GİRİŞ

5271 sayılı Ceza muhakemesi Kanunu’nun 7188 sayılı kanun ile yeniden düzenlenen 250. Maddesinde,[1] soruşturma aşaması sonunda bazı suçlarla ilgili olarak kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmediği takdirde seri muhakeme usulü uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.[2]

Bu yasal düzenlemede kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilebilecek suç tipleri açık bir şekilde belirtilmiştir. Bu suç türleri hakkında KDAE kararı verilmemesi halinde seri yargılama usulü uygulanacaktır.

Yasa koyucu, bu düzenleme ile soruşturma aşamasında filtre edilemeyen bazı suçların yargılamasının hızlı bir şeklide bitirilmesini amaçlamıştır.

Seri muhakeme usulü, şüphelinin daha az bir yaptırım beklentisiyle bu usulün uygulanmasını kabul etmesi esası üzerine kurulmuş bir yargılama sistemidir.

Seri muhakeme usulü, bir tarafta şüpheli diğer tarafta savcılık ile hüküm ve denetim makamı olarak mahkemenin bulunduğu bir süreci ifade etmektedir.

Yasal düzenlemenin gerekçesinde; seri muhakeme usulünün Kıta Avrupası hukuk sistemi içinde Fransa, İtalya, Almanya ve Romanya gibi ülkelerden modellenen bir sistem olduğu ifade edilmektedir.

Seri muhakeme usulü esas itibariyle, şüphelinin usulün uygulanmasını kabul etmesine hukukî sonuç bağlamak suretiyle yargılamanın en kısa sürede bitirilmesini amaçlamaktadır.

Seri muhakeme usulü bu anlamda, belirli bir önem derecesinin altındaki suçlarda yargılama sürecinin formalitelerden arındırılmasını ve yargılama süresinin kısaltılmasını, işlenen suçlara kısa süre içinde etkili ve orantılı bir karşılık verilerek bozulan kamu düzeninin yeniden sağlanmasını temin etmek maksadıyla getirilmiş bir yargılama sistemidir.

Suç şüphesi altında bulunan kişiler, soruşturma sürecinde susma, herhangi bir açıklamada bulunmama hakkına sahip olduğu gibi sorumluluğu kabul hakkına da sahip bulunmaktadır.

Yasa koyucu, suçun niteliği ve cezasının ağırlığına veya geleneksel yargılama usullerinin kullanılmasında hukukî ve sosyal bir yarar bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, bütün ceza davalarının mahkemeye taşınmasının adil ve hakkaniyetli olmadığını düşünerek seri yargılama usulünü hüküm altına almıştır.

Yasa koyucunun bu yöndeki düzenlemelerinde, ağır iş yükü altında bulunan ceza adalet sistemlerinin önemli sayılmayan ve tehlike arz etmeyen basit suçlarda yargılama sürecini basitleştirecek adımlar atması konusundaki Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin tavsiye kararlarının da etkisi olduğunu ifade edebiliriz.

Kanun gerekçesinde; 1960'lı ve 1970'li yıllardaki köklü değişikliklerle "maslahata uygunluk" ilkesinden daha geniş bir biçimde istifade edilmeye başlanan Alman hukukunda, günümüzde Alman Ceza Usul Kanununun 257c maddesinde yer alan şekliyle "mahkeme ve muhakeme süjeleri arasında anlaşma" adı altında, sanığın suçu kabul etmesi durumunda uygulanan bir muhakeme usulü bulunduğu; Kıta Avrupası hukuk sisteminde yer alan İtalya ve Fransa'da da bu kurumun bulunduğu, söz konusu kurumun, "suçluluğun ön kabulü üzerine duruşma" ismiyle Ceza Usul Kanununun 495-7 ilâ 495-16 maddeleri arasında yer aldığı; Fransa'da, soruşturma konusu eylemi gerçekleştirdiğini ve usulün uygulanmasını kabul eden şüpheli çoğunlukla aynı gün içinde mahkemeye sevk edilmekte olduğu ve geleneksel bir yargılama yapılması durumunda alması muhtemel asgari cezaya oranla daha düşük bir yaptırımla karşılaştığı; adı geçen usulün, Fransa'da, beş yıla kadar hapis cezası gerektiren suçlar bakımından uygulanabildiği ifade edilmektedir.

Yasa koyucu, seri muhakeme usulünü Almanya, İtalya ve Fransa hukuk sistemlerinden modelleyerek hüküm altına aldığını yasa gerekçesinde açıkça belirtmektedir.

