banner613

24 Ağustos 2021

YARGITAY KARARLARI EŞİĞİNDE İLAMLARIN İCRASI VE KESİNLEŞME ŞARTI

Özet

Kişilerin, somut olayın durumuna göre bir taşınırın teslimi, bir işin yapılması ya da yapılmaması, çocuk teslimi vs. gibi ifa etmesi gereken para dışındaki borçları da olabilmektedir. Yasa koyucu bu vb. durumları 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanununun “Para ve Teminattan Başka Borçlar Hakkında İlamların İcrası başlıklı 24-31. maddeleri arasında açıkça düzenlenmiştir. Söz konusu madde başlığından da anlaşılacağı üzere para dışındaki başka borçların icra takibine konu olabilmesi için borcun bir ilama bağlı olması gerekmektedir. Uygulamada en çok karşılaşılan sorunlar ise hangi belgelerin ilam niteliğinde olduğu ve kesinleşme şerhi olmadan söz konusu ilamın icra takibi başlatılıp başlatılamayacağıdır. Bu minvalde çalışmada ilam ve ilam niteliğindeki belgelerin icra takibine konu olma hususu teferruatıyla incelenecektir.

Giriş

İlamlı icra takibi para ve teminat alacaklarından başka alacaklar için borçlu aleyhine icra yoluyla takibe başlanabilmesi için alacaklının ilamsız icra takibinden farklı olarak elinde bir belgenin olması gerekmektedir. Bu belge mahkemelerin yargılama neticesinde vermiş oldukları nihai karar ya da icra kanununda ve diğer özel kanunlarda bu belge niteliğinde sayılan belgelerdir. Kural olarak para dışındaki alacaklar için alacaklının elinde bir ilam bulunması lazım gelse de pek tabii para ve teminat alacakları da bir ilâma bağlanmış olabilir. Nihayetinde ilamsız icra takibinde doğrudan icra dairesine başvurup icra takibi başlatılabilirken ilamlı icra takibinde alacaklının evvela mahkemeden ya da kanunda sayılan diğer koşulları gerçekleştirerek bir ilam elde etmesi lazımdır.

Aralarında birçok benzerlik görülmesine rağmen ilamlı icrayı ilamsız icradan ayıran en ehemmiyetli hususlardan biri alacaklının ilam ile icra takibi başlattığında borçlunun ilamlı icra takibine itiraz ederek takibe karşı koyamamasıdır. Dolayısıyla ilamlı icrada alacaklı, ilamsız icraya göre avantajlı durumdadır. Fakat ilamlı icra takibi başlatabilmek için –eğer takip dayanağımız mahkeme ilamı ise- bazı durumlarda sadece mahkeme ilamı yetersiz kalabilmektedir. Bu gibi durumlarda ilamın icraya konu olabilmesi için ilamın, mahkeme tarafından kesinleşmesi de gerekmektedir. Kesinleşmesi gerekmesine rağmen kesinleşmesini beklenmeden başlatılan takip hukuka aykırıdır ve takibin iptali durumu söz konusu olmaktadır. Ayrıca borçlunun söz konusu ilama karşı kanunda öngörülen şartları sağlayarak icrayı bir müddet durdurabilmesi ve neticesinde icranın iadesini sağlaması da mümkündür. Bunun dışında değinmek gerekir ki kanunda ilamlı icra müessesesi detaylı bir şekilde düzenlenmemiştir. Bu sebeple ilamlı icraya ilişkin açıkça düzenlenmeyen durumlarda ilamsız icraya ilişkin hükümler uygun düştüğü ölçüde ilamlı icra için de uygulama alanı bulur.

Çalışma bu doğrultuda üç aşamadan oluşacaktır. İlk aşamada ilam ve ilam niteliğindeki belgeler açıklanacaktır. İkinci aşamada kesinleşme şartı ayrıntılarıyla irdelenecektir. Son aşamada ise ilamlı icralarda söz konusu olan icranın geri bırakılması ve icranın iadesi müesseseleri ele alınıp çalışma nihayete erdirilecektir.

İlamlı

İlamsız icra takibi, para ve teminat alacakları için öngörülmüş bir cebri icra yoludur. Bu cebri icra yolunda alacaklının elinde herhangi bir belgenin, ilamın veya herhangi bir alacağı gösterir ve ispat eder nitelikte bir belgenin bulunması şart değildir. Bu belgelere sahip olmayan alacaklının alacağına kavuşmasının tek yolu ilamsız icra takibi başlatmaktır. Kısacası alacaklı, herhangi bir dayanak sunmaksızın ve herhangi yargı makamına başvurmaksızın doğrudan icra dairesine başvurarak ilamsız icra takibini başlatabilir. Bu yönüyle de ilamlı icra takibinden ayrılmaktadır. Nitekim ilamlı icra için evvela bir yargı ilamı ya da yargı ilamı niteliğinde bir belge bulunması şarttır. Bu minvalde ilamlı icra takibinin dayanağı bir mahkeme ilamı olduğundan dolayı kanun koyucu itiraz yolu öngörmemiştir. Sadece kimi ilamların kesinleşmesinin beklenmesini öngörmüştür veya aşağıda belirteceğimiz üzere gerekli şartlar oluştuğunda icranın ertelenmesi müessesesini öngörmüştür.

İlamlı icra takibi, bir ilam ya da ilam niteliğinde belgeye dayanan alacaklar için başvurulabilecek cebrî bir icra yoludur. Yasa koyucu ilamların konularının farklılığı sebebiyle para ve teminat alacaklarının ilamların icrası ve para-teminat alacağı dışındaki ilamların icrası için ayrı hükümler koymuştur. Bu noktada şunu belirtmek gerekir ki, konusu para olmayan alacakların bir ilama bağlı olması zaruridir[1]. Ayrıca ilama dayalı bir alacak, ilamsız takibe konu olamayacaktır. Bu konuda Yargıtay 4. 8. 12. ve 13. Hukuk Daireleri arasında süregelen bir uyuşmazlık vardı. Nihayetinde Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu bu uyuşmazlığı kesin bir karara bağlamıştır. 30130 sayılı Resmi gazetede yayımlanan 2017/2 Esas, 2017/3 Karar, 21.07.2017 tarihli Genel kurul kararına göre kurul “ilamlı takiplerin ilamsız takiplere konu edilmesinin icra hukukuna ve yargılama tekniğine uygun düşmediği, bu yola başvurmakla alacaklının hukuki yararının bulunmadığı, bu yola başvurarak borçlunun yükünün ağırlaştırıldığı nihayetinde taraflar arasındaki dengenin bozulduğu” sonucuna vararak ilamlı alacakların ilamsız takibe konu olamayacağına hükmetmiştir[2].

