şeye, kural olarak, karar veremeyecektir. (HMK m. 26/1) İlk derece mahkemesi tarafından verilen kararda, taleplerin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması durumunda istinaf mahkemesi, esası incelemeksizin kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine dosya üzerinden karar verecektir.

İstinaf mahkemesi tarafından, usul eksikliklerinin bulunması nedeniyle verilen geri gönderme kararı ilk derece mahkemesini bağlayacak, başka bir ifadeyle, istinaf mahkemesi tarafından verilen bu karara ilk derece mahkemesi direnemeyecektir. Nitekim 6100 sayılı HMK 353/1 maddesinde, altı bent halinde sıralanan usule ilişkin eksikliklerin varlığı durumunda istinaf mahkemesince “kesin olarak” karar verileceği ifade edilmiştir. Böylece ilk derece mahkemesi, istinaf mahkemesi tarafından kendisine geri gönderilen dosya kapsamında işaret edilen eksiklikleri tamamlayacak ve bu hususta yeniden karar verecektir.[45] İlk derece mahkemesi tarafından verilen bu hükme karşı da tarafların istinaf kanun yoluna ve Kanunen izin verilmişse temyiz kanun yoluna başvurabilmeleri mümkün olacaktır.[46]

2. İstinaf Mahkemesinde Esasa İlişkin Nedenlerle Duruşma Yapılmaksızın Karar Verilebilecek Olan Haller

a) İlk Derece Mahkemesinin Kararının Usul veya Esas Yönünden Hukuka Uygun Olduğunun Anlaşılması

İstinaf mahkemesinin, dosya üzerinden karar verebileceği esasa ilişkin sebeplerden kaynaklanan ilk durum, ilk derece mahkemesinin kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olmasıdır. İstinaf incelemesinin, kamu düzenine aykırılık teşkil eden haller saklı kalmak kaydıyla, tarafların ileri sürdükleri sebeplerle sınırlı olarak yapılacak olması da dikkate alındığında, ilk derece mahkemesinin kararına karşı istinaf kanun yoluna başvuran taraflar, kararın usul veya esas yönlerinden hukuka aykırı olduğu iddiasını ortaya atmaktadır. Taraflar, kendi ileri sürdükleri hukuka aykırılık iddiaları yönünden kararın bozulmasını ve kendi talepleri doğrultusunda bir hüküm verilmesini istinaf mahkemesinden talep etmektedirler.

Tarafların istinaf taleplerini ve ilk derece mahkemesinin kararını inceleyen istinaf mahkemesi, incelemeye konu kararda usul veya esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığını tespit ederse, tarafların istinaf taleplerini haklı kılacak bir husus bulunmadığını anlarsa ve kamu düzenine aykırılık teşkil edecek bir hal de tespit edilmezse istinaf başvurusunun reddine, duruşma açmaksızın dosya üzerinden karar verecektir. Ancak bu durumun söz konusu olabilmesi için istinaf mahkemesinin, duruşma açmaya ihtiyaç duymaksızın dosya üzerinden yapacağı inceleme ile ilk derece mahkemesinin kararında herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını anlayabilmelidir.[47] İlk derece mahkemesinin kararında hukuka aykırılık bulunup bulunmadığı ve bu kapsamda tarafların ileri sürdüğü istinaf sebeplerinin haklı olup olmadığı duruşma yapılmaksızın anlaşılamıyorsa, istinaf incelemesinin kural olarak duruşmalı bir şekilde yapılması gerektiğini ifade eden HMK m. 356/1 hükmü de dikkate alınarak, istinaf mahkemesince duruşma açılması ve incelemenin duruşmalı bir şekilde yapılması gerekmektedir.

b) Yeniden Yargılama Gerektirmemekle Birlikte Kanunun Olaya Yanlış Uygulanması veya Hükmün Gerekçesinde Hata Yapılmış Olunması

İstinaf mahkemesinin, esası incelemeksizin ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin dosya üzerinden karar verebildiği ve esasa ilişkin nedenlerden kaynaklanan ikinci durum, istinaf incelemesine konu hükümde kanunun uygulanmasında hata edilmiş olmasına rağmen bu yanlışlığın yeniden yargılama yapılmasını gerektirmemesi veya kararın gerekçesinde hata edilmiş olmasıdır.

