27 Ekim 2022

MEDENİ USUL HUKUKUNDA FİİLİ KARİNELER VE İSPAT HUKUKUNA ETKİLERİ

ÖZET

Karineler, bilinen bir durumdan bilinmeyen bir durum hakkında çıkarsama yapmaya yarayan belirti ve ipuçlarıdır. Karineler bu özellikleriyle ispat hukukunun konusunu oluştururlar. Hukukumuzda kanunda düzenlenen, aksi ispatlanabilir ve ispatlanamaz olmak üzere ikiye ayrılan kanuni karineler bulunduğu gibi; dayanak noktasını hayatın olağan seyrinden, yaşam tecrübelerinden alan, niteliği itibariyle bir hukuk kuralı olmayan fiili karineler de bulunmaktadır. Fiili karineler genel anlamıyla bilinen, daha önce tecrübe edilen olaylara dayanarak bilinmeyen olaylar hakkında hâkimin çıkarsama yapması, sonuç çıkarmasıdır. İspat hukukunda vakıasını fiili karineye dayandıran taraf, söz konusu karine aksi ispat edilmediği durumda vakıasını ispat etmiş kabul edilir. Fiili karineler hukuk uyuşmazlıklarında büyük öneme sahiptir. Zira bazen bir vakıanın ispatı güçleşmekte veya imkânsız hale gelebilmektedir. Böyle bir durumda fiili karineler eldeki tek ispat yöntemi haline gelmektedir.

GİRİŞ

Bu makalemizin konusu Medeni usul hukukunda ispat yöntemlerinden biri olarak görülen fiili karineler ve ispat hukukundaki etkileri üzerine olacaktır. Fakat fiili karinelerden bahsetmeden önce genel olarak karine kavramı üzerinde durup, ispat hukukunda kabul gören diğer karine türlerinden bahsedilecektir. En son olarak da makalemizin asıl konusu olan fiili karineler ve ispat hukukundaki etkileri üzerinde durulacaktır.

Bilindiği üzere karineler varlığı bilinmeyen bir olgu ya da olay hakkında sonuç çıkarmamızı sağlayan belirtiler, işaretler ya da varsayımlardır. Bazı karineler kanunda düzenlendiği için bu tipteki karineler “kanuni karine” adını alır. Kanuni karinelerin aksi ispatlanabilir olanlarına adi kanuni karine; aksi ispat edilemeyenlerine ise kesin kanuni karine adı verilir. Makalemizin esas konusunu teşkil eden fiili karineler; varlığı bilinen olaylardan varlığı bilinmeyen olaylar hakkında hâkimin sonuç çıkarması, varsayımda bulunmasıdır. Bu kapsamda hâkim, aslında fiili karinelerden yararlanırken yaşam ve rutin hayattaki tecrübelerine başvuracak, gündelik hayatta, hayatın olağan akışında somut davadaki olaya benzeyen başka olaylardan, tecrübelerden yararlanacaktır.

KARİNE KAVRAMI

A) Etimolojik kökeni, kavram açıklaması ve tanımı

Karine kelimesi asıl olarak Arapça bir kelime olup (ka-re-ne) kökünden türemiştir.[1] Sözlük anlamı itibariyle karine karışık bir iş veya meselenin anlaşılmasına çözülmesine yarayan hal, ipucudur.[2] Hukuk sözlüğü anlamıyla karine ise, bilinen bir durumdan bilinmeyen bir durumları çıkarmaya yarayan istidlallerdir.(çıkarımlar)[3] Başka bir anlatımla, karine sözcüğünü sarf ettiğimizde bilinmeyen durumlar hakkında bize çıkarımlar yapmamızı sağlayan belirtileri, işaretleri, ip uçlarını kasetmiş oluyoruz. Bu kapsamda karinenin sözlük anlamı ile hukuki anlamı birbiriyle uyuşmaktadır. Gerçekten de hâkim karışık bir vakıanın çözümünde karinelerden yararlanır. Zira bir olayın çözümü her zaman mevcut delillerle sağlanamayabilir veya gerçekten bir vakıayı ispat eden kuvvetli bir yazılı delil ya da belge bulunmayabilir. Böyle bir durumda vakıaya ışık tutacak bir kanuni ya da fiili karine varsa hâkim tarafından değerlendirme altına alınacaktır ve söz konusu karinenin ışığı altında kararını açıklayacaktır.