İlam, herhangi yargılama sonucunda mahkeme kararının yazılarak taraflara verilen, imzalı ve mühürlü resmi belgedir. Her bir yazılı edayı ifa hükmü içeren mahkeme kararı ilamdır. Bu husus 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunumuzun 301. maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Söz konusu maddeye göre “taraflardan her birine verilen hüküm nüshasına” ilam denilmektedir. Maddeye göre hükmün ilam niteliğine haiz olabilmesi için ilamın kararı veren hâkim ve zabıt kâtibi tarafından imzalanması ve mahkemenin mührü ile mühürlenmesi gerekmektedir. İlamın esasını hüküm kısmı oluşturmaktadır. Söz konusu hükmün muhtevası taraflarca aynen ifa edilmesi zaruridir. Nitekim ilamların icra takibine konu edilecek kısmı da hüküm bölümüdür. Yargıtay’ın kararları da bu minvaldedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 08.10.1997 Tarih ve 1997/12-517 Esas, 1997/776 Karar sayılı kararında “ilamların infaz edilecek kısmı hüküm bölümüdür. Diğer bir anlatımla, hükmün içeriğinin aynen infazı zorunludur” diyerek, hüküm dışındaki bentlerde yer alan hususlara dayanılarak ilamlı icra takibinin yapılamayacağına hükmetmiştir. Yani ilamın gerekçesinde veya diğer bölümlerinde belirtilse dahi hüküm bölümünde yer almayan bir tutara binaen ilamlı icra takibi başlatılamaz.

Hüküm bölümünde belirtilen tutarlar için ayrı ayrı ilamlı icra takibi yapılması da mümkün değildir. Her bir alacak kaleminin bulunduğu tek bir takip yapılmalıdır. Örneğin taraflardan biri lehine hükmedilen vekâlet ücreti için ayrı yargılama gideri için ayrı bir takip başlatılması hukuken mümkün değildir. Yargıtay’ın görüşü de bu minvaldedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bir kararında “Kötü niyetli olmasa da alacaklı tarafından yasadaki boşluktan yararlanılarak bir ilamdaki haklar için ayrı ayrı takip başlatılarak sebepsiz zenginleşmeye neden olacak şekilde fazladan avukatlık ücreti talep edilmesin…” hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirmiş ve bu durumun hukuk düzeni tarafından korunamayacağına hükmetmiştir[3].

Nihai olarak bir mahkeme kararının ilamlı icra takibine konu olabilmesi için eda hükmünü barındırması gerekmektedir. Aksi takdirde söz konusu karar, ilamlı icra takibinin konusu olamaz. Peki, hangi kararlar ilam niteliğindedir? Bu soru uygulamada özellikle avukatların çokça karşısına çıkmaktadır. Madde madde sıralayacak olursak;

- Sulh hukuk, asliye hukuk ve asliye ticaret mahkemeleri ile özel mahkemelerden (kadastro, iş mahkemeleri vb.) alınmış (eda hükmü içeren) nihai kararlar,

- Ceza mahkemelerinin ilamlarının tazminata veya yargılama giderlerine ilişkin hüküm fıkrası, (CMUK Md. 324)

- Sayıştay ilamları, (6085 sayılı Sayıştay Kanunu m. 50/II-e)

- Tam yargı davalarında verilen idari yargı mercilerinin ilamları (İYUK Md. 28 vd.)

- Tenfizine karar verilen yabancı mahkeme ilamları, (MÖHUK Md. 57)

- Yargıtay’ın ilk ve son derece mahkemesi olarak bakıp sonuçlandırdığı davalar, (Yargıtay Kanunu Md. 13 vd.)[4]

Son olarak tüm davalarda hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderleri ilamlı icra hükümlerine göre icra edilmektedir. Bu noktada irdelenmesi gereken husus kesinleşme şartı olsa dahi ilk derece mahkemesinin verdiği kararda belirtilen vekâlet ücretinin karar kesinleşmeden icra takibi yapılıp yapılamayacağıdır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bir kararında “ilamın yargılama gideri ve tazminata ilişkin bölümleri, davanın kabulü ya da reddine ilişkin bölümü ile bir bütündür. Bu kalemlerin kesinleşmesi ve infazı ancak bir bütün olarak ilamın kesinleşmiş olmasına bağlıdır. Dolayısıyla, ilamın esas hakkındaki hükmü kesinleşmeden vekâlet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin hüküm bölümünün” ayrıca infaz ve icra takibine konu edilemeyeceğine hükmetmiştir[5]. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi ise idari yargının vermiş olduğu bir ilamdaki vekâlet ücretinin icraya verilmesine ilişkin bir kararında “…idare mahkemesinde verilen ilamların kesinleşmeden icra takibi başlatılamayacağına ilişkin yasal bir düzenleme bulunmadığından yargılama gideri ve vekâlet ücretinin takibe konu olması için…” kesinleşme şartının gerek olmadığına hükmetmiştir[6].

İlam Niteliğindeki Belgeler

Hukukumuzda genel olarak icraya konu edilebilir belge kavramı, “ilam” ya da “ilam vasfındaki belge” olarak adlandırılmaktadır. Nitekim kanun mahkeme ilamlarının yanında bazı belgelere dayanarak da ilamlı icra takibi yapılmasını hukuken mümkün kılmıştır. Bu belgelerin İcra İflas Kanunun 38 vd. maddelerinde düzenlenmiş olanlar ve özel kanunlarda düzenlenmiş olanlar olmak üzere iki gruba ayırarak incelemek daha doğru olacaktır.

