1. GİRİŞ:

Küreselleşme ile birlikte uluslararası ticari ilişkiler; hızla gelişmiş ve yaygınlaşmıştır. Dünyanın gitgide daha küçük bir yer hale gelmesiyle birlikte, uluslararası ticaret ve farklı devlet vatandaşları arasındaki sözleşmeler de yaygınlık kazanmıştır. Bu sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklarda çoğu zaman devlet mahkemelerine gidilmektedir. Bu sebeple, uyuşmazlık uzun bir süre çözümsüz kalmakta ve buna bağlı olarak da masraflar artmaktadır. Ayrıca burada, kararı verecek olan mahkemenin tarafsızlığından da şüphe edilmektedir. Nitekim, uyuşmazlığı çözecek olan mahkeme, hangi tarafın milli mahkemesi ise; o tarafa daha yakın olacağı ve vereceği kararın da o taraf lehine olacağı ihtimali oldukça yüksektir.

Devletin üç erkinden biri olan yargı yetkisi, o devletin sınırları içerisinde sadece o devletin yargı organından çıkan kararların uygulanabilir olmasına imkân sağlamaktadır. Yabancı bir ülkenin yargı organı tarafından verilen kararın, başka bir devlette uygulanabilmesi için hukuki incelemeden geçirilerek, kararın niteliğine göre tanınacak ya da tenfiz edilecektir. Bu durumda taraflar, tekrardan yeni bir dava açmakta ve yukarıda açıkladığımız sorunlarla tekrardan karşılaşmaktadırlar.

Bu gibi sorunlarla çokça karşılaşıldığı için taraflar; hukuki ilişkiden kaynaklanan uyuşmazlıkları, hukuki ilişkinin kaynağına derinlemesine nüfuz edecek bilgi birikimi ve tecrübeye sahip, tarafsız ve bağımsız çözüm mercileri önünde hızlı ve daha az masrafla çözülmesine ihtiyaç duymaktadırlar. Söz konusu ihtiyaç da, tahkim müessesesinin doğmasını ve gelişmesini sağlamıştır.

Nitekim Tahkim, uluslararası karakterli ticari uyuşmazlıkların en yaygın çözüm yoludur.

Tahkim, kanunun tahkim yoluyla çözümlenmesine izin verdiği konular kapsamında olmak şartıyla, taraflar arasında doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların devlet yargısında çözümlenmesi yerine, hakemler aracılığı ile çözümlenmesi konusunda tarafların anlaşmalarıdır.

Tahkim usulünde, doğmuş veya doğabilecek olan uyuşmazlıkların devlet yargısı ile yani mahkemeler tarafından değil, hakem adı verilen kişilerce çözülmesi öngörülmektedir. Hakem kararları milli ve milli olmayan kararlar olarak ikiye ayrılmaktadır. Milli olmayan tahkim kararlarının Türkiye’de icra edilebilmesi için tenfiz edilmesi gerekmektedir.

Tahkim anlaşması, uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözümleneceği hususundaki taraf iradesini beyan eden bir sözleşme ile yapılabilmektedir. Tahkim sözleşmesi, uyuşmazlığın tarafları arasındaki anlaşmayı ifade ettiğinden, hakem sözleşmesinden farklılık arz etmektedir. Nitekim hakem sözleşmesi, taraflarla hakemler arasında hakemlik ücreti ve diğer koşullara ilişkin olarak yapılan sözleşmeyi ifade etmektedir.

4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 4. maddesi uyarınca; “tahkim anlaşması, asıl sözleşmeye konulan tahkim şartı veya ayrı bir sözleşme ile yapılabilir”. Bu sebeple, tarafların bağımsız bir tahkim sözleşmesi yapmak yerine, aralarındaki ilişkiyi düzenleyen (ana) sözleşmeye madde eklemek suretiyle de, uyuşmazlıkların tahkim ile çözümlenmesi hususunda anlaşmaları mümkündür. Sözleşmeye konulan tahkime ilişkin hükümler, “tahkim şartı” olarak ifade edilmektedir.

Tarafların tahkim yoluna müracaat edebilmeleri için aralarında bir tahkim anlaşmasının bulunması gerekmektedir. Bu nedenden ötürü; tahkim yoluna başvurabilmenin “olmazsa olmaz” (conditio sine qua non) koşulu, taraflar arasında bir tahkim anlaşmasının var olmasıdır.