B) KANUNİ KARİNELER

Kanuni karineler bilinmeyen bir olay hakkında sonuç çıkaran kanunda düzenleme altına alınan karinelerdir. Yani kanun koyucu birtakım bilinmeyen durumları aydınlatacak bilinen durumları hâkimin bu konuda bir sonuç çıkarmasını beklemeden düzenleme altına almıştır. Dolayısıyla hâkim söz konusu karinelerin varlığı halinde bu tip karinelerle bağlı olacak, takdir yetkisini kullanamayacaktır. Örneğin TMK m. 166 / III'de olduğu gibi. Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde, hâkim, evlilik birliği temelinden sarsıldığını kabul etmek zorundadır. Bu noktada hâkim başkaca bir ispat aracı yahut aksi bir görüşe dayanamayacaktır. Zira kanun koyucu evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını söz konusu karine ile kabul etmiştir. Bu durumda TMK m. 166/ III’ün kesin karine olduğu olduğunu görüyoruz. Kesin kanuni karineler ile adi kanuni karineler arasındaki ayrımı aşağıda açıklamaya çalışacağız. Fakat şimdilik şu kadar söyleyebiliriz ki: adi kanuni kanuni karineler aksi taraflarca ispat edilebilen karineler iken, kesin kanuni karinelerin aksinin ispatı mümkün değildir.[4] Hâkim kesin bir kanuni karinenin varlığı halinde, söz konusu karine ile bağlı olarak karar vermek durumundadır. Bu kapsamda aksinin ispatına yönelik iddialar bir önem arz etmeyecektir.

1) ADİ KANUNİ KARİNELER

Adi kanuni karineler, kanunda düzenlenmiş olmakla birlikte aksinin ispatının mümkün olduğu fakat aksi ispat edilmediği takdirde geçerliliğini koruyan ve ispat hukukunda sonuç doğuran karinelerdir. Başka bir anlatımla söz konusu karine aksi ispat edilmediğinde geçerliliğini koruyacak, hâkim bu karineyle bağlı olarak karar verecektir. Fakat aksi ispat edildiği takdirde karine artık geçerliliğini yitirecektir. Sözlük anlamı itibariyle bilinmeyen bir durumu aydınlatmaya yarayan karinenin işaret özelliği ortadan kalkacaktır. Zira ortada aydınlatılmış ve belirli bir durum vardır. Örneğin TMK m. 285’te ifade edilen karineyi ele alalım. Evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğan çocuğun babası kocadır. Evlilik birliği içinde doğan bir çocuğun babası TMK’daki bu hükme göre kocadır. Fakat ilgililerden biri, söz gelimi koca, evlilik birliğinde doğan çocuğun babasının kendisi olmadığını iddia ediyor ve bu durumu nesebin reddi davası ile de mahkemeye taşıyorsa, söz konusu iddiasını ispat etmelidir. Davacı baba iddiasını ispatlayamadığı durumda adi kanuni karine geçerliliğini koruyacak ve evlilik birliği içinde doğan çocuğun babası koca olmaya devam edecektir.

Şu hususu eklemekte fayda var: adi kanunî karineler de büyük ölçüde yaşam tecrübelerinden ve hayatın olağan akışı kurallarından kaynaklanmaktadır. Adi kanuni karinelerin fiilî karinelerden tek farkları pozitif bir hukuk kuralı halinde olmalarıdır. [5]

2) KESİN KANUNİ KARİNELER

Bazı kanuni karineler vardır ki kesindir. Karşı taraf bu kesin karinenin aksini ispat edemez. Bir başka anlatımla kesin kanuni karinenin aksinin ispatı kanunen mümkün değildir. (HMK Md. 190) Kanunun açık ifadesinde olduğu gibi aslında genel anlamda kanuni karinelerin aksi ispat edilebilir. İstisnai olan, kesin kanuni karinelerdir ki kanun bunu açıkça belirtir. Örnek vermek gerekirse: Kimse tapu siciline kayıtlı olan bir durumun kendisince bilinmediği yolunda bir iddia ileri süremez. (TMK m.1020, II) kanun bu maddenin lafzında “kimse” ve “süremez” lafzını kullanarak kesinliği ve aksinin ispat edilemezliğini ortaya koymuştur. Yine, (TBK madde- 39) Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır. Madde metninde ifade edilen bir yıllık süre hak düşürücü süredir. [6] Diğer bir anlatımla kanun burada yanılma, aldatılma veya korkutulma sonucu sözleşme yaptığını iddia eden tarafa 1 yıllık süre tanımış, eğer bu süre bir itirazda bulunmazsa sözleşmeyi onamış saydığını kabul etmiştir. Bu kesin bir kanuni karine haline getirilerek aksinin ispatına imkân tanınmamıştır.