*İcra ve İflas Kanunu’nun 38. maddesinde adı geçen ilam niteliğindeki belgeler şunlardır;

- Mahkeme huzurunda yapılan sulhlar (HMK Md. 313-315) ve kabuller, (HMK Md. 307 vd.)

- Kayıtsız ve şartsız para borcunu ikrar eden re’sen tanzim edilen noter senetleri,

- İstinaf ve temyiz kefaletnameleri, (HMK Md 350,367)

- İcra kefaletnameleri.

Ayrıca İcra İflas Kanununun 149 ve 150. Maddelerindeki şartlar oluştuğu takdirde ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takip yapılması da mümkündür. Nitekim İİK 149’da yasa koyucu kayıtsız şartsız belirli bir para borcu ikrarını içeren bir belgeyi ilam niteliğinde saymıştır. Böyle bir durumda ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takip yapılabilmektedir. Bu konuda Yargıtay “akit tablosu kayıtsız şartsız bir borç ikrarını taşıdığı ve alacağı muaccel olduğu anlaşılırsa” borçlulara icra emri gönderileceğine hükmetmiştir[7].

“Aynı kanunun 150. maddesine göre kredi kurumunun krediyi kullanan borçluya cari hesabın kesilmesine ilişkin hesap özetinin veya gayri nakdi kredinin ödenmiş olması sebebiyle tazmin talebinin veya borcun ödenmesine ilişkin ihtarın, noter aracılığıyla borçlunun kredi sözleşmesinde yazılı veya ipotek akit tablosunda gösterilen adresine gönderilerek borçluya tebliğ edildiğini veya 68/b maddesi uyarınca tebliğ edilmiş sayıldığını gösteren noterden tasdikli bir örneğini icra dairesine ibraz ederse, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takip yapabilir[8].” Nitekim Yargıtay’ın bir kararında sadece bankaların bu maddeye dayanarak ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takip yapabilmesini hukuken mümkün görmüştür[9].

Yargıtay 150. Madde uyarınca borçluya icra emri gönderilmesi gerektiğine ve buna itiraza dair bir kararında; “takip dayanağı ipotek, borçlu M.D.’e açılmış ve açılacak her türlü krediler, doğmuş ve doğacak her türlü borçların teminatını teşkil etmek üzere tesis edilmiştir. Alacaklı banka icra takibinden önce, borçluya… Noterliğinin 27.03.2007 tarihli ihtarname ve hesap özetlerini göndermiştir. Bu durum karşısında alacaklı İİK’ nın 150/ı hükmü uyarınca ilamlı icra takibine geçmiş ve icra müdürlüğünce örnek(6) icra emri düzenlenmiştir. Bu hususta İcra emrine karşı itiraz hakkında İİK’ nun 149/a maddesi gereğince ilamların icrasına ilişkin 33. Madde hükümlerinin uygulanması gerektiğinden aynı yasanın 34. Maddesi uyarınca ilam niteliğindeki bu belge için her icra dairesinde bu takip yapılabileceğine” hükmetmiştir[10].

Açıklamaya çalıştığımız tüm bu belgelerin tamamı -kanunda öngörülen şartlar oluştuğu takdirde- İlam niteliğindedir ve herhangi bir mahkeme kararına gerek olmaksızın doğrudan icra takibine konu olabilmektedir.

* Özel Kanunlarda Düzenlenen İlam Niteliğinde Belgeler

İcra İflas kanununda sayılanlar dışında bazı özel kanunlarda kimi belgeler ilam niteliğinde sayılmıştır. Yasa koyucu tarafından bu tarz bir özel düzenleme yapmaktaki esas amacı, alacaklıların, ilamların icrası için belirlenen hukukî müesseseden istifade ederek alacağına daha pratik bir yoldan ulaşmasını sağlamaktır[11]. Özel kanunlarda düzenlenen ilam niteliğindeki belgeleri şu şekilde sıralamak mümkündür;

- Avukatlar hakkında verilen para cezasına ve giderlere ilişkin, (116 Sayılı Kanun Mad. 162 vd.)

- Avukatlar tarafından düzenlenen uzlaştırma tutanakları, (4667 sayılı Kanunun 23. maddesi ile eklenen 35/A Mad.)

- Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun yıllık aidat ve katılım payı ile ilgili kararları (5362 Sayılı Kanun Mad. 61)

- Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na göre düzenlenen anlaşma belgesi (6125 Sayılı Kanun Mad. 18/II)

- Mühendis ve mimar odalarının verdiği aidat ve para cezalarına ilişkin kararlar (6235 Sayılı Kanun Mad. 30)

- Tahkim Kanunu gereği, hakemler tarafından verilen kararlar (3533 Sayılı Kanun Mad. 7)

- Hakem ile yabancı hakem kararları (HMK Md. 439)

- Tüketici Hakem Heyeti Kararları (6502 Sayılı Kanun Mad. 70/1)

- Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre düzenlenen uzlaşma belgesi (5271 Sayılı Kanun Mad. 253/19)

- Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği İle Odalar ve Borsalar Kanunu’nun kayıt ücretleri, yıllık aidat, munzam aidat, navlun hâsılatından alınacak oda payları ve Birlik aidatı ile borsa tescil ücreti ve bunlara ait kesinleşen gecikme zamları ile para cezalarının tahsiline ilişkin olarak oda, borsa ve Birlik Yönetim Kurulunca verilen kararlar, (5174 Sayılı Kanun Mad. 77 Vd.)

- Kooperatiflerin kredi ile ilgili alacak senetleri, kâğıtları ve her türlü taahhütname ve sözleşmeler ortağın oturduğu veya kooperatifin bulunduğu köy veya mahalle ihtiyar heyetleri tarafından parasız olarak tasdik olunan senet ve belgeler, (1581 Sayılı Kanunu Mad. 12 vd.)

