banner648

I. Giriş

Bu yazıda; yatırım esasına dayalı vatandaşlığın tanımı ve kapsamı ile yetkili merci kararıyla istisnai olarak Türk vatandaşlığının kazanılması konularına değinilerek, Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 20. maddesinde öngörülen, yatırım yapmak suretiyle vatandaşlığın kazanılmasının hukukiliği hakkında değerlendirme yapılacaktır.

II. Yatırım Esasına Dayalı Vatandaşlık

Yatırım esasına dayalı vatandaşlık; vatandaşlığın taşınmaz veya başka maddi varlıkların satın alınması veya irtifak kurulması gibi tasarruf işlemleri yapılması esas alınarak, yabancılara o ülke vatandaşlığının kazandırılması usulüdür. Bu vatandaşlık kazanma usulünün; iktisadi faaliyetlerin canlandırılması, yabancı sermayenin teşvik edilmesi, istihdam sağlanması ve devletlerin büyüme hedeflerine katkı sağlama imkanı gibi olumlu yanları bulunduğu ileri sürülmektedir. Buna karşılık; vatandaşlığın maddi bir değer olamayacağı, vatandaşlığın o ülkenin manevi, kültürel ve tarihi zenginliğinin ürünü olduğu, sadece maddi ilişki ile kurulan vatandaşlığın gönül bağı ile kurulan vatandaşlıkla eşit olamayacağı, vatan tarihinin manevi kıymeti hissedilmeden, Türkçe bilmeden ve vatan sevgisi kazandırılmadan Türk vatandaşı olunamayacağı, bu sebeple vatandaşlığın maddiyata dayalı bir ilişki ile kurulmasının kabul edilmemesi gerektiği ifade edilebilir. Özellikle bu nedenle ve buna ek olarak iktisadi gelişmelere bağlı ağır enflasyon yükü ve alım gücü düşüklüğünden kaynaklanan sebeple, kamuoyunda “konut karşılığı vatandaşlık” olarak bilinen usule ve Anayasa m.16 gereğince Türk vatandaşlarının hak ve hürriyetlerinin öncelikle korunması, bunun yanında bir sosyal hak olan “Konut hakkı” başlıklı Anayasa m.57 gereğince yabancılara konut satışına karşı olduğumuzu, oturma izni bulunmayanlara da konut kiralanmaması gerektiğini ifade etmek isteriz.

Uluslararası alanda, yatırım esasına dayalı olarak vatandaşlık kazanılması mümkün olabilmektedir. Örneğin; 2013 yılında Malta Hükümeti’nin, Avrupa Birliği üyesi olmayan ülkelerin vatandaşı olan yabancılara 650.000-Avro yatırım yapması şartıyla Malta vatandaşlığının verilmesi kararı, bu usul yabancıların Avrupa Birliği vatandaşlığını da kazanacağı anlamına geldiği için, Avrupa Parlamentosu’nda tartışmalara konu edilmiştir. Görüşmeler sonucunda alınan ilke kararlarında; üye devletlerin Birliğin ortak değer ve başarılarını koruma konusunda sorumlu davranmasının beklendiği, bu değer ve başarıların paha biçilemez olduğu, dolayısıyla onlara bir fiyat etiketi takılamayacağı vurgulanırken, Birlik vatandaşlığının bu şekilde satılığa çıkarılmasının Birliğin üzerine kurulduğu karşılıklı güvene zarar vereceğinden ve bu uygulamanın ayırımcılığa yol açabileceğinden duyulan endişe dile getirilmiştir. Ayrıca yatırım esasına dayalı vatandaşlıkla bağlantılı olarak; işlenmesi gündeme gelebilecek kara para aklama gibi suçlara dikkat çekilerek, daha cazip yatırım koşulları veya finansal kaynaklar sağlamak için başvurulan bu tür yolların, Schengen alanında oturma izni veya AB vatandaşlığı bulunan kişiler için standartların düşmesine neden olabileceği de ifade edilmiştir. Bunun üzerine Malta; sözkonusu düzenlemeyi, yatırım şartına ek olarak ayrıca bir yıllık ikamet şartı getirmek ve yatırım miktarını arttırmak suretiyle 2014 yılında yürürlüğe koymuştur. Malta; yatırıma dayalı vatandaşlık başvurusu yapılabilmesi için, belirli tutarda yatırım dışında 1 yıllık (180 günü kesintisiz olma kaydıyla) ikamet şartı, sağlık sigortası, iyi ahlak gibi ek şartlar da aramaktadır[1].