C) FİİLİ KARİNELER

Fiili karineler bilinen olaylardan bilinmeyen olayların çıkarıldığı sonuçlardır. Fiili karineler kanunen düzenlenmemiş olup, hâkimin yaşam deneyimlerine dayanarak yaptığı çıkarsamalardır. Yargıtay’ın birçok içtihadında fiili karineler hayatın olağan akışı kavramı ile de ifade edilmektedir. Hâkim gündelik hayatta, hayatın olağan seyrinde bilinen vakıalara bakacak ve bilinmeyen vakıalar hakkında sonuçlar çıkaracaktır. Fiili karinenin daha ziyade ispat hukukunu ilgilendiren bir ispat aracı olduğu kabul edilmektedir.[7] Bir yaşam tecrübesi elbette bir uyuşmazlıkta yüzde yüz bir ispat sağlamaz. Çünkü hayatta yaşanan olaylar 100 kere aynı şekilde yaşanmış olsa bile 101. olay farklı bir şekilde yaşanabilir. Kaldı ki sosyolojik ve iktisadi vakıalarda bile bir kesinlik bulunmamaktadır. Bazen 1000 kere aynı sonuçta gerçekleşen bir iktisadi kural, beklenmedik etkenler sonucunda başka şekilde gerçekleşmiş olabilir. Hayat tecrübelerinde de aynı şey geçerlidir. Hayatın olağan seyrinde 100 kere gerçekleşmiş bir olay 101. Defada farklı şekilde tezahür edebilir. Fakat hâkim somut uyuşmazlığı çözümlerken somut hayatta, söz gelimi, 100 kere tekrar etmiş olayı fiili karine olarak değerlendirir. Gerçekten de birer tecrübe kuralları olan fiili karineler daha önce benzer nitelikte gerçekleşen olaylardan kaynaklı olarak; uyuşmazlık konusu olay bakımından da aynı şekilde gerçekleşeceği düşünülür.[8] Tipik bir olayın tekrar etmesinden kaynaklı olarak bir olasılık ifade eder. [9] Başka bir ifadeyle fiili karine dayanak noktasını aynı olayların tekrar etmesinden alır.[10]

Bununla birlikte şunu da eklemek gerekir ki, fiili karineler bir hukuk kuralı değildir. Fakat hukuk kuralı özelliği taşımıyor olsa da fiili karineler hâkime, yaşanan ispat zorluklarında yardım eder.[11] Bir başka anlatımla fiili karineler hâkime, delillerin değerlendirilmesinde yardımcı olur.[12]

Fiili karinelerin bilinen bir olaydan bilinmeyen bir olay hakkında sonuç çıkarmak olduğu, hâkimin uyuşmazlığı çözümlerken yararlandığı yaşam tecrübeleri olduğunu, fiili karinelerin bir hukuk kuralı niteliğinde olmadığını ifade etmiştik. Yine eklenmelidir ki, fiili karinelerin bu özelliklerinden kaynaklı olarak sınırlı bir geçerliliğe sahiptirler.[13]

Fakat yukarıdaki paragraflarda açıklamaya çalıştığımız gibi uygulamada fiili karineler ispat hukuku açısından büyük önem arz etmektedir. Zira Yargıtay uygulamasında kararlılık gösteren ölçüye göre ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunan tarafa aittir. Fiili karinenin yani normal durumun aksini iddia eden davalı ispat külfeti altındadır. Başka bir anlatımla eğer fiili karineye dayanan bir taraf aksine bir kanıt getirilmediği sürece iddiasını ispat etmiş sayılır. Öğretide de bu husus benimsenmiştir.[14] Fiili karinenin tek başına bu şekilde bir ispat gücüne sahip olması eleştirilebilir. Fakat bazen bir vakıanın fiili karinelere dayanılmadan ispatı taraflarca çok müşkül ve imkânsız olmaktadır. Öyle vakıalar olur ki bazen olayı aydınlatmanın tek yolu fiili karineler olmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 07.10.2009 tarih, 2009/9-372 Esas, 2009/416 Karar sayılı kararında ispat güçlüğünün aşılmasının tek yolunun fiili karinelere dayanmak olduğu ifade edilmiştir. "Maddî bir olay niteliği taşımayan niyetin ve saikin, sendikal nedenlerden kaynaklandığını ispat güçlüğü ortadadır. İşverenin dış dünyaya yansıttığı görünüşteki iradesi (geçerli veya haklı nedene dayanarak yaptığı fesih işlemi) ile gerçek iradesi arasındaki perdeyi kaldırmanın ve gerçek iradesine (saikine) ulaşarak buna hukukî sonuçlar bağlamanın tek yolu fiilî karinelerdir. Görüleceği üzere fiili karinelerin ispat hukuku noktasında çok büyük bir işlev gördüğü yadsınamaz. Şimdi Yargıtay’ın fiili karinelere ilişkin tanımlamaları, değerlendirmeleri ve uygulamada fiili karinelere ilişkin örnekleri açıklayacağız.

