29 Ocak 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7573 sayılı “Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”, kamu personel rejimimizin temel taşı olan 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda dikkate değer değişiklikler yapmıştır. Bu değişiklikler, özellikle devlet memurluğuna girişteki adaylık süreci ve memurların disiplin hukukuna ilişkin temel güvencelerden olan ceza zamanaşımı konularında yeni düzenlemeler içermektedir. Bu makalede, söz konusu değişikliklerin getirdiği yenilikler, sade bir hukuki dil kullanılarak eleştirel ve geliştirici bir bakış açısıyla incelenecek, düzenlemelerin olumlu ve olumsuz yönleri tartışılarak yapıcı öneriler sunulacaktır.
I. ADAYLIK SÜRECİNDE DİSİPLİN VE GÜVENCE DENGESİ: 56. MADDE DEĞİŞİKLİĞİ
7573 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile 657 sayılı Kanun’un 56. maddesi yeniden düzenlenmiştir. Bu değişiklik, aday memurların adaylık süresi içerisindeki yükümlülüklerini ve bu yükümlülüklere aykırılık halinde uygulanacak yaptırımları daha net ve keskin hatlarla belirlemektedir.
Değişikliğin İçeriği ve Kapsamı
Yeni düzenlemeye göre, adaylık süresi içinde temel ve hazırlayıcı eğitim ile staj devrelerinin herhangi birinde başarısız olan, birden fazla uyarma ve/veya kınama cezası alan veya daha ağır bir disiplin cezası (aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması) alan aday memurların, disiplin amirlerinin teklifi ve atamaya yetkili amirin onayı ile memuriyetle ilişikleri kesilecektir. İlişiği kesilenler, sağlık nedenleri hariç olmak üzere, üç yıl süreyle yeniden devlet memurluğuna alınamayacaklardır.
|
Değişiklik Öncesi Durum |
7573 Sayılı Kanun Sonrası Durum |
|
Adaylık içinde göreve son verme daha genel ve takdire dayalıydı. |
İlişik kesme nedenleri (eğitim başarısızlığı, disiplin cezaları) somutlaştırıldı. |
|
İlişik kesme sonrası yeniden memuriyete alınma konusunda net bir yasak süresi yoktu. |
Sağlık nedenleri hariç, üç yıllık kesin bir memuriyete alınmama süresi getirildi. |
|
Disiplin amirinin rolü daha az belirgindi. |
İlişik kesme süreci, disiplin amirinin teklifi ve atamaya yetkili amirin onayı şartına bağlandı. |
Olumlu Yönler ve Değerlendirme
Bu düzenlemenin, kamu hizmetinin kalitesini artırma ve liyakat (meritokrasi) ilkesini güçlendirme potansiyeli taşıdığı söylenebilir. Adaylık döneminin, memuriyetin bir deneme ve süzgeçten geçirme süreci olduğu düşünüldüğünde, bu dönemde yetersiz kalan veya disiplin kurallarına uymayan kişilerin sistemden ayıklanması, kamu hizmetinin verimliliği açısından olumlu bir adım olarak görülebilir. Disiplin cezalarının adaylık sürecinde ciddi bir yaptırıma bağlanması, adaylar üzerinde caydırıcı bir etki yaratarak daha özenli ve kurallara uygun davranmalarını teşvik edecektir.
Eleştirel Bir Bakış ve Geliştirilmesi Gereken Yönler
Bununla birlikte, düzenlemenin bazı yönleri eleştiriye açıktır. Üç yıllık memuriyetten men cezası, orantılılık ilkesi açısından oldukça ağır bir yaptırımdır. Özellikle genç bir adayın kariyerinin başında alacağı böyle bir ceza, geleceği üzerinde telafisi güç sonuçlar doğurabilir. Bu sürenin, adayın kendini geliştirmesi ve hatalarından ders çıkarması için bir fırsat tanımayacak kadar uzun olduğu savunulabilir.
“Birden fazla uyarma ve/veya kınama cezası” ifadesindeki “birden fazla” tabiri, hukuki belirlilik ilkesi açısından muğlaktır. Bu ifadenin “iki ve daha fazla” şeklinde mi yorumlanacağı, yoksa farklı yorumlara mı açık olacağı uygulamada tereddütlere yol açabilir. Kanun tekniği açısından daha net bir ifadenin tercih edilmesi, keyfiliğin önüne geçilmesi adına isabetli olurdu.
1. Orantılılık İlkesi: Üç yıllık yasaklama süresi, fiilin ağırlığı ve adayın durumu göz önünde bulundurularak kademelendirilebilir veya bir yıla indirilebilir.
2. Hukuki Belirlilik: “Birden fazla” ifadesi, “iki veya daha fazla” şeklinde netleştirilerek hukuki güvenlik sağlanmalıdır.
3. Yargı Yolu Güvencesi: İlişik kesme kararının, gerekçeleriyle birlikte adaya tebliğ edilmesi ve bu karara karşı etkin bir yargı yolu denetiminin açıkça teminat altına alınması, hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir.
