banner590

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme’nin 6. maddesinin ikinci fıkrasının kişilerin suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılma hakkını güvence altına aldığını bazı kararlarında dile getirmektedir.

AİHM, masumiyet karinesi ile sağlanan güvencenin iki yönü olduğunu bazı kararlarında ifade etmektedir.

Bunlardan ilki, hüküm kuruluncaya kadar kişinin masum olarak kabul edilmesi ile ilgilidir. İkincisi ise, kişi hakkında mahkûmiyet hükmü dışında bir karar verilmesi halinde, kişinin masumiyetine karar sonrasında ve diğer yargılamalarda da saygı gösterilmesi haline ilişkindir.

Birincisi Ceza yargılamasının yürütülmesine dair usule ilişkin güvencedir.

Yargılama sonucunda mahkûmiyet kararı dışında bir hüküm kurulması halinde, ceza yargılaması ile bağlantılı olan durumlarda daha sonra yürütülecek yargılamalar boyunca kişinin masumiyetine saygı gösterilmesi bu güvencenin sağladığı bir koruma olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu güvence ile şu hususlar koruma altına alınmıştır:

Masumiyet karinesi ilkesi, ceza yargılamasının kendisinin adil olmasını sağlayacak usule ilişkin güvence olarak kamu görevlilerinin davalının suçluluğu ve eylemleri hakkında erken açıklamalarda bulunmasını yasaklamaktadır.

Belirtmek gerekir ki bu husus, cezai sorunlarda usule ilişkin güvence ile sınırlı olmayıp bu kapsam daha geniş tutulmaktadır. Bu nedenle devletin hiçbir temsilcisinin, mahkeme kararı ile suçluluğu ispatlanıncaya kadar kişinin bir suçtan suçlu olduğunu söylememesi gerekmektedir.

Burada sadece ceza yargılamasında değil aynı zamanda ceza yargılaması ile eş zamanlı olarak yürütülen bağımsız hukuk yargılamaları, disiplin işlemleri veya diğer yargılamalarda da masumiyet karinesinin ihlali gündeme gelebilir.

Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrası kapsamındaki korumanın ilk yönü, kişi hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar ceza gerektiren bir suçla suçlandığı süre ile ilgilidir.

Mahkûmiyet hükmü dışında bir hüküm verilmesi hali

Masumiyet karinesinin sağladığı güvencenin ikinci yönü, ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda söz konusu olmaktadır. Kişi hakkında mahkûmiyet hükmü dışında bir hüküm verilmesi halinde ve daha sonraki süreçte ve yargılamalarda ceza gerektiren suç karşısında kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını gerektirmektedir.

Masumiyet karinesi, ceza yargılaması kapsamında bir usul güvencesi sağlamaktadır. Bu korumanın temin edilebilmesi için, buna ilişkin korumanın uygulanabilir olması ve etkili şekilde temin edilmesi sağlanmalıdır.

Bu nedenle yargılama sonucunda beraat eden veya bir şekilde hakkındaki ceza yargılaması devam etmeyen kişilere yönelik olarak kamu görevlileri veya otoritelerince suçlu muamelesi kapsamında değerlendirilebilecek davranışların da önüne geçilmelidir.

Masumiyet karinesi sadece ceza yargılaması ile ilgili bir ilke değildir. Bu yüzden ceza davası ve ceza yargılaması niteliğinde olmayan herhangi bir yargılamada da (hukuk, disiplin gibi) masumiyet karinesi ilkesi geçerliliğini sürdürmektedir. Bu alanlardaki yargılama ve işlemler sürecinde masumiyet karinesi ilkesine özen gösterilmelidir.

Belirtmek gerekir ki, ceza yargılamasında mahkûmiyetle sonuçlanmamış aynı olaylara dayanılarak bir kişinin disiplin suçundan suçlu bulunması veya hakkında tazminata karar verilmesi masumiyet karinesini kendiliğinden ihlal etmeyecektir. Burada olay ile ilgili karar vericilerin kullandıkları dilin ayrıştırıcı ve sorunu belirleyici şekilde önem taşıdığı söylenebilir.

Bir mahkemenin sanığın suçlu olduğuna dair görüşünü zamanından önce ifade etmesi

AİHM, bir mahkemenin sanığın suçlu olduğuna dair görüşünü zamanından önce ifade etmesi halinin masumiyet karinesi ile ters düşeceğini bazı kararlarında dile getirmektedir.

AİHM, bazı kararlarında da, bir kişi yargılanmadan ve suçu sabit görülmeden önce kamu görevlilerinin bu kişi ile ilgili beyanlarında kullandıkları kelimeleri seçerken daha dikkatli olmalarının önemli olduğuna işaret etmektedir.

Buna karşın AİHM’nin açıklanan beyanların şekline değil gerçek anlamına da dikkat edilmesi gerektiğine işaret eden kararlarına da rastlamak mümkündür.

AİHM, öncelikle bir kişinin kesinleşmiş bir mahkûmiyet ile suçlu bulunmadan önce kamu görevlilerinin kişi hakkında sarf ettiği ifadelerin seçiminin önemli olduğuna işaret ederken, bir kamu görevlisinin beyanının masumiyet karinesi ilkesine aykırı olup olmadığının söz konusu ifadenin özel koşullarına göre tespit edilmesi zorunluluğunu da dile getirmektedir.

Örneğin kişiler ile ilgili takipsizlik kararında geçen ifadelerin hangi bağlamda kullanıldığına dikkat edilmesi gerekmektedir.