7188 sayılı Kanunun 23. maddesiyle, 5217 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun mülga 250 nci maddesi yeniden düzenlenerek, seri muhakeme usulüne ceza adalet sistemimizde yer verilmiştir.

5217 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 250. maddesinin birinci fıkrasında seri muhakeme usulüne başvurulabilecek suçlar katalog şeklinde belirlenmiştir.

Soruşturma aşaması sonunda, bu suçlarla ilgili olarak Cumhuriyet savcısı tarafından kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmediği takdirde seri muhakeme usulü uygulanacaktır.

SERİ YARGILAMA USULÜNÜN UYGULANABİLECEĞİ SUÇLAR

5271 sayılı Ceza muhakemesi Kanunu’nun 7188 sayılı kanun ile yeniden düzenlenen 250. Maddesinde ifade edilen ve KDAE kararı verilmeye müsait veya erteleme kararı verilmediği takdirde seri yargılama usulünün uygulanabileceği suçlar şunlardır:

Türk Ceza Kanununda yer alan suçlar:

1) Hakkı olmayan yere tecavüz (madde 154, ikinci ve üçüncü fıkra),[3]

2) Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması (madde 170),[4]

3) Trafik güvenliğini tehlikeye sokma (madde 179, ikinci ve üçüncü fıkra),[5]

4) Gürültüye neden olma (madde 183),[6]

5) Parada sahtecilik (madde 197, ikinci[7] ve üçüncü fıkra),[8]

6) Mühür bozma (madde 203),[9]

7) Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan (madde 206),[10]

8) Kumar oynanması için yer ve imkan sağlama (madde 228, birinci fıkra),[11]

9) Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması. (madde 268),[12]

Özel Ceza Yasalarında yer alan suçlar:

1) 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun[13] 13 üncü maddesinin birinci,[14] üçüncü[15] ve beşinci[16] fıkraları ile 15 inci maddesinin birinci,[17] ikinci[18] ve üçüncü[19] fıkralarında belirtilen suçlar.

2) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun[20] 93 üncü maddesinin birinci fıkrasında[21] belirtilen suç.

3) 13/12/1968 tarihli ve 1072 sayılı Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında Kanunun[22] 2 nci maddesinde[23] belirtilen suç.[24]

4) 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun[25] ek 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde[26] belirtilen suç.

Yukarıda belirtilen suçlarla ilgili olarak Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilmediği takdirde, uyuşmazlık konusu suç seri yargılama usulüne tabi olarak yürütülecektir.

5271 sayılı Ceza muhakemesi Kanunu’nun 7188 sayılı kanun ile yeniden düzenlenen 250. Maddesinde seri yargılama usulü belli aşamalara tabi tutulmuştur.

SERİ YARGILAMA USULÜNÜN AŞAMALARI

Bilgilendirme Aşaması

Cumhuriyet savcısı veya kolluk görevlileri, şüpheliyi, seri muhakeme usulü hakkında bilgilendirmek zorundadırlar. (CMK m. 250/2) Bu bilgilendirmenin tutanağa bağlanması ispat açısından faydalı olacaktır.

Seri yargılama usulünde, öncelikle, Cumhuriyet savcısı veya Cumhuriyet savcısının talimatı üzerine kolluk görevlileri tarafından şüpheliye seri muhakeme usulü hakkında bilgi verilmeli ve bu şekilde şüphelinin uygulanacak yöntem hakkında aydınlatılması sağlanmalıdır.

Bu aşamadan sonra Cumhuriyet savcısı tarafından müdafii huzurunda şüpheliye usulün uygulanması teklif edilmeli ve şüpheli bu usulün uygulanmasını kabul ederse seri yargılama usulü uygulanmalıdır.

Teklif sırasında müdafiinin hazır bulunması, bu usulün uygulanabilmesi için olması gereken zorunlu koşullardan biri olarak öngörülmüştür.

Seri Muhakeme Usulünün Uygulanmasının Şüpheliye Teklif Edilmesi

Cumhuriyet savcısı, soruşturma aşamasında seri muhakeme usulünün uygulanması hususunu şüpheliye teklif edecektir. Şayet şüpheli, müdafii huzurunda teklifi kabul ederse, seri muhakeme usulü uygulanabilecektir. (CMK m. 250/3)

Yasal düzenleme metninde yer alan cümle sorunlara neden olabilir.