Görülmektedir ki özel kanunlarda düzenlenen ilam niteliğine haiz belgeler genellikle oda ya da meslek kuruluşlarının aidat, para cezası gibi para alacaklarına ilişkin kararlarıdır. İlam niteliğindeki bu vb. belgeler, para alacaklarına ilişkin ilamlı icra takibi kapsamında icraya konu olabilecektir[12]. Pek tabii her ne kadar ilam niteliğindeki belgeler, ilam gibi icraya konu olabilse de ilam ile arasında temel farklılıklar bulunmaktadır. Farkları sıralayacak olursak;

- Hiç şüphesiz ikisi arasındaki en temel fark, yargı ilamlarının ilam niteliğindeki belgelere göre maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmesidir. Nitekim ilam niteliğindeki belgeler her ne kadar ilamlı icra takibine konu olsa da maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmemektedir[13]. Dolayısıyla ilam niteliğinde belgeler aleyhine ilgili mahkemelerde menfi tespit davası açılması da hukuken mümkündür. Bu konuda bir uyuşmazlıkta davacının, davalı tarım kredi kooperatifinin başlattığı ilamlı icra takibine esas senette imzanın kendisine ait olmadığı iddiasına dayalı menfi tespit istemine ilişkindir. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi Kararında “Açılan iş bu dava, icra mahkemelerinin sınırlı inceleme yetkisi kapsamında olmayıp, genel mahkemede açılan menfi tespit davası olduğundan, dava tarihinde davacının dava açmakta haklı olup olmadığı hususları tartışılarak, gerekirse imza incelemesi yaptırılarak oluşacak uygun sonuç dairesinde vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin hangi tarafa yükleneceğinin belirlenmesi” gerektiğine hükmetmiştir[14]. Yüksek mahkeme söz konusu kararda, menfi tespit davasının haklılığını kabul etmiştir.

- İlamlar ile ilam niteliğinde belgeler arasındaki bir diğer önemli fark ise bazı belgelerin ilam niteliğine haiz olabilmesi için belgeye konu olan meblağın belirli miktarın üzerinde olmasının gerekmesidir. Bu husus uygulamada en çok tüketici hakem heyeti kararlarında karşımıza çıkmaktadır. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunu’na göre heyet kararlarının ilam niteliğinde olabilmesi için uyuşmazlığın 3.000 (üç bin) TL’nin üzerinde olmaması gerekmektedir[15]. Aynı şekilde 5957 sayılı Kanun gereği hakem heyetleri tarafından verilen kararların 50.000 (elli bin) altında olması gerekmektedir[16].

Görülmektedir ki ilamlı icra takibi özel kanunlarda düzenlenen ilam niteliğinde belgeler dışında sadece yargı kararları bağlamında ele alındığında ilamlı icra takibi sınırlı dar bir kapsamda kalacaktır. Hiç şüphesiz belli bir raddeden sonra hem zaman hem işleyiş hem de alacağa kavuşma noktasında birtakım sıkıntılar vaki olacaktır. Bu sebeple biz kanun koyucunun ilam özel hükümlerde gerekli şartlar oluştuğunda kimi belgeleri ilam niteliğinde saymasını icra takibinin dayanaklarını önemli ölçüde artırması ve borçluya karşı birden fazla belgeye dayanarak ilamlı icra takibi yapılabilmesinin önünü açması bakımından doğru bir tercih olarak görüyoruz.

İlamların Kesinleşme Şartı

Kesinleşme şerhi mahkeme ilamı aleyhine hiçbir kanun yolunun kalmamış olması yani tüketilmiş olmasıdır. Bir başka ifadeyle istinaf ya da temyiz edilmemiş karar temyiz süresi geçene kadar kesinleşmemiştir. Bu şerh, ilamın kesinleştiğini belirtir nitelikte kararın altına not düşülerek yazılmaktadır. Ayrıca şerhin mahkeme başkanı veya hâkimi tarafından imzalı ve mühürlü olması gerekmektedir. Pek tabii kesinleşme hususu sadece ilamda söz konusudur. İlam niteliğindeki bir belgede şerh hususu yoktur.

Kural olarak alacaklının ilamı doğrudan icra takibine başvurabilir. Yani kesinleşme şerhine gerek yoktur. Yani karara ilamın istinaf/temyiz edilmiş olması başlatılan icra takibini durdurmayacaktır. Kural bu olmakla beraber bazı yargı ilamlarının icraya konu olabilmesi için mutlak kesinleşmiş olması gerekmektedir[17]. Kanunda istisnai olarak sayılan kesinleşmeden icra takibine konu olamayacak ilamları şu şekilde sıralamak yerinde olacaktır;

- Taşınmaz mallara ilişkin ayni haklardan kaynaklanan uyuşmazlıklar, (HMK m. 443 vd.)

Taşınmaz mallar üzerindeki İstihkak davası (TMK m.683), önalım davası (TMK 734), tescil davası (TMK m.713), yolsuz tescilin silinmesi veya düzeltilmesi davası (TMK m.1025) gibi ayni haklardan doğan davalar ve bu davaların neticesinde verilen hükümlere ilişkin icra takibi hüküm kesinleşmeden başlatılamamaktadır[18]. Yargıtay da bu dava türleri bakımından kesinleşme şartı arayarak bu minvalde karar vermiştir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi bir kararında “İlamın, tapu sicilinde değişiklik yaratacak mahiyette ve taşınmazın aynına ilişkin olup, kesinleşmeden takibe konu edilemeyeceği, alacaklı vekili, ilamın takip tarihinde kesinleşmiş olduğunu iddia etmediği gibi, esasen ilamın kesinleşmeden takibe konulabileceği yönünde beyanda bulunduğundan,” bahisle kesinleşmemiş ilama dayalı olarak başlatılan takibin iptaline karar vermiştir[19]. Ayrıca kamulaştırmasız el atma/ hukuki el atma davalarına konu olduğu mahkeme ilamlarının da icra takibine konu olması için kesinleşme şartı aranmıştır. Bu husus kamulaştırma kanununun ek. Maddesinde açıkça hükme bağlanmıştır.