“Kanunun olaya uygulanmasında hata” ifadesinden kasıt, hukukun olaya uygulanmasında hataya düşülmüş olmasıdır.[48] Bilindiği üzere hâkim, önüne gelen bir ihtilafta Türk hukukunu resen uygulayacaktır. (HMK m. 33) Hâkim, uyuşmazlığın esasına dair yapacağı incelemede sadece kanunlardaki hükümlerle sınırlı kalmayacak, ihtilafı ilgilendiren bütün hukuki düzenlemeleri dikkate alacaktır. Bu çerçevede verilecek olan hüküm de kanunun olaya uygulanması değil, ihtilafın hukuki normlar çerçevesinde çözülmesi anlamına gelecektir.

İlk derece mahkemesinin vermiş olduğu kararda, maddi vakıalar yönünden bir eksiklik bulunmamakla birlikte vakıaların hukuki nitelendirmesinde hataya düşülmesi durumunda, bu hata yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyecek nitelikteyse, istinaf mahkemesi tarafından ilk derece mahkemesi kararı düzeltilerek yeniden esas hakkında dosya üzerinden karar verilecektir. Örneğin taraflar arasında geçerli bir şekilde kararlaştırılmış akdi temerrüt faizi bulunmasına rağmen hükümde kanuni temerrüt faizi dikkate alınarak karar verilmiş olması, harca tabi olan davalarda harç alınmaksızın davanın görülmüş olması, davacı ya da davalı lehine vekâlet ücreti takdir edilmesi gerekirken bu hususun göz ardı edilmesi gibi durumlar bu kapsamda değerlendirilmektedir.[49]

İlk derece mahkemesi tarafından tahkikatın doğru bir şekilde yürütüldüğü, herhangi bir eksiklik yahut hukuka aykırılık görülmediği, ancak hükmün gerekçesinde hataya düşüldüğü durumlarda da istinaf mahkemesi, istinaf incelemesine konu kararı düzelterek yeniden esas hakkında karar vermekte ve bu kararını da dosya üzerinden yapacağı inceleme neticesinde vermektedir. Örneğin, açılan davanın reddine ilişkin bir kararda ilk derece mahkemesi, bu kararının gerekçesini davanın sübuta ermediği gerekçesine dayandırmış olmasına rağmen davaya konu talebin aslında zamanaşımına uğramış olması ve davalı tarafça da süresi içerisinde zamanaşımı def’inde bulunması ihtimalinde, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken iddiaların ispat edilemediği gerekçesiyle reddedilmiş olması, hükmün gerekçesinde yapılan bir hatadır ki bu durumda istinaf mahkemesi, istinafa konu kararı düzelterek yeniden esas hakkında dosya üzerinden karar verecektir.

c) Yargılamada Eksiklikler Bulunmakla Birlikte Bu Eksikliklerin Duruşma Yapılmaksızın Tamamlanabilecek Nitelikte Olması

İstinaf mahkemesinin, incelemeye konu karara ilişkin olarak dosya üzerinden karar verebileceği esasa ilişkin nedenlerden kaynaklanan son durum, ilk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılamada birtakım eksikliklerin bulunması, ancak bu eksikliklerin yeniden yargılama yapılmasına lüzum olmaksızın giderilebilecek nitelikte olmasıdır.

İlk derece mahkemesi tarafından yürütülen tahkikat aşamasında ihtilafla ilgili ancak verilen hükmü etkilemeyecek nitelikteki bir belgenin dosyaya kazandırılmamış olması durumunda, istinaf mahkemesi tarafından bu belgenin getirtilerek dosyaya kazandırılması, yargılamadaki eksikliğin yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyecek nitelikte olmasına bir örnek teşkil etmektedir.[50]

Yargılamadaki eksiklik giderildikten sonra, incelemeye konu kararda usule veya esasa dair başkaca bir hata görülmemişse istinaf başvurusunun esastan reddine dosya üzerinden karar verilecektir. Buna karşılık, mevcut eksiklik giderilmekle beraber ilk derece mahkemesi tarafından verilen hükümde değişiklik yapılması icap ederse kararın kaldırılmasına ve esas hakkında yeniden karar verilmesine yine dosya üzerinden karar verilecektir.