Yargıtay bir kararında fiili karinelerin ifade ettiği anlamı ve ispat açısından niteliğini şu şekilde anlatmıştır : Olağan bir duruma dayanan tarafın, bu iddiasını kanıtlama yükümlülüğü altında olmadığı, ispat yükünün, normal durumun aksini iddia eden tarafın üzerinde olduğu; başka bir anlatımla, belli olaylardan, belli olmayan bir olay için çıkarılabilen durumlara dayalı fiili karine lehine olan tarafın, ispat yükü altında bulunmadığı, karinenin aksini kanıtlama yükümünün bunu iddia edenin üzerinde olduğu, yargılama hukukunun temel ilkelerindendir.[15]bu kapsamda açık olarak söylenebilir ki, ispatında fiili karinelere yani bilinen olaylara, hayatın olağan akışına dayanan taraf ispat hukuku açısından bir ispat yükümlülüğü altında değildir. Söz konusu hayat tecrübesinin aksinin ispat eden taraf bu durumu ispat etmek zorundadır.

Yargıtay’ın anılan kararındaki vakıa, sigortalının ölmüş olmasına rağmen bankadan çekilen yaşlılık aylığına ilişkin ilgili bankanın fazladan alınan paranın icra takibi yoluyla tahsil istemi akabinde söz konusu haksız alınan paranın itirazın iptali davası açması yoluyla tahsil etmek istemesi hakkındadır. İlgili banka mahkemeye gönderdiği ilgili yazıda “…anılan dönemde şubede ATM bulunmadığı, 18 yılı aşkın süre geçtiği ve belgeler SEKA’ya gönderildiğinden, kimler tarafından işlem yapıldığının tespit edilemediği bilgisine yer verilmiştir.” Görüleceği üzere söz konusu vakıada büyük bir ispat güçlüğü ve imkansızlığı ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda mahkeme bu ispat güçlüğünün aşılması için fiili karinelerden yararlanmıştır. Söz konusu fiili karineyi somut olayda şu şekilde ifade etmiştir: “…Yargıtay içtihatlarında,” Doğal olarak bankamatik kartının hayatta iken sigortalının yanında bulunması, öldükten sonra da birlikte oturan mirasçılarının eline geçmesi asıldır. Bu durumda davada ispat yükünün davalılara ait olduğunun kabulü...” bankamatik kartının hayatta iken sahibinde bulunması ve öldükten sonra da birlikte oturduğu mirasçılarına geçmesi gibi bir hukuk kuralı yoktur. Fakat daha önce yaşanan benzer vakıalarda, tanık olunan yaşam tecrübelerinde sıklıkla bu şekilde cereyan etmiştir. Bahse konu fiili karineyi ortaya çıkarmak için davaya bakan hâkim bu konuda bir değerlendirme yapıp, bankamatik kartının yaşarken sahibinde bulunduğu ve öldükten sonra da mirasçılarına geçeceğinin çıkarsamasını yapar. Yaptığı çıkarsama yaşam tecrübesinin daha önce benzer vakıalarda bu şekilde vuku bulmasından kaynaklanır. Fakat Yargıtay’ın anılan kararı bir bozma kararıdır. Çünkü yukarıda da açıklamaya çalıştığımız üzere, her ne kadar fiili karineye dayanan taraf aksi ispat edilmediği takdirde vakıasını ispat etmiş sayılsa da fiili karineler, hâkimin uyuşmazlığı çözerken yararlandığı bir ispat aracıdır. Fakat bu yararlanmadaki yaşam tecrübesi eğer olaylardan başka bir şey çıkmazsa geçerli olmalıdır.[16] Yargıtay ilk derece mahkemesinin eksik inceleme yaptığına karar vermiştir. Çünkü ilk derece mahkemesi incelemesi gereken başka hususları ve delilleri dikkate almadan karar ortaya koyarken direkt olarak fiili karineyi kullanmıştır. Bu şekilde bir inceleme, eksik incelemedir.