- Aile ve şahsın hukukuna ilişkin hükümler, (HMK m. 443)

Aile Hukuku’ndan kaynaklanan boşanma (TMK Mad. 166 vd.), babalık davası (TMK Mad. 303 vd.), çocuk teslimi (İİK Mad.25 vd.) veya çocukla şahsî ilişki kurulmasına (İİK Mad. 25/a) uyuşmazlıklarda verilen kararların ilamlı icra takibine konu olabilmesi için mutlak kesinleşmesi gerekmektedir[20]. Belirtmek gerekir ki aile hukuku kapsamında görülen -özellikle boşanma- davalar neticesinde hükmedilen tazminatlar da icra takibine konu olması için asıl davada verilen hükmün mutlak kesinleşmesine bağlıdır. Bu hususta Yargıtay 12. Hukuk Dairesi bir kararında “Boşanma hükmü kesinleşmiş ise, eklentilerin (yoksulluk nafakası, iştirak nafakası, maddi ve manevi tazminat vs.) infaz edilmesi için kararın, eklentiler yönünden de kesinleşmesini..” gerekmeyeceğine hükmederek sayılan alacak kalemlerinin icrasının asıl davaya bağlı olduğuna hükmetmiştir[21]. Fakat ifade etmek gerekir ki boşanma hükmü kesinleşirse iştirak ve yoksulluk nafakalarının icrası için kesinleşmesi beklenmez. Bu konuda Hukuk Genel Kurulu “…Boşanma ilamı daha önce kesinleşmiş ise, iştirak-yoksulluk nafakası, tazminat, vekalet ücreti ve yargılama gideri isteklerinin takibe konulabilmesi için nitelikleri gözetildiğinde..” kesinleşmelerine gerek olmadığına hükmetmiştir[22].

Boşanma dava süreci için uygulamada çok karşılaşılan Tedbir Nafakasına da ayrıca değinmek yerinde olacaktır. Nitekim uygulamada ara kararla hükmedilen tedbir nafakası için ilamlı icra yoluna başvurmayı deneyen birçok kişi vardır. Oysaki bu metot yanlıştır. Ara kararla verilen tedbir nafakası ancak ilamsız takibe konu olabilir. Çünkü bu karar ne bir ilamdır ne de ilam niteliğine haiz bir belgedir. Bu husus Yüksek Mahkeme kararlarıyla da açıkça sabittir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi kararında da görüleceği üzere “Tedbir nafakasına ilişkin ara karar ilam olmadığı gibi, İİK'nun 38. maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden de değildir. Dolayısıyla ilamların icrası hakkındaki hükümlere tabi olmadığından..” söz konusu ara kararın ilamlı icra takibinin konusu olamayacağına hükmetmiştir[23].

- Yabancı mahkeme ilamlarının tenfiz kararının temyiz edilmesi, (MÖHUK Mad. 57/)

Türkiye dışında bir hukuki ilişkiden kaynaklanan uyuşmazlığa ilişkin yapılan yargılama sonucunda verilen kararın Türkiye'de etki kazanması veya icra takibine konu olabilmesi için mahkeme kararının tanınması/tenfiz edilmesi gerekmektedir. Tanıma, bir mahkeme ilamının Türkiye'de kesin hüküm ve kesin delil etkisini kazanması için yapılan bir yargılama iken tenfiz, yargılaması yabancı mahkeme ilamının bu etkilere ek olarak icra kabiliyetini de kazanması için yapılmaktadır. Tenfiz edilen bir yabancı mahkeme ilamı kesin hüküm ve kesin delil etkilerini de taşımakla birlikte icra takibine de konu olabilmektedir. Tenfizine karar verilen yabancı hakem kararının temyiz edilmesi neticesinde, söz konusu temyiz incelemesi sonuçlanıncaya kadar icra edilemez. Eğer söz konusu tenfiz kararı icraya konulmuşsa, temyiz incelemesi sonuna kadar icra takip işlemleri durur[24].

- Sayıştay ilamları, (Sayıştay Kanunu Mad. 53)

Sayıştay ilamları Sayıştay kanunun 52. Maddesinde yer alan şartlar yerine getirilip kesinleştirildikten sonra 53. Maddeye göre söz konusu ilamların kesinleştikten sonra doksan gün içerisinde yerine getirilmesi gerekmektedir. İlamlarda belirtilen tazmin miktarları ise İcra hukukuna göre tahsil olunmaktadır. Yargıtay’ın kararları da bu doğrultudadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/8-1855 Esas, 2017/1724 Karar, 13.12.2017 tarihli bir kararında “eda hükmü içeren ve kesinleşen Sayıştay ilamlarının” ilamlı icra takibi yoluyla tahsil edileceğine hükmetmiştir.

- Ceza ilamlarının yargılama giderleri ve vekâlet ücretine ilişkin alacaklar, (CGTİHK Mad.4)

Ceza mahkemelerinin hüküm fıkrasındaki alacak kalemleri icra iflas hukukunda belirlenen esaslara göre icra edilmektedir. Fakat kural olarak ceza mahkemeleri kapsamında verilen kararlar kesinleşmedikçe icra edilemeyeceğinden dolayı bu kararlara bağlı olarak hükmedilen tazminat, yargılama giderleri ve vekâlet ücretine ilişkin hüküm kısmı da kesinleşmeden ilamlı icra takibine konu olamayacaktır. Yüksek mahkeme de bu minvalde karar vermektedir. Yargıtay bir kararında; “Ceza Mahkemelerinin, tazminata ve yargılama giderlerine ilişkin hükümlerinin ilamlı icra takibine konu edilebileceği, 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 4. maddesi uyarınca mahkûmiyet hükümlerinin kesinleşmedikçe infaz olunamayacağından, mahkûmiyet kararının eklentisi olarak hükmolunan tazminat, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin de hüküm kesinleşmedikçe asla tabi olarak infazının istenemeyeceğine” hükmetmiştir[25].