Bulgaristan’da; yatırımın türüne göre farklı miktarda yatırımlar belirlenmesinin yanında, vatandaşlığa başvurmadan önce en az 1 yıl sürekli ikamet ve Bulgaristan’da hakkında verilmiş bir mahkumiyet kararı bulunmaması şartları da aranmaktadır. Yine Romanya’da; başvuru sahibinin en az 18 yaşında olması, 4 yıllık ikametinin bulunması, mahkumiyet kararı bulunmaması, yeterli derecede Rumence bilmesi, Romanya kültürü ve medeniyeti hakkında topluma uyum sağlayacak derecede bilgi sahibi olması, iyi ahlak ve sadakat gibi ek koşullar da aranmaktadır[2].

Açık kaynaktan temin edilen bilgilere göre; Yunanistan’da, 250.000-Avro değerinde gayrimenkul satın alınarak oturma izni alınabilmekte olup, vatandaşlığın kazanılabilmesi için 7 yıl süresince Yunanistan’da ikamet etmek zorunluluğu bulunmaktadır. Portekiz’de; vatandaşlığın kazanılabilmesi için, en az 280.000-Avro değerinde gayrimenkul yatırımı yapmak veya 500.000-Avro değerinde fon yatırımında bulunmak, yatırımı 5 yıl boyunca muhafaza etmek, 5 yıl süresince yılda en az 7 gün Portekiz’de bulunmak, hapis cezası almamak, başlangıç A2 seviyesinde Portekizce dil sınavını geçmek şartları aranmaktadır. Dominika’da; vatandaşlığa başvuru için, asgari 100.000-Amerikan Doları katkı bedeli veya 200.000-Amerikan Doları tutarında gayrimenkul satın almak, 18 yaşından büyük olmak, temiz bir adli sicile sahip olmak, İngiltere, Amerika ve Schengen ülkelerinden vize reddi almamış olmak, iktisadi açıdan başvuru yapabilecek imkanlara sahip olmak, gelir ve mal varlığının açıklanabilir olması şartları aranmaktadır.

III. Kanunilik Tartışması

a. Vatandaşlığın Kazanılmasında “Kanunilik” İlkesi

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Türk vatandaşlığı” başlıklı 66/3. maddesine göre; “Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir”. Bu hükme göre; Türk vatandaşlığının kazanılması, bu konuda kanunda düzenleme bulunması halinde mümkündür. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Anayasa ve kanunlarda öngörülen usule uygun olarak çıkarılan şekli anlamda kanun olmadıkça, Türk vatandaşlığının kazanılmasına dair sair mevzuat hükümleri (örneğin kanuna dayanmayan yönetmelik veya genelge hükümleri) Anayasaya aykırı olacaktır. Ancak bu hüküm, vatandaşlığın kazanılması hakkında kanunda yer alan bir düzenleme ile idareye yetki tanınmasına engel teşkil etmez. Kanunda vatandaşlığın kazanılması bakımından gerekli şartların çerçevesinin çizilip; bu şartların detaylı şekilde yönetmelikle düzenlenmesi, “kanunilik” ilkesine aykırılık teşkil etmeyecektir.

