Tefecilik suçu, 5237 sayılı TCK’nin 241. Maddesinde düzenlenmiş bir suçtur.[1]

Yasal düzenlemede, tefecilik fiili suç olarak tanımlanmıştır.

Yasal düzenlemeye göre, Faiz veya başka bir namla da olsa kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para verilmesi, tefecilik suçuna vücut verecektir.

Tefecilik suçu, ekonomik sistemimizde çeşitli şekillerde işlenebilmektedir.

Bu tefecilik türlerinden biri de, “senet kırdırma” ismiyle bilinmektedir. Örneğin henüz vadesi gelmemiş bir bononun vadesinden önce başkasına verilerek karşılığında bono üzerinde yazılı parasal tutardan daha az bir paranın alınması durumunda tefecilik suçu tüm unsurları ile oluşacaktır.

Zira tefeciliğin bu türünde, bononun el değiştirmesi, kişiler arasında doğmuş olan bir alacak borç ilişkisine dayanmamaktadır. Diğer bir deyişle, bu durumlarda, birer ödeme aracı olan bononun veya çekin kendisi satılmakta ve satın alınmaktadır.

Kanun koyucu, İzlenen suç politikası gereğince, kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişiyi cezalandırılmak istemektedir. Kanun koyucunun düşünce yapısında, ödünç para alan kişinin cezalandırılması bulunmamaktadır.

Çok çeşitli şekillerde işlenen tefecilik suçu eski yasal düzenlemeden farklı bir halde uygulanmaktadır.

TEFECİLİĞİN MESLEK HALİNE GETİRİLMESİ ŞART MIDIR?

01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 241. maddesinde tefecilik suçu; “Kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişi…” şeklinde tanımlanmıştır.

Failin sadece bir kişiye faizle ödünç para vermesi hali

Bu yasal düzenlemeye göre suçun oluşması için sanığın yalnızca bir kişiye ödünç para vermesi yeterlidir. Ayrıca tefecilik işini meslek haline dönüştürüp dönüştürmemesinin önemi bulunmamaktadır.

FAİL

Tefecilik suçu herkes tarafından işlenebilir.[2] Kişi tefecilik yapıyorsa bu suçun faili olabilir. Failin cinsiyeti önemli değildir. Tüzel kişi fail olamaz. Fakat şartların varlığı halinde tüzel kişileri özgü güvenlik tedbiri uygulanabilir. (TCK md. 242, 60)

MAĞDUR

Tefecilik suçu, aslında ticari hayatın ve ekonominin olağan kurallara göre işlemesinde yararı bulunan herkese yönelik olarak işlenmektedir. Suçun doğrudan mağduru, faiz karşılığı borç para alan (veya almak zorunda kalan) kişi ve kişilerdir.

Tüzel kişiler, bu suç mağduru olması mümkün değildir. Bu nedenle Devletin (Hazine) suçun mağduru olduğu söylenemez.

Fakat tefecilik eylemi sebebiyle devletin vergi kaybına uğraması, finans sisteminin bozulması/ zarar görmesi veya böyle bir tehlikeye maruz kalması, devletin “suçtan zarar gören” konumunda değerlendirilmesine neden olmaktadır. Nitekim bu nedenle bu tür suçlarda Hazinenin davaya katılma hakkı bulunmaktadır.

MANEVİ UNSUR

Tefecilik suçu, kasten işlenebilir. Failde bilme ve isteme unsurlarının bulunması gerekir. Fail, kazanç elde etmek amacıyla bu suçu işlenmesi gerekir. Failde, kazanç elde amacı yoksa ödünç para verme eylemi suç oluşturmayacaktır.

ZİNCİRLEME SUÇ

Tefecilik suçu; ekonomi, sanayi ve ticarete ilişkin suçlar bölümünde topluma karşı suçlar kısmı içinde bulunmaktadır.

5237 sayılı Yasanın 43/1. maddesi, suçun mağdurunun aynı kişi olmasını suçun zorunlu unsuru haline getirmiş iken, 08.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanunun 6. maddesi ile anılan madde ve fıkraya eklenen “Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır” hükmü ile zincirleme suçun kapsamı genişletilmiş ve mağduru aynı kişi olsun veya olmasın 5237 sayılı TCK’nin 43. maddesinin son fıkrasındaki istisnalar dışındaki tüm suçlarda zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının mümkün hale getirilmiştir.[3]

Bu yüzden, suçun temadi ettiğinden ve birden fazla kişiye ödünç para verilmesinin tek suç oluşturduğundan söz edilemez.

