Ceza yargılamasında son yıllarda giderek yaygınlaşan bir uygulama, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti suçunun, somut ticari faaliyet unsurları araştırılmaksızın yalnızca ele geçirilen maddenin miktarına dayanılarak kurulmasıdır. Bu yaklaşım, özellikle pregabalin etken maddesi içeren ilaçlar bakımından, ceza hukukunun en temel ilkeleri olan kanunilik, belirlilik ve ölçülülük ilkelerini ciddi biçimde tartışmalı hâle getirmiştir. Uygulamada “miktar fazlaysa ticarettir” şeklinde özetlenebilecek bu anlayış, ceza hukukunun ispat rejimini zayıflatan ve savunma hakkını daraltan sonuçlar doğurmaktadır.
Salt Miktar Kriterinin Ceza Hukukunda Yeri ve Sınırları
Uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti suçu, niteliği gereği kastla işlenebilen ve ticari organizasyon iradesi gerektiren bir suçtur. TCK’nın 188. maddesi kapsamında mahkûmiyet kurulabilmesi için, yalnızca maddi unsurun değil, ticari kastın da dış dünyaya yansıyan objektif olgularla ortaya konulması zorunludur. Yargıtay içtihatlarında da bu husus açıkça kabul edilmekte; satış, pazarlama, alıcıyla temas, iletişim kayıtları, para trafiği, paketleme faaliyetleri ve benzeri deliller ticaret kastının belirlenmesinde esas alınmaktadır.
Buna rağmen uygulamada, bu delillerin hiçbirinin bulunmadığı dosyalarda dahi, yalnızca ele geçirilen maddenin miktarına dayanılarak ticaret suçu kabul edilmektedir. Oysa miktar, tek başına ticari faaliyetin varlığını ispatlamaya elverişli değildir; en fazla yardımcı ve destekleyici bir değerlendirme ölçütü olabilir. Miktarı mutlak bir ölçü hâline getiren yaklaşım, ceza hukukunu varsayımlar üzerinden işletmek anlamına gelmektedir.
Pregabalin Etken Maddesi Bakımından Hukuki Statü Sorunu
Salt miktar yaklaşımının en problemli yansıması, pregabalin etken maddesi içeren ilaçlar üzerinden yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda ortaya çıkmaktadır. Pregabalin, 2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanun’da ve bu Kanun’a ekli listelerde uyuşturucu veya uyarıcı madde olarak düzenlenmemiştir. Hukuki statüsü itibarıyla, yeşil reçeteye tabi bir ilaç etken maddesidir.
Buna karşın, Adli Tıp Kurumu raporlarında sıklıkla yer verilen “uyuşturucu madde etkisi doğurabilir” değerlendirmesi gerekçe gösterilerek, bu maddeler TCK 188/6 kapsamında değerlendirilmekte ve ağır ceza yaptırımları uygulanmaktadır. Bu yaklaşım, ceza hukukunda kıyas yasağını ve genişletici yorum yasağını fiilen bertaraf etmektedir. Kanunda açıkça suç olarak tanımlanmamış bir fiilin, yorum yoluyla cezalandırılması, Anayasa’nın 38. maddesiyle güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesine açıkça aykırıdır.
Pregabalin Dosyalarında Salt Miktar Yaklaşımının Yol Açtığı Sistematik Hatalar
Pregabalin dosyalarında yalnızca miktara odaklanan değerlendirme, uygulamada kullanıcı ile satıcı arasındaki ayrımı ortadan kaldıran bir sonuç doğurmaktadır. Zira bu tür ilaçlar, ticari ambalajlarla ve toplu şekilde satılabilmekte, kullanıcılar ekonomik nedenlerle veya erişim zorluğu sebebiyle toplu alım yapabilmektedir. Ayrıca uzun süreli ve düzenli kullanım söz konusu olabilmektedir.
Bu objektif gerçekler göz ardı edilerek, yalnızca hap sayısı üzerinden ticaret sonucu çıkarılması, maddi gerçeğe ulaşmayı değil, kolaycı bir ceza üretimini beraberinde getirmektedir. Nitekim bazı dosyalarda sanığın kan ve idrarında pregabalin tespit edilmesine rağmen, bu bilimsel veri dahi ticaret kabulünü engelleyememektedir. Kullanım olgusunu destekleyen objektif tıbbi bulguların dahi bertaraf edilmesi, ceza muhakemesinin ispat mantığıyla bağdaşmamaktadır.
Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi Uygulamalarındaki Belirsizlik
Uygulamada dikkat çeken bir diğer sorun, aynı nitelikteki dosyalarda farklı hukuki sonuçlara ulaşılmasıdır. Bazı Bölge Adliye Mahkemeleri ve Yargıtay daireleri, pregabalin dosyalarında TCK 191 kapsamında değerlendirme yapılması gerektiğini kabul ederken; bazıları salt miktar gerekçesiyle doğrudan TCK 188 uygulamasına yönelmektedir.
Bu durum, hukuki öngörülebilirliği ciddi biçimde zedelemektedir. Ceza hukukunda bireylerin hangi fiilin hangi yaptırımı doğuracağını öngörebilmesi esastır. Aynı fiilin farklı mahkemelerde tamamen farklı sonuçlar doğurması, yalnızca savunma hakkını değil, hukuk güvenliği ilkesini de tartışmalı hâle getirmektedir.
Kanunilik, Ölçülülük ve Adil Yargılanma Hakkı Açısından Değerlendirme
“Uyuşturucu madde etkisi doğurabilir” gibi belirsiz ve sınırları net olmayan bir kavramın, ağır ceza yaptırımlarının temel dayanağı hâline getirilmesi, ceza hukukunun istisna rejimini olağan uygulamaya dönüştürmektedir. Bu yaklaşımın sınırlandırılmaması hâlinde, kanunda açıkça düzenlenmeyen pek çok madde bakımından benzer yorumların yapılması kaçınılmaz olacaktır.
Bu nedenle pregabalin dosyaları, yalnızca bireysel adaletsizliklere yol açan münferit örnekler değil, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önüne taşınabilecek yapısal bir sorun alanı oluşturmaktadır. Suçta ve cezada kanunilik, belirlilik ve ölçülülük ilkelerinin ceza yargılamasında yeniden merkeze alınması zorunludur.
Ceza hukukunun amacı, kolayca mahkûmiyet üretmek değil; maddi gerçeğe, hukuki ilkelere ve adil yargılanma hakkına uygun biçimde sonuca ulaşmaktır. Salt miktara dayalı ve yorum yoluyla genişletilen suç tipleri üzerinden verilen mahkûmiyetler, bu amaca hizmet etmediği gibi, ceza adaletine olan güveni de zedelemektedir.

Av. Simge YILMAZ YELPAZE