Cumhuriyet savcısı, önce seri muhakeme usulünün uygulanmasını şüpheliye teklif edip, şüphelinin kabul etmesi halinde mi müdafii tayin edilecek, yoksa önce müdafii atanıp sonra mı seri muhakeme usulünün uygulanması teklif edilecek?

Kanaatimizce, seri muhakeme usulünün uygulanması teklifini değerlendirmek hukuksal bilgi gerektirdiğinden, şüphelinin bu aşamanın tümünü kapsayacak şekilde müdafii yardımından yararlandırılması gerekir.

Nitekim yasal düzenlemenin gerekçesinde de, teklif sırasında müdafiinin hazır bulunması gerektiği, bu hususun seri yargılama usulünün uygulanabilmesi için olması gereken zorunlu koşullardan biri olarak öngörüldüğü ifade edilmiştir.

Cumhuriyet Savcısının Yaptırımı Belirlemesi

Cumhuriyet savcısı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 61 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında tespit edeceği temel cezadan yarı oranında indirim uygulamak suretiyle yaptırımı belirler. (CMK m. 250/4)

Burada Cumhuriyet savcısının cezayı tespit etmesi ilginçtir. Çünkü cezanın belirlenmesi sırasında yapılabilecek hataların sonuçları konusunda herhangi bir açıklama bulunmamaktadır. Bunun yargılama aşamasında düzeltilmesi mümkün olabilir. Ancak hatalı hesap ve yanlış bilgilendirme nedeniyle tekrar ilk aşamaya dönülüp dönülmeyeceği hususu belirsiz kalmaktadır.

Yasa koyucu cumhuriyet savcısının cezayı tespit ederken 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 61 inci maddesinin birinci fıkrasındaki ölçütleri dikkate alması gerektiğine işaret etmektedir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “cezanın belirlenmesini” düzenleyen 61. maddesinin birinci fıkrasında temel cezanın belirlenmesine ilişkin ilkeler gösterilmiştir.[27]

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 61. maddesinin birinci fıkrasında temel cezayı belirlerken gözetilmesi gereken unsurlar şunlardır:[28]

a) Suçun işleniş biçimini,

b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,

c) Suçun işlendiği zaman ve yeri,

d) Suçun konusunun önem ve değerini,

e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını,

f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını,

g) Failin güttüğü amaç ve saiki.

Cumhuriyet savcısı, yukarıda belirtilen unsurları her somut olayda göz önünde bulundurarak, işlenen suçun yasal tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirlemesi gerekecektir.

Uygulamada, kanunda öngörülen hapis cezasının alt ve üst sınırları yüksek olmayan suçlarla ilgili yapılan yargılamaların sonucunda, olayın özelliklerine göre alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayinini haklı gösteren nedenler bulunmadıkça, alt sınırdan ceza tayinine gidilmektedir. Ayrıca alt sınırdan kurulan hükümler de, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hapis cezasının ertelenmesi veya seçenek yaptırımlara çevrilmesi kapsamında kaldığı görülmektedir.

Seri muhakeme usulünde uygulanacak yaptırım Cumhuriyet savcısı tarafından belirlenmesi yasal düzenlemede öngörülmüş fakat bu belirleme işlemine ilişkin açık bir düzenleme getirilmemiştir.

Burada Cumhuriyet savcısı yaptırımı şu şekilde belirleyecektir:

Birinci işlem: Türk Ceza Kanununun 61 inci maddesinin diğer fıkralarını dikkate almaksızın, sadece birinci fıkrasına göre suçun kanuni tanımında öngörülen alt ve üst sınırlar arasında bir yaptırım tespit etmelidir.

İkinci işlem: Daha sonra belirlediği bu yaptırımdan yarı oranında indirim yaparak sonuç cezayı tayin etmelidir.

Cumhuriyet savcısı yukarıda belirtilen şekilde yaptırımı belirlemek zorundadır. Bunun dışında faile bir ceza teklifinde bulunulması mümkün değildir.

Cumhuriyet savcısı, iki aşamada belirlediği yaptırımlar üzerinden başkaca bir indirim veya artırım yapması da söz konusu değildir.

Şartlarının bulunması halinde şüpheli hakkında belirlenen yaptırımın seçenek yaptırımlara çevrilmesi veya ertelenmesi veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi de mümkündür Bu yetki de yine Cumhuriyet savcısı tarafından kullanılacak bir yetkidir.