Birden fazla kişiye faizle para verilmesi halinde zincirleme suç hükümleri uygulanmalıdır.

Değişik zamanlarda birden fazla kişiye kazanç karşılığı ödünç para verilmesi halinde zincirleme tek tefecilik suçunun oluşacağı her zaman gözetilmelidir.[4]

Suç tarihinin tespiti

Belirtmek gerekir ki, suçun zincirleme olarak işlenmesinin olanaklı olduğu, suç tarihinin, tefecilik suçunda kazanç elde etmek amacıyla ödünç paranın verildiği tarih, zincirleme suçlarda ise son suçun işlendiği gün olduğu dikkate alınmalıdır.

Bu husus neden önemlidir?

Bu husus, öncelikle lehe kanun uygulaması açısından değerlendirme konusu yapılabilir. Ayrıca zamanaşımı süresinin belirlenmesi açısından önemlidir.

Bu yüzden, müştekilerin failden veya faillerden faiz karşılığı borç para aldığı tarihleri net olarak belirtmemesi ve bu hususun zamanaşımı süresini ve uygulanacak yasayı belirleme açısından önem arz ettiği gözetilerek, kazanç karşılığı borç para aldığı tarih veya tarihler sorularak suç tarihlerinin kesin olarak saptanması gerekir.[5]

Birden fazla kişiye faiz karşılığı borç para verilmişse; fail hakkında karar verilmiş dava dosyasının da mevcut bulunduğunun anlaşılması karşısında anılan dosyanın getirtilip incelenerek birleştirilmesi, suç ve iddianame tarihleri dikkate alınıp hukuki kesintinin iddianamenin düzenlenmesiyle gerçekleşeceği gözetilmek suretiyle, sanığın bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda aynı mağdura karşı aynı suçu birden fazla işleyip işlemediğinin tespiti gerekir.[6]

POS TEFECİLİĞİ

Failin, POS cihazlarını kullanım amaçları ve sözleşme koşulları dışında, kredi kartı sahiplerinin nakit ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kullanması halinde, hem 5237 sayılı TCK’nin 241. maddesinde düzenlenen tefecilik suçu hem de 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu'nun 36. maddesinde düzenlenen gerçeğe aykırı olarak harcama belgesi düzenleme suçunu oluşacaktır.[7]

Bu durumda, 5237 sayılı TCK’nin 44. maddesi ve özel normun önceliği ilkesi gereğince, fail hakkında 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu'nun 36. maddesinde düzenlenen zincirleme şekilde "gerçeğe aykırı olarak harcama belgesi düzenleme" suçu ile ilgili hükümlerin uygulanarak failin cezalandırılması gerekecektir. Bu gibi hallerde fail hakkında tefecilik suçundan hüküm kurulmasını Yargıtay bozma nedeni yapmaktadır.

Belirtmek gerekir ki, Yargıtay’ın pos tefeciliğini tefecilik suçu olarak kabul ettiğine ilişkin kararlarına da rastlanmak mümkündür.[8]

Faillerin işyerinde herhangi bir alışveriş yapılmadığı halde, alışveriş yapılmış gibi kendilerine para ihtiyacı nedeniyle başvuran kişilere ait kredi kartları ile pos cihazı aracılığıyla işlem yapıp, gerçek olmayan bu alış veriş tutarından belli bir komisyon kesintisi yaparak geriye kalan kısmı nakit olarak ödeme veya komisyonu verdiği paranın üzerine ilave ederek kendisine başvuran kişinin kredi kartından çekmesi biçiminde eylemler gerçekleştirilmesi ve bankaya komisyon ödememeleri veya kredi kartı sahiplerinden aldıkları komisyon miktarından az ödemeleri halinde, eylemlerin kazanç elde etmek maksadıyla başkasına ödünç para verme niteliğinde olacağı gözetilmelidir.[9]

Pos tefeciliği konusunda soruşturma aşamasında bazı hususların araştırılması gerekmektedir. Bu hususlar araştırılmadan karar verilmesi hukuka aykırı olacaktır. Genel olarak tefecilik suçlarında araştırılması gereken bazı hususlar şunlardır:

1) Bankalardan sanıkların çalıştığı işyerleri adına alınmış POS cihazı olup olmadığının sorulmalı, belirlenir ise buna ilişkin tespiti yapılan POS cihazlarına ilişkin suç tarihlerini kapsayacak şekilde hesap dökümlerinin getirtilmesi gerekir.