SONUÇ

İstinaf mahkemeleri, 20/07/2016 tarihinde fiili olarak göreve başladıktan sonra Türk hukukunda kanun yolu incelemesi üç aşamada gerçekleştirilmeye başlanmış; ilk derece mahkemesi ile temyiz merci olan Yargıtay arasında bir başvuru makamı daha öngörülmek suretiyle ilk derece mahkemelerinin vermiş olduğu kararlardaki usul veya esastan kaynaklanan hataların doğrudan Yargıtay’a taşınması engellenmeye çalışılmıştır.

İstinaf mahkemelerinin göreve başlamasıyla birlikte Yargıtay’ın maddi olay inceleme görevi sona ermiş; kararların sadece hukuki denetimini yapmaya başlamış ve bu suretle içtihat mahkemesi niteliğine bürünmüştür. İlk derece mahkemelerinin kararlarındaki hukuka aykırılıkları denetleyen ve yeri geldiğinde yeniden tahkikat yaparak yeniden hüküm vermek durumunda kalan istinaf mahkemeleri, hem maddi denetim hem de hukuki denetim yapmakla yükümlü kılınmıştır.

İstinaf incelemesi, temyiz incelemesinin aksine, kanun yolu başvurusunda belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmakta; sadece kamu düzenini ilgilendiren hususlar resen göz önüne alınmaktadır. Bu nedenledir ki davanın taraflarının, ilk derece mahkemesinin kararında usul ve yasaya aykırı gördükleri hususları açık ve net bir şekilde belirtmeleri, istinaf mahkemesinde yapılacak olan denetimin daha sağlıklı olması bakımından da büyük önem taşımaktadır.

İstinaf mahkemelerindeki incelemenin duruşmalı yapılması kural olmakla birlikte, 6100 sayılı Kanun’un 353. maddesinde, ilk derece mahkemesinin kararındaki açık ve bariz usul veya esastan kaynaklı eksiklikler nedeniyle istinaf mahkemesinde duruşma günü belirlenmesi, duruşma günü ve saatinin taraflara tebliğ edilmesi ve akabinde de duruşma yapılmasından kaynaklanan emek ve zaman kaybı ile yapılacak gereksiz masraflardan kurtulmak amacıyla istinaf mahkemelerine dosya üzerinden karar verebilme yetkisi tanınmıştır. Ancak, istinaf incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının kural olduğu unutulmamalı; dosya üzerinden karar verilebilme imkânı tanıyan hükümler dar yorumlanmalıdır. Söz konusu düzenleme, izah edilen sakıncaların giderilerek zamandan, masraftan ve emekten tasarruf edilmesi imkânı sağlamakla son derece faydalı olduğu kabul edilse dahi, 353. maddenin gerekçesinde[51] de ifade edildiği üzere, özellikle dosya yükünün fazlalığı başta olmak üzere, çeşitli bahanelerle istinaf mahkemelerinin duruşma yapılmasından kaçınmaları engellenmeli ve bireylerin mahkemeye erişim ve adil yargılanma hakları güvence altına alınmalıdır.

Av. Eşref Can GÜRBÜZ

KAYNAKLAR

AKİL, Cenk, “Bir İstinaf Sebebi Olarak HMK m. 353/1-a-6 Üzerine Değerlendirme”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Y. 11, S. 38, 2019, s. 1-17.

AKİL, Cenk, “22.07.2020 Kabul Tarihli ve 7251 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile İstinafa İlişkin Olarak Yapılan Değişiklerin Değerlendirilmesi”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Y. 12, S. 45, 2021, s. 417-436.

ARSLAN, Ramazan/ YILMAZ, Ejder/ TAŞPINAR AYVAZ, Sema/ HANAĞASI, Emel, Medeni Usul Hukuku, Baskı. 4, Ankara, 2018.

AKTEPE ARTIK, Sezin, “İstinaf Kanun Yolunda Kamu Düzeni Kavramı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 134, 2018, s. 257-292.

GAIER, Reinhard, İstinaf Yargılamasında Dava Malzemesi, NJW 2004/3, Çev. AKİL, Cenk, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 61, S. 1, 2012, s. 417-428.

KARAASLAN, Varol, “HMK m. 353/1-a Üzerine Bir İnceleme”, Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 22, S. 37, 2017, s. 219-239.

