Taksirli suçlarda haksız tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunda Türk Ceza Kanunu’nda bir açıklık bulunmaması nedeniyle öğretide ve uygulamada farklı düşüncelere rastlamak mümkündür.

Taksir kavramının tanımı

Genel kural olarak suç; ancak kastla işlenebilir. Fakat kanunda açıkça gösterilen hallerde ise suçun taksirli bir hareketle ile işlenebilmesi de mümkündür.

Yani taksir, İstisnai bir kusurluluk şeklidir. Taksirli bir eylemle ilgili olarak failin cezalandırılabilmesi için mutlaka yasal düzenlemede açık bir hüküm bulunmalıdır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 22. Maddesinin 2. Fıkrasında taksir kavramı; “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir” şeklinde ifade edilmiştir.

Taksirin unsurları

Yargıtay’a göre taksirli suçlarda bulunması zorunlu olan unsurlar şunlardır:[1]

1- Eylem taksirle işlenebilen bir suç olmadır.

2- Hareket iradi olmalıdır.

3- Sonuç fail tarafından istenmemelidir.

4- Hareket ile sonuç arasında nedensellik bağı olmalıdır.

5- Sonuç öngörülebilir olmasına rağmen öngörülememiş olmalıdır.

Taksirli suçlarda, icrai veya ihmali hareketin iradi olması ve ortaya çıkan sonucun öngörülebilir olması şarttır.

Ortada failin iradi bir hareketi yoksa taksirden söz edilemez.

Fail tarafından öngörülemeyecek bir sonucun ortaya çıkması halinde, failin taksirli suç nedeniyle cezalandırılması yoluna gidilemez.

Mağdurun taksirli davranışının da sonucun gerçekleşmesinde etkisinin olması durumunda, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu halde de, failin taksirli sorumluluğu ortadan kalkmaz. Burada taksirin niteliğinin de değişmeyeceği söylenebilir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi uygulaması yoktur. Bu gibi durumlar temel cezanın belirlenmesi aşamasında dikkate alınmaktadır.

Basit taksir ile bilinçli taksir ayrımı

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda taksir; basit taksir ve bilinçli taksir şeklinde iki ayrı başlık altında hükme bağlanmıştır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 22. maddesinin 3. fıkrasında bilinçli taksir; “kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi” şeklinde tanımlanmaktadır.

Yasal düzenlemeye göre, eylem bilinçli taksirle işlenmesi halinde, taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarıya kadar arttırılması gerekir.

Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki farklar

Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki en temel fark; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörememesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olması halidir.

Fail bilinçli taksirle hareket ederken gerçekleşen sonucu öngördüğü hâlde istememektedir. Sonucu öngören kişi, ne olursa olsun, bu sonucu meydana getirecek eylemi gerçekleştirmemekle yükümlü kılınmıştır.

Öğretide, tahrik oluşturan bir eyleme muhatap olan failin haksız tahrikten yararlanması için bizzat tahrikçiye karşı bilerek ve isteyerek tepki göstermesi gerektiği yönünde görüşler bulunmaktadır.[2]

Bu yüzden kasıtlı eylemle gerçekleştirilen suçlarda, tahrik hükümlerinin uygulanabileceği söylenmektedir.

Oysa taksirli suçlarda, tahrik oluşturan davranışa maruz kalan failin kusurlu bir hareketi olmasa da, sonuca yönelik kastı yoktur. Ayrıca bu suçlarda tepkinin tahrikçiye yönelmesi şartı da oluşmaz. Sonuç olarak taksirli suçlarda tahrik hükümleri uygulanamaz.

Örneğin, müşterisinin haksız bir davranışı üzerine öfkeye kapılan bir taksi şoförünün, kapıldığı şiddetli elem ve hiddet nedeniyle bazı trafik kurallarına uymayarak üçüncü bir şahsa çarpması veya aynı şekilde aracın bir yere vurması nedeniyle tahrik eden müşterinin yaralanmasına neden olunması gibi durumlarda, çarpma veya vurma hareketi haksız tahrikin doğrudan doğruya reaksiyonu olmadığından, şoför olan failin haksız tahrik hükümlerinden faydalanması söz konusu olamayacaktır.

