Temyiz olağan bir kanun yoludur. Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairelerinin bozma kararlarına karşı temyiz kanun yoluna başvurulamaz. Kanun koyucu Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairelerinin bozma kararlarına karşı temyiz yoluna kapatarak öncelikle bozma kararının niteliğine göre yerel mahkeme veya istinaf mahkemesinde nihai hüküm verilmesini benimsemiş, istinaf kanun yolunun doğası gereği uyuşmazlığın derhal Yargıtay’a taşınmasını önlemiştir. İlk derece mahkemelerinin de Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairelerinin kararlarına karşı direnme hakları yoktur. (C.M.K.m.284) Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların tamamına karşı temyiz kanun yoluna başvurmak da mümkün değildir. Kanun koyucu Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri tarafından verilen hangi kararlara karşı temyiz kanun yoluna başvurulamayacağını saymak suretiyle düzenlemiştir. (C.M.K. m. 286/2)

Temyiz mercii, ilk derece ve istinaf mahkemesince incelenen, sabit kabul edilen olayın/fiilin hukuk kuralları karşısındaki durumunu inceler. (Kunter, Yenisey, Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 1415, İstanbul, 2008) Bu anlamda temyiz mercii suçun sübutu ve nitelendirilmesi hususunda da inceleme yapar. Delilleri kollektif olarak tartışma, maddi olguları yeniden ele alma işi temyiz merciinin fonksiyonuna aykırıdır. Yargıtay’ın bir içtihat mercii olması, verilen kararların emsal kabul edilerek benzer hukuki konularda da uygulanması bunu gerektirir.

Temyiz kanun yoluna hükmün hukuka aykırı olduğu hallerde başvurulabilir. Kanun hukuka aykırılığı, hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması şeklinde tarif etmiştir. (C.M.K. m. 288)

Temyiz kanun yoluna başvuran kişi hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir. (C.M.K.m. 294)

Temyiz başvurusunda gerekçe gösterme zorunluluğu adalet açısından tartışmalı bir durumdur. Temyiz kanun yoluna başvurmak için illa ki bir hukukçu yardımına ihtiyaç bulunmamaktadır. Kanuni süre içerisinde tutanak tutturmak suretiyle de temyize başvurulabilir. Sosyal ve ekonomik şartlar itibariyle avukat tutamayacak durumda olanların bu konuda sıkıntı çekeceği düşünülebilir. Ayrıca avukat tutanların dahi bu konuda tüm sorunları çözdüğü tabii ki söylenemez. Her avukatın hükmün hangi nedenle bozulması gerektiği yönünde doğru ve eksiksiz bir mütalaa yürütmesi mümkün olmayabilir. Ancak temyiz, hukuka aykırılığı iddia edilen karara karşı başvurulan bir kanun yolu olması nedeniyle, hukukun doğru uygulanıp uygulanmadığı geniş bir incelemeyi ifade eder. Hukuka aykırılık olaya en uygun kanun maddesinin bulunamaması, bulunsa da yanlış anlayıp yanlış kullanılması olarak nitelendirilmiştir. Temyiz mercii hakimin hukuku uygulamada yanılıp yanılmadığını inceleyecektir. (Kunter, Yenisey, Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 1417, İstanbul, 2008)

Temyiz incelemesinde Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi tarafından varılan sonucun yani hükmün tavsifi değerlendirilecektir. Eylemin ceza kanunları karşısında doğru olarak nitelendirilip nitelendirilmediği, suçun kanuni unsurlarının tam olarak oluşup oluşmadığı, yazılı hukuk kurallarına uygun bir soruşturma/kovuşturma yürütülüp yürütülmediği, mahkemenin ulaştığı sonucun hayat tecrübelerine göre denetlenmesi gibi.