Temel Cezadan Yarı Oranında İndirim Yapılarak Yaptırımın Belirlenmesi

Cumhuriyet savcısı, ayrıca belirlediği temel cezadan yarı oranında indirim uygulamak suretiyle yaptırımı tespit edecektir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasındaki; “Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur” şeklindeki hüküm gözetilerek işlenen fiil ile belirlenen ceza ve güvenlik tedbirleri arasında “orantı” bulunması gerekir.

Burada cumhuriyet savcısının cezayı belirlerken gerekçe göstermesi gerekip gerekmediği tartışması konusu yapılabilir.

Çünkü yasa koyucu, cezaların kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hâkime, olayın özelliği ve işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı bir şekilde gerekçesini göstererek iki sınır arasında temel cezayı belirleme yetki ve görevi yüklemiştir.

Hâkimin temel cezayı belirlerken dayandığı gerekçe, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 61. maddesinin 1. fıkrasına uygun olarak, suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, failin güttüğü amaç ve saiki ile ilgili, dosyaya yansıyan bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde kanuni ve yeterli olması gerekir.

Türk Ceza Kanunu'nda suçlar için çoğunlukla sabit cezalar öngörülmemiş, alt ve üst sınırlar gösterilerek, bu sınırlar arasından hâkime temel cezayı belirleme yetkisi verilmiştir.

Basamaklı ceza öngören suçlarda, iki sınır arasında cezayı belirleme konusundaki takdir yetkisi, her somut olayın özelliğine göre kanunun genel amacı ve felsefesi gözetilerek 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 61. maddesinde sıralanan ölçütlere göre kullanılması gerekmektedir.[29]

Ayrıca Cumhuriyet savcısı, şüpheli hakkındaki cezayı belirlerken şüpheli lehine olan tüm hükümleri uygulayıp uygulayamayacağı hususu da çok net açıklanmış değildir. Örneğin; lehe hükümlerin uygulanması talep edilmiş ise 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 62. Maddesi hükümleri uygulanabilecek midir?

Burada Cumhuriyet savcısının, sadece 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 61. Maddesinin ilk fıkrasına göre temel cezayı tespit etmesi gerekir. Yasa koyucu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 61. Maddesinin ilk fıkrasına atıf yapıp, diğer fıkralara atıf yapmaması, bu uygulamanın sadece temel ceza aralığının tespiti ile ilgili olduğunu ortaya koymaktadır.

Bu aşamada cumhuriyet savcısının da cezayı tespit ederken uygulama maddelerine ilişkin gerekçeleri göstermesi gerekir. Bunun dışında cezayı belirleme işlemlerinin de denetime açık olacak şekilde ifade edilmesi yerinde olacaktır.

Cumhuriyet Savcısı Tarafından Tespit Edilen Cezanın Seçenek Yaptırımlara Çevrilebilmesi Veya Ertelenebilmesi

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 250. Maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca sonuç olarak belirlenen hapis cezası Cumhuriyet savcısı tarafından, koşulları bulunması halinde Türk Ceza Kanununun 50 nci[30] maddesine göre seçenek yaptırımlara çevrilebilir veya 51 inci[31] maddesine göre ertelenebilir. (CMK m. 250/5)

Bu yasal düzenleme ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 250. Maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca sonuç olarak belirlenen hapis cezasını seçenek yaptırımlara veya adli para cezasına dönüştürme yetkisi cumhuriyet savcısına tanınmıştır.

Burada asıl sorun, cumhuriyet savcısının cezayı belirlerken, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 61. maddesinin birinci fıkrası dışında ceza genel hükümlerini tatbik edip edemeyeceği ile ilgilidir.

Bu aşamanın denetime açık olup olmadığı, cumhuriyet savcısının cezayı hatalı belirlediği şeklinde veya benzeri itirazların ileri sürülüp sürülemeyeceği hususu sorunlara neden olacaktır.

Cezanın belirlenmesi bir yargılama faaliyetini gerektirdiğinden, soruşturma aşamasında tek yönlü olarak ve evrak üzerinde cezanın tespit edilmesi hatalara neden olabilecektir.