II. DİSİPLİN ZAMANAŞIMINDA YENİ DÜZENLEME: 127. MADDE DEĞİŞİKLİĞİ
7573 sayılı Kanun’un 3. maddesi, 657 sayılı Kanun’un 127. maddesinin ikinci fıkrasını değiştirerek, disiplin cezası zamanaşımı konusunda önemli bir yenilik getirmiştir. Bu düzenleme, özellikle yargı kararıyla iptal edilen disiplin cezaları sonrasında idarenin yetkilerini yeniden tanımlamaktadır.
Değişikliğin İçeriği ve Kapsamı
Disiplin cezasını gerektiren fiilin işlendiği tarihten itibaren iki yıl içinde ceza verilmemesi halinde ceza verme yetkisinin zamanaşımına uğrayacağı kuralı korunmuştur. Ancak yeni düzenleme, bir disiplin cezasının yargı kararıyla iptal edilmesi durumunda idareye yeni bir yetki tanımaktadır. Buna göre idare, mahkeme kararının kendisine ulaştığı tarihten itibaren, eğer zamanaşımı süresi henüz dolmamışsa kalan süre içinde; şayet zamanaşımı süresi dolmuş veya altı aydan az bir süre kalmışsa en geç altı ay içinde mahkeme kararının gerekçesini dikkate alarak yeniden bir disiplin cezası tesis edebilecektir.
Olumlu Yönler ve Değerlendirme
Bu düzenleme, idarenin usul hataları nedeniyle iptal edilen disiplin cezalarında, eylemin cezasız kalmasının önüne geçmeyi amaçlamaktadır. Özellikle, esasa ilişkin bir hukuka aykırılık bulunmayan ancak yetki, şekil gibi usuli unsurlardaki bir sakatlık nedeniyle iptal edilen kararlar sonrasında, idareye bu usuli hatayı gidererek yeniden işlem tesis etme imkânı verilmesi, kamu düzeni ve disiplininin sağlanması açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir.
Eleştirel Bir Bakış ve Geliştirilmesi Gereken Yönler
Ancak bu düzenleme, memur güvencesi ve hukuki istikrar ilkeleri açısından ciddi endişeler barındırmaktadır. Bir memurun, yargı kararıyla aklanmasına ve cezasının iptal edilmesine rağmen, idarenin aynı fiil nedeniyle yeniden bir ceza verme tehdidi altında kalması, hukuki güvenlik ilkesini zedelemektedir. Yargı kararının memur lehine yarattığı hukuki sonuç, bu düzenleme ile adeta askıya alınmaktadır.
“Karar gerekçesi dikkate alınarak” ifadesi de yoruma açık bir ifadedir. İdarenin, mahkeme gerekçesini ne ölçüde dikkate alacağı, bu dikkate almanın şekli bir zorunluluk mu olduğu, yoksa idarenin takdir yetkisini tamamen ortadan kaldıran bir bağlayıcılık mı getirdiği net değildir. İdare, mahkeme kararının gerekçesini “dikkate aldığını” belirterek, aynı veya benzer bir cezayı yeniden tesis etme yoluna gidebilir ki bu durum, yargı kararının etkisizleştirilmesi anlamına gelir.
1. Yargı Kararının Bağlayıcılığı: İptal kararının, özellikle fiilin sübut bulmadığı veya disiplin suçunu oluşturmadığı gerekçesiyle verildiği durumlarda, idarenin yeniden ceza vermesini engelleyecek şekilde açıkça bağlayıcı olduğu kanunda belirtilmelidir.
2. Sürenin Kısaltılması: İdareye tanınan altı aylık ek süre, memurun uzun bir süre belirsizlik altında kalmaması için üç aya indirilmelidir.
3. Ağırlaştırma Yasağı: İdare, yeniden tesis edeceği disiplin cezasında, iptal edilen cezadan daha ağır bir cezaya hükmedememelidir. Bu, “reformatio in peius” (aleyhe bozma yasağı) ilkesinin disiplin hukukundaki bir yansıması olacaktır.
7573 sayılı Kanun ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda yapılan değişiklikler, kamu personel rejiminde disiplini ve liyakati artırma amacı taşımakla birlikte, memur güvencesi ve hukuki güvenlik ilkeleri açısından bazı soru işaretleri yaratmaktadır. Adaylık sürecinin daha sıkı kurallara bağlanması olumlu bir adımken, getirilen yaptırımların orantılılığı tartışmalıdır. Benzer şekilde, disiplin zamanaşımına ilişkin düzenleme idareye haklı bir imkân tanırken, bu imkânın memurun hukuki güvenliğini zedeleyecek şekilde kullanılma riskini de barındırmaktadır.
Nihayetinde, bir hukuk devletinde aslolan, idari istikrar ile birey hak ve özgürlükleri arasındaki hassas dengenin korunmasıdır. Bu kanuni düzenlemelerin uygulamasının idari yargı tarafından bu denge gözetilerek denetleneceği ve geliştirileceği şüphesizdir. Ancak kanun koyucunun da, bu eleştiri ve öneriler ışığında, gelecekte bu hükümleri daha adil ve dengeli bir yapıya kavuşturması temenni edilmektedir.
Referanslar