Yine Yargıtay başka bir kararında şu ifadelere yer vermiştir. “…Yargıtay’ın ve Dairenin yerleşmiş uygulamalarına göre, eşlerden birinin kendi anne veya babalarından gelen mallar söz konusu olduğunda; satış gösterilse dahi fiili karine olarak mal değerlendirilmektedir. Bu tasarrufi işlem, hayatın olağan akışına göre, fiili karine olarak bağış kabul edilmektedir. Bu fiili karinenin aksini, yani parasını vererek gerçek anlamda satın alındığını iddia eden eş iddiasını ispatlamakla yükümlüdür. Kabul edilen bu fiili karine, ispat yükümlülüğü altındaki tarafı değiştirmektedir. Anne ya da babadan gelen mala ilişkin tasarrufun bağış değil de gerçek anlamda satış olduğunu iddia eden eş, başta satış bedelinin ödendiğine ilişkin ödeme kayıtları olmak üzere iddiasını güçlü ve inandırıcı delillerle ispatlamalıdır.”[17] Anne ya da babanın çocuklarına yönelik tasarrufi işlemlerinin bağış olarak nitelendirilmesi ve resmi kayıtlarda gösterilen satış işleminin muvazaa niteliğinde olması gibi bir hukuk kuralı bulunmamaktadır. Fakat hayatın olağan akışında, makul ve ortalama zekaya sahip bir şahsın kişisel yaşam tecrübelerinde, anne ya da babanın çocuklarına taşınmazları bağışlaması vakıası sıkça tekrarlanmakta ve satış işleminin muvazaalı yapıldığı görülmektedir. Hâkim de bu fiili karineyi nazara alacak (eşlerden birinin kendi anne veya babalarından gelen mallar söz konusu olduğunda; satış gösterilse dahi bu tasarrufi işlemin hayatın olağan akışına göre, bağış olduğu fiili karinesi) karar verirken söz konusu karineyi çürütecek bir delil olmadığı takdirde fiili karineye dayanan tarafın, vakıasını ispat etmiş olarak kabul edecektir.

YARGI KARARLARINDA FİİLİ KARİNE ÖRNEKLERİ

- “…Eşinden ayrı yaşamak durumunda olan kadının, başka bir yerde kalma olanağı bulunmadığı takdirde baba evine dönmesi ve burasının yerleşim yeri sayılması "hayatın olağan akışına uygun" düşer. Bu fiili karinenin aksinin kabulünü gerektirecek bir delil bulunmamaktadır. “(YHGK, 06.06.2007, 331-332).

-“… ecri misil davalarında davalının uzun süreli kullanımı söz konusu ise, bu kullanıma ses çıkarmayan davacının zımni muvafakatinin var olduğu yönünde “fiili karine” oluşacağı ve bu karinenin aksi davacı tarafından kanıtlanmadıkça, ecri misil talep edilmesinin Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edeceği kabul edilmektedir (Yargıtay Kararı - 1. HD., E. 2015/983 K. 2016/2058 T. 23.2.2016)

- “…Aksine bir anlaşma bulunmadığı takdirde düğünde takılan ziynet eşyalarının kadına ait sayılması gerektiği hususi bir fiili karine olarak kabul edilmektedir. (Yargıtay Kararı- 2. HD., E. 2012/117 K. 2012/24785 T. 16.10.2012)[18]

- “…enflasyonist ortamda yaşayan makul, normal bir kişinin parasını âtıl biçimde elde tutmayacağı, gelir getirici bir yatırıma dönüştüreceği, insan yapısının ve menfaatlerini koruma içgüdüsünün de doğal bir sonucudur.” ( Yargıtay Kararı- 11. HD., E. 2008/6092 K. 2009/10171 T. 06.10.2009)

- “Ticaret siciline kayıtlı olunan yer muamele merkezidir” (Yargıtay Kararı- 23. HD., E. 2015/8644 K. 2016/1219 T. 29.2.2016)

“…Davalı (karşı davacı) Koca’nın, başka bir kadınla aynı bir evde birlikte yaşadığı yapılan soruşturma ve toplanan delillerle gerçekleşmiştir. Bu husus mahkemece de sabit kabul edilmiştir. Kocanın bir başka kadınla cinsel ilişkide bulunduğuna muhakkak nazarıyla bakılmasını gerektiren bir ortamda yaşaması, zinanın varlığına delalet eder.” Yargıtay Kararı- 2. HD., E. 2012/26257 K. 2013/19022 T. 5.7.2013)

“Havale, bir borç ödeme vasıtasıdır. (TBK 555 m.; BK 457 m.) Havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda yasal karine mevcuttur. Bu yasal karinenin tersini, yani havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını ileri süren havale eden, bu iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür.” (HGK 09.06.2004 tarih, 2004/4–362 E.; 2004/347 K.)