PEKCANITEZ, Hakan/ ATALAY, Oğuz/ ÖZEKES, Muhammet, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Ankara, 2013.

PEKCANITEZ, Hakan/ ÖZEKES, Muhammet/ AKKAN, Mine/ TAŞ KORKMAZ, Hülya, Medeni Usul Hukuku (Pekcanıtez Usul), Bası. 15, İstanbul, 2017.

PEKCANITEZ, Hakan/ ATALAY, Oğuz/ ÖZEKES, Muhammet, Medeni Usul Hukuku Temel Bilgiler, Bası. 13, İstanbul, 2019.

ŞAHİN, Çağatay Serdar, “Hukuk Muhakemeleri Kanunu Uyarınca İstinaf Yargılamasında Ön İnceleme Aşaması”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Prof. Dr. Durmuş TEZCAN’a Armağan, C. 21, S. Özel, 2019, s. 2659-2701.

TAŞPOLAT TUĞSAVUL, Melis, “İstinaf İncelemesi Sonucunda Verilebilecek Kararlar”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, C. 0, S. 134, 2018, s. 313-354.

TEMEL, Arslan, “İstinaf Mahkemeleri”, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve Borçlar Kanunu Sempozyumu, (Ed.: BADUR, Emel), Ankara Barosu, 2011.

ÜNAL KAYA, Hilal, “Medeni Yargıda İstinaf Sebepleriyle Bağlılık Kuralı”, İstanbul Hukuk Mecmuası, C. 78, S. 4, 2020, s. 1899-1919.

---------------------

[1] PEKCANITEZ, Hakan/ ÖZEKES, Muhammet/ AKKAN, Mine/ TAŞ KORKMAZ, Hülya, Medeni Usul Hukuku (PEKCANITEZ Usul), Bası. 15, İstanbul, 2017, s. 2202; ARSLAN, Ramazan/ YILMAZ, Ejder/ TAŞPINAR AYVAZ, Sema/ HANAĞASI, Emel, Medeni Usul Hukuku, Baskı. 4, Ankara, 2018, s. 588; TAŞPOLAT TUĞSAVUL, Melis, “İstinaf İncelemesi Sonucunda Verilebilecek Kararlar”, TBBD, C. 0, S. 134, 2018, s. 314.

[2] Temel kural, ilk derece mahkemelerinin yalnızca nihai kararlarına karşı istinaf kanun yoluna başvurulabilmesidir. Bununla birlikte, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 391/3 ve 394/5 maddelerinde ihtiyati tedbir; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 258/3 maddesinde ihtiyati haciz kararına karşı, bunlar nihai karar olmamasına rağmen, istinaf kanun yoluna başvurulabileceği kabul edilmiştir.

[3] Temyiz makamı olan Yargıtay, istinaf mahkemeleri göreve başlamadan önce, ilk derece mahkemeleri tarafından verilen kararları hem maddi hem de hukuki yönden denetlemekteydi. Böylece Yargıtay, verilen kararın bir yandan maddi olaya diğer yandan da hukuka uygunluğunu inceleme konusu yapmaktaydı.

[4] GAIER, Reinhard, İstinaf Yargılamasında Dava Malzemesi, NJW 2004/3, s. 110.

[5] Detaylı bilgi için bkz. PEKCANITEZ Usul, s. 2244; ARSLAN/ YILMAZ/ TAŞPINAR AYVAZ/ HANAĞASI, s. 588; TEMEL, Arslan, “İstinaf Mahkemeleri”, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve Borçlar Kanunu Sempozyumu, (Ed.: BADUR, Emel), Ankara Barosu, 2011, s. 18-21.

[6] 6100 sayılı Kanun m. 357/3: “İlk derece mahkemesinde usulüne uygun olarak gösterildiği hâlde incelenmeden reddedilen veya mücbir bir sebeple gösterilmesine olanak bulunmayan deliller bölge adliye mahkemesince incelenebilir.”

[7] PEKCANITEZ Usul, s. 2234; ŞAHİN, Çağatay Serdar, “Hukuk Muhakemeleri Kanunu Uyarınca İstinaf Yargılamasında Ön İnceleme Aşaması”, DEÜFHD, Prof. Dr. Durmuş TEZCAN’a Armağan, C. 21, S. Özel, 2019, s. 2268.