Bu noktada belirtmek gerekir ki, haksız tutuklamaya ilişkin tazminat ilamının icrası için ilamın kesinleşmesine gerek yoktur. Yargıtay bir kararında “…yukarda anılan ilamının konusu ceza mahkûmiyeti içermeyen, haksız tutuklama nedenine dayalı olarak tesis edilen tazminata dair olup, takibe konulabilmesi için kesinleşmesine gerek bulunmamaktadır.” şeklinde hükmetmiştir. Dolayısıyla haksız tutuklama neticesinde ortaya çıkan tazminatın icraya konu olması için kesinleşmesine gerek yoktur[26].

- Kira bedelinin tespiti davası sonunca verilen ilamlar,

Aslında bu başlık icra iflas kanununda veya başka bir özel kanunda düzenlenmiş bir başlık değildir. Bu husus evvela Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu Kararına konu olmuştur. Kararda; “kira farkının mahkemede dava edilebilir veya icrada takip edilebilir hale gelmesi için, miktarının kesin olarak belli olması gerekir. Bu belirlilik ise ancak tespite ilişkin kararın kesinleşmesi ile oluşabilir. Ve kiracının edayı yerine getirme borcu da ancak o zaman gelmiş sayılabilir.” Denilerek kira bedelinin tespitinde kiracının ilamdaki edayı ifa etmesi için ilamın kesinleşmesini şart koşmuştur[27]. Bu içtihadın ardından kira tespitine ilişkin bütün Yargıtay kararları bu yönde olmuştur. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi bir kararında “Takibe dayanak yapılan ‘kira bedelinin tespiti’ ilamının kesinleşmesi halinde yargılama giderleri ve vekâlet ücreti kalemlerinin istenebileceğini” açıkça ifade edip hükme bağlamıştır[28].

Yukarıda izah etmeye çalıştığımız kesinleşmeden icra takibi yapılamayacak olan ilamlar, kesinleşmeden icra takibi yapılır ve bu minvalde borçluya icra emri tebliğ edilirse borçlu, İİK 116 gereğince kamu düzenine aykırılıktan süresiz bir şekilde icra mahkemesine şikâyette bulunup takibi iptal ettirebilir. Nitekim bu husus Yüksek Mahkeme kararlarıyla da sabittir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi bir kararında “borçlunun ilamın kesinleşmeden infaz edilemeyeceğine dair itirazını mercie (icra mahkemesine) yapması gerekmesine, bu cihetin kamu düzeni ile ilgili olup süreye bağlı olmaksızın takip borçlusunun ilgili mercie (icra mahkemesine)..” itiraz edebileceğine hükmetmiştir[29]. Yargıtay’ın bu konuda şikâyetin süreye tabi olması gerektiğine dair farklı görüşleri de olsa biz de şikâyet hususunun Kamu Düzeni ile ilişik olduğundan bahisle süresiz olması yerinde bir kanaattir.

İcranın Durdurulması(Geri Bırakılması) ve İcranın İadesi

İlamlı icra takibine kural olarak herhangi itirazda bulunup takibi durdurmak hukuken mümkün değildir. Çünkü ilamlı icrada takibin konusu ilam ya da ilam niteliğinde belgeye dayandığından korunan menfaat alacaklının menfaatidir. Lakin belirli sebeplerin varlığı hâlinde ilgili merciin (temyiz/istinaf mercii) kararıyla takip kanunda öngörülen süre boyunca geri bırakılarak işlemlerin devam edilmesine engel olunabilir[30].

İcranın geri bırakılması müessesesi İİK’da borcun zamanaşımına uğradığı, borcun imhal veya itfa olduğu ya da takibe konu olan ilamın tehir-i icra talepli olarak istinaf/temyiz edilmesi sebeplerinden ötürü farklı düzenlenmiştir. Zamanaşımı, imhal ve itfa 33. Maddede, tehir-i icra talepli istinaf/temyiz gerekçesiyle icranın ertelenmesi de 36. Maddede açıkça düzenlenmiştir. Buna kapsamda borçlu, ilama bağlı borcu hükmün verildiği tarihten önce ya da sonra itfa veya imhal edilmişse ya da herhangi bir sebepten ötürü zamanaşımına uğramışsa İİK m. 33 çerçevesinde icra mahkemesinden icranın geri bırakılmasını talep edebilecektir[31]. Nitekim borçlu, İİK 33’te sayılan şartları usulüne uygun biçimde ispat etmişse, icra mahkemesi icranın geri bırakılmasına karar vermek zorundadır. İcra takibi bu kararla durur. Kararın kesinleşmesinden sonra; icranın geri bırakılma nedeni imhal ise takip ertelenir, itfa veya zamanaşımı ise takip iptal edilir[32].

İcra takibinin durdurulmasını kanun koyucu, istinaf/temyiz yoluna başvuran ve yaptığı kanun yolu başvurusu neticeleninceye kadar ilamın icrasını durdurmak isteyen borçluya belli bir teminat karşılığında duruma göre istinaf ya da temyiz aracılığıyla icranın durdurulmasına ilişkin karar alma ve bu kararla takibi durdurma imkânı tanımıştır. Buna göre borçlu takibe konu ilamı istinaf/temyiz ettiğine dair bir derkenar alır. Bu derkenar ile ilgili icra müdürlüğüne belli bir teminat yatırarak mehil vesikası[33] alır. Mehil vesikasının alınmasının akabinde icranın geri bırakılması talebine ilgili İstinaf ya da Yargıtay mahkemesince karar verilene kadar icra dosyası duracaktır. Yani tıpkı ilamsız takiplere yapılan itirazda olduğu gibi takibe konu olan ilam üst derece mahkemeleri tarafından incelenip neticelenene kadar alacaklı takip üzerinde herhangi bir icra işlemi yapamayacaktır[34].