Tespit Edilen Yaptırımlara HAGB Hükümlerinin Kıyasen Uygulanması

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 250. maddesine göre belirlenen yaptırımlar hakkında, Cumhuriyet savcısı tarafından, koşulları bulunması halinde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması” başlıklı 231 inci[32] maddesi hükümleri kıyasen uygulanabilir. (CMK m. 250/6)

Güvenlik Tedbirlerinin Uygulanma Yeteneği

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 250. Maddesi kapsamında yaptırım uygulanması, güvenlik tedbirlerine ilişkin hükümlerin uygulanmasına engel teşkil etmeyecektir. (CMK m. 250/7)

Seri muhakeme usulünde, öngörülen yaptırımın kanuni sonucu olarak güvenlik tedbirlerine ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiği hallerde, söz konusu güvenlik tedbirlerinin uygulanabilmesi mümkündür.

Örneğin, seri muhakeme usulünün uygulandığı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen veya suçtan meydana gelen eşyanın Türk Ceza Kanununun 54 üncü veya 55 inci maddesi gereğince müsadere edilmesi imkân dâhilindedir.

Örneğin, seri yargılama usulünün uygulandığı yargılama süreci sonucunda hapis cezasına mahkûm edilen fail hakkında Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde yer alan belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin güvenlik tedbirlerinin uygulanması gerekecektir.

Seri Muhakeme Usulünün Uygulanmasının Yazılı Olarak Görevli Mahkemeden Talep Edilmesi

Cumhuriyet savcısı, şüpheli hakkında seri muhakeme usulünün uygulanmasını yazılı olarak görevli mahkemeden talep edebilir. (CMK m. 250/8)

Bu talep yazısında şu unsurlar bulunmalıdır:

a) Şüphelinin kimliği ve müdafii,

b) Mağdur veya suçtan zarar görenlerin kimliği ile varsa vekili veya kanuni temsilcisi,

c) İsnat olunan suç ve ilgili kanun maddeleri,

d) İsnat olunan suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi,

e) Şüphelinin tutuklu olup olmadığı; tutuklanmış ise, gözaltına alma ve tutuklama tarihleri ile bunların süreleri,

f) İsnat olunan suçu oluşturan olayların özeti,

g) Üçüncü fıkrada belirtilen şartların gerçekleştiği,

h) Belirlenen yaptırım ile beşinci ve altıncı fıkra uygulanmış ise bunlara ilişkin hususlar ve güvenlik tedbirleri.

Seri yargılama usulüne başvurulması, genel hükümlere tabi muhakeme sürecini kısaltmakta ve basitleştirmektedir. Bu durum, soruşturmanın başında kolluk görevlileri marifetiyle delil toplanması keyfiyetini ve hâkimin dosyadaki hukuki kabulün maddî hakikate uygunluğunu kontrol etme görevini ortadan kaldırmayacaktır.

Seri yargılama usulünün herhangi bir nedenle uygulanamaması durumunda soruşturmaya geri dönülecek olması sebebiyle delillerin toplanması çok önemli bir konudur.

Delil toplama konusunun önemi dikkate alınarak, seri muhakeme usulünün uygulanması Cumhuriyet savcısı tarafından görevli mahkemeden talep edilmesi gerekmektedir.

SERİ MUHAKEME USULÜNE GÖRE YARGILAMANIN BAŞLAMASI

Eylemin Seri Muhakeme Usulü Kapsamında Olması

Mahkeme, şüpheliyi müdafii huzurunda dinledikten sonra, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 250. maddesinin üçüncü fıkrasındaki şartların gerçekleştiği ve eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu kanaatine varırsa talepte belirlenen yaptırım doğrultusunda hüküm kurar.(CMK m. 250/9)

Seri muhakeme usulünde savcının talebi üzerine mahkeme tarafından hüküm kurulması gerekmektedir.

Yasal düzenleme metninden, yargılama makamının eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu kanaatine ulaşması halinde, talepte belirlenen yaptırım doğrultusunda hüküm kuracağı, cezayı değiştiremeyeceği gibi bir anlam çıkmaktadır.

Usulün uygulanmasında bir denetim ve sonucunda hüküm makamı olan hâkim, bu görevi, gerek kabulün ve gerekse hukukî nitelendirmenin dosyaya yansıyan olaya uygunluğunu denetlemek şeklinde gerçekleştirir.

Seri muhakeme usulünde hâkimin, maddi gerçeğin araştırılması amacıyla soruşturmanın genişletilmesi, yeni delillerin toplanması, tanık dinlenmesi gibi yetkileri bulunmamaktadır.

Hakimin, maddî gerçeğin ortaya çıkarılabilmesini sağlamak adına böyle bir araştırma yapmasına ihtiyaç duyduğu takdirde usulün uygulanmasına ilişkin talebi reddetmesi gerekecektir.