Tarafların, aralarındaki uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözümlenmesi anlaşmasını dava açıldıktan sonra da yapabilmeleri mümkündür.

Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 5. maddesi hükmüne göre; “yargılama sırasında tarafların tahkim yoluna başvurma konusunda anlaşmaları halinde, dava dosyası mahkemece ilgili hakem veya hakem kuruluna gönderilir.” Buna göre, yargılamanın herhangi bir aşamasında taraflarca tahkim anlaşması yapılması durumunda mahkeme, davaya bakmaktan vazgeçmekte ve uyuşmazlık, tahkim yolu ile çözümlenme kavuşturulmaktadır.

Yukarıdaki tanım uyarınca tahkim anlaşmasının konusu, sözleşmeden kaynaklı bir uyuşmazlık olabileceği gibi, sözleşme dışı bir ilişkiden kaynaklanmış olan uyuşmazlıklar da olabilmektedir. Bu açıdan tarafların tahkime götürmek istedikleri uyuşmazlık, haksız fiil veya sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanmış olan bir uyuşmazlık olsa dahi, taraflar bir tahkim anlaşması yaparak, uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözümlenmesini kararlaştırabilmektedirler. Burada önem arz eden husus, uyuşmazlığın tahkime elverişli olması şartıdır.

Taraflar, yapacakları sözleşmeye tahkim şartı ekleyerek, tahkim sözleşmesi yapabilirler. Taraflar, tahkim şartında ya da sözleşmesinde hâlihazırda faaliyet gösteren bir tahkim merkezini yetkili kılabilecekleri gibi (kurumsal tahkim), kendileri de tahkim kuralları belirleyebilirler (ad hoc tahkim). Taraflar, tahkim yerini, uyuşmazlığın hangi hukuk uygulanarak çözüleceğini, uyuşmazlığın hangi ülkenin usul hukuku uygulanarak çözüleceğini, hakem heyetinde kaç hakemin olacağını, hangi delillere riayet edilip, hangilerine edilmeyeceğini, tahkim dilini, uyuşmazlığın ne kadar sürede çözüleceğini belirleyebilirler. Yalnızca, tahkime gitmek için tarafların açık iradesi bulunmalı ve aralarında geçerli bir tahkim anlaşması bulunmalıdır.

Bu tahkim anlaşması, uyuşmazlık çıkmadan önce de yapılabileceği gibi, uyuşmazlık çıktıktan sonra da yapılabilir. Sözleşmeden doğan uyuşmazlıklarda tahkime gidilebileceği gibi, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşmeden doğan borç ilişkilerinde de tahkime gitmek mümkündür.

Uyuşmazlık tahkim yoluyla çözülse dahi, hakem heyetinin vereceği karar, hangi ülkede sonuç doğurması isteniyorsa o ülkenin yargı organı önünde hukuki incelemeden geçirilecektir.

Yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizi konusunda doğabilecek sorunlar hakkında ülkemizin de taraf olduğu Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve İcrası Hakkındaki 10 Haziran 1958 Tarihli New York Sözleşmesi akdedilmiştir. Ayrıca, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun da yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizi hususunu ilgili maddelerince düzenlemiştir. Türkiye’nin New York Sözleşmesi’ni onaylarken koyduğu çekinceler dolayısıyla söz konusu Sözleşme sadece ticari uyuşmazlıklara ve anlaşmaya taraf olan ülkelerde verilen hakem kararlarının tanınması ve tenfizi hususunda uygulanmaktadır[1]

2. TANIMA VE TENFİZ MÜESSESELERİ:

Devletin yargı erkinin bir uzantısının da sadece kendi ülke sınırları içerisinde verilen ilamların bağlayıcı olmasıdır. Bunların dışındaki ilamların hukuki incelemeye tabi tutularak, tanıma ve tenfize konu olması gerekmektedir.

