T.C.
Yargıtay
9. Hukuk Dairesi
2025/8443 E., 2025/9371 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/1428 E., 2025/1808 K.
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar; davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı işyerinde 21.08.2008 tarihinde fiilen çalışmaya başladığını, iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedildiğini, müvekkiline iş sözleşmesinin feshedildiği bilgisi verildiğini, müvekkili çok borçlu olduğunu ve işine devam etmek istediğini söylemesine rağmen işine kesin olarak son verildiğinin kendisine bildirildiğini, müvekkiline tazminatlarını alması için birtakım evrakı imzalaması gerektiği söylenerek Şirketin arabuluculuk işlemlerini yapan arabulucunun ofisine götürüldüğünü, işten atılmanın üzüntüsünü yaşayan ve bundan sonra evini ve ailesini nasıl geçindireceğini düşünen müvekkilinin nereye götürüldüğünü bile bilmeden kendisini bir arabuluculuk ofisinde bulduğunu, kendisine tazminat almak istiyorsa bu evrakı imzalaması gerektiğinin imzalamaz ise tazminat verilmeyeceği isterse yıllarca sürecek mahkeme sürecine gidebileceğinin söylendiğini, arabuluculuk tutanağının aşırı yararlanma (gabin) nedeniyle iptali gerektiğini, arabuluculuk sürecinin olması gerektiği şekilde yürütülmediğini belirterek taraflar arasında düzenlenmiş olan ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 02.06.2015-15.11.2022 tarihleri arasında müvekkili davalı Şirkette çalıştığını, taraflar arasında arabuluculuk görüşmesinin 15.11.2022 tarihinde yapıldığını ve davacıya gerekli zamanın verildiğini, davacının isteklerini ve taleplerini özgürce ifade ettiğini, karşılıklı anlaştıklarını, bu anlaşma ile ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının düzenlendiğini, arabulucu tarafından açılış konuşması yapılarak davacıya tüm hukuki bilgilendirmenin yapıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Gönen (Balıkesir) 2. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesinin 09.01.2025 tarihli ve 2024/165 Esas, 2025/13 Karar sayılı kararı ile; davacının çalışma süresi olan 2008-2022 döneminde hak edeceği kıdem tazminatının kabaca hesaplanan tutarının dahi ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesi ile davacı işçiye ödenmesi kararlaştırılan miktarın 2 katına yakın olacağı, davacının talep etmiş olduğu alacak kalemleri dikkate alındığında; edimler arasında açık bir oransızlık bulunduğu, ihtiyari arabuluculuk belgesi üzerinde başvuru numarasının yer almadığı, tüm bu sebeplerle sürecin usulüne uygun olarak yürütülmediğinin anlaşıldığı, anlaşma belgesinin davacı işçi tarafından müzayaka hâlinde imzalandığı, bu şekilde gabin niteliği taşıyan ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin arabuluculuğun amacına uygun olmadığı gerekçesiyle taraflar arasında düzenlenmiş olan ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptaline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin 09.01.2025 tarihli kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 25.03.2025 tarihli ve 2025/436 Esas, 2025/611 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesince tarafların sundukları delillerin usulüne uygun olarak tartışıldığı, verilen kararda usul ve yasaya aykırılık tespit edilmediği, iptali talep edilen ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının fesih tarihinde düzenlenmiş olması, işveren tarafından dosyaya sunulan özlük dosyasında yer alan işten ayrılış bildirgesinin ihtiyari arabuluculuk tutanağının düzenlendiği tarihten sonra Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) ibraz edilmiş olması göz önüne alındığında, aynı tarihi içeren fesih ve arabuluculuk süreçlerinden hangisinin daha önce gerçekleştiğinin tespit edilemediği, evrak içeriklerinden fesih ve arabuluculuk süreçlerinin birlikte yürütüldüğü sonucuna ulaşıldığı, arabuluculuk sürecine başvuru öncesinde iş sözleşmesinin sona erdiğinin mevcut belgelere göre kesin olarak tespit edilemediğinden taraflar arasında arabuluculuk faaliyeti başlamadan önce herhangi bir uyuşmazlık bulunmadığı