Bu usulde hakim, Cumhuriyet savcısının suça ilişkin hukukî nitelendirmesi ile bağlı değildir. Hakim, eylemin hukuki nitelendirmesi açısından farklı bir sonuca ulaşması halinde talebi reddedebilecektir.

Hakimin, kabulün olaya uygunluğunu takdir sınırı bu şekilde belirlenmiş olup, talebi reddetmemesi halinde talepte belirtilen yaptırım doğrultusunda hüküm kurması gerekmektedir. Bu aşamada hakimin yaptırımı değiştirme yetkisi bulunmamaktadır.

Genel hükümlere tabi muhakemeye nazaran bu usulün farkının ortaya konulabilmesi amacıyla, inceleme ve hüküm sürecinin başlangıcı, kamu davası açan iddianame gibi bir belgeye dayanmadığı ifade edilebilir.

Seri muhakeme usulü, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısının yazılı talebine bağlanmıştır.

Hâkim bu usulde; faili dinleyecek, bu çerçevede usule uygun olduğu ölçüde duruşmayla ilgili diğer usul hükümlerini kıyasen uygulayabilecek; ancak, duruşmanın ertelenmesi veya delil araştırması sonucunu doğurabilecek bir tercihte bulunamayacaktır.

Şüphelinin mahkemede dinlenilmesi müdafii huzurunda gerçekleştirilmelidir.

Gerçekten de, burada yargılama makamının tespit edilen cezayı değiştirme yetkisi bulunmamaktadır.

Çünkü belirlenen ceza soruşturma aşamasında savcı ile şüpheli arasında yapılan anlaşma neticesinde belirlenen cezadır. Bu durumda seri yargılama sürecinde bu cezanın değiştirilmesi söz konusu olmayacaktır.

Ancak bu kez de, cezanın hatalı belirlenmesi halinde ne olacağı sorusu karşımıza çıkmaktadır.

Gerçi, yargılama makamı önüne gelen dosyada öncelikle eylemin seri yargılama yöntemi uygulanmasına müsait olup olmadığı hususunu değerlendirecektir. Bu değerlendirmeyi yaparken cezanın hatalı tespit edilmesi gibi bir hususu görmesi halinde, dosyayı savcılık makamına iade edip etmeyeceği çok belirgin değildir. Bunun dışında cezanın hatalı tespit edilmesi halinde ceza değiştirilebilecek midir? Bu sorunun cevabı da yasal düzenlemede çok açık bir şekilde belirtilmemiştir.

Ayrıca yargılama makamı, eylemin seri yargılama yöntemi uygulanmasına müsait olup olmadığı hususunu şekli olarak mı değerlendirecektir?

Örneğin, delil takdirini gerektiren hallerde, örneğin beraat kararı verilmesi gereken bir durum var ise, bu halde yargılama makamı dosyayı iade edebilecek midir?

Kanaatimizce, yargılama makamı esasa ilişkin olarak da değerlendirme yapabilmelidir. Bu gibi hallerde yargılama makamına esasa ilişkin değerlendirme yapabilme imkanı da tanınmalıdır; Örneğin, beraat kararı verilmesi gereken bir hal var ise, yargılama makamı beraat kararı verebilmelidir. Fakat yasal düzenleme metni ve gerekçe metni bu düşünceyi kabul etmemektedir.

Hakimin, beraat kararı verilmesi gerektiği ve benzeri eksik ve hatalı değerlendirmelerle yapılan seri yargılama usulünün uygulanması yönündeki talebi reddetmesinin önünde herhangi bir engel yasal düzenlemenin olmadığını ifade edebiliriz.

Kanaatimizce, savcılık makamının soruşturma aşamasında cezayı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “cezanın belirlenmesini” düzenleyen 61. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen ilkelere göre tespit etmesi ve somut bir ceza miktarı belirtmesi yerine, şüpheliye uygulanacak yöntemi açık bir şekilde açıklayarak, hâkim tarafından verilebilecek somut bir cezanın yarısının uygulanacağı yönünde genel bir teklif yapması daha uygun olacaktır.

Eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olmaması

Mahkeme, eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu kanaatine varmaması halinde talebi reddedecektir. (CMK m. 250/9)

Mahkeme talebi reddederse, soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla dosyayı Cumhuriyet başsavcılığına gönderecektir. (CMK m. 250/9)

Yani dosyanın iade edilmesi üzerine savcılık makamı, soruşturmayı genel hükümlere göre sonuçlandıracaktır.

