TARLA VE ARSALARDA RUHSATSIZ YAPILAR VE İDARİ YAPTIRIMLAR

İmar Para Cezası, İmar Kirliliği Davası, HAGB ve Çifte Ceza Sorunu

Giriş

Son yıllarda özellikle pandemi sonrası dönemde insanlar şehir hayatının kalabalığından uzaklaşmak, doğayla iç içe bir yaşam kurmak ve “bir parça toprağım olsun” hayalini gerçekleştirmek için tarla ve arsalara yöneldi.

Emeklilik planları, organik yaşam arzusu, konut fiyatlarının erişilemez hale gelmesi ve yatırım düşüncesi; birçok kişiyi imarsız tarla veya arsa satın almaya itti.

Ancak çoğu kişi, satın aldığı bu taşınmazlara küçük bir ev, prefabrik yapı ya da konteyner koyduğunda karşılaşacağı hukuki sonuçları yeterince öngöremedi.

Bir sabah kapıya gelen zabıta tutanağı, mühürleme işlemi, ardından yüksek tutarlı idari para cezaları ve devamında açılan “imar kirliliğine neden olma” ceza davaları…

Pek çok kişi için süreç tam olarak bu şekilde başladı.

Oysa birçok taşınmaz sahibi, yaptığı işlemin yalnızca bir barınma ihtiyacını karşılamak olduğunu düşünmekteydi. Ancak imar mevzuatı, iyi niyetten bağımsız olarak belirli kurallara bağlıdır ve bu kurallara aykırılık hem idari hem de cezai yaptırımlara yol açabilmektedir.

Bu yazının amacı; tarla ve arsalara yapılan ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapılar nedeniyle uygulanan idari para cezalarını, ceza yargılaması sürecini ve özellikle uygulamada sıkça karıştırılan “çifte yaptırım” sorununu sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktır.

Ayrıca, hangi durumlarda idari para cezasına karşı dava açılabileceği, HAGB kararının idari yaptırıma etkisi ve hak kaybı yaşanmaması için dikkat edilmesi gereken süreler bu yazıda uygulamaya yönelik bir rehber niteliğinde ele alınacaktır.

Uygulamada İşleyen İdari ve Cezai Süreç;

Ruhsatsız yapı, ruhsata aykırı tadilat veya imar mevzuatına aykırı işlem nedeniyle uygulamada genellikle iki ayrı süreç başlatılmaktadır:

· Ceza davası (TCK m.184 – imar kirliliğine neden olma)

· İdari para cezası (3194 sayılı İmar Kanunu m.42)

Çoğu dosyada kişi hem ceza mahkemesinde yargılanmakta hem de belediye tarafından yüksek miktarda para cezası ile karşılaşmaktadır.

Bu noktada en çok sorulan soru şudur:

Aynı fiil nedeniyle hem ceza davası hem idari para cezası olur mu?

Ceza Hukuku Boyutu: İmar Kirliliği Suçu Nedir?

Türk Ceza Kanunu’nun 184. maddesi uyarınca;

· Ruhsatsız yapı yapmak,

· Ruhsata aykırı yapı inşa etmek,

· Yapı kullanma izni olmadan binayı kullanıma açmak cezai sorumluluk doğurabilir.

Ancak ceza yargılamasında her dosyada şu unsurlar ayrı ayrı incelenmektedir:

· Yapının gerçekten ruhsatsız olup olmadığı

· Sanığın kastı

· Fiilin suçun tüm unsurlarını taşıyıp taşımadığı

· Sonradan ruhsat alınmış olup olmadığı

bu sayılan hususlara karşı meğer ki hakkınızda bir ceza davası açılmış ise örneğin imar kirliliğine aykırılık suçuna konu olarak; Uygulamada çoğu dosyada mahkemeler doğrudan mahkûmiyet yerine HAGB (Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması) kararı vermektedir.

HAGB kararı, her ne kadar kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü sayılmasa da mahkeme tarafından sanığın suçu işlediği kanaatine varılarak hüküm kurulması anlamına gelir.

Bu noktada önemli bir hukuki sorun ortaya çıkmaktadır:

Aynı fiil nedeniyle kişi hem belediye tarafından idari para cezası ile cezalandırılmakta hem de ceza mahkemesinde yargılanmaktadır.

Eğer ceza yargılamasında kişi hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmuşsa (HAGB dahil), İmar Kanunu m.42 kapsamında uygulanan idari para cezasının hukuki durumu ayrıca değerlendirilmelidir.