[8] PEKCANITEZ Usul, s. 2235; ŞAHİN, s. 2269.

[9] PEKCANITEZ Usul, s. 2240.

[10] https://www.e-uyar.com/ (Erişim Tarihi: 15/05/2022)

[11] PEKCANITEZ, Hakan/ ATALAY, Oğuz/ ÖZEKES, Muhammet, Medeni Usul Hukuku Temel Bilgiler, Bası. 13, İstanbul, 2019, s. 307.

[12] Kamu düzeni kavramı hakkında detaylı bilgi için bkz. AKTEPE ARTIK, Sezin, “İstinaf Kanun Yolunda Kamu Düzeni Kavramı”, TBBD, S. 134, 2018, s. 260 vd.

[13] PEKCANITEZ Usul, s. 2214.

[14] PEKCANITEZ Usul, s. 2239; AKTEPE ARTIK, s. 259.

[15] ÜNAL KAYA, Hilal, “Medeni Yargıda İstinaf Sebepleriyle Bağlılık Kuralı”, İHM, C. 78, S. 4, s. 1905; Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2018/9799, K. 2019/326, T. 30/05/2017: “Somut olayda, icra mahkemesince verilen kararın, borçlu vekiline 09.06.2017 tarihli duruşmada tefhim edildiği, ancak, İİK’nun 363. maddesi uyarınca süresi içinde (yani 12.06.2017 günü), HMK’nun 342/3. maddesine uygun olacak şekilde istinaf süre tutum dilekçesini verdiği, ancak, ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararı 12.07.2017 tarihinde tebliğ edildiği halde, istinaf gerekçelerini içeren dilekçesini 10 günlük süre içerisinde sunmadığı görülmektedir. Bu durumda, bölge adliye mahkemesince yapılacak iş, HMK’nun 342/3.maddesinde belirtildiği üzere, istinaf dilekçesini reddetmeden, HMK’nun 355. maddesi uyarınca kamu düzeni ile sınırlı inceleme yapmaktır. Şayet, incelenen mahkeme kararında kamu düzenine aykırılık tespit edilmez ise, işin esasına dair inceleme yapılmış olacağından, HMK’nun 353/1-b-1 maddesi gereği, istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekecektir.” (https://www.kazancihukuk.com/ Erişim Tarihi: 29/05/2022)

[16] https://www.e-uyar.com/ (Erişim Tarihi: 15/05/2022)

[17] PEKCANITEZ Usul, s. 2255; TAŞPOLAT TUĞSAVUL, s. 332.

[18] PEKCANITEZ, Hakan/ ATALAY, Oğuz/ ÖZEKES, Muhammet, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Ankara, 2013, s. 532.

[19] PEKCANITEZ/ ATALAY/ ÖZEKES, Temel Bilgiler, s. 308.

[20] PEKCANITEZ Usul, s. 373; ARSLAN/ YILMAZ/ TAŞPINAR AYVAZ/ HANAĞASI, s. 121.

[21] 1136 sayılı Kanun m. 13: “Bir hakim veya Cumhuriyet Savcısının eşi, sebep veya nesep itibariyle usul ve füruundan veya ikinci dereceye kadar (Bu derece dahil) hısımlarından olan avukat, o hakim veya Cumhuriyet Savcısının baktığı dava ve işlerde avukatlık edemez.”

[22] ARSLAN/ YILMAZ/ TAŞPINAR AYVAZ/ HANAĞASI, s. 121.

[23] PEKCANITEZ Usul s. 372; ARSLAN/ YILMAZ/ TAŞPINAR AYVAZ/ HANAĞASI, s. 119.

[24] ARSLAN/ YILMAZ/ TAŞPINAR AYVAZ/ HANAĞASI, s.122.

[25] 6100 sayılı HMK m. 375/1-b: “Aşağıdaki sebeplere dayanılarak yargılamanın iadesi talep edilebilir: … b) Davaya bakması yasak olan yahut hakkındaki ret talebi, merciince kesin olarak kabul edilen hâkimin karar vermiş veya karara katılmış bulunması.”

[26] TAŞPOLAT TUĞSAVUL, s. 334.

[27] ARSLAN/ YILMAZ/ TAŞPINAR AYVAZ/ HANAĞASI, s. 195.