sonucuna varıldığı, böyle bir durumda 15.11.2022 tarihli ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinde yer alan, sözleşmenin sona ermesine bağlı olan kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık ücretli izin alacağı yönünden taraflar arasında bir uyuşmazlık çıktığından söz edilemeyeceği, bu durumda gerçekte bir fesih söz konusu olmadığı hâlde işçiye ihbar ve kıdem tazminatı adı altında bir ödemenin arabulucu önünde yapılan anlaşma ile kararlaştırılmış olması, ödemenin avans niteliğini ortadan kaldırmayacağı, aynı şekilde iş sözleşmesi sona ermediği hâlde yıllık ücretli izin hakkının arabuluculuk anlaşma belgesi ile paraya tahvil edilmesinin de kabul edilemeyeceği, keza iş sözleşmesinin arabuluculuk sürecinden önce sona erdiği kanıtlanamadığından işe iade ve işe iadenin hukuki sonuçları bakımından bir anlaşmadan da söz edilemeyeceği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Bölge Adliye Mahkemesinin 25.03.2025 tarihli kararının süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine Dairenin 01.07.2025 tarihli ve 2025/4671 Esas, 2025/5655 Karar sayılı kararı ile; somut olayda İlk Derece Mahkemesince gabin nedeniyle ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersiz olduğu sonucuna ulaşıldığı hâlde Bölge Adliye Mahkemesince; fesih ve arabuluculuk süreçlerinin birlikte yürütüldüğü, taraflar arasında arabuluculuk faaliyeti başlamadan önce herhangi bir uyuşmazlık bulunmadığı, iş sözleşmesinin arabuluculuk sürecinden önce sona erdiği kanıtlanamadığından işe iade ve işe iadenin hukuki sonuçları bakımından bir anlaşmadan da söz edilemeyeceği gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş olup görüldüğü gibi Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesi değiştirilmesine rağmen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş olup 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'da (6100 sayılı Kanun) buna cevaz veren bir düzenlemenin mevcut olmadığı, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesi değiştirildiğine göre Bölge Adliye Mahkemesince, 6100 sayılı Kanun’un 353/1-b(2) hükmü gereğince yeniden esas hakkında hüküm kurulması gerekirken anılan hükme aykırı şekilde davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi isabetli olmayıp usule aykırı olduğu, Bölge Adliye Mahkemesi kararının, 6100 sayılı Kanun’un 353/1-b(2) hükmüne aykırı olduğundan, Kanun'a uygun şekilde karar verilmek üzere Bölge Adliye Mahkemesi kararının usulden bozulmasına, bozma sebebine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına ve dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; somut uyuşmazlıkta, İlk Derece Mahkemesince tarafların sundukları delillerin usulüne uygun olarak tartışıldığı, verilen kararda usul ve yasaya aykırılık tespit edilmediği, iptali talep edilen ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının fesih tarihinde düzenlenmiş olması, işveren tarafından dosyaya sunulan özlük dosyasında yer alan işten ayrılış bildirgesinin ihtiyari arabuluculuk tutanağının düzenlendiği tarihten sonra SGK'ya ibraz edilmiş olması gözönüne alındığında, aynı tarihi içeren fesih ve arabuluculuk süreçlerinden hangisinin daha önce gerçekleştiğinin tespit edilemediği, evrak içeriklerinden fesih ve arabuluculuk süreçlerinin birlikte yürütüldüğü sonucuna ulaşıldığı, arabuluculuk sürecine başvuru öncesinde iş sözleşmesinin sona erdiğinin mevcut belgelere göre kesin olarak tespit edilemediğinden taraflar arasında arabuluculuk faaliyeti başlamadan önce herhangi bir uyuşmazlık bulunmadığı sonucuna varıldığı, böyle bir durumda, 15.11.2022 tarihli ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinde yer alan, sözleşmenin sona ermesine bağlı olan kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık ücretli izin alacağı yönünden taraflar arasında bir uyuşmazlık çıktığından söz edilemeyeceği, bu durumda gerçekte bir fesih söz konusu olmadığı hâlde işçiye ihbar ve kıdem tazminatı adı altında bir ödemenin arabulucu önünde yapılan anlaşma ile kararlaştırılmış olması, ödemenin