Zira aynı fiil nedeniyle hem adli hem idari yaptırım uygulanması bazı durumlarda mükerrerlik tartışmasını gündeme getirebilmektedir.

HAGB, teknik olarak kesin mahkûmiyet değildir; ancak mahkeme suçun işlendiği kanaatine varmış ve cezayı belirlemiş olur.

İdari Hukuk Boyutu: İmar Para Cezası Nedir?

3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesi gereğince belediyeler;

· Ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapılar için

· Metrekare üzerinden hesaplanan

Oldukça yüksek miktarlara ulaşabilen idari para cezası uygulayabilmektedir. Bu ceza, ceza mahkemesinden tamamen ayrı bir süreçtir.

Ancak burada kritik nokta şudur:

İdari para cezası da fiilen cezalandırıcı bir yaptırımdır. Özellikle yüksek meblağlı olması nedeniyle kişi üzerinde ciddi mali yük oluşturur.

Çifte Yaptırım (Mükerrer Ceza) Tartışması

Ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapı nedeniyle uygulamada sıklıkla şu durum ortaya çıkmaktadır:

Aynı yapı,

Aynı tarih,

Aynı fiil nedeniyle hem belediye tarafından İmar Kanunu m. 42 kapsamında idari para cezası uygulanmakta, hem de TCK m. 184 uyarınca ceza davası açılmaktadır. Bu durum “çifte yaptırım” (mükerrer ceza) tartışmasını gündeme getirmektedir.

Ancak her dosya otomatik olarak mükerrer kabul edilemez. Bunun için somut olay özelinde hukuki değerlendirme yapılması gerekir.

Ceza mahkemesi aşamasında özellikle şu hususlar ayrıntılı biçimde değerlendirilmelidir:

· Yapının gerçekten ruhsatsız olup olmadığı

· Yapının “bina” vasfı taşıyıp taşımadığı (3194 sayılı İmar Kanunu m.5 kapsamında)

· Fiilin TCK m.184 anlamında suçun maddi ve manevi unsurlarını oluşturup oluşturmadığı

· Sanığın kastının bulunup bulunmadığı

· Aykırılığın sonradan giderilip giderilmediği (TCK m.184/5 kapsamında etkin pişmanlık hükümleri) vb.

Bu hususlar, ceza yargılamasında maddi gerçeğin ortaya çıkarılması bakımından belirleyici niteliktedir.

Ceza mahkemesi, yalnızca ruhsatsızlık olgusunu değil; fiilin hukuki niteliğini, yapının bina vasfını, sanığın kastını ve sonradan giderme ihtimalini birlikte değerlendirerek karar vermektedir.

Ceza mahkemesinin yaptığı bu maddi tespitler, idari para cezasının hukuka uygunluğunun denetiminde önem arz edebilir.

Fiilin Hukuki Niteliği:

İdari yaptırım ile ceza yaptırımının dayandığı hukuki koruma alanı farklı olabilir. Ceza yaptırımı kamu düzenini ve imar disiplinini korumayı amaçlar. İdari para cezası ise imar mevzuatına aykırılığı yaptırıma bağlar. Ancak her iki yaptırım da aynı fiile dayanıyorsa, ölçülülük ve mükerrerlik yönünden ayrıca değerlendirme yapılmalıdır.

İdari Yaptırımın Amacı:

İdari para cezasının amacı caydırıcılıktır. Fakat kişi aynı fiil nedeniyle ceza mahkemesinde de yaptırıma tabi tutulmuşsa, idari yaptırımın ayrıca uygulanmasının gerekliliği somut olayda tartışılabilir.

Orantılılık İlkesi Açısından Değerlendirme

Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

Ölçülülük ilkesi; elverişlilik, gereklilik ve orantılılık alt ilkelerinden oluşur ve idarenin tüm yaptırım işlemlerinde gözetilmesi zorunludur.

Ayrıca Anayasa’nın 38. maddesi ile güvence altına alınan “cezaların şahsiliği” ve hukuk devleti ilkesi gereği, yaptırımların keyfi veya aşırı olmaması gerekir.

Bu çerçevede;

Aynı fiil nedeniyle kişinin hem TCK m.184 kapsamında ceza tehdidiyle karşı karşıya kalması hem de İmar Kanunu m.42 uyarınca yüksek tutarlı idari para cezasına muhatap olması durumunda, yaptırımların toplam etkisi somut olay özelinde orantılılık denetimine tabi tutulmalıdır.