Bu yasal düzenlemenin metnine göre, dosyanın iadesi ancak yöntem unsuru ile ilgili olabilir. Örneğin; eylem seri yargılama yöntemi kapsamında ise, cezanın hatalı belirlendiğine, esasa veya başka bir nedene dayalı olarak dosya iade edilemeyecektir.

Şüphelinin Mazeretsiz Olarak Mahkemeye Gelmemesi

Mazeretsiz olarak mahkemeye gelmeyen şüpheli, bu usulden vazgeçmiş sayılır. (CMK m. 250/9)

Burada şüpheliye yapılacak tebligatların yöntem ve hukuk açısından geçerli olması büyük önem taşımaktadır.

Şüpheliye yapılan tebligat, tebligat mevzuatına aykırı ise, yani hukuka aykırı ise, burada eski hale getirme ile ilgili kuralların uygulanması söz konusu olabilecektir.

Şüphelinin Seri Muhakeme Usulünü Kabul Ettiğine İlişkin Beyanları İle Bu Usulün Uygulanmasına Dair Diğer Belgelerin Delil Olarak Kullanılamayacağı Haller

Seri muhakeme usulünün herhangi bir sebeple tamamlanamaması veya soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla Cumhuriyet başsavcılığına gönderilmesi hallerinde, şüphelinin seri muhakeme usulünü kabul ettiğine ilişkin beyanları ile bu usulün uygulanmasına dair diğer belgeler, takip eden soruşturma ve kovuşturma işlemlerinde delil olarak kullanılamayacaktır. (CMK m. 250/10)

Bu yasal düzenlemenin, şüphelinin hiçbir kaygı taşımadan kendisine yapılacak teklifi değerlendirmesi için getirildiğini söyleyebiliriz.

Hâkimin, şartları oluşmadığı düşüncesiyle usulün uygulanmasına ilişkin talebi reddetmesi veya usulün failden kaynaklanan nedenlerle uygulanamaması durumunda, failin bu usulün uygulanması amacıyla yaptığı açıklamaların, daha sonra yürütülecek soruşturma ve kovuşturmalarda delil olarak kullanılamayacağı esası yasa koyucu tarafından benimsenmiştir.

Bu düzenleme ile yasa koyucu, adli sistemden ılımlı bir karşılık beklentisiyle usulün uygulanmasını kabul edecek failin teşvikini amaçlamıştır.

İştirak Halinde İşlenen Suçlarda Sirayet

Suçun iştirak halinde işlenmesi durumunda şüphelilerden birinin bu usulün uygulanmasını kabul etmemesi halinde seri muhakeme usulü uygulanmayacaktır. (CMK m. 250/11)[33]

Yasa koyucunun bu hükmü, suçu birlikte işleyen faillerin aynı eylemle ilgili olarak farklı farklı cezalara uğratılmasının yaratacağı sorunları gidermek amacıyla getirmiş olabileceğini söyleyebiliriz.

Örneğin; seri yargılama yöntemini kabul eden faillerden biri cezalandırılırken, kabul etmeyen failin normal yargılama ile beraat etmesi hali söz konusu olabilir.

Seri Muhakeme Usulünün Uygulanamayacağı Haller

Seri muhakeme usulü, yaş küçüklüğü ve akıl hastalığı ile sağır ve dilsizlik hallerinde uygulanamayacaktır. (CMK m. 250/12)[34]

Bu yasal düzenlemede belirtilen haller, şüphelinin özel durumları nedeniyle zorunlu müdafi tayini gerektiren hallerdir. Kanun koyucu, bu gibi hallerde seri yargılama yönteminin uygulanamayacağını açık bir şekilde belirtmiştir.

Şüpheliye Ulaşılamaması Hali

Resmi mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma veya başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması halinde, seri muhakeme usulü uygulanmayacaktır. (CMK m. 250/13)

Burada yine tebligat ile ilgili hukuka aykırı durumların kurumun uygulanması açısından bazı sorunlara neden olabileceği olasılığı bulunmaktadır. Hukuka aykırı tebligatların ilgili öznelerin hak kaybına neden olması hali söz konusu olabilir.