Anayasanın “Yönetmelikler” başlıklı 124. maddesine göre;Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler” hükmü gereğince, kanunla getirilen düzenlemelerin tatbikini sağlamak için yönetmelikler çıkarılabilir. Kanun koyucu, 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu m.46’da yer verdiği “Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Cumhurbaşkanı tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir” hükmü ile Cumhurbaşkanına bu alanda düzenleme yapma yetkisini tanımaktadır. Bu sebeple; yönetmelik hükmü ile vatandaşlık kazanma yolu ihdas edilmesi halinde bu durumun Anayasaya aykırı olacağı açık olmakla birlikte; kanunda yatırım esasına dayalı vatandaşlık kazanma usulünün açıkça düzenlenmesi kaydıyla, bu usule dair şartların ve detayların Cumhurbaşkanının çıkaracağı yönetmelikle belirlenmesi Anayasaya aykırı olmayacaktır. Ancak bunun için, öncelikle yatırım esasına dayalı vatandaşlık kazanma usulünün kanunda açıkça düzenlenmesi gerekir.

b. Yetkili Mercii Kararıyla İstisnai Olarak Vatandaşlığın Kazanılması

5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu; vatandaşlığın kazanılması yollarını, vatandaşlığın doğum yolu ile kazanılması ve vatandaşlığın sonradan kazanılması şeklinde ikili bir ayırıma tabi tutarak düzenlemiştir. Sonradan vatandaşlığın kazanılması yollarından birisi de, yetkili merci kararı ile kazanmadır. Kanunda aranan şartları sağlayan kişiler; yetkili mercilere başvurabilirse de, bu şartları sağlamak vatandaşlığın kazanılması için yeterli değildir. Bu konuda, idarenin takdir yetkisi oldukça geniştir. Çünkü vatandaşlık gibi sadece hukuki olarak değil; ayrıca manevi anlam ve önem taşıyan bir konuda, idarenin takdir yetkisinin genişliği yadsınamaz. Kanun koyucu bu durumu gözeterek, 5901 sayılı Kanun m.10/2’de “Ancak, aranan şartları taşımak vatandaşlığın kazanılmasında kişiye mutlak bir hak sağlamaz.” hükmüne yer vermiştir.

5901 sayılı Kanunun 12. maddesinde, istisnai olarak yetkili merci kararı ile Türk vatandaşlığının kazanılması düzenlenmiştir. Bu usul; yetkili merci kararı ile kazanma kapsamında olup, istisnai özelliği, aynı Kanunun 11. maddesinde yer alan şartlar aranmaksızın vatandaşlığın kazanılmasının mümkün olmasıdır[3].

5901 sayılı Kanun m.12’ye göre; “(1) Milli güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak şartıyla Cumhurbaşkanı kararı ile aşağıda belirtilen yabancılar Türk vatandaşlığını kazanabilirler.

b) 04.04.2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun 31 inci maddesinin birinci fıkrasının (j) bendi uyarınca ikamet izni alanlar ile Turkuaz Kart sahibi yabancılar ve bunların yabancı eşi, kendisinin ve eşinin ergin olmayan veya bağımlı yabancı çocuğu”.

Bu düzenlemeye göre Türk vatandaşlığı için başvuran yabancı kişilerde aranacak şartlar; yabancının milli güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek hali bulunmaması, maddede sayılan kişi gruplarından birisine dahil olunmasıdır. Buna göre; 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu m.31/1-j uyarınca ikamet izni alanlar, milli güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek hali bulunmaması şartıyla, Cumhurbaşkanı kararı ile Türk vatandaşlığını kazanabilirler.

Hükümde işaret edilen ikamet izni türü, kısa dönem ikamet iznidir. 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun “Kısa dönem ikamet izni” başlıklı 31. maddesine göre;

“(1) Aşağıda belirtilen yabancılara kısa dönem ikamet izni verilebilir:

j) Türkiye’de çalışmayan ancak Cumhurbaşkanınca belirlenecek kapsam ve tutarda yatırım yapacaklar ile bunların yabancı eşi, kendisinin ve eşinin ergin olmayan veya bağımlı yabancı çocuğu”.

Bununla birlikte; kısa dönem ikamet izni almak için maddede belirtilen yabancılar statüsünde olmak yeterli olmayıp, 6458 sayılı Kanun m.32’de yer alan diğer şartların da sağlanması gerekmektedir[4].