Kanaatimizce, ceza yargılamasında fiilin hukuki niteliği ve ağırlığı değerlendirilmişken, idari yaptırımın ayrıca ve otomatik biçimde uygulanması her somut olayda ölçülülük ilkesi bakımından yeniden incelenmelidir. Dolayısıyla bu değerlendirme yapılmadan idari para cezasının “kesin ve tartışmasız” kabul edilmesi hukuken doğru değildir.

HAGB Kararı İdari Para Cezasını Otomatik Olarak Düşürür mü?

Uygulamada en sık karşılaşılan yanlış kanaat şudur:

Ceza mahkemesinde yargılama tamamlandığında – özellikle Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararı verildiğinde – idari para cezasının da kendiliğinden ortadan kalktığı düşünülmektedir. Oysa hukuken durum farklıdır.

İmar Kanunu m.42 uyarınca uygulanan idari para cezası, ceza yargılamasından bağımsız bir idari işlemdir. Ceza mahkemesinin verdiği karar, idari yaptırımı kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

HAGB kararı, teknik olarak mahkûmiyet hükmünün açıklanmasının ertelenmesi anlamına gelir; ancak bu karar idari para cezasını otomatik olarak düşüren bir hüküm niteliği taşımaz.

Bu nedenle, ceza davasının sonuçlanmış olması idari para cezasının hukuka uygun olduğu anlamına gelmez. Ancak süreler Hayati Öneme Sahiptir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesi uyarınca, idari para cezasına karşı tebliğ tarihinden itibaren 60 gün içinde İdare Mahkemesinde iptal davası açılması gerekir. Dolayısıyla bu süre hak düşürücü niteliktedir. Süre geçirildiği takdirde idari işlem kesinleşir ve sonradan geri dönüş son derece güçleşir.

Kanaatimizce uygulamada yaşanan en büyük hak kaybı, ceza dosyasının sonucuna güvenilerek bu 60 günlük sürenin kaçırılmasıdır.

Hangi Durumlarda İptal Gündeme Gelebilir?

Her dosya kendi içinde değerlendirilmelidir. Ancak somut olayın özelliklerine göre idari para cezasının iptali mümkün olabilir. Örneğin;

· Ceza mahkemesi fiilin TCK m.184 anlamında suç oluşturmadığını değerlendirmişse,

· Beraat kararı verilmişse,

· Yapının “bina” niteliği teknik olarak hatalı kabul edilmişse,

· Yapı tatil tutanağı veya tespit işlemi usule aykırı düzenlenmişse,

· Tebligat hukuka uygun yapılmamışsa,

· Uygulanan ceza açıkça ölçüsüz ve orantısız ise, idari işlemin hukuka uygunluğu idari yargı denetimine tabi tutulabilir.

Bu noktada önemli olan, ceza dosyasındaki maddi tespitlerin idari yaptırım bakımından etkisinin somut olay özelinde değerlendirilmesidir.

Para Cezası Ödendiyse Geri Alınabilir mi?

İdari para cezasına karşı süresi içinde iptal davası açılmış ve mahkeme işlemi iptal etmişse, ödenmiş olan tutar iade edilir.

Ancak dava açılmamış ve 60 günlük süre geçirilmişse, kesinleşmiş idari para cezasının geri alınması oldukça zorlaşır. Bu nedenle imar dosyalarında en kritik unsur, ceza sürecinden bağımsız olarak idari dava süresinin takip edilmesidir.

Sonuç

İmar kirliliğine ilişkin dosyalarda ceza yargılaması ile idari yaptırım süreci teknik olarak ayrı mekanizmalar gibi görünse de, aynı fiile dayanıyorsa birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Ceza mahkemesi karar vermiş diye idari para cezasının hukuka uygun olduğu varsayılmamalıdır. Dolayısıyla sonuç olarak hak kaybı yaşanmaması için;

· Tebligat tarihi dikkatle incelenmeli,

· 60 günlük dava açma süresi kaçırılmamalı,

· Ceza dosyası ile idari işlem birlikte analiz edilmelidir.

Bu tür dosyalar teknik değerlendirme gerektirdiğinden, sürecin başında hukuki danışmanlık alınması hak kaybını önleyebilir.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşımaktadır. Somut olaylar kendi özellikleri çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Av. Güzide Şeniz ÖZSOY