Kanser tedavisinde kullanılan yeni nesil hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapilerin bir bölümünün yüksek maliyetli olması ve Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından belirli koşullarda karşılanması, ilaca erişim sorununu önemli bir hukuk uyuşmazlığına dönüştürmüştür.
Özellikle pembrolizumab (Keytruda), nivolumab (Opdivo), atezolizumab (Tecentriq) ve durvalumab (Imfinzi) gibi ilaçlara ilişkin uyuşmazlıklar son yıllarda Yargıtay içtihadına da yansımıştır.
2025 ve 2026 tarihli kararlar birlikte değerlendirildiğinde dikkat çekici bir yaklaşım ortaya çıkmaktadır: Artık temel soru yalnızca “Bu ilaç hastanın tedavisi için gerekli midir?” değildir. Asıl mesele, dava konusu ilacın somut hasta bakımından tıbben zorunlu, hayati öneme sahip ve sürekli olarak etkin ve yararlı olduğunun yeterli bilimsel verilerle ortaya konulabilmesidir.
“İLAÇ HAYATİ ÖNEMDEDİR” DEMEK YETERLİ Mİ?
Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 04.07.2025 tarihli, E.2025/11038, K.2025/11360 sayılı kararı bu açıdan önemlidir.
Somut olayda kanser hastasına pembrolizumab etken maddeli Keytruda kullanılması uygun görülmüş ve TİTCK tarafından kullanım onayı verilmiştir. SGK’nın ödeme talebini reddetmesi üzerine açılan dava kabul edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi de SGK’nın istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Yargıtay ise bilirkişi incelemesini yeterli görmeyerek kararı bozmuştur.
Daire; hastanın kanser türü ve evresinin, önceki tedavilerinin ve ilacın somut hasta üzerindeki etkisinin ayrıntılı biçimde araştırılmasını istemektedir. İlacın ve kanser türünün özelliğine göre gerekli klinik çalışma verileri, biyobelirteçler ve moleküler veya genetik testlerin de değerlendirilmesi; tedaviden sonra tümörde küçülme veya hastalığın ilerlemesinde yavaşlama meydana gelip gelmediğinin, SGK tarafından karşılanan alternatif tedavilerin yeterliliğinin ve sağlanan yararın geçici mi yoksa sürekli mi olduğunun araştırılması gerekmektedir.
Yargıtay ayrıca incelemenin üniversitelerin tıbbi onkoloji birimlerinden oluşturulacak en az üç kişilik bilirkişi kurulu tarafından yapılmasını istemiştir. Bu yaklaşım, genel bir “tıbbi gereklilik” değerlendirmesinin ötesinde somut hastaya özgü bilimsel değerlendirmenin önem kazandığını göstermektedir.
İYİLEŞME KAVRAMI NASIL DEĞERLENDİRİLMELİ?
Kanser tedavisinde kullanılan her ilaç hastalığı tamamen ortadan kaldırmayabilir. Tedavi hastalığın ilerlemesini yavaşlatabilir, tümör yükünü azaltabilir veya hastanın klinik durumunda anlamlı bir yarar sağlayabilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.11.2023 tarihli, E.2022/1137, K.2023/1112 sayılı kararında da ilacın hayati öneme sahip ve kullanılmasının zorunlu olup olmadığının yanında, hastanın iyileşmesine katkısının uzman sağlık kurulunca değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.
Bu nedenle ileri evre bir kanser hastasında hukuken dikkate alınacak tıbbi yararın yalnızca “tam şifa” ile sınırlandırılması doğru olmayacaktır.
10 TEMMUZ 2025 SONRASINDA NE DEĞİŞTİ?
10 Temmuz 2025 tarihli SUT değişikliğiyle pembrolizumab (Keytruda), atezolizumab (Tecentriq) ve durvalumab (Imfinzi) belirlenen koşullarla Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesi’ne eklenmiş; nivolumab (Opdivo) ve ipilimumab (Yervoy) bakımından da geri ödeme koşullarında değişiklikler yapılmıştır.
Ancak bir ilacın geri ödeme listesinde bulunması, kullanıldığı her hasta bakımından SGK tarafından koşulsuz karşılanacağı anlamına gelmemektedir.
Dolayısıyla artık “SGK Keytruda’yı karşılıyor mu?” sorusu tek başına yeterli değildir. Asıl soru; hastanın kanser türü, evresi, somut tedavi açısından gerekli biyobelirteçleri, önceki tedavileri ve tedavi protokolü dikkate alındığında kullanımın güncel SUT koşullarını karşılayıp karşılamadığıdır.
Her dosyada öncelikle güncel SUT hükümleri ile hastanın somut durumu birlikte değerlendirilmelidir.