2) Suç tarihlerine göre POS cihazlarından yapılan alışverişler karşılığında bankaya komisyon ödenip ödenmediği ve ödenmiş ise miktarları sorulmalıdır.

3) Hesap dökümlerinde adı geçen kişilerin bir kısmı dinlenilerek gerçekten alışveriş yapıp yapmadıkları tespit edilmelidir.

4) Sanıkların bağlı bulunduğu Vergi Dairesi Müdürlüklerinden vergi beyannameleri getirtilerek dosya arasına konulmalıdır.

5) Vergi mükellefi olması halinde ilgili Vergi Dairesine ihbarda bulunularak vergi tekniği raporu düzenlenmesi istenmelidir.

6) Sanıkların tefecilik yapıp yapmadığına dair kolluk marifetiyle araştırma yaptırılması gerekir.

Bu hususlar araştırıldıktan sonra sonucuna göre gerektiğinde bilirkişiden ek rapor alınarak hüküm kurulmalıdır.[10]

Yargıtay, farklı kişilere ait dönemsel kredi kartı borçlarının şubeden ödemesi yapıldıktan sonra aynı gün içinde bu meblağı karşılayacak şekilde pos cihazıyla tekrardan kredi kartlarından işlem yaparak sonucunda faizle para verip alışveriş gibi gösterildiği eylemleri de tefecilik suçu kapsamında değerlendirmektedir.[11]

TEFECİLİK SUÇU İLE BAŞKA SUÇLAR İLE BİR ARADA BULUNABİLİR

Örneğin, mağdurun ödünç olarak almış olduğu parayı belirlenen ödeme gününde ödememiş olması nedeniyle failin mağdurun işyerine gelerek "sizi yakacağım, paramı misli misli alacağım, ya sen beni öldürürsün ya da ben seni öldüreceğim" diyerek tehdit ettiği vade farkı olarak 1.000,00 TL bedelli dört adet senet aldığı olayda, eylemin sabit olması halinde yağma suçunu oluşturabileceği tefecilik ve resmi belgede sahtecilik suçlarının da bu suçla bağlantılı olduğu değerlendirilmeli ve eğer dava Asliye Ceza Mahkemesine açılmış ise, bu mahkemenin görevsizlik kararı vererek dosyayı Ağır Ceza Mahkemesine göndermesi gerekmektedir.[12]

HAZİNENİN KATILMA HAKKI

Tefecilik suçundan kamu davası açıldığı hallerde, CMK'nın 260/1. maddesine göre katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş olan Hazinenin kanun yoluna başvurma hakkının bulunduğu ve bu sıfatının gereği olarak CMK'nın 233 ve 234. maddeleri gereğince kovuşturma evresinde sahip olduğu davaya katılma ve öteki haklarını kullanabilmesi için duruşmadan haberdar edilmesi gerektiği gözetilmelidir.

Usulen dava ve duruşmalar bildirilmeden, davaya katılma ve CMK'nın mağdur ve katılanlar için öngördüğü haklardan yararlanma olanağı sağlanmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması hukuka aykırı olacaktır.[13]

BAĞLANTILI DAVA DOSYALARI ARAŞTIRILMALI

Değişik zamanlarda birden fazla kişiye kazanç karşılığı ödünç para verilmesi halinde zincirleme tek tefecilik suçu oluşmaktadır. Yani, zincirleme suç hükümleri birden fazla kişiye ödünç para verilmesi halinde uygulanmaktadır.[14]

Bu nedenle UYAP üzerinden yapılan sorgulamada fail hakkında aynı suçtan kamu davası açılmış ise, anılan davanın akıbetinin araştırılması gerekir.