Kanun koyucu istinaf kanun yoluna başvururken başvuranın sebep gösterme zorunluluğunu aramamış, ancak temyiz başvurusunda bu şartı aramıştır. Bu yeni durum itibariyle temyiz başvurusunun çok daha özenli ve ayrıntılı bir inceleme ve mütalaa gerektirdiği söylenebilir. Sebep gösterme zorunluluğunun çok dar anlamda yorumlanması ve uygulanmasının adaletsiz sonuçlara ve farklı hukuki sonuçlara neden olabileceği, aynı suç hakkında farklı kararların verilebileceği kanaatindeyiz.

Temyiz mercii temyiz başvurusunda gösterilmeyen bozma sebeplerini inceleyemez. Temyiz mercii böyle bir durumda ancak C.M.K. m. 289’da sayılan hukuka aykırılıklardan birisi varsa temyiz incelemesini resen yapar. Yargıtay yakın tarihli bir kararında temyiz dilekçesinde gösterilmeyen ve aynı zamanda C.M.K. m. 289 kapsamına girmeyen hukuka aykırılıklara karşı ancak kanun yararına bozma yoluna gidilmesini kabul etmiştir. Yargıtay 13. Ceza Dairesi, 12.4.2018 Tarih, 2018/1305 E., 2018/5609 K. : “Sanık müdafiinin temyiz dilekçesi içeriğinde gösterdiği sebepler arasında sanık hakkında tekerür hükümlerinin uygulanamayacağı bulunmadığından 5271 Sayılı CMK'nın 294. maddesi de gözetilerek sanığın mükerrir olup olmadığı konusunda inceleme yapılamamıştır. Ancak; Tekerrüre esas alınan ilama konu suçu işlediği tarihte 18 yaşını doldurmamış olduğu anlaşılan ve kayıt içeriğine göre başkaca tekerrüre esas mahkumiyeti bulunmayan sanık hakkında hükmolunan cezanın, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve denetimli serbestlik tedbirine karar verilmesi suretiyle 5237 Sayılı TCK'nın 58/5. maddesine aykırı davranılması hususu hukuka açık aykırılık teşkil ettiğinden ve sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde sebep olarak gösterilmediğinden Dairemizce inceleme konusu yapılamayan bu hususta kanun yararına bozma yoluna gidilmesi mümkün görülmüştür.”

Bu kararda karşı oy kullanan hakim, hukuka açıkça aykırı olduğu anlaşılan ancak başvuruda dile getirilmeyen bu hususun C.M.K. m. 288 kapsamında mütalaa edilmesi gerektiğini ve resen incelenmesi gerektiğini savunmuştur. Bu kararda, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi ve yerel mahkeme kanunu sanık aleyhine yanlış yorumlamış ve uygulanmış, sanık müdafii temyiz gerekçesinde bu hatadan bahsetmemiş, çoğunluk bu hukuka aykırılığı C.M.K. m. 294 nedeniyle incelememiş ve bozma nedeni yapmamıştır.  

Hükmün hukuka aykırılığı suçun sübuta erip ermediği noktasında da ileri sürülebilir. Bu en geniş anlamda temyiz başvurusudur. Temyiz mercii dosya kapsamıyla sınırlı olmak kaydıyla delilleri suçun sübutu yönünden değerlendirebilir. Temyiz mahkemesi hakimlerinin hukuki bilgi ve tecrübe itibariyle daha kıdemli ve liyakatli olduğu/olacağı kabul edildiği için ilk derece mahkemesi veya Bölge Adliye Mahkemesi hakimlerinin suçun sübutuna dair kararıyla bağlı olmayacaklar, hukuki bilgi ve tecrübeleriyle bu yönde inceleme yapacaklardır.

Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 27.3.2018 Tarih, 2017/3298 E., 2018/3413 K.:5271 Sayılı CMK'nın 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'' ve aynı Kanun'un 294. maddesinin ise; ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne dair olabilir.'' şeklinde düzenlendiği, o yer Cumhuriyet savcısının temyiz isteminin dosya kapsamındaki deliller itibariyle suçun sübut bulmadığına yönelik olduğu belirlenerek yapılan incelemede; Tüm dosya kapsamına göre, katılanın evinin bodrumundan 4 adet otomobil lastiği çalındığı, tanığın soruşturma aşamasında sanıkların kendisine lastik satmak istediği, sanığın lastikleri bir yerden çaldıklarını söylediğini beyan etmesi, kovuşturma aşamasında da yanına gelen şahsın sanık olmadığına dair çelişkili beyanı karşısında; sanıkların hırsızlık suçunu işlediklerine dair mahkumiyetlerine yeterli, kesin, inandırıcı ve hukuka uygun delil bulunmadığı gözetilmeden şüpheden sanık yararlanır ilkesi de gözetilerek sanıkların ayrı ayrı beraati yerine, yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi bozmayı gerektirmiş…”

İstinaf kanun yolunun henüz tam anlamıyla oturduğunu söylemek mümkün değildir. Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlaması henüz iki yılı doldurmuştur. Temyizin yalnızca hukuki denetime yönelik bir içtihat mercii olarak tasarlanması ve resen temyizin ilke olarak sınırlandırılmasının etkileri hiç şüphesiz zaman içinde belirginleşecektir.

Aşağıya iktibas ettiğimiz Yargıtay kararı temyiz mahkemelerinin C.M.K. m. 294 ü dar yorumladıklarını, temyiz başvurusunda dile getirilmeyen hususlar yönünden resen inceleme yapılamayacağına yönelik bir çoğunluk görüşünün hakim olduğunu hissettirmektedir.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından verilen 18.4.2018 Tarih, 2017/3737 E., 2018/1169 K. sayılı kararda temyizin hukuki denetime münhasır kılınması istinaf mahkemelerinin göreve başlamış olmasıyla da ilişkilendirilmiş, temyiz başvurusunda sebep gösterme zorunluluğunun hak ihlaline neden olmayacağına AİHM kararlarına atıf yaparak hükmetmiştir:

“İstinaf Mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucunun, hem maddi olay hem de hukuki denetim yapacak olan İstinaf başvurusunda sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken ( 5271 sy. CMK madde 273/4 ), incelemesi hukuki denetimle sınırlı ( CMK madde 294/2 )olan temyiz yolunda; mülga 1412 Sayılı CMUK'tan ( madde 305. ) da farklı şekilde, re'sen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde/layihasında temyiz edenin hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini/temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu ( CMK madde 294/1 ) şart koşmuş ve temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermemesi durumunda;tıpkı başvurunun süresi içinde yapılmaması, hükmün temyiz edilemez olması ya da temyiz edenin buna hakkı bulunmaması hallerinde olduğu gibi usulüne uygun açılmış bir temyiz davasından bahsedilemeyeceğinden temyiz isteminin reddedilmesini ( CMK madde 298 )emretmiş ( F.Yenisey-A.Nuhoğlu,Ceza Muhakemesi Hukuku sh.923,Centel-Zafer Ceza Muhakemesi Hukuku sh.826,C.Şahin-N.Göktürk Ceza Muhakemesi Hukuku sh.278 ) olmasına, anılan kanunun 289. maddesinin, usulüne uygun açılmış bir temyiz davasının “sınırlı inceleme ilkesinin” bir istisnasını teşkil etmesine ( F.Yenisey-A.Nuhoğlu,age sh.905 ), şartları ve usulü açık bir şekilde ortaya konulmak şartıyla ( AİHM Galstyan/Ermenistan Başvuru no; 26986/03 15.01.2007 t. ) öngörülen usul şartlarına uyulmaması sebebiyle kanun yolu başvurusunun reddedilmesinin bu hakkın ihlali sonucunu doğurmayacağının ( AİHM Sjöö/İsveç Başvuru no; 37604/97 ) da istikrar kazanmış yargısal kararlarla kabul edilmesine nazaran; sanığın 30.10.2017 tarihli temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediği anlaşılmakla; Temyiz isteminin 5271 Sayılı CMK'nın 298. maddesi uyarınca REDDİNE, 18.04.2018 tarihinde CMK 289/1. maddesi gereğince temyiz edilebilir nitelikte olduğu gerekçesiyle üye ...'ın karşı oyu ve temyiz nedeni gösterilmeyen hallerde dosyanın en azından CMK'nın 289/1 maddesi kapsamında incelenmesi gerekir karşı oyu ile oyçokluğu ile karar verildi.”