Tanıma, yabancı bir mahkeme kararının sahip olduğu kesin hüküm kuvvetinin yabancı bir ülkeye teşmili, yabancı bir ülkede de kabulüdür.[2] Ancak, yabancı mahkeme tarafından verilen karar; bir şeyin verilmesine, bir şeyin yapılmasına veya yapılmamasına ilişkin bir eda kararı niteliğinde ise, bu kararın sadece tanınması, davacının tatminini sağlamayacaktır. Eda davası sonucunda verilen hükmün yerine getirilmemesi halinde, cebren icra edilebilmesi gerekir.[3]Yabancı mahkeme tarafından verilen eda kararının icra kabiliyetine haiz olması için tenfiz edilmesi gerekmektedir.[4]

Burada belirtmemiz gereken husus, yabancı mahkeme kararları gibi, hakem kararları da bir yargılama faaliyeti sonucunda verilmiştir. Tahkim mahkemesinin verdiği karar, bağlayıcıdır. Bu sebeple, yabancı hakem kararları da, tanıma ve tenfize konu olmaktadır.

3. YABANCI HAKEM KARARLARININ TANINMASI VE TENFİZİ:

A. Yabancı Hakem Kararı:

Hukuk Genel Kurulu 7.11.1951 tarihli 126/109 sayılı kararında; “bir hakem kararı, yabancı bir hakem otoritesi altında verilmiş ise, o kararın yabancı hakem kararı sayılabileceğini” kabul etmiştir.

Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve İcrası Hakkındaki 10 Haziran 1958 Tarihli New York Sözleşmesine göre, bir hakem kararının yabancı bir hakem kararı olabilmesi ve tanınması ya da tenfizinin istenebilmesi için; tahkim yerinin yabancı bir ülke olmasını ya da o ülke için milli sayılmayan, yani yabancı olan bir hakem kararı olmasını aramaktadır. Yani, işbu hallerde verilen hakem kararların yabancı hakem kararıdır ve tanıma ve tenfize konu olmaktadır.

Yabancılık unsuru taşıyan ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği tahkimler, 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu’na tabidirler. Bu durumda taraflar, MTK’ nun emredici kurallarına uymak zorundadırlar. (Şanlı, 2018, s. 678)[5]

Ayrıca, yabancı hakem kararının kesinleşmesi ve bağlayıcılık kazanması gerekmektedir.

B. Usul:

Yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizinde görevli ve yetkili mahkeme, Möhuk md. 60/2 ’ye göre;

“Yabancı hakem kararlarının tenfizi, tarafların yazılı olarak kararlaştırdıkları yer asliye mahkemesinden dilekçeyle istenir. Taraflar arasında böyle bir anlaşma olmadığı takdirde, aleyhine karar verilen tarafın Türkiye'deki yerleşim yeri, yoksa sâkin olduğu, bu da yoksa icraya konu teşkil edebilecek malların bulunduğu yer mahkemesi yetkili sayılır.”

Bu dilekçe ile, MÖHUK md.61’de belirtilen ekleri görevli ve yetkili mahkemeye tevdi eden taraf, tenfiz isteminde bulunmuş olur.

Söz konusu ekler, Hakem kararının usulen kesinleşmiş ve icra kabiliyeti kazanmış veya taraflar için bağlayıcılık kazanmış aslı veya usulüne göre onanmış örneği ve tahkim sözleşmesi veya şartının, aslı yahut usulüne göre onanmış örneğidir. Söz konusu belgelerin tercüme edilmiş ve usulen onanmış örnekleridir.

Ayrıca New York sözleşmesine göre, Hakem kararının usulüne göre tasdik edilmiş aslı yahut aslına uygunluğu tasdik edilmiş bir sureti, kararın dayandığı tahkim anlaşmasının aslı veya usulü dairesinde tasdik edilmiş sureti dilekçenin ekinde yer almalıdır.

Bu aşamadan sonra, karşı tarafa tebligat yapılır ve karşı taraf da bu tanıma veya tenfiz talebine karşı cevaplarını süresinde ilgili mahkemeye tevdi eder. Mahkeme, basit yargılama usulünde yargılama yaparak karar verir. Mahkemenin verdiği karar, istinafa ve gerekli şartları taşıdığı takdirde temyize konu olur.

Usulüne uygun olarak tanınan ve tenfiz edilen yabancı hakem kararı kesin hüküm ve kesin delil teşkil eder. Bu kararlar ayrıca bağlayıcılık kazanır. Ancak tanıma veya tenfiz talebi reddedilirse, ilgili karar bağlayıcılık kazanmayacaktır.