Yapılan araştırmada fail hakkındaki dava dosyası derdest ise, yargılama yapılmakta olan dosya ile birleştirilmesi, karara çıkmış ve kesinleşmiş ise onaylı örneğinin getirtilerek incelenmesinden sonra suç ve iddianame tarihlerine göre eylemler arasında hukuki kesinti oluşup oluşmadığının ve zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının saptanması, ayrıca zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğinin tespit edilmesi zorunludur.[15]

Zincirleme suç nedeniyle mahsup

Bu tespitler yapılmış ise; TCK'nın 241. maddesi gereğince verilecek cezadan aynı Kanunun 43/1. maddesi uyarınca artırım yapıldıktan sonra kesinleşen dava dosyasından verilen cezanın mahsubu ile oluşur ise aradaki fark kadar cezaya hükmedilmelidir.[16]

Şayet davalar arasında hukuki kesintinin gerçekleşmesi halinde ise ayrı ceza verilmesi gerektiği gözetilmelidir.[17]

TEMEL CEZALAR BELİRLENMESİ

5237 sayılı TCK'nın 61. maddesi uyarınca temel cezalar belirlenirken, söz konusu maddenin 1. fıkrasında 7 bent halinde sayılan hususlar göz önünde bulundurularak ve somut gerekçeler tek tek belirtilmek suretiyle ilgili kanun maddelerindeki cezaların alt ve üst sınırları arasında takdir hakkının kullanılması gerekir.

Örneğin; “suçun işleniş şekli, sanığın kastının yoğunluğu, sanığın amacı, suçtan sonraki davranış biçimi, suçun işlendiği yer ve zaman, şahsi ve sosyal durumu, suç sebep ve saikleri” şeklindeki maddede yazılı ibarelerin soyut tekrarıyla yetinilip madde içeriğinde belirtilmeyen ve TCK'nın 43. maddesinin uygulanma gerekçesi olabilecek “tefecilik suçundan yargılamasının olması” şeklinde teşdit gerekçesi olarak kullanılmak suretiyle karar verilmesi 5237 sayılı TCK’nin 61. maddesine aykırı olacaktır.[18]

TEFECİLİK EYLEMİNİN ARAŞTIRILMASI

Bazı tefecilik eylemlerinde birden fazla kişi tefecilik eylemine katılmakta ve çok sayıda kişi mağdur olarak tespit edilmektedir. Bu gibi durumlarda fail veya faillerin işyerinde yapılan aramada çok sayıda senet ile isimlerin ve ödeme tarihlerinin yazılı olduğu ajandanın ele geçirilmesi, çok sayıda mağdurlar ile tanıkların kolluk beyanları, ilgili kişiler arasındaki mesaj içeriklerini tespit eden tutanak ve benzeri pek çok delil dosyada bulunabilir.

Aralarında yakın akrabalık bağı veya iş ilişkisi bulunmayan kişiler arasında günün ekonomik koşulları nazara alındığında önemli miktarlardaki paranın karşılıksız verilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu gözetilmelidir.[19]

Bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, maddi gerçeğin açığa çıkarılması amacıyla sanıkların tefecilik yapıp yapmadığı hususunda kolluk araştırması yaptırılmalıdır.

Öncelikle aramada ele geçen senet borçlularının dinlenmesi gerekir. Bu kişilerden bir kısmının ifadesi varsa, dinlenmeyenlerin dinlenilmesi gerekir.

İcra Müdürlükleri nezdinde alacaklı oldukları takip dosyalarının araştırılıp borçluları ve soruşturma aşamasında beyanı tespit edilen kişilerin tanık olarak beyanları alınmalıdır.

Bundan sonra oluşacak sonuca göre hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerekir. Bu araştırmalar yapılmadan verilecek karar hukuka aykırı olacaktır.[20]

Gerekmesi halinde ilgili vergi dairesine yazı yazılarak bu konuda vergi inceleme raporu düzenlettirilmesinden sonra hâsıl olacak sonuca göre failin hukuki durumu değerlendirme konusu yapılabilir.[21]

Araç alım satımı şeklinde tefecilik

Bu tür olaylarda failin tefecilik yapıp yapmadığına ilişkin kolluk incelemesi yaptırılmalıdır. Kişilerin aldıklarını iddia ettikleri araçlara dair alım satım evrakları bulunmalı ve dosya arasına alınmalıdır.