Nitekim Yargıtay da taksirli suçlarda, haksız tahrik hükümlerinin uygulanamayacağını düşünmektedir.[3]

Yukarıdaki örnekte olduğu gibi, araç sürücüsünün yanında oturan taksi müşterisi ile konuşurken sinirlenip kaza yapmasında, bir üçüncü kişiye zarar verildiğinde olayda üçüncü kişinin bir eylemi olmadığından haksız tahrik hükümleri uygulanamayacaktır.

Araç sürücüsünün yanında oturan taksi müşterisine zarar verildiğinde ise suç, taksi müşterisinin eylemi ile doğrudan doğruya bağlantılı olmayıp araç sürücüsünün özensiz ve tedbirsiz davranması nedeniyle meydana geldiğinden, yine haksız tahrik hükümleri uygulanamayacaktır.[4]

Öğretide, haksız tahrik hükümlerinin sadece kasıtlı suçlara özgü olduğunu belirten herhangi bir düzenleme olmadığı, bu yasal hafifletici sebebin buhran halinde işlenen eylemlere uygulanmak üzere Türk Ceza Kanununun genel hükümleri arasında yer verildiğine ilişkin görüşler ileri sürülmektedir. Bu görüş sahiplerine göre, taksirli suçlarda haksız tahrik hükümleri uygulanabilir. [5]

Bu görüş sahiplerine göre, kasıtlı suçlarda tahrikin kabulüne yol açan psikolojik unsurlar taksirli suçlarda da yer almaktadır. Bu görüş sahipleri, suçun haksız hareketin sahibine yönelmiş olması koşulunun taksirli suçlarda gerçekleşmeyeceğini kabul etmektedirler. Ancak bu görüş sahipleri, yanılma yahut sapma halinde aynı sonucun kasıtlı suçlarda da ortaya çıkabileceğini ve bu koşula takılmamak gerektiğini ifade etmektedirler.[6]

Bu nedenle bu görüş sahipleri, müşterisinin hakareti üzerine hiddet ve şiddetli elemin etkisiyle otomobilini duvara çarpan şoförün müşterisinin yaralanmasına neden olması halinde haksız tahrikten faydalandırılması gerektiğini ileri sürmektedirler.[7]

Ayrıca bu görüş sahipleri, maruz kaldığı haksız bir davranışın kişide gazap ve hiddet oluşturup oluşturmadığı ve suçun bunun etkisinde işlenip işlenmediği hususunun önemli olduğunu ifade etmektedirler. Şayet suç bu haksız eylemin oluşturduğu gazap halinin etkisinde işlenmiş ise; bu, işlenen suç açısından failin irade yeteneğinin zayıflamış olduğu söylenebilecektir.

Bu yüzden bu hususun, işlediği suça ilişkin olarak failin kusurunun tayininde dikkate alınması gerektiği yine öğretide dile getirilmektedir.[8]

Öğretide taksirli eylemlerde de haksız tahrik hükümlerinin uygulanabileceğine dair örnekler verilmektedir. Burada bir örnek üzerinde durmak faydalı olacaktır:

Örneğin bir demiryolu bekçisi, demiryolu civarında bazı çocukların devamlı alaylarına, küfürlerine, taş atmalarına dayanamayarak onları kovalaması sırasında, öfkesinden geçidi kapamayı unutması ve bu sırada gelmekte olan trenle geçidi geçmekte olan aracın çarpışması halinde bekçinin haksız tahrik hükümlerinden yararlanması gerektiği ileri sürülmektedir.[9]

Yukarıda ifade ettiğimiz hususlar dikkate alındığında, haksız tahrikin taksirli suçlarda bulunup bulunamayacağı konusunda görüş birliği bulunmamaktadır. Egemen görüş, taksirli suçlarda haksız tahrik hükümlerinin uygulanamayacağını ifade ederken, azınlıkta kalan görüş ise, taksirli suçlarda da haksız tahrik hükümlerinin uygulanabileceğini dile getirmektedir.