[28] PEKCANITEZ Usul, s. 240; ARSLAN/ YILMAZ/ TAŞPINAR AYVAZ/ HANAĞASI, s. 200.

[29] PEKCANITEZ Usul, s. 267; ARSLAN/ YILMAZ/ TAŞPINAR AYVAZ/ HANAĞASI, s. 205.

[30] 6100 sayılı HMK m. 11/1, m. 12, m. 14/2, m. 15/2, m. 378/1; 2004 sayılı İİK m. 154/3 gibi.

[31] ARSLAN/ YILMAZ/ TAŞPINAR AYVAZ/ HANAĞASI, s. 224.

[32] TAŞPOLAT TUĞSAVUL, s. 334.

[33] KARAASLAN, Varol, “HMK m. 353/1-a Üzerine Bir İnceleme”, DÜHFD, C. 22, S. 37, 2017, s. 228.

[34] 6100 sayılı HMK m. 20/1: “Görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi hâlinde, taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin ise tebliğ tarihinden, (…) (1) süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekir. Aksi takdirde dava açılmamış sayılır ve görevsizlik veya yetkisizlik kararı veren mahkemece bu konuda resen karar verilir.”

[35] PEKCANITEZ Usul, s. 2272.

[36] PEKCANITEZ Usul, s. 927; ARSLAN/ YILMAZ/ TAŞPINAR AYVAZ/ HANAĞASI, s. 280.

[37] Örneğin, tasarrufun iptali davasının açılabilmesi için alacaklının elinde borç ödemeden aciz belgesinin bulunması (İİK m. 277), borçtan kurtulma davasının incelenebilmesi için alacağın yüzde on beşi oranında bir teminatın yatırılmış olması (İİK m. 69/2), terk sebebiyle boşanma davasının açılabilmesi için terk eden eşe ihtar gönderilmesi ve ihtarın tebliğinden itibaren iki ay geçmiş olması (TMK m. 164), tüketici hakem heyetinin görev alanı içerisine giren uyuşmazlıklarda hakem heyetine başvuru yapılmış olması (TKHK m. 68), tüketici mahkemelerinin görev alanına giren davalarda dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmuş olması (TKHK m. 73/A), konusu bir miktar paranın ödenmesini içeren alacak ve tazminat taleplerine ilişkin ticari davalarda dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulması (TTK m. 5/A), bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulması (7036 s. İMK m. 3) birer özel dava şartıdır.

[38] ARSLAN/ YILMAZ/ TAŞPINAR AYVAZ/ HANAĞASI, s. 550.

[39] ARSLAN/ YILMAZ/ TAŞPINAR AYVAZ/ HANAĞASI, s. 550.

[40] Örneğin, görevsizlik veya yetkisizlik kararı üzerine dosyanın görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesi için iki hafta içerisinde istemde bulunulmaması durumunda, görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olan mahkeme tarafından resen davanın açılmamış sayılmasına karar verilecektir. (HMK m. 20/1) Dava dilekçesinin, 6100 sayılı Kanun’un 119/1 maddesinde belirtilen hususlardan bazıları yönünden eksik olur da bu eksiklik mahkeme tarafından verilen bir haftalık kesin süre içerisinde giderilmezse, davanın açılmamış sayılmasına karar verilir. (HMK m. 119/2) Davacının, hüküm kesinleşinceye kadar davayı geri alma iradesini açıklaması ve davalının da bunu kabul etmesi durumunda davanın açılmamış sayılmasına karar verilir. (HMK m. 123) Davanın tarafları usulüne uygun bir şekilde davet edilir de taraflar duruşmaya gelmezse veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirirlerse öncelikle dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir; işlemden kaldırılan dosya üç ay içerisinde yenilenmezse mahkeme tarafından davanın açılmamış sayılmasına karar verilecektir. (HMK m. 150/5) Hakeza, yazılı yargılama usulüne tabi bir dosya, işlemden kaldırıldıktan sonra üç ay içerisinde yenilenmiş, ancak ilk yenilemeden sonra birden fazla takipsiz bırakılmışsa, son takipsiz bırakma neticesinde artık dosyanın işlemden kaldırılmasına değil, doğrudan davanın açılmamış sayılmasına karar verilir. (HMK m. 150/6) Basit yargılama usulüne tabi bir dosya, bir kez takipsiz bırakılır da süresi içerisinde yenilendikten sonra yeniden takipsiz bırakılırsa, dosyanın işlemden kaldırılmasına değil, doğrudan davanın açılmamış sayılmasına karar verilecektir. (HMK m. 320/4)

[41] ARSLAN/ YILMAZ/ TAŞPINAR AYVAZ/ HANAĞASI, s. 503.

