Mahkeme salonlarının hafızasında yer eden bazı ifadeler vardır. Bunlardan biri de hiç kuşkusuz hâkimin zabıt kâtibine dönerek söylediği “Yaz kızım…” sözüdür. Bu ifade, yalnızca bir hitap biçimi değil; yargılamanın işleyişini anlatan sembolik bir anlatımdı. Hâkim kararını oluşturur, ara kararlarını açıklar; zabıt kâtibi ise bu iradeyi tutanağa geçirirdi. Karar veren hâkimdi, yazıya döken ise yardımcı konumundaydı.
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte bu geleneksel tablo da değişmeye başladı. Bilgisayarların yaygınlaşması, dijital kayıt sistemlerinin kullanılmaya başlanması ve elektronik dosya uygulamalarıyla birlikte yargılama süreçlerinde önemli dönüşümler yaşandı. Bazı uygulamalarda karar metinlerinin duruşmadan önce büyük ölçüde hazırlanmış olması, kamuoyunda “Tak kızım” şeklinde sembolleştirilen bir algının oluşmasına neden olmuştur. Bu durum, tarafların duruşmada ileri sürdükleri son açıklamaların ve savunmaların ne ölçüde dikkate alındığı konusunda tartışmaları da beraberinde getirmiştir.
Bugün ise yargı, bundan çok daha büyük bir dönüşümün eşiğindedir.
Artık mesele ne zabıt kâtibidir ne de dijital karar metinleri.
Yeni yardımcı, yapay zekâdır.
Yapay zekâ sistemleri; saniyeler içinde binlerce sayfalık dosyayı inceleyebilmekte, milyonlarca emsal kararı karşılaştırabilmekte, mevzuatı analiz edebilmekte, uyuşmazlıkları sınıflandırabilmekte ve gerekçeli karar taslakları hazırlayabilmektedir. Dosyaların ön incelemesinden içtihat eğilimlerinin belirlenmesine kadar birçok alanda önemli katkılar sunabilecek bu teknoloji, yargının geleceğinde kaçınılmaz olarak yerini alacaktır.
Kuşkusuz yapay zekânın yargıya sağlayacağı imkânlar büyüktür. Artan iş yükünün azaltılması, benzer uyuşmazlıklarda uygulama birliğinin güçlendirilmesi ve yargılamaların makul sürede sonuçlandırılması bakımından önemli fırsatlar bulunmaktadır.
Ancak hukuk açısından asıl mesele teknolojinin varlığı değil, sınırıdır.
Çünkü hukukta araç ile karar verici birbirinden ayrıdır.
Kalem nasıl hâkimin yerine karar veremezse, bilgisayar da hüküm kuramaz. Aynı şekilde yapay zekâ da ne kadar gelişmiş olursa olsun, yargısal kararın sahibi ve sorumlusu hâkim olmak zorundadır.
Tam da bu noktada şu soru önem kazanmaktadır:
Yapay zekâ gerçekten hâkimin yardımcısı mı olacaktır, yoksa zaman içinde fark edilmeden hâkimin yerine düşünmeye başlayan görünmez bir karar vericiye mi dönüşecektir?
Bu soru, yalnızca geleceğe ilişkin teorik bir tartışma değildir. Hukuk uygulamasında yardımcı unsurların zaman zaman karar sürecinde belirleyici bir etkiye sahip olabildiği örnekler bulunmaktadır.
Bilirkişi raporları bunun en somut örneklerinden biridir. Bilirkişi, hukukumuzda teknik bilgi sunan yardımcı bir kişidir; karar veren kişi değildir. Ancak uygulamada bazı dosyalarda bilirkişi raporlarının yeterince eleştirel değerlendirmeye tabi tutulmadan hükme esas alındığı yönündeki eleştiriler bilinmektedir.
Eğer teknik bir konuda görüş sunan bilirkişi raporları zaman zaman karar üzerinde etkili olabiliyorsa, çok daha geniş veri analiz kapasitesine sahip yapay zekâ sistemlerinin etkisinin daha dikkatli yönetilmesi gerektiği açıktır.
Buradaki temel risk, yapay zekânın doğrudan karar vermesi değildir. Asıl risk, hâkimin yapay zekânın ortaya koyduğu sonucu yeterince sorgulamadan kendi kanaati hâline getirmesidir. Böyle bir durumda karar görünüşte hâkime ait olacak, ancak kararın düşünsel temeli algoritmik öneriler tarafından şekillendirilecektir.
Oysa hukukta karar vermek yalnızca bilgiye ulaşmak değildir. Karar vermek; tarafları dinlemeyi, delilleri değerlendirmeyi, olayın bütününü kavramayı, insan davranışlarını anlamayı ve hukuki kuralları adalet duygusuyla birlikte yorumlamayı gerektirir.
Vicdani kanaat, yalnızca delillerin değerlendirilmesi değil; hâkimin hukuka, adalete ve insan onuruna dayalı bağımsız muhakemesidir. Bu yönüyle vicdani kanaat, hiçbir algoritmanın bütünüyle ikame edemeyeceği insanî ve hukuki bir süreçtir.
Bu nedenle yapay zekânın yargıya dâhil olması, hâkimin sorumluluğunu azaltmaz; aksine artırır. Hâkim, yapay zekânın sunduğu analizleri sorgulamadan benimseyen bir onay makamı değil; bu verileri hukukun temel ilkeleri, dosyadaki deliller ve kendi vicdani kanaati ışığında değerlendiren bağımsız karar verici olmalıdır.
Anayasa’nın güvence altına aldığı hâkim bağımsızlığı ve vicdani kanaat ilkesi de bunu zorunlu kılar. Çünkü kararın hukuki sorumluluğunu taşıyan, gerekçesini oluşturan ve hesabını veren yapay zekâ değil, hâkimdir.
Bu sebeple yapay zekâ, yargının alternatifi değil; güçlü bir yardımcısı olmalıdır. Araştırabilir, analiz edebilir, tasnif yapabilir ve öneriler sunabilir. Ancak hüküm kuramaz.
Çünkü yargıda yapay zekânın sınırı, hâkimin vicdani kanaatinin başladığı yerde biter.
Dün mahkeme salonlarında “Yaz kızım…” deniliyordu.
Sonra teknoloji gelişti; “Tak kızım…” dönemi başladı.
Bugün ise yapay zekâ, yargının en güçlü yardımcılarından biri olmaya hazırlanmaktadır.
Yarın tartışılacak asıl mesele, teknolojinin ne kadar geliştiği değil; son sözün kime ait olduğudur.
Yapay zekâ yargının hafızası olabilir; ancak vicdanı olamaz.
Adaletin geleceğini belirleyecek olan teknoloji değil; hukuka bağlı, bağımsız ve tarafsız hâkimin vicdani kanaatidir.
Çünkü hukuk devletinde son söz daima insana ait olmalıdır.