Haksız tahrik hükümlerinin taksirli suçlarda uygulanamayacağını dile getiren görüş sahipleri, haksız tahrikin bir tepkinin ifadesi olduğunu, haksız fiili yapana yönelmesi gerektiğini, bu koşulun da ancak kasıtlı suçlarda uygulanabileceğini söylemektedirler.[10]

Belirtmek gerekir ki, taksir ile gerçekleştirilen tepki eyleminin oluşturduğu suç, tahrik eylemini yapana karşı işlenmediği için taksirli eylem ile haksız tahrik arasında bir bağlantı bulunmamaktadır. Ancak taksirli eylem bazı olaylarda tahrik edene karşı da işlenebileceği örnekler bulmak mümkündür.

Örneğin, sürücünün, yanındaki arkadaşının tahrik edici konuşmalarına sinirlenip aniden fren yapması ve arkadaşının zarar görmesine (örneğin yaralanmasına) neden olması durumunda tahrik eylemini yapan kişiye yönelik taksirli eylem söz konusu olmaktadır.

Burada araç sürücüsü ile arkadaşının tahrik eylemi arasında nedensellik bağı bulunmayacağı ileri sürülebilirse de, sonuçta sürücü ani freni arkadaşının tahrik edici hareketleri sonucu etkisinde kaldığı hiddet ve şiddetli elem içinde yaptığı söylenebilir.

Kanaatimizce; öğretideki egemen görüş ve Yargıtay uygulamalarında da ifade edildiği gibi taksirli suçlarda haksız tahrik hükümleri uygulanamaz. Çünkü haksız tahrikte, etki ve tepki eylemleri kasta dayanmalıdır.

Ayrıca Yargıtay, taksirli eylemlerde haksız tahrik hükümlerinin uygulanamayacağını ifade etmesi yanında, tahrik oluşturduğu iddia edilen eylemin taksirli olması halinde de haksız tahrik hükümlerinin uygulanamayacağını kararlarında hükme bağlamaktadır.[11]

(Bu köşe yazısı, sayın Dr. Suat ÇALIŞKAN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

KAYNAKÇA

ARTUK, Mehmet Emin, GÖKÇEN, Ahmet, YENİDÜNYA, Caner: (2006), “5237 sayılı Yeni Türk Ceza Kanununa Göre Hazırlanmış Ceza Hukuku Genel Hükümler”, 2.basım, Turhan Kitapevi, Ankara.

BAKICI, Sedat: (2007), “5237 sayılı Yasa Kapsamında Ceza Hukuku Genel Hükümler”, Adalet Yayınevi, Ankara.

CENTEL, Nur, ZAFER, Hamide, ÇAKMUT, Özlem: (2006), “Türk Ceza Hukukuna Giriş”, 4.basım, Beta Yayınevi, İstanbul.

DEMİRBAŞ, Timur: (2006), “Ceza Hukuku Genel Hükümler”,4.baskı, Seçkin Yayınları, Ankara.

DÖNMEZER, Sulhi, ERMAN, Sahir: (t.y.), “Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku Umumi Kısım”, 4.basım, C.I, İstanbul.

EREM, Faruk, DANIŞMAN, Ahmet, ARTUK, Mehmet Emin: (1997), “Ceza Hukuku Genel Hükümler”, 14.baskı, Seçkin Yayınları, Ankara.

GÜRELLİ, Nevzat: (1951), “Ceza Hukukunda Mazeret Sebebi Olarak Haksız Tahrik”, İstanbul Barosu Dergisi, C.25.

ÖNDER, Ayhan: (1992), “Ceza Hukuku Dersleri”,Filiz Kitapevi, İstanbul.

ÖZGENÇ, İzzet: (2006), “Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler”,1.baskı, Seçkin Yayınları, Ankara.

ÖZTÜRK, Bahri, ERDEM, Mustafa Ruhan: (2006), “Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik Tedbirleri Hukuku”,9.baskı, Seçkin Yayınları, Ankara.

PARLAR, Ali, HATİPOĞLU, Muzaffer: (2005), “5237 sayılı Türk Ceza Kanununda Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler”,1.basım, Kazancı Yayınevi, Ankara.

SOYASLAN, Doğan: (2005), “Ceza Hukuku Genel Hükümler”, 3.baskı, Yetkin Yayınları, Ankara.

TUTUMLU, Mehmet Akif: (1999), “Türk Ceza Hukukunda Haksız Tahrik”,1.baskı, Adil Yayınevi, Ankara.