Yargıtay 13. Ceza Dairesi tarafından verilen 19.4.2018 Tarih, 2017/4876 E., 2018/6172 K. sayılı kararda ise temyizin hukuki denetimle sınırlı olduğu gerekçesiyle maddi vakıa araştırması gerektiren hususta temyiz incelemesi yapılamayacağına hükmedilmiş ve temyiz istemi C.M.K. m. 298 uyarınca reddedilmiştir:

“5271 Sayılı CMK'nın 288. maddesi ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanunun 294. maddesi ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne dair olabilir.'' ve aynı Kanunun 301. maddesi ''Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule dair noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlenmiştir.

5271 Sayılı CMK'nın 288. maddesinde belirtildiği üzere, temyiz ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. İstinaf kararı sonrasında temyiz incelemesi yapacak olan Yargıtay sadece hukuka aykırılıkları incelemekle yetkilidir. Yargıtay temyiz incelemesi yaparken temyiz edilen dosyadaki maddi olguları inceleyemez, maddi vakıaların denetimini yapamaz ve kararı veren mahkemenin takdirinin yerinde olup olmadığını inceleyemez.

5271 Sayılı CMK'nın 223. maddesinin 2. fıkrasında beş bend olarak hangi hallerde beraat kararı verilebileceği belirtilmiştir. Anılan maddede belirtilen bendler arasında yer alan ''yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması'' ile ''yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması'' durumlarını içeren 5271 Sayılı CMK'nın 223/2. fıkrasının ''b'' ve ''e'' bendlerinin maddi vakıa denetimini gerektirdiği anlaşılmaktadır.

Sanık hakkında ilk derece mahkemesi olan Mersin 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 20.12.2016 tarih, 2015/535 esas ve 2016/729 karar sayılı kararı ile 5237 Sayılı TCK'nın 142/2-h, 168/2 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, sanık müdafiinin hükme yönelik istinaf başvurusu üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesi'nin 29.03.2017 tarih, 2017/249 esas ve 2017/606 karar sayılı kararı ile ilk derece mahkemesinin mahkumiyet kararı kaldırılarak ''yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması sebebiyle sanığın CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince beraatine'' karar verildiği anlaşılmıştır.

Görüldüğü üzere Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesi'nin 29.03.2017 tarih, 2017/249 esas ve 2017/606 karar sayılı kararı ile sanık hakkında verilen beraat kararı gerekçesine göre 5271 Sayılı CMK'nın 223/2-e maddesinde düzenlenen maddi vakıa denetimi gerektiren hale dayandırılmakta ve katılan vekilinin temyiz istemi içeriğinde de beraat hükmünün gerekçesine yönelik bir istem bulunmamaktadır. Anılan sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararı kaldırılarak ''yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması sebebiyle sanığın CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince beraatine'' şeklinde verilen hükmün maddi vakıa denetimi gerektiren bir sebebe dayandığı ve katılan vekilinin temyiz isteminin de beraat hükmünün gerekçesine yönelik olmadığının anlaşılması karşısında; katılan vekilinin temyiz isteminin 5271 Sayılı CMK'nın 298. maddesi uyarınca REDDİNE, 19.04.2018 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.”

Yargıtay Ceza Dairesi kararından anlaşıldığı kadarıyla beraat hükmünün gerekçesine yönelik bir temyiz talebi olmuş olsaydı, yani suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olduğu ileri sürülseydi bu husus dairece inceleme konusu yapılacaktı. Böyle bir inceleme yapılmış olsaydı her halde maddi vakıalardan mahkemenin çıkardığı sonuç hakkında bir karar verilecek, bozma veya onama yönünde görüş ileri sürecekti.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 289. Maddesinde temyiz dilekçesinde ileri sürülmemiş olsa dahi resen incelenebilecek hususlar “Hukuka Kesin Aykırılık Halleri” başlığıyla düzenlenmiştir.

