Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde Yargı Reformu Stratejisi belgesini şöyle ana hatlarıyla özetledi. ‘ Yargı reformu stratejisi belgesi içinde, 2 temel perspektif 9 amaç, 63 hedef ve 256 faaliyet bulunuyor. Her bir başlık uzun çalışmaların emeklerin ve hazırlıkların ürünüdür. Belgenin metni kitap olarak ve internet mecrasında, ilgilenenlerin hizmetine açılmıştır. Yargı Reformu Strateji Belgemiz iki temel anlayış üzerine oturuyor.

Birincisi hak ve özgürlüklerdir. Demokrasinin güçlendirilmesi hak ve özgürlüklerin genişletilmesi hedefi vardır. İfade özgürlüğünün geliştirilmesi için yeni yaklaşımlar ortaya koyuyoruz. Tutuklama tedbirinin ölçülü kullanımına yönelik yeni adımlar atıyoruz. Önleyici ve koruyucu hukukun da sisteme kazandırılması önceliklerimiz arasında. Uyuşmazlıkların mümkün olduğunda alternatif yöntemlerle çözülmesi de önceliklerimiz arasında. Tutuklamayı istisnai tedbir olarak görüyoruz. Tutuksuz yargılanmayı esas yöntem olarak görüyoruz.

İkinci amaç başlığı yargı bağımsızlığı ve şeffaflığının geliştirilmesidir. Mevcut tayin sistemi mesleki verimliliği olumsuz etkiliyor. Hakim ve savcılara coğrafi teminat getiriyoruz. Düzenleme ile hakim ve savcıların mesleki teminatlarının daha da güçlendirilmesini hedefliyoruz. Hakimliğe ve savcılığa girişteki mülakat ekibini genişletiyoruz.’’

Söz konusu Yargı reformu strateji belgesinde öne çıkan bütün perspektif, öneri ve uygulamaları gerçek ve hakiki kılacak tek ölçü ve kriter vardır. İfade özgürlüğü. Ancak ifade özgürleşirse, ifade özgürlüğünün önündeki, engeller ortadan kaldırılırsa, hem yargı daha çok özgürleşir hem de bizzat reform özgürce uygulanabilir. Hukuk ve yargı bahsinde ki biz buna bu konuda yapılacak olan reformları da dahil edebiliriz, temel zemin özgürlüktür. İfade özgürlüğünü kelimenin tam anlamıyla hem yasal hem de meşru zeminlerde teminat altına almadan, yukarıda ifade edilen hiçbir düşünce ve fikir hayat bulamaz. Varlığını koruyamaz. Yargının temeli ifade özgürlüğüdür. Bir adım daha ileri gidip söylemek gerekirse, hukukun temeli ifade özgürlüğüdür.

İfade edilen şey aslında bir başkasına söylenen şeydir. Hiç kimse yalnız başımıza beynimizin kıvrımları içinde nelerin dolaştığını bilmesine imkan yoktur. Kendi kendimize düşündüğümüz şey ifade değildir. Kendi kendimize yaptığımız zihinsel faaliyet, düşünce değildir. İfade ve düşünce bir başkasına aktardığımız şeydir. Düşünce özgürlüğü ve ifadenin özgürce dolaşımı bizi insan yapan en belirgin özelliklerimiz arasındadır. Bizi insan yapan en değerli niteliğimiz kısıtlanma altında olamaz.

Yargı ve reform sözcükleri kavram olarak yan yana geldiklerinde, eğer varlık nedeni olarak ifade özgürlüğünü işaret etmiyorlarsa, bu çaba basit bir söylemden öteye gidemez. Yargıda yapılacak düzenlenmelerin reform kavramıyla ifade edilmesi, ancak düşünce özgürlüğünün teminat altına alınmasıyla, gerçek bir reforma dönüşebilir.

Hukuk fakültelerinin beş yıla çıkarılması, belki bir ihtiyaç olarak algılanabilir ve makul kabul edilebilir, ama bunun yargıda reform belgesinden çok eğitim bakanlığının faaliyet raporunda yer alması daha uygun olurdu. Zira bu önerme ve perspektif doğrudan eğitimi ilgilendirir.  Eğitimde reform, eğitim ve öğretimin kalitesini yükseltmek ile mümkündür. Dünya ile entegre olmuş nitelikli bir eğitim, elbette, hukuk ve yargıya yapılan büyük bir yatırım olarak değerlendirilebilir. Ama yalnız başına eğitimin süre olarak uzatılması hiçbir sonuç vermez.

Yargı reformu strateji belgesinde Avukatlara kademeli olarak yeşil pasaport ve kısmi olarak vergi indirimleri de öngörülüyor. Belki mesleki anlamda bu uygulamalar,biz savunma mensuplarını bir ölçüde rahatlatabilir. Mesleğimizi biraz daha rahat imkanlar içinde icra etmemize vesile olabilir. Ama mesleği rahatlatmak adına  daha çok yeniliklerin olması gerekir. Reform adı altındaki bu hususlar,   avukatların mesleğini icra ederken  karşılaştıkları sorunların, ancak küçük bir kısmını oluşturur.

Yargıda reform kavramının kilit taşı, ifade özgürlüğünün teminat altına alınması ve bunun savunmaya sunacağı yeni imkanlar olarak, anlaşılması gerekir; çünkü savunma ve ifade özgürlüğü arasındaki ilişki, adına hukuk dediğimiz, yargı süreçlerinin, olmazsa olmazların en başında gelenlerdir. Yargıyı tamamlayan, bütünleyen ve aslında yargı süreçlerine gerçek meşruiyet katan savunmanın eksiksiz yerine getirilmesidir. Yargılama süreçlerine savunma ne kadar etki edebiliyorsa, o yargı süreçleri o oranda adilleşir. Gerçek adalet terazisinin öteki kefesinde mutlaka eksiksiz savunma yer almalıdır; yoksa o terazi adaleti tartamaz.

Türkiye’de yargı reformu, savunma ve iddia makamını, uygulamada duruşma ve mahkeme salonlarında eşitlemelidir. İddia makamı ile savunmayı eşit statüde görmeyen bir yargı anlayışı, adalet dağıtamaz. Adaletin adil dağılımı, Savunma ve iddia makamının eşit statülere sahip olmasından geçer.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ahmed 4 ay önce

Yargı reformunda asıl yapılması gerekeler dava duruşmalarındaki taraf hakları olmalı insanın kaderini belirleyen süreç buradan geçiyor. Adil tarafsız tam bağımsız bir yargılama için davalarda VAR Sistemi kesinlikle olmalı be bunu defalarca dile getirdim getirmeye devam edeceğim. Hukuk sistemimizdeki ucu açık maddeler tarafları bıçak sırtında tutuyor. Örneğin makul sure, böyle bir ifadenin hukuk sistemimizde yer alması davadaki taraflar bir sıfır geride başlaması demektir