YAVUZ, Yaşar: (1991), “Haksız Tahrik”, Yargıtay Dergisi, Ekim, C.17, S.4, ss. 445–459.

YCGK, E: 2014/414, K: 2017/554, KT: 19.12.2017.

-----------------------

[1] YCGK, E: 2014/414, K: 2017/554, KT: 19.12.2017.

[2] ÖZTÜRK, Bahri, ERDEM, Mustafa Ruhan: (2006), “Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik Tedbirleri Hukuku”,9.baskı, Seçkin Yayınları, Ankara, s.222; ] YAVUZ, Yaşar: (1991), “Haksız Tahrik”, Yargıtay Dergisi, Ekim, C.17, S.4, s. 445–459, s.464; BAKICI, Sedat: (2007), “5237 sayılı Yasa Kapsamında Ceza Hukuku Genel Hükümler”, Adalet Yayınevi, Ankara, s.560; PARLAR, Ali, HATİPOĞLU, Muzaffer: (2005), “5237 sayılı Türk Ceza Kanununda Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler”,1.basım, Kazancı Yayınevi, Ankara, s.240-241; TUTUMLU, Mehmet Akif: (1999), “Türk Ceza Hukukunda Haksız Tahrik”,1.baskı, Adil Yayınevi, Ankara, s.38; GÜRELLİ, Nevzat: (1951), “Ceza Hukukunda Mazeret Sebebi Olarak Haksız Tahrik”, İstanbul Barosu Dergisi, C.25, ss. 331–344 s.339; CENTEL, Nur, ZAFER, Hamide, ÇAKMUT, Özlem: (2006), “Türk Ceza Hukukuna Giriş”, 4.basım, Beta Yayınevi, İstanbul s.441.

[3] PARLAR/HATİPOĞLU, s.241;TUTUMLU, s.38; YAVUZ, s.464.

[4] BAKICI, s.560

[5] ÖNDER, Ayhan: (1992), “Ceza Hukuku Dersleri”,Filiz Kitapevi, İstanbul, s.349–350; DEMİRBAŞ, Timur: (2006), “Ceza Hukuku Genel Hükümler”,4.baskı, Seçkin Yayınları, Ankara s.400–401; ÖZGENÇ, İzzet: (2006), “Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler”,1.baskı, Seçkin Yayınları, Ankara, s.370–371; DÖNMEZER, Sulhi, ERMAN, Sahir: (t.y.), “Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku Umumi Kısım”, 4.basım, C.I, İstanbul, s.349–350; EREM, Faruk, DANIŞMAN, Ahmet, ARTUK, Mehmet Emin: (1997), “Ceza Hukuku Genel Hükümler”, 14.baskı, Seçkin Yayınları, Ankara, s.605–606; ARTUK, Mehmet Emin, GÖKÇEN, Ahmet, YENİDÜNYA, Caner: (2006), “5237 sayılı Yeni Türk Ceza Kanununa Göre Hazırlanmış Ceza Hukuku Genel Hükümler”, 2.basım, Turhan Kitapevi, Ankara, s.682

[6] Dönmezer/ Erman, Umumi Kısım, s.349–350; Artuk/ Gökçen/ Yenidünya, s.682

[7] ÖNDER, s.350.

[8] ÖZGENÇ, s.371.

[9] DÖNMEZER/ ERMAN, Umumi Kısım, s.350

[10] SOYASLAN, Doğan: (2005), “Ceza Hukuku Genel Hükümler”, 3.baskı, Yetkin Yayınları, Ankara, s.461

[11] Y.1.CD, E. 2014/6588, K. 2015/2773, KT. 29.04.2015: “…Ancak; Sanık babası ve sanık büyükbabası olan , 15.01.2013 tarihinde mağdur aracı ile taksirle çarparak ölümüne neden olması eyleminin, sanıklar yönünden haksız tahrik oluşturmayacağı gözetilmeyerek, haksız tahrik hükümleri uygulanmak suretiyle eksik ceza tayini,…”


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ahmed 1 yıl önce

Sayın Hocam HAGB lıyı hasmı tarafından sürekli tahrik etmesinin hükmü nedir? Bu durumu ispat etmek için gizli kayıt yapması delil olarak kabul edilir mi? İyi çalışmalar