[42] PEKCANITEZ Usul, s. 2259.

[43] Bkz. AKİL, Cenk, “22.07.2020 Kabul Tarihli ve 7251 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile İstinafa İlişkin Olarak Yapılan Değişiklerin Değerlendirilmesi”, TAAD, Y. 12, S. 45, 2021, s. 421; TAŞPOLAT TUĞSAVUL, s. 337.

[44] AKİL, Cenk, “Bir İstinaf Sebebi Olarak HMK m. 353/1-a-6 Üzerine Değerlendirme”, TAAD, Y. 11, S. 38, 2019, s. 2.

[45] PEKCANITEZ Usul, s. 2273; ARSLAN/ YILMAZ/ TAŞPINAR AYVAZ/ HANAĞASI, s. 600.

[46] TAŞPOLAT TUĞSAVUL, s. 340.

[47] TAŞPOLAT TUĞSAVUL, s. 341.

[48] PEKCANITEZ Usul, s. 2260; TAŞPOLAT TUĞSAVUL, s. 341.

[49] TAŞPOLAT TUĞSAVUL, s. 342.

[50] PEKCANITEZ Usul, s. 2261; TAŞPOLAT TUĞSAVUL, s. 342.

[51] Maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde, özellikle bazı önemli ve klâsik usul eksikliklerinin mevcudiyeti hâlinde bölge adliye mahkemesinin dosyayı duruşma yapmadan yeniden görülmek üzere ilk derece mahkemesine gönderme kararı verebileceği durumlar düzenlenmiştir. (a) bendinin (4) numaralı alt bendinde, dava şartlarının genel olarak eksik bırakılması hâli de ilk derece mahkemesi hükmünün, esası incelemeden geri çevrilmesi için yeter görülmüş, 5236 sayılı Kanunla 1086 sayılı Kanuna 426/M maddesi olarak eklenen hüküm daha da genişletilmiştir.

Birinci fıkranın (b) bendinde ise yargılamanın süratlendirilmesi düşüncesiyle, ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olması yahut kanuna uymayan hususun duruşma yapılmaksızın giderilmesine olanak bulunması veya karar esas yönünden doğru olmakla birlikte gerekçesinde hata edilmiş olması ya da yargılamadaki eksikliğin duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte bulunması hâlinde, bölge adliye mahkemesinin duruşma açmadan gereken kararı vermesi olanağı sağlanmaktadır. Bu haller, şeklî sebepler olup dar olarak anlaşılmalı, tereddüt halinde, adil yargılanma hakkı ihlalinin doğmaması için duruşma yapılması tercih edilmelidir. (https://www.e-uyar.com/ Erişim Tarihi: 23/05/2022)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Bu Katmerli Hukuka Verimlilik Getir 3 ay önce

Türk adliye sisteminde çelişki var. İstinafın asıl manası ve görevi yerel mahkemenin verdiği kararın onaylanıp onaylanmaması olmalıdır. Temyiz edilemeyecek son bir merci olmalıdır.
Bu katmerli sistem de, önce arabulucu kararı, sonra yerel mahkeme kararı, istinaf kararı, temyiz kararı ile yerel mahkemeye dönüş ile ancak seneler sürerek kesin bir karara varılabiliyor.

İstinaf mahkemesinin görevi yerel mahkemenin kararının denetlemek olmalıdır. İstinaftan sonra, temyiz hakkı kısıtlandırılmalıdır. İstinaf Mahkemesi, yerel mahkemede verilen kararının nihai kararın hukuka uygunluğunun denetlendiği bir kanun yolu olmalıdır.

Bu çözüm, mahkemelerde verilecek son karar süresini azaltacağı gibi, mahkemelerdeki dava sayısını da düşürecek ve temyizdeki birikimi azaltacak, nihai kararların süresini azaltacağı için adalete güveni geri getirecektir.