2026 KARARI: YARGISAL KORUMA YOLU KAPANMIŞ DEĞİL
Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 13.04.2026 tarihli, E.2026/528, K.2026/4565 sayılı kararı bakımından kamuya açık kaynaklarda, kanser ilaçlarının SGK tarafından ödenmesine ilişkin mahkeme hükmünün onandığı bildirilmektedir.
Bu sonuç, 2025 tarihli bozma kararlarıyla birlikte değerlendirildiğinde önemlidir. Kanser ilaçlarının SGK tarafından karşılanmasına ilişkin yargısal koruma yolu kategorik olarak kapanmış değildir.
Ancak her uyuşmazlığın kendi tıbbi özellikleri içinde değerlendirilmesi ve hastaya özgü tıbbi gerekliliğin yeterli bilimsel delillerle ortaya konulması gerekmektedir. Son dönem içtihadı bu nedenle “bu ilaçlar ödenmez” şeklinde değil, hastaya özgü bilimsel değerlendirmenin giderek daha fazla önem kazandığı bir yaklaşım olarak okunmalıdır.
KANSER HASTASI DAVANIN SONUNU BEKLEYEBİLİR Mİ?
Bu uyuşmazlıkları diğer sosyal güvenlik davalarından ayıran en önemli unsurlardan biri zamandır. Kanser tedavisinde birkaç aylık gecikme bazı hastalar bakımından geri dönüşü olmayan sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle esas hakkında verilecek karar kadar geçici hukuki koruma da önemlidir.
Anayasa Mahkemesinin Hüsnü Esen başvurusunda (B. No: 2021/2260), başvurucunun tedavi süresince ilaç bedelinin SGK tarafından karşılanmasına yönelik tedbir talebi 29.03.2021 tarihinde kabul edilmiştir.
Bu örnek, kanser hastası açısından etkili yargısal korumanın yalnızca yargılama sonunda verilecek nihai karardan ibaret olmadığını göstermektedir. Tedaviye zamanında erişimi sağlayabilecek geçici hukuki koruma mekanizmaları da bu davalarda büyük önem taşımaktadır.
YENİ DÖNEMİN ANAHTARI: “KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ İSPAT”
Son Yargıtay kararları, kanser ilacı davalarında dosyanın hazırlanma biçimini de etkilemektedir. Yalnızca SGK ret yazısı ve reçetenin sunulmasıyla yetinilmemelidir.
Hastanın tanı ve patoloji raporları, kanserin evresi, görüntüleme sonuçları, önceki tedavileri, tıbbi onkoloji raporu, varsa TİTCK kararları, somut tedavi bakımından gerekli biyobelirteç ve moleküler/genetik testler birlikte değerlendirilmelidir.
Tedaviyi öneren hekimin raporunda da mümkün olduğu ölçüde ilacın neden tercih edildiği, alternatif tedavilerin neden yetersiz kaldığı ve tedavinin uygulanmamasının hasta açısından doğurabileceği sonuçlar ortaya konulmalıdır.
Kanaatimizce son dönem içtihadını tanımlamak için kullanılabilecek kavramlardan biri “kişiselleştirilmiş ispat”tır. Bu ifade Yargıtay tarafından kullanılan teknik bir kavram değil, kararlarından hareketle yapılan bir değerlendirmedir.
Modern onkoloji nasıl hastanın ve tümörün özelliklerine göre kişiselleşiyorsa, bu tedavilere ilişkin hukuki uyuşmazlıklarda ispatın da giderek hastaya özgü hâle geldiği görülmektedir.
SONUÇ
Kanser ilaçlarının SGK tarafından karşılanmasına ilişkin uyuşmazlıklarda hukuki tablo değişmektedir. Bir taraftan bazı ilaçlar belirlenen koşullarla geri ödeme kapsamına alınmış, diğer taraftan Yargıtay hastaya özgü bilimsel değerlendirmenin önemini artırmıştır.
Bununla birlikte yargısal koruma yolu kapanmış değildir. Her somut olayın güncel SUT hükümleri, hastanın tıbbi durumu ve bilimsel deliller çerçevesinde ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir.
Ancak hukuk bir gerçeği gözden kaçırmamalıdır: Kanser hastası için zaman, yalnızca bir yargılama süresi değildir. Tedaviye bugün ulaşmakla aylar sonra ulaşmak arasındaki fark bazı hastalar açısından telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilir.
Bu nedenle sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği ile hastanın yaşam ve sağlık hakkı arasında kurulacak dengede, etkili tedaviye zamanında erişim de gözetilmelidir.
Sonuçta bu davaların görünürdeki konusu yüksek bedelli bir ilacın finansmanıdır.
Fakat hukuken korunması gereken asıl değer ilaç değil, insan yaşamıdır.