Sonuç olarak; Türkiye Cumhuriyeti’nde çalışmamakla birlikte, Cumhurbaşkanı tarafından belirlenen yatırımı yapan kişiler ve bu kişilerin yabancı eşleri, kendilerinin veya eşlerinin ergin olmayan veya bağımlı çocukları, kısa dönem ikamet izni alma şartlarını sağlamış olacağından, Türk vatandaşlığının istisnai yolla kazanılabilmesi için gerekli şartlardan birisini sağlamış olacaklardır.

Bir görüşe göre; kısa dönem ikamet izni alınmadan, 5901 sayılı Kanun m.12 uyarınca vatandaşlığın kazanılması mümkün değildir. Diğer bir görüşe göre ise; Yönetmeliğin 20. maddesinin 2. fıkrasında “Aşağıdaki şartlardan herhangi birini sağlayan yabancı, Kanunun 12 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında Cumhurbaşkanı kararı ile Türk vatandaşlığını kazanabilir” ibaresine yer verilmesinin, 5901 sayılı Kanun m.12/1-b’de düzenlenen ikamet izni alma şartının gerçekleşmesi olarak anlaşılması mümkün olup, bu şartları sağlayan yabancıların fiilen ikamet izni almasına gerek olmaksızın, doğrudan Cumhurbaşkanı kararı ile vatandaşlık verilebileceği ileri sürülebilir.

6458 sayılı Kanun m.31/1-j’de yer alan “Cumhurbaşkanınca belirlenecek kapsam ve tutarda” ibaresinin, kanunilik şartını sağlamak için yeterli olup olmadığı sorusu gündeme gelebilir. Kanaatimizce; Kanunda sınırları belirlendikten sonra, idareye düzenleme ve takdir alanı bırakılmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Cumhurbaşkanının belirleyeceği kapsamın, Türk vatandaşlığının kutsiyeti ve manevi boyutu ile bağdaşmayacak şekilde çizilmemesi gerekir. Kanaatimiz; vatandaşlığın yatırım yoluyla kazandırılması uygulaması kaldırılmalıdır, ancak kanunla düzenlenecekse, uluslararası uygulamalara benzer şekilde ve çok sınırlı şartlarda yatırım yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılması mümkün olmalıdır. Türk vatandaşlığının kazanılması için; sadece belirli bir yatırım yapılmasının değil, vatandaşlık başvurusu yapan kişilerden, ikamet şartı, Türkçe bilgisi gibi 5901 sayılı Kanun m.11’de düzenlenen şartlardan maddenin özüne uygun olanların aranması gerekir. Ancak kanun koyucu takdirini bu yönde kullanmamış olup, Cumhurbaşkanına yatırımın kapsamını belirleme konusunda oldukça geniş takdir yetkisi vermiştir. Bu durum ise; vatandaşlığın ticarete indirgenmesinin önünü açtığından, içerik itibariyle isabetli bir düzenleme değildir. Cumhurbaşkanına verilen takdir yetkisinin sınırlandırılması, kamu menfaatine uygun olacak ve toplumsal refah bu şekilde güçlendirilecektir.

Yürürlükte olan düzenlemelere göre; yatırım yapmak suretiyle Türk vatandaşlığı kazanma usulünün kanuni dayanağı bulunduğu ileri sürülebilirse de, dolaylı yoldan, bir başka ifadeyle 5901 sayılı Kanunda açıkça düzenlenmek yerine, 6458 sayılı Kanun m.31 atfı ile vatandaşlık kazandırılmasının isabetli olmadığı düşünülebilir. Mevcut durumda; 5901 sayılı Kanun m.12/1-b’nin yaptığı atıfla, 6458 sayılı Kanun m.31/1-j’de belirtilen ve ikamet izni almak için mevzuatta aranan diğer şartları sağlayan yabancıların, Türk vatandaşlığı için başvuru yapabileceği sonucuna varılmaktadır. Sorun; kanuni dayanağın ötesinde, hem yapılacak yatırımın miktar ve kapsamının belirlenmesi ve hem de kanuni düzenlemelerin genişletilmesine sebep olacak şekilde, hiçbir sınırlandırma yapılmaksızın yürütme organına geniş takdir yetkisi verilmesidir.

c. Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 20. Maddesinin “Kanunilik” İlkesi Kapsamında Değerlendirilmesi

Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin “Türk vatandaşlığının istisnai olarak kazanılması, başvuru için gerekli belgeler ve yapılacak işlemler” başlıklı 20. maddesine göre;

“(1) Kanunun 12. maddesinde sayılan hallerde yabancı, istisnai olarak Türk vatandaşlığını kazanabilir.