Ayrıca icra dairesinde işlemlerin yapılmasına yardımcı olan kişiler varsa tanık olarak dinlenmesinden sonra hâsıl olacak sonuca göre faillerin hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi gerekecektir.[22]

İŞTİRAK

Bu suça iştirake ilişkin hükümlerin uygulanması mümkündür. Burada genel hükümler geçerlidir. Faillerin fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettiği tespit edilmiş ise, veya başka faillerin de eyleme katılması söz konusu ise tefecilik suçu nedeniyle faillerin mahkumiyetine karar verilebilecektir.[23]

TEŞEBBÜS

Tefecilik suçu, sırf hareket suçudur. Suç tanımında ayrıca bir sonuç öngörülmediği için, teşebbüse elverişli olduğu söylenemez.

Tefecilik suçunda, suç paranın verilmesi ile tamamlanır. Ayrıca fail tarafından amaçlanan faiz kazancının elde edilmesi şartı aranmaz.

Fakat yine de, eylemin kısımlara bölünebildiği durumlarda teşebbüs halinin mümkün olduğu söylenebilir.

Örneğin, tarafların tefecilik konusunda anlaşma yaptıktan sonra, failin parayı mağdura teslim edememesi hali teşebbüse konu olabilir.

SORUŞTURMA İŞLEMLERİ VE EKSİK SORUŞTURMA KAVRAMI

Tefecilik suçu ile ilgili soruşturmalarda, tüm soruşturma işlemleri yapılmalıdır. Bütün soruşturma işlemleri yerine getirilmeden karar verilmesi halinde eksik soruşturma kavramı gündeme gelecektir. Eksik soruşturma ile karar verilmesi halinde kararın yasa yolu ile bozulması söz konusu olabilecektir. Yapılması gereken soruşturma işlemleri her somut olaya göre değişebilir. Ancak bu husus tarafların iddia ve savunmalarına ve eldeki delil durumuna göre tespit edilmelidir.

Yapılması gereken bazı temel soruşturma işlemleri şu şekilde özetlenebilir:

1) Müştekinin ve şüphelinin olaya ilişkin ayrıntılı ifadesi alınmalı.

2) Varsa bahse konu senetlerin hangi borç ilişkisine istinaden ne zaman verildiği hususlarında tarafların beyanları ve bu bağlamda şikâyetçinin tanıkları olup olmadığı tespit edilmeli ve varsa bu tanık beyanlarına başvurulmalı.

3) Şüphelinin vergi kayıtları getirtilip incelenmeli.

4) İcra dairelerinde şüpheli tarafından başlatılan icra takiplerinin olup olmadığının araştırılmalı ve varsa takibe ilişkin dosyaların getirtilerek incelenmesi gerekir.

Bu işlemler yapılmadan karar verilmesi eksik soruşturmaya dayalı karar verilmesi anlamına gelecektir. Özellikle, bu hususlar araştırılmadan takipsizlik kararı verilmesi hukuka aykırı olacaktır.[24]

YAPTIRIM

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 241. Maddesine göre, kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılacaktır.

Bu suçun işlenmesi ile tüzel kişi yararına bir haksız yarar temin edilmiş ise, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 60.[25] ve 242.[26] maddesinde hüküm altına alınan Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri şartların varlığı halinde uygulanabilecektir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 49/2 maddesi gereğince, tefecilik suçu için öngörülen hapis cezası (2 ila 5 yıl) bir yıldan az olmadığı için, yani kısa süreli hapis cezası olmadığından, adli para cezası ve diğer seçenek yaptırımlara çevrilmesi söz konusu olmayacaktır. (TCK md. 50)

Tefecilik suçunun işlenmesi sonucunda fail tarafından temin edilen maddi yarar, yani faiz geliri mağdur tarafından faile verildiğinden, bu gelirin başka bir söylemle mağdurun faile verdiği faiz tutarının mağdura iadesi zorunludur. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 55. maddesi gereğince müsaderesine karar verilmesi mümkün değildir.[27]

SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMA

Tefecilik suçu, genel hükümlere tabi olarak soruşturulur ve kovuşturmaya tabi tutulur. Bu suç için özel soruşturma şartı, kovuşturma şartı öngörülmemiştir.

Soruşturma veya kovuşturma şikâyet veya izne tâbi değildir. Re’sen soruşturma yapılabilir.

Arama, el koyma gibi genel koruma tedbirlerine başvurulabilir. Fakat “iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması (CMK md. 135)”, “teknik araçlarla izleme (CMK md. 140)”, “taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoyma (CMK md. 128)” ve “kaçak sanığın duruşmaya gelmesini sağlamak amacıyla Türkiye’de bulunan mallarına, hak ve alacaklarına elkoyma (CMK md. 248)” şeklindeki koruma tedbirleri bu suç için uygulanamaz.

GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME

Tefecilik suçu ile ilgili olarak görevli ve yetkili mahkeme olan suçun işlendiği yer asliye ceza mahkemesine hitaben iddianame düzenlenerek kamu davası açılmalıdır. (CMK md. 12 vd.; 5235 sayılı Kanun md. 10-12)

SONUÇ

Tefecilik suçu, ülkemizde giderek yaygınlaşmakta, çok sayıda kişinin bu suç nedeniyle mağduriyet yaşadığı görülmektedir.

Tefecilerin genelde, çaresiz kişilere yüksek oranla faizle para verdikleri görülmektedir. Yasal yollardan borç para temin edemeyen kişiler, tefecilerin ağlarına düşmekte, bu kişilere kendi tapu ve arsalarını borçları karşılığında teminat vermekte, faizciler ise aldıkları çek veya senetleri icraya vererek, bu şekilde alacaklarını kolaylıkla tahsil edebilmektedirler.

Özellikle bankalara borcu olan veya nakit paraya ihtiyacı olan kişilerin, kuyumcu, kontörcü, oto galerici, emlak ofisleri ile beyaz eşya satıcıları gibi nakit para sağlayan işyerlerine başvurdukları, bu işyeri sahiplerinden banka faizlerinin çok üzerinde faiz oranları ile nakit para aldıkları sıklıkla görülmektedir.

Son zamanlarda POS tefeciliği diye bilinen tefecilik türü de yaygınlaşmaktadır. Tefeciler, para verme işlemini yasal hale getirmek adına, alışveriş yapılmış gibi sahte fatura düzenlemek suretiyle fatura miktarı kadar tutarı tüketicinin kredi kartından taksitler halinde çekmektedirler.

Tefeci işyeri sahiplerince çekilen bu tutarın üzerinden değişen oranlarda peşin komisyon alınmakta, geri kalan tutar da tüketiciye nakit olarak ödenmektedir. Bu şekildeki uygulamanın toplumda pek çok insanı mağdur ettiği, hatta bu hususun medyaya yansıdığı sıklıkla görülebilmektedir.[28]

2018 yılın tefecilere yönelik düzenlenen operasyonların, geçen yıla göre yüzde 48’lik bir artış gösterdiği, 2018’de güvenlik güçlerince, 668 tefecilik olayına müdahale edilirken, bu olaylarda bin 697 şüpheli gözaltına alındığı, gözaltına alınan şüphelilerin 196’sı tutukladığı, 2017 yılında ise bin 112 kişinin gözaltına alındığı, bunların 68’inin tutuklandığı ifade edilmektedir.[29]

Bu istatistiki bilgiler, tefecilik suçunun giderek arttığını göstermektedir. Bu nedenle, bu suçun işlenmesinin önüne geçilmesi adına gerekli önlemler alınmalıdır. Zira bu şekilde, tefecilik suçunun yarattığı sosyal tahribat engellenebilir.

Bu bağlamda, tefecilik suçunun tek bir madde ile hüküm altına alınması, uygulamada ortaya çıkan sorunların giderilmesine çare olmamaktadır. Yasal düzenleme hükmü, tüm tefecilik türlerini kapsamaktan uzak ve suçun işlenmesi ile ilgili uygulamada ortaya çıkan sorunları gidermekte yetersizdir. Bu yüzden tefecilik suçunun uygulamada neden olduğu sorunlar gözetilerek, Bu suçun tüm tefecilik türlerini de kapsayacak şekilde ayrıntılı bir şekilde yeniden düzenlenmesi faydalı olacaktır.

Öğretide aksi görüşler olsa da, tefecilik suçunun meslek haline getirilmesi şartının aranmamasının olumlu olduğunu ifade edebiliriz.

Kanaatimizce, kazanç elde etmek amacıyla bir kişiye bile para verilirse bu suç oluşmalıdır. Meslek edinme koşulunun aranması, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında pek çok soruna neden olacaktır.

Ülkemizin nüfus sayısı ile yukarıda vermiş olduğumuz soruşturma sayıları karşılaştırıldığında, adli makamlara bu suç ile ilgili intikal eden vaka sayısının çok düşük olduğu söylenebilecektir.