Bunlar şunlardır:

(1) Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hallerde hukuka kesin aykırılık var sayılır:

a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması.

b) Hakimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hakimin hükme katılması.

c) Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu halde hakimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hakimin hükme katılması.

d) Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi.

e) Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması.

f) Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlal edilmesi.

g) Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi.

h) Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması.

i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması.

Kanun koyucu hukuka kesin aykırılık halleri içerisine ceza muhakemesi usulü kurallarında hata yapılmamasını arzu ettiğini belirten hükümler koymuştur. Bunlar usule uygun olarak başvurulan temyiz kanun yolu olması durumunda Yargıtay tarafından resen incelenecektir. Böyelikle adil yargılanma hakkını korumak, hukuka aykırı delillerin önüne geçmek gibi önemli hakların güvence altına alınması amaçlanmıştır.

Yargıtay Bölge Adliye Mahkemesi kararını hukuka uygun bulması durumunda bunu belirterek temyiz istemini esastan reddedir. (C.M.K. m. 302/1)

Temyiz edilen hükme yönelik temyiz başvurusunda gösterilen hukuka aykırılıklar eğer hükmü etkileyecek nitelikteyse Yargıtay bozma kararı verir. Yukarıda da ifade edildiği üzere temyiz başvurusunda belirtilen hususlar yönünden hukuki denetim yapan Yargıtay, eğer bu aykırılıkların hükme etkili olduğu kanaatindeyse bozma kararı verir. Bozma sebepleri bozma kararında ayrı ayrı gösterilir. (C.M.K. m. 302/2)

Bozma kararı sonrasında yargılama istinaf mahkemesinde yapılır. İstinaf mahkemesinin direnme hakkı bulunmaktadır. Yargıtay bozma ilamında bozma sebeplerini ayrı ayrı göstereceğinden dolayı bozma kararına uyulması halinde yapılacak yeni yargılamada, bozma kararı verilmesine neden olan eksikliklerin de giderilmesi gerekir.

Yargıtayın hukukun dava konusu olan olaylara uygulanmasında yanlışlık olması nedeniyle bozma kararı vermesi durumunda davanın esasına yönelik karar vermesi de mümkündür. Bu haller C.M.K. m. 303’te düzenlenmiştir. Bunlar şunlardır:

a) Olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmolunması gerekirse.

b) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının iddiasına uygun olarak sanığa kanunda yazılı cezanın en alt derecesini uygulamayı uygun görürse.

c) Mahkemece sabit görülen suçun unsurları, niteliği ve cezası hükümde doğru gösterilmiş olduğu halde sadece kanunun madde numarası yanlış yazılmış ise.

d) Hükümden sonra yürürlüğe giren kanun, suçun cezasını azaltmış ve mahkemece sanığa verilecek cezanın belirlenmesinde artırma sebebi kabul edilmemiş veya yeni bir kanun ile fiil suç olmaktan çıkarılmış ise birinci halde daha az bir cezanın hükmolunması ve ikinci halde hiç ceza hükmolunmaması gerekirse.

e) Sanığın açıkça saptanmış olan doğum ve suç tarihlerine göre verilecek cezanın belirlenmesinde gerekli indirim yapılmamış veya yanlış indirim yapılmış ise.

f) Artırma veya indirim sonucunda verilecek ceza süresi veya miktarının belirlenmesinde maddi hata yapılmış ise.

g) Türk Ceza Kanununun 61 inci maddesindeki sıralamanın gözetilmemesi yüzünden eksik veya fazla ceza verilmiş ise.

h) Harçlar Kanunu ile yargılama giderlerine ilişkin hükümlere ve Avukatlık Kanununa göre düzenlenen ücret tarifesine aykırılık mevcutsa.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.