(2) Aşağıdaki şartlardan herhangi birini sağlayan yabancı, Kanunun 12. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında Cumhurbaşkanı kararı ile Türk vatandaşlığını kazanabilir:

a) En az 500.000 Amerikan Doları veya karşılığı döviz tutarında sabit sermaye yatırımı gerçekleştirdiği Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca tespit edilen.

b) En az 400.000 Amerikan Doları veya karşılığı döviz tutarındaki taşınmazı tapu kayıtlarına üç yıl satılmaması şerhi koyulmak şartıyla satın aldığı veya kat mülkiyeti ya da kat irtifakı kurulmuş, en az 400.000 Amerikan Doları veya karşılığı döviz tutarı peşin olarak yatırılan ve tapu siciline üç yıl süreyle devir ve terkini yapılmayacağı taahhüdü şerh edilmek şartıyla noterde düzenlenmiş sözleşme ile taşınmazın satışının vaat edildiği Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca tespit edilen.

c) En az 50 kişilik istihdam oluşturduğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca tespit edilen.

ç) En az 500.000 Amerikan Doları veya karşılığı döviz tutarında mevduatı üç yıl tutma şartıyla Türkiye’de faaliyet gösteren bankalara yatırdığı Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunca tespit edilen.

d) En az 500.000 Amerikan Doları veya karşılığı döviz tutarında Devlet borçlanma araçlarını üç yıl tutmak şartıyla satın aldığı Hazine ve Maliye Bakanlığınca tespit edilen.

e) En az 500.000 Amerikan Doları veya karşılığı döviz tutarında gayrimenkul yatırım fonu katılma payı veya girişim sermayesi yatırım fonu katılma payını en az üç yıl elinde tutma şartıyla satın aldığı Sermaye Piyasası Kurulunca tespit edilen.

f) En az 500.000 Amerikan Doları veya karşılığı döviz tutarında katkı payını, kapsamı Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirlenen fonlarda tutma ve üç yıl sistemde kalma şartıyla bireysel emeklilik sistemine yatırdığı Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunca tespit edilen.

(10) İkinci fıkranın (b), (ç), (d), (e) ve (f) bentlerinde belirtilen döviz tutarları işlem öncesinde Türkiye’de faaliyet gösteren bir bankaya ve bu bankaca da Merkez Bankasına satılır. Satım sonucu; ikinci fıkranın (ç) bendi gereğince elde edilen Türk Lirası tutarlar Türk Lirası mevduatta, ikinci fıkranın (d) bendi gereğince elde edilen Türk Lirası tutarlar Türk Lirası cinsinden Devlet borçlanma araçlarında, ikinci fıkranın (f) bendi gereğince elde edilen Türk Lirası tutarlar bireysel emeklilik sisteminde yer alan Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirlenen fonlarda, üç yıl süre ile tutulur. Bu konuya ilişkin uygulama esasları Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca belirlenir”.

Yönetmelik m.20; 5901 sayılı Kanun m.12’de yer alan kısa dönem ikamet izni şartı aranmaksızın, maddede öngörülen yatırımları yapan yabancılara Türk vatandaşlığı için başvuru hakkı tanındığı anlamına gelecek şekilde kaleme alınmıştır. 5901 sayılı Kanun m.12/1-b’de; kısa dönem ikamet izni alanların vatandaşlık başvurusu yapabileceği düzenlendiğinden, Yönetmelik m.20’nin dolaylı olarak kanuni dayanağa sahip olduğu ileri sürülebilir. Bununla birlikte, Yönetmelik hükmünün kanuni dayanağı olmadığı şüphesi de doğabilir.

