11 Kasım 2020

Güven İlişkisinin Bozulduğu Gerekçesiyle İş Sözleşmesinin Feshedilmesi Nedeniyle Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edilmesi

Olaylar

Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği bünyesinde işçi olarak görev yapan başvurucunun iş sözleşmesi 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından Yönetim Kurulu tarafından 667 sayılı KHK dikkate alınarak bildirimsiz ve tazminatsız feshedilmiştir. Başvurucunun işe iadesine karar verilmesi için açtığı dava İş Mahkemesi (Mahkeme), istinaf başvurusu da Bölge İdare Mahkemesi tarafından reddedilmiştir. Başvurucu tarafından temyiz edilen kararı Yargıtay onamıştır.

İddialar

Başvurucu, işveren ile arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Mesleki hayata yönelik müdahalenin başvurucunun özel hayatına ciddi şekilde etki etmesi ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaşması nedeniyle başvuru özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmiştir.

Somut olaydaki feshin gerekçesi, devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ/PDY ile irtibatı veya iltisakı olduğu konusunda başvurucudan duyulan şüphe ve bu şüphe nedeniyle güven ilişkisinin ortadan kalkmasıdır. Bu şüphenin başvurucunun 2009 yılında açtığı Asya Katılım Bankası (Bank Asya) hesabına dayandığı anlaşılmaktadır. Bank Asya’nın FETÖ/PDY liderinin ve yöneticilerinin çağrıları üzerine örgüt üyelerinin yatırdığı paralardan gelir elde ettiği, bu suretle örgüt faaliyetlerine mali yönden kaynak sağladığı ve örgütün finans merkezi olduğu yargı kararlarıyla tespit edilmiştir.

Yargılama dosyasında bulunan ve başvurucunun Bank Asya’daki hesabında 2010 yılından itibaren gerçekleştirilen işlemleri gösteren belgeler incelendiğinde FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olduğu konusunda başvurucudan duyulan şüphenin nedenlerinin işçi işveren arasındaki güven ilişkisinin zedelendiğini ortaya koymaktan uzak olduğu değerlendirilmiştir. FETÖ/PDY lideri tarafından Bank Asya’ya para yatırılması yönünde örgüt üyelerine verilen talimattan önceki dönemde başvurucunun Bank Asya hesabında gerçekleştirilen işlemler ile söz konusu talimattan sonra gerçekleştirilen işlemlerin benzer olduğu anlaşılmıştır.

Öte yandan anılan talimattan sonra gerçekleştirilen işlemlerin hesaptaki paranın sürekli artması şeklinde olmadığı, para miktarını azaltan birçok işlemin de yapıldığı tespit edilmiştir. Bu işlemlerin muhatapları ile başvurucunun düzenli gelir sahibi olduğu dikkate alındığında da toplamdaki artışın hangi gerekçelerle rutin hesap hareketleri olarak nitelendirilmediğinin ortaya konulması gerekir.

Somut olaya konu olan süreçte bu hususta herhangi bir inceleme yapılmadığı, işveren ve derece mahkemelerince verilen kararlarda güçlü ve ikna edici nedenlerin açıklanması konusundaki gerekliliklerin yerine getirilmediği görülmüştür. Dolayısıyla gerçekleştirilen müdahale ile takdir yetkisinin sınırlarının aşıldığı kanaatine ulaşılmıştır. Ayrıca derece mahkemelerince başvurucu tarafından ileri sürülen söz konusu hesap artışının rutin bankacılık hareketleri kapsamında olduğu yönündeki itiraz ile ilgili herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. Bu hususların derece mahkemelerince yapılacak çelişmeli yargılama sırasında netleştirilmesi gerekmektedir.

Bu kapsamda yapılan değerlendirmelerde işçi işveren arasındaki güven ilişkisinin başvurucudan kaynaklı olarak zedelendiğini kabul eden idari ve yargısal kararların müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı konusunda ikna edici nitelikte ilgili ve yeterli gerekçeleri içermediği sonucuna varılmıştır.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Ayrıca bu durumun olağanüstü dönemlerde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru olup olmadığı da incelenmiştir.

Takdir yetkisinin öngörülen sınırlar dâhilinde kullanılması ve nedenlerinin ikna edici şekilde ortaya konulması OHAL koşullarında da yerine getirilmesi gereken yükümlülüklerdendir. Başvurucudan duyulan şüphenin ciddi, güçlü ve objektif olduğuna ilişkin ikna edici gerekçeler ortaya konulmadan alınan tedbirin söz konusu yükümlülüklere uygun olmadığı değerlendirilmiştir. Bu nedenle söz konusu tedbirin OHAL döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlere uygun olmadığı sonucuna varılmıştır.

>> Anayasa Mahkemesinin 8/10/2020 Tarihli ve 2018/24245 Başvuru Numaralı Kararı için TIKLAYINIZ


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Nakhcivanlı Bilal 3 hafta önce

Güven ilişkisi bozulduğu halde, fesih edemediğimiz tek şey bu bakanlık. Mahkeme ye gitsen ne oluyor. Bu katmerli sistemde, basit bir işçi alacak davaları 10 sene sürüyorsa, sizin hak adalet ve reformdan anlamadığınız acıktır. 35 bin den fazla mağdur çalışana faydası yok.