Bu nedenle tefeciliğin meslek haline getirilmesinin aranması halinde, ortaya çıkabilecek soruşturma ve kovuşturma ile ilgili sorunlar nedeniyle, bu suçla yeteri kadar mücadele edilememesi gibi bir sonuçla karşılaşılabilecektir.

Yine öğretide aksi görüşler bulunsa da, tefecilik suçuna ilişkin olarak ele geçen paraların tamamının müsadere edilmemesi gerektiğini düşünmekteyiz. Mağdurun faile vermiş olduğu faiz tutarı ele geçmiş ise, mağdura iade edilmeli, geriye kalan para miktarı müsadere edilmelidir.

(Bu köşe yazısı, sayın Dr. Suat ÇALIŞKAN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

---------------------

[1] MADDE 241 - (1) Kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. (ASLİYE CEZA MAHK.)

[2] ÖZGENÇ, İzzet, “Tefecilik Suçu”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl: 2010, Cilt: XIV, Sayı: 1, s. 551-552; HAFIZOĞULLARI, Zeki/ ÖZEN, Muharrem, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Topluma Karşı Suçlar, US-A Yayıncılık,

Ankara, 2012, s. 418; ÖZBEK, Veli Özer, “Tefecilik Suçu (TCK m. 241)”, CHD Ceza Hukuku Dergisi, Yıl: 2010, Sayı: 14, s. 32;

[3] YCGK’nun 12/05/2015 gün ve 2014/4-655 Esas, 2015/152 sayılı Kararı. Y.4.CD, E: 2016/15832, K: 2018/848, KT: 17.01.2018.

[4] Y.5.CD, E: 2016/5201, K:2018/3804, KT: 22.05.2018. Ayrıca başka emsal karar için bkz.; YCGK’nun 12/05/2015 gün ve 2014/4-655 Esas, 2015/152 sayılı Kararı.

[5] Y.5.CD, E: 2017/5261, K: 2018/4030, KT: 30.05.2018.

[6] Y.5.CD, E: 2017/5261, K: 2018/4030, KT: 30.05.2018.

[7] Y.11.CD, E. 2016/12503, K. 2018/7541, T. 02.10.2018.

[8] Y.5.CD, E. 2012/14279, K. 2014/932, KT. 28.01.2014.

[9] Y.5.CD, E. 2012/14279, K. 2014/932, KT. 28.01.2014.

[10] Y.5.CD, E. 2012/14279, K. 2014/932, KT. 28.01.2014: “…Sanıkların telefon, kontör satışı yapılan iş yerinde başkalarına ait 54 adet kredi kartı ve değişik bankalara ait 10 adet pos cihazının bulunması, tanıklardan C.. Ş.., H.. B.., M.. A.., E.. C.., R.. Ü.. ve M.. Ö..'in soruşturma evresinde kollukta alınan ilk ifadelerinde genel olarak, sanıkların iş yerinde ele geçirilen kredi kartlarını, borçlarının sanıklar tarafından komisyon veya bir bedel karşılığında ödenmesi için bıraktıklarını beyan etmeleri, E.. C..'ın yargılama aşamasında da aynı şekilde anlatımda bulunması, soruşturma aşamasında alınan 04/11/2010 tarihli bilirkişi raporunda pos cihazı sahiplerine haksız kazanç sağlandığının belirtilmesi,…” Y5.CD, E. 2014/10253, K. 2018/33, KT. 09.01.2018.

[11] Y.5.CD,E. 2014/9137, K. 2017/4481, KT. 23.10.2017.

[12] Y.5.CD, E: 2016/5213, K: 2018/3805, KT: 22.05.2018: “…İddianamede yer alan “;......'ın ödünç olarak almış olduğu parayı belirlenen ödeme gününde ödememiş olması nedeniyle şüpheli ...'nin 30.04.2009 günü ....işyerine gelerek "sizi yakacağım, paramı misli misli alacağım, ya sen beni öldürürsün ya da ben seni öldüreceğim" diyerek tehdit ettiği vade farkı olarak 1.000,00 TL bedelli dört adet senet aldığı...”; şeklindeki isnadın sübutu halinde yağma suçunu oluşturabileceği tefecilik ve resmi belgede sahtecilik suçlarının da bu suçla bağlantılı olduğu anlaşılmakla delillerin takdir ve tartışmasının, davaya bakmanın 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 12. maddesi uyarınca Ağır Ceza Mahkemesinin görevi kapsamında bulunduğu ve görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden yargılamaya devamla yazılı biçimde hükümler kurulması,…”