Bir görüşe göre; kısa dönem ikamet izni şartlarını düzenleyen 6458 sayılı Kanun m.31/1-j’de, Cumhurbaşkanı tarafından belirlenen kapsam ve miktarda yatırım yapanların, bu kişilerin yabancı eşleri, kendilerinin ve eşlerinin ergin olmayan veya bağımlı yabancı çocuklarının kısa dönem ikamet izni alabileceği düzenlendiğinden, Yönetmelik m.20’e aranan yatırım şartının 6458 sayılı Kanun m.31/1-j uyarınca kısa dönem ikamet izni alma koşulunu karşıladığı ve bu doğrultuda vatandaşlık başvurusu yapabileceği, kanuni dayanak sorunu olmadığı sonucuna varılabilir.

Diğer bir görüşe göre ise; Yönetmelik m.20’de en az 400.000-Amerikan Doları veya bunun karşılığı döviz tutarında taşınmaz satın alınması, kat mülkiyeti veya kat irtifakı kurulması veya taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapılması veya maddede sayılan diğer yatırımların yapılması tek başına Türk vatandaşlığına başvurulması için yeterli görülmektedir. 5901 sayılı Kanun m.12’de veya başka bir kanun hükümde, yatırım yapmak suretiyle vatandaşlığın kazanılabileceğine dair yasal düzenleme bulunmamakta, bu konuda Cumhurbaşkanına yatırımın miktar ve kapsamını belirleme yetkisi verilmemektedir.

Kanaatimizce; Yönetmeliğin 20. maddesinin dayanağının, 6458 sayılı Kanun m.31/1-j ve 5901 sayılı Kanun hükümleri olamayacağı kabul edilmelidir. Çünkü kanunlarda Türk vatandaşlığının yatırım esasına dayalı olarak kazanılması yolu düzenlenmediği gibi, bu usulün ilk elden yönetmelik çıkarmak suretiyle düzenlenmesi konusunda Cumhurbaşkanına yetki verilmesi Anayasa m.66/3 uyarınca mümkün değildir. Kısa dönem ikamet izni alınmadan; bu kapsamda 6458 sayılı Kanun m.32’de aranan şartların gerçekleştiği saptanmadan, Türk vatandaşlığının kazanılmasının kanuni bulunduğu kabul edilemeyecektir. Bu sebeple; Yönetmelik hükmünün, yasama yetkisine ilişkin alana el atması sebebiyle “fonksiyon gaspı” teşkil ettiği ileri sürülebilir. Yönetmelik hükmünün yasal dayanağı bulunmadığından; Anayasa m.66/3’de yer alan “vatandaşlığın kazanılmasında kanunilik” ilkesine aykırılık sebebiyle, iptali ve hatta fonksiyon gaspı teşkil eden Yönetmelik maddesinin yok hükmünde kabul edilmesi gerekir.

Uygulama incelendiğinde; yatırım yoluyla vatandaşlığın kazanılmasında tapuda yapılacak işlemler için, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından 13.06.2022 tarihli Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik Hakkında Kılavuz yayınlandığı görülmektedir. Kılavuzun amaç ve kapsam bölümünde, “taşınmaz edinimi yoluyla Türk vatandaşlığı kazanılması konusunda tapu müdürlüklerinin yapacakları işlemlerde uygulanacak usul ve esasları düzenlemek ve yabancı kişilerin bilgilendirilmesi amacıyla hazırlanmıştır” açıklamasına yer verilmiştir[5]. Kılavuzda yer alan bu açıklamadan, taşınmaz edinme yoluyla doğrudan vatandaşlığın kazanılabileceği şeklinde kabulü mümkün olmayan bir uygulama ortaya çıkmaktadır. Yönetmelik m.20 hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle hukuka aykırılığı ve hatta yok hükmünde sayılmasını gerektirecek şekilde fonksiyon gaspı teşkil ettiği dikkate alındığında, Anayasa m.2, 11 ve 124 hükümlerinin idarece gözardı edilmesi mümkün değildir. İdarenin; kanuni dayanağı bulunmayan ve yasama yetkisine giren bir konuda ilk elden düzenleme içeren Yönetmelik hükmünü esas alarak işlem yapması, Anayasa m.2 ve 11’e açıkça aykırıdır.