C. ŞARTLARI:

C.1. New York Sözleşmesi’ne Göre;

1. Taraflar arasında geçerli bir tahkim anlaşması bulunmalıdır.

2. Karar, davalının savunma haklarına riayet edilerek verilmiş olmalıdır.

3. Karar, hakemlerin yetkileri verilmiş olmalıdır.

4. Hakem mahkemesinin teşkili veya tahkim prosedürü taraflar arasındaki anlaşma hükümlerine, anlaşma hükümleri yoksa da tahkim prosedürünün cereyan ettiği ülke hukukuna uygun olmalıdır.

5. Karar, taraflar için bağlayıcı olmalı veya verildiği ülke hukukuna ya da tahkimin tabi olduğu ülke hukukuna göre iptal edilmemiş yahut icrası askıya alınmamış olmalıdır.

6. Karar, tenfiz devleti hukukuna göre tahkim yolu ile çözümü mümkün bir uyuşmazlığa ilişkin olmalıdır.

7. Karar, tanfiz devleti hukukunun kamu düzenine aykırı olmamalıdır.

C.2. MÖHUK’A GÖRE:

MADDE 62 – (1) Mahkeme,

a) Tahkim sözleşmesi yapılmamış veya esas sözleşmeye tahkim şartı konulmamış ise,

b) Hakem kararı genel ahlâka veya kamu düzenine aykırı ise,

c) Hakem kararına konu olan uyuşmazlığın Türk kanunlarına göre tahkim yoluyla çözümü mümkün değilse,

ç) Taraflardan biri hakemler önünde usulüne göre temsil edilmemiş ve yapılan işlemleri sonradan açıkça kabul etmemiş ise,

d) Hakkında hakem kararının tenfizi istenen taraf, hakem seçiminden usulen haberdar edilmemiş yahut iddia ve savunma imkânından yoksun bırakılmış ise,

e) Tahkim sözleşmesi veya şartı taraflarca tâbi kılındığı kanuna, bu konuda bir anlaşma yoksa hakem hükmünün verildiği ülke hukukuna göre hükümsüz ise,

f) Hakemlerin seçimi veya hakemlerin uyguladıkları usul, tarafların anlaşmasına, böyle bir anlaşma yok ise hakem hükmünün verildiği ülke hukukuna aykırı ise,

g) Hakem kararı, hakem sözleşmesinde veya şartında yer almayan bir hususa ilişkin ise veya sözleşme veya şartın sınırlarını aşıyor ise bu kısım hakkında,

h) Hakem kararı tâbi olduğu veya verildiği ülke hukuku hükümlerine veya tâbi olduğu usule göre kesinleşmemiş yahut icra kabiliyeti veya bağlayıcılık kazanmamış veya verildiği yerin yetkili mercii tarafından iptal edilmiş ise, yabancı hakem kararının tenfizi istemini reddeder.

4. SONUÇ:

Tahkim, dünya üzerinde halen tartışılan bir konudur. Hatta devletler, ilk zamanlarda tahkimi yargı yetkisine bir müdahale olarak görmekteydiler. Bu durum haliyle kanun koyucuları ve yargı organlarını da etkilemekteydi. Nitekim, Yargıtay’da başta tahkim yanlısı bir tutum izlememekteydi.

Tüm bu sorunlara rağmen, dünya üzerinde tahkimin her geçen gün öneminin artmasıyla birlikte, bu müessese ülkemizde de gelişip yaygınlaşmıştır.

Bu sebeple işbu makale konusu tarafımızca seçilerek, kısaca da olsa anlatılmaya çalışılmıştır. Okuyuculara faydalı olması temennisiyle..

.

Av. Begüm GÜREL (L.L.M)

(Stj. Av. Fatih Burak KALAMAN)

.

(Bu köşe yazısı, sayın Av. Begüm GÜREL tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

-------------------------

[1]http://www.cglawoffice.net/%EF%BB%BFyabanci-mahkeme-ve-hakem-kararlarinin-taninmasi-ve-tenfizi/?lang=tr

[2] Çelikel/Erdem s.681;Arat(Tanıma ve Tenfiz )s.426,Özbakan I.;Türk Hukukunda Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizi

[3] Üstündağ (Medeni Yargılama Hukuku) s.317;Alangoya(Esaslar)C.1 S.179

[4] Şanlı (Milletlerarası Özel Hukuk),2018, S.507,

[5] Milletlerarası Özel Hukuk, Vedat Yayıncılık 2018 6.Baskı