Nitekim AİHM bir kararında, takipsizlik kararı verilmesi yönündeki talebin reddi kararında ispatlanma teriminin kullanılmış olmasının, bu ifadenin başvurucunun üzerine atılı suçun delillerle sabit olduğu hususuna ilişkin olmadığını, yalnızca dava dosyasının soruşturmanın haklılığına ilişkin delilleri ortaya koyup koymadığı noktasına işaret ettiğini belirtmiş ve masumiyet karinesinin ihlal edilmediğine hükmetmiştir.

İspat yükümlülüğünün iddia makamından savunmaya devredilmesi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), suçluluk karinelerine ve ispat yüküne ilişkin olarak ilkeleri tek tek tespit etmiştir.

AİHM'e göre Sözleşme'nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında korunan masumiyet karinesi şu hususları içermektedir:

a) Mahkemelerin kişinin suç işlediği varsayımından başlamamaları gerekir.

b) İspat yükü iddia makamına aittir.

c) Her türlü şüpheden sanığın yararlandırılmasını gerekir.

Yukarıda ifade edilen kapsam itibariyle, ispat yükümlülüğünün iddia makamından savunmaya devredilmesi kural olarak masumiyet karinesi ihlal edecektir.

Fiili veya hukuki karinelerin varlığı

AİHM, fiili veya hukuki karinelerin her hukuk sisteminde bulunabileceğini, Sözleşme'nin kural olarak bu karineleri yasaklamadığını bazı kararlarında dile getirmektedir.

Sözleşme'nin 6. maddenin (2) numaralı fıkrası, ceza kanunlarında düzenlenen hukuki ve fiili karinelere de kayıtsız kalmamaktadır.

Belirtilen hüküm, devletlerin bu karineleri uyuşmazlık konusu sorunun önemini dikkate alan ve savunma tarafının haklarını gözeten makul çerçevelerle sınırlaması zorunluluğunu gündeme getirmektedir.

AİHM, Sözleşmeci devletlerin ceza kanunlarına karine olacak hüküm koyarken, davanın konusunun önemi ile savunma tarafının hakları arasında adil bir denge kurma yükümlülüğü altında olduklarını ifade etmektedir. Yani AİHM'e göre, başvurulan araç ile ulaşılmak istenen meşru amaç arasında makul bir orantının varlığı şart olarak aranmaktadır.

Varsayıma dayalı olarak mahkûmiyet kararı verilmesi

AİHM, varsayıma dayalı olarak mahkûmiyet kararı verilmesinin masumiyet karinesini ihlal ettiğini bazı kararlarında ifade etmektedir.

Nitekim AİHM kararına konu somut olayda, yasa dışı yollardan uyuşturucu madde ithal etme ve gümrük kaçakçılığı yapma suçlarından verilen mahkumiyet kararının ilgili gümrük mevzuatında öngörülen kaçak malları mülkiyetinde bulunduran kişinin gümrük kaçakçılığı suçundan sorumlu tutulacağı yönündeki karineye dayandırıldığı ileri sürülerek masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddia edilmiştir. AİHM bu dava ile ilgili yaptığı değerlendirmede, başvurucunun savunma araçlarından tamamıyla mahrum bırakılmadığını ve aleyhine yüklenen karinenin aksi ispat edilemez türden olmadığını ifade etmiştir.

AİHM bu davada, Fransız derece mahkemelerinin karar verirken maddi olayı dikkatli bir şekilde değerlendirdiklerini, dava dosyasında bulunan delilleri temel alarak mahkûmiyet kararı verdiklerini, ilgili mevzuatta yer alan karinelere otomatik bir şekilde dayanmaktan kaçındıklarını, şikâyet konusu olayda masumiyet karinesinin ihlal edilmediğini hüküm altına almıştır.

(Bu köşe yazısı, sayın Dr. Suat ÇALIŞKAN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

-----------------------------------------

[1] Seven/Türkiye, B. No: 60392/08, 23/1/2018, § 43.

[2] Allen/Birleşik Krallık [BD], B. No: 25424/09, 12/7/2013, §§ 92-105, 120-126.

[3] Nestak/Slovakya, B. No: 65559/01, 25/2/2007, § 88.

[4] Khuzhin ve diğerleri/Rusya, B. No: 13470/02, 23/10/2008, § 94.

[5] Lavents/Letonya, B. No: 58442/00, 28/11/2002, § 126.

[6] Daktaras/Litvanya, B. No: 42095/98, 10.10.2000, §§ 42-45. Bu başvuruda, hakkında ceza soruşturması yürütülen başvurucu savcıdan takipsizlik kararı verilmesini talep etmiş, ancak savcı bu talebi reddetmiştir. Başvurucu, ret kararında kullanılan ifadelerin masumiyet karinesini ihlal ettiğini iddia etmiştir.

[7] Telfner/Avusturya, B. No: 33501/96, 20/3/2001, § 15.

[8] Telfner/Avusturya, B. No: 33501/96, 20/3/2001, § 15.

[9] Salabiaku/Fransa (B. No: 10519/83, 7/10/1988).

[10] Salabiaku/Fransa, § 28.

[11] Janosevic/İsveç, B. No: 34619/97, 23/7/2002, § 101.

[12] Pham Hoang/Fransa, B. No: 13191/87, 25/9/1992.

[13] Pham Hoang/Fransa, § 34.

[14] Pham Hoang/Fransa, § 36.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
. 2 yıl önce

Türkiye'de hukuk sistemi şöyle işliyor. Bu kişi sana niye durduk yere iftira atsın. Bir de hayatın olağan akışına aykırı diye kalıp uydurulmuş. Her davaya uyuyor.