Yönetmelik m.20’nin; 6458 sayılı Kanun m.31/1-j’de yer alan kısa dönem ikamet izni şartını dışlamayıp, anılan maddede sayılan yatırımların yapılmasının, kısa dönem ikamet izni alabilmek için gereken yatırım şartını da sağladığı kabul edilirse, bu durumda kısa dönem ikamet şartı için 6458 sayılı Kanun m.32’de aranan diğer şartlar sağlanmadan vatandaşlık kazanılabilmesi gündeme gelebilir. Örneğin; 400.000- Amerikan Doları veya bu miktarda dövizle taşınmaz satın alan, kat mülkiyeti veya kat irtifakı kuran veya taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapan yabancı, madde lafzına göre doğrudan 5901 sayılı Kanun m.12/1-b uyarınca Türk vatandaşlığına başvurabileceğinden, kısa ikamet izni alabilmek için 6458 sayılı Kanun m.32 ve sair mevzuatta öngörülen şartlar sağlanmadan, bir başka ifadeyle kısa dönem ikamet izni almayı hak etmeden vatandaşlık kazanabilme imkanı sözkonusu olabilecektir. Aksi kabulde; bu kez, 5901 sayılı Kanun m.12/1-b’de öngörülen Türk vatandaşlığı için gerekli ikamet izni alma şartı sağlanamayacak olup, maddenin amacına aykırı yorum yapılmış olacaktır. Bu durum, Anayasanın 124. maddesinde yer alan ve normlar hiyerarşisinin bir sonucu ve görünümü olan, “yönetmeliklerin kanunlara aykırı olamayacağı” ilkesine aykırılığa sebep olacaktır.

Önerimiz; Yönetmelik m.20 hükmünün Anayasa ve Kanuna uygun kabul edilebilmesi için, ya 5901 sayılı Kanunda yatırım yapma suretiyle vatandaşlığın kazanılmasına ilişkin özel bir düzenleme getirilmesi veya Yönetmeliğin 20. maddesinde, “Kanunun 12. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında Cumhurbaşkanı kararı ile Türk vatandaşlığını kazanabilir” ibaresinden önce, “kısa dönem ikamet izni almak için 6458 sayılı Kanun ve ilgili mevzuatta yer alan şartları sağlamak kaydıyla” şeklinde ibare eklenmesi gerekir. Ayrıca 5901 sayılı Kanun m.12/1-b incelendiğinde; kısa dönem ikamet izni alan her yabancının otomatik olarak vatandaşlık alabileceği şeklinde bir sonuç ortaya çıkmaktadır ki, kanaatimizce vatandaşlık kazanma şartlarının, kısa dönem ikamet izni şartlarından daha ağır olması gerekir. Bu sebeple, 5901 sayılı Kanun m.12/1-b’de gözardı edilemeyecek bir hukuki sorun bulunmaktadır.

Konunun; yalnızca Yönetmelik m.20 çerçevesinde değil, 5901 sayılı Kanun m.12/1-b yönünden de incelenmesi, yatırım yoluyla vatandaşlık kazanma şartlarının, kısa dönem ikamet izni alma şartlarından daha ağır ve vatandaşlık bağının manevi boyutu da esas alacak şekilde düzenlenmesi isabetli olacaktır.