[13] Y.5.CD, E: 2016/5213, K: 2018/3805, KT: 22.05.2018; Y.5.CD, E: 2016/3761 K: 2018/3711, KT: 17.05.2018

[14] YCGK’nun 12/05/2015 gün ve 2014/4-655 Esas,2015/152 sayılı Kararı

[15] Y.5.CD, E: 2016/3186, K: 2018/3547, KT: 14.05.2018; Y.5.CD, E: 2016/9911, K: 2017/5630, KT: 25.12.2017

[16] Y.5.CD, E: 2016/5201, K:2018/3804, KT: 22.05.2018. Y.5.CD, E: 2016/1165, K: 2018/3802, KT: 22.05.2018; Y.5.CD, E: 2016/9308, K: 2017/5716, KT: 28.12.2017; Y.5.CD, E: 2017/3106, K: 2017/5718, KT: 28.12.2017.

[17] Y.5.CD, E: 2016/5201, K:2018/3804, KT: 22.05.2018. Y.5.CD, E: 2016/1165, K: 2018/3802, KT: 22.05.2018.

[18] Y.5.CD, E: 2016/5201, K:2018/3804, KT: 22.05.2018; Y.5.CD, E: 2016/1165, K: 2018/3802, KT: 22.05.2018.

[19] Y.5.CD, E: 2016/5763, K: 2018/305, KT: 30.01.2018: “….TCK'nın 241. maddesinde tanımlanan tefecilik suçunun oluşabilmesi için kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para verilmesinin yeterli oluşu, ayrıca birden fazla kişiye sistemli olarak faiz karşılığı ödünç para verilmesinin suçun unsuru olarak aranmaması, kişiler arasında doğmuş bir alacak borç ilişkisine dayanmayan kazanç elde etme amaçlı ödünç para verme eylemlerinin tefecilik suçu kapsamında bulunması ve aralarında yakın akrabalık bağı veya iş ilişkisi bulunmayan kişiler arasında günün ekonomik koşulları nazara alındığında yüksek sayılabilecek miktarda paranın karşılıksız verilmesinin hayatın olağan akışına uygun olmaması; bu bağlamda maddi gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkarılması açısından sanıkların tefecilik yapıp yapmadığı hususunda kolluk araştırması yaptırılması, vergi inceleme raporunda gösterilen ödünç para verdikleri kişilerin tespitiyle suçun mağduru olarak dinlenilmesi, İcra Müdürlükleri nezdinde alacaklı oldukları takip dosyalarının araştırılıp borçluların tanık olarak beyanlarının alınması bundan sonra oluşacak sonuca göre hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden, Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12/05/2015 gün ve 2014/4-655 Esas, 2015/152 sayılı Kararında da açıklandığı üzere değişik zamanlarda birden fazla kişiye kazanç karşılığı ödünç para verilmesi halinde zincirleme tek tefecilik suçunun oluşacağı nazara alındığında; UYAP üzerinden yapılan incelemede sanıklar ..., ... ve ... hakkında aynı suçtan açılan ... 20. Ağır Ceza Mahkemesine 2014/89 Esas ve ... 5. Ağır Ceza Mahkemesine 2016/397 Esas sayılı kamu davalarının suç tarihinin tespitiyle, dava dosyalarının akıbetlerinin araştırılması, derdest olmaları halinde, her üç dosya arasında sanıklar yönünden hukuki ve fiili irtibat bulunup bulunmadığı, hukuki kesintinin oluşup oluşmadığı ve zincirleme suç hükümlerinin uygulanma ihtimali açısından davaların birlikte görülmesinde zorunluluk bulunduğundan olanaklı ise bu davalar ile birleştirilmesi, karara çıkmış ise onaylı birer örneğinin dosya içerisine alınması suretiyle davalardaki mağdurların aynı olup olmadığının tespiti ile aynı olması halinde kamu davasının reddine karar verilebileceği, farklı mağdurlara karşı tefecilik suçunun işlenmesi durumunda iddianame ve suç tarihlerine göre huk

Yorumlar (1)