avans niteliğini ortadan kaldırmayacağı, aynı şekilde iş sözleşmesi sona ermediği hâlde yıllık ücretli izin hakkının arabuluculuk anlaşma belgesi ile paraya tahvil edilmesinin de kabul edilemeyeceği, keza iş sözleşmesinin arabuluculuk sürecinden önce sona erdiği kanıtlanamadığından işe iade ve işe iadenin hukuki sonuçları bakımından bir anlaşmadan da söz edilemeyeceği, işçinin fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti gibi çalıştığı sırada tahakkuk eden alacaklarının ödenmesi yönünde bir talepte bulunduğu ya da yapılmak istenen ödemeyi reddettiği; bir diğer ifadeyle taraflar arasında bu konuda henüz bir uyuşmazlık çıktığının kanıtlanaması hâlinde, başlatılan arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen son tutanak veya anlaşma belgesi de geçerli kabul edilemeyeceği, İlk Derece Mahkemesince, iş sözleşmesinin arabuluculuk sürecinden önce sona erdiğinin kanıtlanamadığı, arabuluculuk tutanağında yer alan alacaklara ilişkin bir muarazanın varlığının ortaya konulmadığı göz ardı edilerek, arabuluculuk sürecinin tarafların eşitliği, arabulucunun tarafsızlığı ve gönüllülük ilkelerine aykırı şekilde yürütüldüğü, anlaşma belgesinin müzayaka hâlinde imzalandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesinin gerekçe itibarıyla hatalı olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak esas hakkında yeniden hüküm kurmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde;
1. İş sözleşmesinin arabuluculuk öncesinde veya en geç aynı gün itibarıyla sona erdiğinin sabit olduğu, bu hususun dava dilekçesinde davacı tarafından “işine son verildiğini, tazminat almak için arabuluculuk ofisine götürüldüğünü” beyanı ile de sabit olduğunu, uyuşmazlığın işverenin feshi bildirimiyle doğduğu ve taraflar arasında arabuluculukta çözümlendiğini,
2. Arabuluculuk sürecinin usulüne uygun olup irade fesadı bulunmadığını, davacının arabuluculuk anlaşma tutanağını serbest iradesiyle imzaladığını,
3. Arabuluculuk anlaşmasında davacıya 104.534,13 TL ödeme yapıldığını, davacının son ücreti ve çalışma süresi itibarıyla bu tutarın kıdem ve ihbar tazminatları, yıllık ücretli izin ve diğer taleplerin toplamına denk bir tutar olduğunu, açık oransızlık bulunmadığını, gabin iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali istemine ilişkindir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki dosya içerisinde mevcut bulunan işe giriş/ayrılış bildirgelerine göre davacının ilk işe giriş tarihi 18.11.2008, ayrılış tarihi ise 27.04.2015 olup bu döneme ilişkin kıdem tazminatının davacı tarafından nakden ve tamamen alındığına dair davacı imzasını içeren kıdem tazminatı bordrosu da dosyada bulunmaktadır. Davacının 02.06.2015 tarihinde tekrar işe girişinin yapıldığı, 15.11.2022 tarihinde ise iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından sona erdirildiği anlaşılmaktadır. Buna göre uyuşmazlığa konu ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin davacının 02.06.2015-15.11.2022 tarihleri arasındaki çalışma dönemine ilişkin olduğu gözetilmeden, davacının 2008-2022 tarihleri arasındaki tüm çalışma dönemini kapsadığı kabul edilerek değerlendirme yapılması doğru olmamıştır.
Açıklanan nedenle ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin 02.06.2015-15.11.2022 tarihleri arasındaki çalışma dönemi için düzenlenmiş olduğu dikkate alınarak geçerli bir anlaşma belgesi bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Dairemiz uygulamasına göre arabuluculuk süreci sonunda düzenlenen anlaşma belgesi, maddi hukuka ilişkin bir borçlar hukuku sözleşmesidir. Diğer maddi hukuk sözleşmelerinin geçerliliği için gerekli şartlar arabuluculuk anlaşma belgesi bakımından da aranmalıdır (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 31.10.2022 tarihli ve 2022/11077 Esas, 2022/13780 Karar sayılı kararı). Anlaşma belgesinin 6325 sayılı Kanun'un 18/5 hükmü kapsamında geçerli bir belge olarak kabul edilmesi için gerekli koşullar Dairemizin 10.10.2024 tarihli ve 2024/10147 Esas, 2024/13332 Karar sayılı kararında
açıklanmıştır.
