Hukuk sistemlerine ilişkin değerlendirmeler çoğu zaman sağlıklı analizlerden ziyade güncel gelişmelerin ve duygusal tepkilerin etkisi altında yapılmaktadır. Özellikle kamuoyunun dikkatini çeken yargı kararları sonrasında hukuk düzenine yönelik tartışmaların yoğunlaştığı görülmektedir. Bu tartışmalarda genellikle iki farklı yaklaşım öne çıkmaktadır. Bir tarafta mevcut sistemi büyük ölçüde kusursuz görenler, diğer tarafta ise karşılaşılan sorunlardan hareketle hukuk düzenini bütünüyle başarısız ilan edenler bulunmaktadır.
Oysa hukuk, ne mutlak mükemmelliğe ulaşabilecek bir alan ne de münferit olumsuzluklar üzerinden bütünüyle mahkûm edilebilecek bir kurumdur. Hukuk düzenleri de toplumlar gibi zaman içerisinde gelişen, değişen ve sürekli iyileştirme ihtiyacı duyan yapılardır. Bu nedenle hukuk tatbikatına ilişkin değerlendirmelerin övgü veya karamsarlık ekseninde değil, objektiflik ve hakkaniyet temelinde yapılması gerekir.
Türk hukuk tatbikatının çeşitli sorunlar içerdiği inkâr edilemez bir gerçektir. Yargılamaların uzun sürmesi, mahkemelerin yoğun iş yükü altında çalışması, benzer olaylarda farklı sonuçların ortaya çıkabilmesi, mevzuat değişikliklerinin uygulamada zaman zaman uyum sorunları doğurması ve bazı yargı kararlarının kamuoyunda tartışmalara yol açması üzerinde önemle durulması gereken hususlardır. Bu sorunların görmezden gelinmesi veya küçümsenmesi mümkün değildir.
Ancak bu eksikliklerden hareketle Türk hukuk sisteminin bütünüyle başarısız olduğu sonucuna ulaşmak da objektif bir değerlendirme olarak kabul edilemez. Çünkü çoğu zaman eleştirilen hususlar hukukun varlığından değil, hukukun uygulanış biçiminden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle normatif yapı ile hukuk tatbikatı arasındaki ayrımın dikkatle yapılması gerekir.
Nitekim normatif düzenlemeler bakımından Türk hukuk sisteminin önemli bir birikime sahip olduğu açıktır. Cumhuriyet döneminden itibaren gerçekleştirilen hukuk reformları, çağdaş hukuk sistemlerinden yapılan iktibaslar ve zaman içerisinde geliştirilen mevzuat dikkate alındığında, Türk hukukunun birçok alanda güçlü ve gelişmiş bir normatif altyapı oluşturduğu görülmektedir. Medeni hukuktan ticaret hukukuna, borçlar hukukundan usul hukukuna kadar geniş bir alanda çağdaş hukuk anlayışının temel gereklerini karşılayan bir mevzuat yapısı mevcuttur.
Bu sebeple temel mesele çoğu zaman yeni hukuk kuralları üretmek değil, mevcut hukuk kurallarının doğru, istikrarlı ve öngörülebilir biçimde uygulanmasını sağlayabilmektir. Hukukun başarısı yalnızca kanunların kalitesiyle değil, bu kanunların uygulamada ne ölçüde hayata geçirilebildiğiyle de yakından ilişkilidir. Kanunların öngördüğü ideal ile uygulamada ortaya çıkan sonuç arasındaki mesafe ne kadar azalırsa, adalet duygusu ve hukuk güvenliği de o ölçüde güçlenecektir.
Diğer taraftan hukuk sistemleri değerlendirilirken yalnızca sorunlu örneklere odaklanmak da sağlıklı bir yaklaşım değildir. Her gün binlerce dava açılmakta, sayısız uyuşmazlık çözüme kavuşturulmakta ve hukuk düzeni toplum hayatının hemen her alanında işlevini sürdürmektedir. Ticari ilişkiler kurulmakta, sözleşmeler uygulanmakta, mülkiyet hakları korunmakta ve vatandaşlar hak arama yollarına başvurabilmektedir. Hukukun en önemli fonksiyonlarından biri olan toplumsal düzen ve öngörülebilirlik büyük ölçüde bu görünmeyen işleyiş sayesinde sağlanmaktadır.
Kamuoyunun dikkatini çekenler ise çoğunlukla istisnai nitelikteki uyuşmazlıklar ve tartışmalı kararlardır. Oysa bir hukuk sisteminin gerçek performansı yalnızca kriz anlarında değil, günlük hayatın olağan akışı içerisinde yerine getirdiği fonksiyonlarla da değerlendirilmelidir. Milyonlarca işlemin hukuki güven içerisinde gerçekleştirilebilmesi, hukuk düzeninin çoğu zaman gözden kaçan ancak son derece önemli başarılarından biridir.
Bu noktada hukukçulara da önemli sorumluluklar düşmektedir. Hukuku savunmak, onu eleştiriden muaf tutmak anlamına gelmez. Tam aksine hukuk bilincinin gelişebilmesi için eksikliklerin açık yüreklilikle ortaya konulması ve daha iyi bir hukuk tatbikatının sürekli aranması gerekir. Yapıcı eleştiri, hukuk düzeninin gelişmesinin en önemli araçlarından biridir. Ancak eleştirilerin bilgiye, objektif ölçütlere ve hakkaniyete dayanması da en az eleştirinin kendisi kadar önemlidir.
Yaklaşık otuz yıllık akademik ve meslekî tecrübem boyunca Türk hukuk tatbikatını yakından gözlemleme imkânına sahip oldum. Ayrıca mukayeseli hukuk çalışmaları vesilesiyle farklı ülkelerin hukuk sistemlerini inceleme ve karşılaştırma fırsatı elde ettim. Bu gözlemler, dünyanın en gelişmiş hukuk sistemlerinde dahi tartışmalı kararların, uygulama farklılıklarının ve çeşitli yapısal sorunların bulunabildiğini göstermektedir. Buna karşılık hukuk güvenliğinin ciddi şekilde zedelendiği ve yargı mekanizmalarının etkinliğini büyük ölçüde kaybettiği örnekler de mevcuttur.
Türk hukuk sistemi ise bütün eksikliklerine rağmen bu iki uç nokta arasında yer almaktadır. Geliştirilmesi gereken yönleri bulunmakla birlikte, güçlü normatif altyapısını, kurumsal birikimini ve toplumsal işlevini büyük ölçüde korumayı sürdüren bir yapı görünümündedir.
Bu nedenle hukuk alanında ihtiyaç duyulan şey ne aşırı iyimserlik ne de aşırı karamsarlıktır. İhtiyaç duyulan şey, hukuk sistemini güçlü ve zayıf yönleriyle birlikte değerlendirebilen objektif bir bakış açısıdır. Çünkü adaletin gelişimi, kör bir övgüyle değil; yapıcı eleştiri, samimi muhasebe ve sürekli iyileştirme iradesiyle mümkündür.
Sonuç olarak Türk hukuk tatbikatı mükemmel değildir. Ancak aynı şekilde bütünüyle başarısız, işlevsiz veya güven vermeyen bir yapı olarak nitelendirilmeyi de hak etmemektedir. Esas hedef, mevcut eksiklikleri gidermek ve hukuk güvenliğini daha da güçlendirmektir.