Mahkeme Hükmünün İtiraz Yasa Yoluna Tabi Olması

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 250. Maddesinin Dokuzuncu fıkrası kapsamında Cumhuriyet savcısının talebi doğrultusunda mahkemece kurulan hükme itiraz edilebilir. (CMK m. 250/14)

Bu yasal düzenlemede, yasa yolu ile ilgili sorunların cevabı bulunmamaktadır. Uygulamada hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kurumu ile ilgili olarak ortaya çıkan sorunların, burada da ortaya çıkabileceğini düşünmekteyiz. Örneğin, itiraz makamı şekli incelemenin yanında esasa ilişkin bir değerlendirme yapabilme yetkisine sahip midir?

Kanaatimizce, şekli inceleme yanında esasa ilişkin değerlendirme yetkisi itiraz makamına tanınmalıdır.

Yönetmelik

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 250. Maddesinin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılan yönetmelikle belirlenecektir. (CMK m. 250/15)

Yasa koyucu, bu düzenleme ile seri yargılama yöntemine ilişkin ilkelerin belirlenmesi amacıyla, yasa hükmü ile belirtilen esasların yanında yöntemin uygulanma şekli ile ilgili hususların detaylandırılması için yönetmelik çıkarılması gerekliliğini hüküm altına almıştır.

Yürürlük Tarihi

7188 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un[35] 31. Maddesinin birinci fıkrasının c) bendi ile, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250 nci maddesinde düzenlenen seri muhakeme usulü ile 251 ve 252 nci maddelerde düzenlenen basit yargılama usulüne ilişkin hükümlerin, 1.1.2020 tarihinden itibaren uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

Bu düzenleme ile yasa koyucu, seri yargılama yönteminin tüm kural ve ilkeleri ile derhal uygulanmasının ortaya çıkaracağı sakıncaları gidermek, kurumun içselleştirilmesi ve tartışılması, yöntemin çıkarılacak yönetmelikle daha da belirgin bir hale gelmesini temin etmek ve kurumun benimsenmesi için belli bir süre geçmesi gerekliliği açısından uygulamayı 1.1.2020 tarihine ertelemiştir.

SONUÇ

5271 sayılı Ceza muhakemesi Kanunu’nun 7188 sayılı kanun ile yeniden düzenlenen 250. Maddesinde yer alan, soruşturma aşaması sonunda bazı suçlarla ilgili olarak kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmediği takdirde seri muhakeme usulü uygulanacağı yönündeki düzenlemenin, genellikle delil takdiri gerektirmeye şekli suçlar açısından kabul edildiği görülmektedir.

Bu yöntemin uygulanması sırasında savcılık makamı ile şüpheli arasında suçun kabulü ve ceza miktarı, cezanın türü ile ilgili olarak bir anlaşma yapılmaktadır. Savcılık makamının yaptığı teklifi kabul eden şüpheli, suçlamayı kabul etmiş sayılmakta ve seri yargılama yöntemine geçilmektedir.

Bu yöntemin, beraat etme olasılığı bulunan şüphelinin mahkûm olma korkusu ile daha az bir cezayı kabullenmesi gibi bir sakıncayı da bünyesinde barındırdığını ifade edebiliriz.

Bu nedenle, beraat kararı verilebilecek hallerde savcılık makamının öncelikle bu hususu değerlendirmeye alması gerekmektedir.

Bu değerlendirmenin yapılabilmesi için de, savcılık makamının delilleri tartışması ve neden seri yargılama yöntemine müracaat ettiğini gerekçeye bağlaması gerekmektedir.

Ayrıca 5271 sayılı Ceza muhakemesi Kanunu’nun 250. Maddesinin dördüncü fıkrasında; Cumhuriyet savcısının, Türk Ceza Kanununun 61 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında tespit edeceği temel cezadan yarı oranında indirim uygulamak suretiyle yaptırımı belirleyeceği hüküm altına alınmıştır. Bu yasal düzenlemede sadece Türk Ceza Kanununun 61 inci maddesinin birinci fıkrasına atıf yapılmakta, diğer fıkralara atıf yapılmamaktadır.

Bu durumda ceza genel hükümlerinin bazı kurumlarının uygulanıp uygulanmayacağı sorunu gündeme gelebilir. Örneğin, teşebbüs, gönüllü vazgeçme, zincirleme suç ile ilgili hükümlerin uygulanmasının gerekip gerekmediği konusu tartışma konusu olabilir.

Yasal düzenlemeye göre, önemli olan önce cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezanın belirlenmesi ve daha sonra da bu temel cezanın yarı oranında indirim uygulamak suretiyle seri yargılama yönteminde uygulanacak yaptırımın tespit edilmesidir.