Somut uyuşmazlıkta dava dilekçesi ile davalı işveren tarafından davacıya iş sözleşmesinin feshedildiği bilgisinin verildiği, davacı işçinin borçlarının olması nedeni ile davalı işverene işe devam etmek istediğini söylediği ancak işine kesin olarak son verildiğinin ifade edildiği ve tazminatlarını alabilmesi için bir kısım evrakları imzalaması gerektiği söylenerek Şirketin arabuluculuk işlemlerini yapan arabulucunun ofisine götürüldüğü ifade edilmiştir. Şu hâlde, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından arabuluculuk görüşmesi öncesinde sona erdirildiği hususunda taraflar arasında bir ihtilaf bulunmamakta olup Bölge Adliye Mahkemesince fesih ve arabuluculuk süreçlerinin birlikte yürütüldüğü sonucuna ulaşıldığı, iş sözleşmesinin arabuluculuk sürecinden önce sona erdiği kanıtlanamadığı, taraflar arasında henüz bir uyuşmazlık çıktığının kanıtlanamaması nedeniyle başlatılan arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen son tutanak veya anlaşma belgesi de geçerli kabul edilemeyeceğine ilişkin değerlendirme hatalı bulunmuştur.
Davacının gabin iddiası üzerinde de durulması gerekir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Aşırı yararlanma" kenar başlıklı 28. maddesinin “Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir." şeklindeki 1. fıkrasında, gabinin unsurları ile sonuçları düzenlenmiştir.
Sözleşmenin taraflarından birinin, gabin hukuksal nedenine dayanarak sözleşmeyle bağlı olmamayı ya da sözleşmenin varlığını korumakla birlikte edimler arasındaki dengesizliğin giderilmesini istemesi hâlinde; gabinin objektif ve sübjektif unsurlarının somut olayda varlığının irdelenmesi gerekir. Bu bağlamda gabinin kabulü için sözleşmede edim ve karşı edim arasındaki oransızlığın, taraflardan birinin, diğerinin şahsında mevcut özel bir durumu bilerek istismar etmesi, sömürmesi sonucu oluşması gerekir. Anlaşma belgesinde anlaşılan miktarla işçinin belge kapsamındaki alacakların karşılaştırılması sonucunda açık bir oransızlık bulunduğu (objektif unsur) tespit edilse dâhi, gerek işçi bakımından gerekse işveren bakımından sübjektif unsurun varlığı aranmalıdır. İşçi bakımından sübjektif unsur; işçinin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle anlaşmaya varmış olması, işveren bakımından sübjektif unsur ise işverenin işçinin bu durumunu bilerek ondan yararlanma kastıyla hareket etmiş olmasıdır.
Dosya içeriğine göre davacının özel durumu olduğu, davalının davacının bu özel durumunu bilerek istismar ettiği (sübjektif unsur) ve edimler arasında açık oransızlık olduğu (objektif unsur) ispatlanmış değildir.
Açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
02.12.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y
Dosya içeriğine göre iş sözleşmesi işveren tarafından 14.11.2022 tarihinde feshedilmiştir. Arabuluculuk anlaşma tutanağı da aynı gün imza altına alındığı hâlde tutanakta arabuluculuya başvuru tarihi 15.11.2022 olarak gösterilmiştir. Bu çelişki iş sözleşmesinin feshedildiği gün haklarının ödenmesinin arabuluculuk tutanağını imzalaması şartına bağlandığına ilişkin davacı iddiasını doğrulamaktadır. Arabuluculuk yöntemiyle çözülmesini gerektiren bir uyuşmazlık ortaya çıkmadan davacıya haklarının arabuluculuk anlaşma tutanağını imzalattırılarak ödendiği anlaşılmaktadır. İşçinin dava açma hakkını ortadan kaldırmaya yönelik böyle bir uygulama hukuka uygun kabul edilemez. Aksi yöndeki Sayın Çoğunluğun görüşüne katılamıyoruz.