İstinaf ya da Temyiz mercii inceleme neticesinde ilk derece mahkemesinin kararını kaldırır ya da bozarsa icra işlemleri olduğu yerde duracaktır. Karar sadece icrayı durduracaktır. Karardan önce yapılan takip işlemlerine herhangi bir etkisi olmayacaktır dolayısıyla bu icranın eski hale iadesi mümkün değildir. İcranın iadesi için istinaf ya da temyiz merciinde verilen hükmün kesinleşmesi gerekmektedir. Böylece borçlunun hiç veya ilk derece mahkemesinin verdiği ilamdaki kadar borcu olmadığı tespit edilmiş olur. Netice olarak, borçlu icra dairesine yatırdığı teminat bedelinin tamamını daireden geri alabilir. Pek tabii üst derece mahkemesi tehir-i icra kararını reddetmişte olabilir. Bu durumda hem kanun yolu hem de ilamlı icra takibi verecektir. Fakat kanun yolunun neticesinde yine borçlunun borçlu olmadığı tespit edilmiş olursa takip işlemleri sırasında alacaklı ödenmiş ücretler İİK madde 40 vd. uyarınca duruma göre tamamen veya kısmen alacaklıdan alınır borçluya iade edilir. İfade etmek gerekir ki icranın iadesine ilişkin yeniden bir mahkeme kararına gerek yoktur[35]. Yargıtay’a göre İİK 40. Maddeye rağmen borçlunun sebepsiz zenginleşme davası açması da mümkündür. Bu konuda Yargıtay 3. Hukuk Dairesi Hukuk Genel Kurulunun Esas 3/12, Karar 12 05.10.1960 tarihli kararına da atıfta bulunarak “Bu maddenin(İİK 40) hükmü haksız yere para ödemiş olanların geri alma haklarını kolayca kullanabilmelerini sağlamak üzere konulmuştur. Bu maddenin verdiği hakkın, sebepsiz mal edinme esasları gereğince mahkemeye başvurularak kullanılması da mümkündür.” diyerek söz konusu maddenin sebepsiz zenginleşme davasının açılmasına engel teşkil etmeyeceğine hükmetmiştir[36].

Netice

Netice olarak ilamlı icra takibi, icra iflas hukukunda esas takip yoludur. Alacaklı yargı mekanizmaları aracılığıyla elde edilen hükümleri ifa etmeyen borçluya karşı icra dairesinden, yargının verdiği ilamın yerine getirilmesini talep eder. İlamlı icrada esas olarak korunan menfaat alacaklının alacağıdır. Nitekim ilamlı icra takip yolu hem zaman açısından hem de alacaklının alacağına kısa sürede kavuşması açısından önemli bir hukuki müessesedir. Çünkü ilamlı icrada borçluya belirli şartlar dâhilinde icranın geri bırakılması hususu hariç takibe herhangi bir itiraz ya da takibi erteleme gibi bir hakkı bulunmamaktadır. Bu bakımdan ilamsız icra yolundan ayrılmaktadır. Çalışmada izah etmeye çalıştığımız üzere her yargı kararı ilam niteliğindedir. Bunun yanında hem icra kanunumuzun hem de diğer özel kanunlarımızın öngördüğü bazı belgeler gerekli şartlar vuku bulduğu takdirde ilam niteliğine haiz olmaktadır. Bu belgeleri takibe konu yapmadan önce alacaklının söz konusu belgeyi dikkatle irdelemesi gerekmektedir.

Pek tabii her yargı kararı doğrudan ilamlı icra takibine konu olamamaktadır. Kimi yargı kararlarının mutlak manada kesinleşmesi gerekmektedir. Bu noktada da korunan menfaat her iki taraftır. İcra takibine konu olabilmesi için kesinleşme şartı aranan ilamlara baktığımızda uyuşmazlığa konu olan husus ya şahsa sıkı sıkıya bağlı bir haktır ya da kişilere mutlak yetki veren ayni haklardır. Bu nedenle kesinleşme şartı olan bir ilamın kesinleşmeden icraya konulması talebi usulen ret sebebidir. Aksi her iki taraf adına da olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle uygulamada herhangi bir aksaklık olmaması adına izah etmeye çalıştığımız üzere yargı ilamlarının kesinleşme şartı olup olmadığına ve hangi belgelerin ilam niteliğine haiz olduğuna takip başlatılmadan evvel mutlaka dikkat edilmelidir.

Stj. Av. Abdulkadir TOK

KAYNAKÇA

Pekcanıtez Hakan, Atalay Oğuz, Özkan Meral Sungurtekin, Özekes Muhammet, İcra ve İflas Hukuku, Ankara: Yetkin Yayınları, 2020.
Pekcanıtez Hakan, Özekes Muhammet, İcra ve İflas Hukuku Pratik Çalışmalar, Ankara: Yetkin Yayınevi, 2020.
Kuru Baki, İcra ve İflas Hukuku; Ders Kitabı, İstanbul: Yetkin Yayıncılık, 2021.
Kuru Baki, İcra ve İflas Hukuku; El Kitabı, Ankara: Adalet Yayınevi, 2013.
Ercan, İsmail, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2021
Muşul, Timuçin, İcra ve İflas Hukuku, Ankara: Adalet Yayınları, 2013.
Muşul, Timuçin, İcra ve İflas Hukuku Esasları, Ankara: Adalet Yayınları, 2017.
Özcan, Hasan, İlamların İcrası, İstanbul: Legal Yayıncılık, 2013
Mavzer, Tahsin, İlamlı İcrada İcranın Durdurulması (İcranın Geri Bırakılması – İİK m. 36), Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2021
Yenipınar, Filiz Berberoğlu, İcra Takibi, Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2021
Tutumlu, M. Akif; Tüketici Sorunları Hakem Heyetlerinin Yapısı, İşleyişi Sorunları ve Çözüm Önerileri, Ankara 2006.
Özbek, Mustafa Serdar, Yeni İcra Ve İflas Kanunu için Öneriler Işığında İlamlı İcrada İcranın Ertelenmesi, Türkiye Noterler Birliği Hukuk Dergisi. S.1, 2018
Özbek, Mustafa Serdar Özbek, Kesinleşmeden İcra Edilemeyecek İlamların Kesinleşmeden Önce İcraya Konulması, Beyken Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 2 Sayı: 1, Ocak 2016
Tıktık, Çiğdem, Bir İşin Yapılmasına veya Yapılmamasına İlişkin İlamların İcrası, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 16, Özel Sayı 2014
Uyar Talih, İlama Aykırı Yapılan İcra Takiplerinin İptali, Ankara Barosu Dergisi, Sayı-2, 2014
Seyhan, Aybike, Ana Hatlarıyla Paradan Başka Borçları Havî İlamların İcrası, International Journal of Social Inquiry, Cilt 11 Sayı 2, 2018
Köle, Mehmet, Para Alacaklarına İlişkin İlamlı İcra Takibinde İcra Mahkemesince İcranın Geri Bırakılması, Dicle Üniversitesi Yüksek Lisans Tezi, 2018
Şirin, Fatih, İcra ve İflas Hukukunda İcranın Geri Bırakılması, Kocaeli Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, 2010
Özmen Armağan, İcra-İflas Hukukunda İtirazın İptali Davası, İstanbul 2020
Mavzer, Tahsin, Yeni kanun yolu sistemi çerçevesinde ilamlı icrada icranın durdurulması (geri bırakılması), Ankara Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, 2020
Bakır, Rabia, Para Alacağı Dışındaki İlamların İcrası, Dokuz Eylül Üniversitesi Yüksek Lisans Tezi, 2010
https://emsal.yargitay.gov.tr/BilgiBankasiIstemciWeb/yeniTasarim/index.jsp
http://www.kazanci.com/kho2/ibb/giris.htm