Sonuç olarak; 6458 sayılı Kanun m.31/1-j’de Cumhurbaşkanına verilen yetki kısa dönem ikamet izni için geçerli olduğundan, bu madde Yönetmeliğin 20. maddesinin kanuni dayanağını oluşturma kabiliyetini haiz değildir. Çünkü Yönetmelik hükmü, Türk vatandaşlığının kazanılmasını düzenlemektedir. 5901 sayılı Kanun m.12’de, yatırım esasına dayanan vatandaşlık kazanma yolu özel olarak ihdas edilmemiştir. Bu yol ancak, kısa süreli ikamet izni almak şartıyla 5901 sayılı Kanun m.12/1-b uyarınca dolaylı olarak mümkündür. Bu durum; kısa dönem ikamet izni alma ve vatandaşlık kazanma şartları arasında kabulü mümkün olmayan benzerliğe sebep olduğundan, vatandaşlık kazanma şartının kısa dönem ikamet iznine göre daha ağır koşullara tabi tutulması gerekir. Yönetmeliğin 20. maddesinde; doğrudan ve sadece belirli yatırımların yapılması halinde Türk vatandaşlığının Cumhurbaşkanı kararı ile kazanılması sonucu doğduğundan, Anayasa m.66/3’de yer alan “vatandaşlığın kazanılmasında kanunilik” ilkesine aykırılık teşkil ettiği, Kanunda öngörülmeyen yeni bir vatandaşlık kazanma usulü getirildiği, bu sebeple iptali ve hatta fonksiyon gaspı sebebiyle yok hükmünde kabul edilmesi gerektiği kanaatindeyiz.

Mevcut durumda; kısa dönem ikamet izni alma şartlarını taşımayan ve bu izni almayan yabancılara, yatırım yoluyla Türk vatandaşlığını kazanabilme hakkı tanınmamalıdır. Ancak bu Türk vatandaşlığını kazanabilme usulü de kanuni değildir. Bir başka kanun üzerinden veya yönetmelikle bu sorunun aşılabilmesi mümkün gözükmediğinden, bizce yatırım yoluyla Türk vatandaşlığı kazanmanın önünün kapatılması, eğer bu yol açılacaksa da şartları ağırlaştırılmak suretiyle ve açıkça yasal zeminde düzenlenmesi elzemdir.

Prof. Dr. Ersan Şen

Av. Beyza Başer Berkün

Stj. Av. Alperen Gözükan

(Bu köşe yazısı, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

---------------------

[1] Neşe Baran Çelik, “Güncel Gelişmeler Işığında Türk Vatandaşlığının İstisnai Haller Kapsamında Kazanılması”, TBB Dergisi, 2017, Sayı 130, s.370 vd.

[2] Çelik, a.g.e., s.371.

[3] 5901 sayılı Kanun m.11’e göre; “Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen yabancılarda; a) Kendi milli kanununa, vatansız ise Türk kanunlarına göre ergin ve ayırt etme gücüne sahip olmak, b) Başvuru tarihinden geriye doğru Türkiye’de kesintisiz beş yıl ikamet etmek, c) Türkiye’de yerleşmeye karar verdiğini davranışları ile teyit etmek, ç) Genel sağlık bakımından tehlike teşkil eden bir hastalığı bulunmamak, d) İyi ahlak sahibi olmak, e) Yeteri kadar Türkçe konuşabilmek, f) Türkiye’de kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin geçimini sağlayacak gelire veya mesleğe sahip olmak, g) Milli güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak, şartları aranır”.

[4] 6458 sayılı Kanun m.32’ye göre; “(1) Kısa dönem ikamet izinlerinin verilmesinde aşağıdaki şartlar aranır: a) 31 inci maddenin birinci fıkrasında sayılan gerekçelerden biri veya birkaçını ileri sürerek talepte bulunmak ve bu talebiyle ilgili bilgi ve belgeleri ibraz etmek b) 7. madde kapsamına girmemek c) Genel sağlık ve güvenlik standartlarına uygun barınma şartlarına sahip olmak ç) İstenilmesi halinde, vatandaşı olduğu veya yasal olarak ikamet ettiği ülkenin yetkili makamları tarafından düzenlenmiş adli sicil kaydını gösteren belgeyi sunmak d) Türkiye’de kalacağı adres bilgilerini vermek”.

[5]https://www.tkgm.gov.tr/sites/default/files/2022-01/T%C3%9CRK%20VATANDA%C5%9ELI%C4%9EI%20KILAVUZ%2021.01.2022.pdf (Erişim Tarihi: 15.06.2022).

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.