Av. Ahmet Alperen ŞAHİN

Denizli Barosu    

KAYNAKLAR

Topaloğlu, B. & Karaman, H. 1973,

Arapça- Türkçe Yeni Kamus, (4. bs.), İstanbul: Ahmet Sait Matbaası.

Devellioğlu, F. 1982,

Osmanlıca – Türkçe Ansiklopedik Lügat, (5.bs) Ankara: Doğuş Matbaası

Yılmaz, E. 1992, Hukuk Sözlüğü, (Genişletilmiş 4. Baskı,) Ankara

Guggenbühl,

Daenzer,

Taşpınar, S. 1996,

Fiili Karinelerin İspat Yükünün Dağılımındaki Rolü. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi

Guggenbühl,

Hausheer/Jaun, Art.

Pekcanıtez, H. & Atalay, O & Özekes, M.

Medeni Usul Hukuku

Kuru, B. 2011,

Medeni Usul Hukuku (11. Baskı)

Kuru, B. 2016,

İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku

Yıldırım, M. 1990,

Medeni Usul Hukukunda Delillerin Değerlendirilmesi

Karakaş, F.

Karine kavramı, kanuni karineler ve Varsayımlar (The Concept of Presumption, Legal Presumptions and Fictions )

Göksu, M. 2011,

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu

Çerçevesinde Senetle İspat Kuralları ve Bunların İstisnaları / Hacettepe Hukuk Fak. Derg., 1(1)

Peksöz, V. 2014,

Hukuk Muhakemesi Kapsamında Karineler ve Faturanın Hukuki Niteliği

Budak & Karaaslan 2018,

Medeni Usul Hukuku (2. Baskı)

https://www.lexpera.com.tr

https://legalbank.net

https://karararama.yargitay.gov.tr/YargitayBilgiBankasiIstemciWeb/

--------------------

[1] Topaloğlu & Karaman, (1973), Arapca - Turkce Yeni Kamus, (4. bs.), İstanbul: Ahmet Sait Matbaası.

[2] Devellioğlu (1982), Osmanlıca – Türkçe Ansiklopedik Lügat, (5.bs) Ankara: Doğuş Matbaası

[3] Yılmaz, (1992, s. 482) Hukuk Sözlüğü, (Genişletilmiş 4. Baskı,) Ankara

[4] Pekcanıtez/Atalay/Ozekes, (s. 436.)

[5] Yıldırım (1990, s. 128) Medeni Usul Hukukunda Delillerin Değerlendirilmesi

[6] Türk Borçlar Kanunu Tasarısı Madde Gerekçeleri

[7] Daenzer, s. 6.

[8] Başözen, s. 159

[9] Taşpınar, (1996) Fiili Karinelerin İspat Yükünün Dağılımındaki Rolü. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi

[10] Taşpınar, (s 533) Fiili Karineler

[11] Guggenbühl, s. 18.

[12] Hausheer/Jaun, Art. 8, 9, 10 ZGB, N. 75. Benzer sekilde: Rosenberg/Schwab/Gottwald, s. 631; Goksu, Art. 8, N. 18; Deschenaux, s. 264; Taspınar (1996), s. 569; Topuz, s. 131 vd.; Pekcanıtez/Atalay/Ozekes, s. 435.

[13] Guggenbühl, s. 17; Daenzer, s. 5.

[14] Kuru, (S. 345 vd.) Medeni Usul Hukuku 11. Bası

[15] Yargıtay 10. H.D. Esas Numarası: 2009/8955 Karar Numarası: 2009/15860 Karar Tarihi: 20.10.2009 https://www.lexpera.com.tr

[16] Guggenbühl, s. 17; Daenzer, s. 5.

[17] 8. HD., E. 2017/11214 K. 2019/2244 T. 5.3.2019

[18] Ayrıca Bkz. Hukuk Genel Kurulunun 05.05.2004 tarihli ve 2004/4-249 E., 2004/247 K.; 04.03.2020 tarihli ve 2017/3-1040 E., 2020/240 K.; 04.11.2020 tarihli ve 2017/3-1512 E., 2020/835 K.; sayılı kararları

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.