---------------

[1] İlhan Postacıoğlu-Sümer Altay, İcra Hukuku Esasları, 5. Baskı, İstanbul 2010, Sf. 779 vd.

[2] Kararın tam metni için https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2017/05/20170517-19.pdf

[3] Bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2014/611 Esas, 2016/492 Karar, 06.04.2016 Tarihli kararı

[4] Pekcanıtez, Özekes, İcra İflas Hukuku, İstanbul-2017 Sf. 265-267

[5] Bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2005/12-534 Esas, 2005/554 Karar, 5.10.2005 Tarihli kararı

[6] Bkz. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2015/8021 Esas, 2017/9173 Karar, 17.02.2015 Tarihli kararı

[7] Bkz. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 2362/4089 24.03.1981 tarihli kararı, Ayrıca Bkz. Uyar Talih, İlamlı Takipler, Sf. 123 vd.

[8] Pekcanıtez, Özekes, İcra İflas Hukuku, İstanbul-2017 Sf. 294 vd.

[9] Bkz. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 22758/561, 18.01.2017 tarihli karar

[10] Bkz. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2010/17392 Esas, 2010/30434 Karar,16.12.2010 tarihli kararı

[11] Uyar, Talih, Gerekçeli – İçtihatlı İcra ve İflas Kanunu Şerhi, Cilt 2, m. 17- 42, 2004 Sf. 3338 vd.

[12] Bakır, Rabia, Para Alacağı Dışındaki İlamların İcrası, Dokuz Eylül Üniversitesi Yüksek Lisans Tezi, 2010, Sf. 40 Vd.

[13] Tanrıver, Süha, İlamlı İcra Takibinin Dayanakları Ve İcranın İadesi, 1999, Sf. 83 vd.

[14] Bkz. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 2012/3820 Esas, 2012/5658 Karar, 03.10.2012 Tarihli kararı

[15] Bkz. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunu Mad. 68 vd.

[16] Sebze Ve Meyveler İle Yeterli Arz Ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Mad. 10 vd.

[17] Kuru, Baki, İcra ve İflas Hukuku, Eylül, 2016 Sf.391 vd.

[18] Üstündağ, Saim, İcra Hukukunun Esasları, 8. Baskı, Ocak 2004, Sf.355 vd.

[19] Bkz: Yargıtay 12. Hukuk Dairesi. 15.01.2019 Tarihli 4915/170 ve 18.10.2018 Tarihli, 4085/10203 kararları.

[20] Kuru, Baki, İcra İflas Hukuku El Kitabı, 2013, Sf. 923-981

[21] Bkz: Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 4967/43, 14.01.2019 Tarihli kararı

[22] Bkz: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2001/12-206 Esas, 2001/217 Karar, 28.2.2001 Tarihli Kararı

[23] Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 2018/5079 Esas, 2019/810 Karar, 23.1.2019 Tarihli Kararı

[24] Bkz: Yargıtay İçtihadı Birleştirme 2010/1 Esas, 2012/1Karar, 10.02.2012 Tarihli, Büyük Genel Kurulu Kararı,

[25] Bkz: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 13098/381 17.01.2013 Tarihli kararı

[26] Bkz: Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 2011/19187 Esas, 2011/26516 Karar, 02.12.2011 Tarihli kararı

[27] Bkz: Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu Kararı 12.11.1979, 1/3 (Resmi Gazete 13.01.1980, Sayı 16868)

[28] Bkz: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 4973/7242, 17.05.2017 Tarihli Kararı

[29] Bkz: Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 778/22, 22.01.1990, Tarihli Kararı

[30] Şirin, Fatih, İcra ve İflas Hukukunda İcranın Geri Bırakılması, Kocaeli Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, 2010, Sf. 9 vd.

[31] Pekcanıtez, Özekes, İcra İflas Hukuku, 2017, Sf 336 vd.

[32] Alptürk, Kaya, İcra Emri, İçeriği ve İcranın Geri Bırakılması, 2020/ http://alpturkkaya.av.tr/hukuk/ozel-hukuk/icra-iflas-hukuku/icra-emri-icerigi-ve-icranin-geri-birakilmasi/,

[33] Mehil vesikası, icranın geri bırakılması kararını getirmek üzere alınan süreyi gösteren belge anlamına gelir.

[34] Özbek, Mustafa Serdar, Yeni İcra Ve İflas Kanunu için Öneriler Işığında İlamlı İcrada İcranın Ertelenmesi, Türkiye Noterler Birliği Hukuk Dergisi. S.1, 2018, Sf. 84 vd. (İcranın Ertelenmesi).

[35] Kuru, Baki, İcra ve İflas Hukuku, Eylül, 2016 Sf.178 vd.

[36] Bkz: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2007/2264 Esas, 2007/2630 Karar, 26.02.2007 Tarihli Kararı

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hayyam 4 hafta önce

Işıktır o eşik olsa duramazsın.