Uygulamada, boşanma sonrası eşlerin taşınmazlar üzerindeki hak ve yükümlülükleri, özellikle aile konutu, mal rejimi ve katılma alacağı hükümleri bakımından sıkça tartışma konusu olmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun ilgili maddeleri ve Yargıtay içtihatları, bu konudaki belirsizlikleri gidermekte ve uygulamaya yön vermektedir.

Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen aile konutu (şerhi) koruması boşanma ile sona ermektedir. Bu durumda tapuda malik olmayan eşin taşınmazda kalmaya devam etmesi, Yargıtay içtihatlarında fuzuli işgal olarak değerlendirilmekte ve ecrimisil sorumluluğu doğduğu kabul edilmektedir. Ayrıca Türk Ceza Kanunu m. 154 uyarınca malik olmayan eşin taşınmazı kullanmaya devam etmesi cezai sorumluluk da doğurabilmektedir.

Mal Rejimi Ne Zaman Sona Erer?

TMK m. 225’e göre; mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya boşanma davasının açıldığı tarihte sona erer. Bu tarihten sonraki edinimler kişisel mal sayılır. Yargıtay kararında; “Mal rejiminin boşanma davasının açıldığı tarihte sona erdiği, bu tarihten sonraki edinimlerin kişisel mal sayılacağı” (8. HD) belirtilmiştir.

Aile Konutunun Ne Zaman Sona Erer?

Boşanma kararının kesinleşmesiyle birlikte aile konutu niteliği kendiliğinden sona ermektedir. Boşanma kararının kesinleşme tarihinden itibaren, malik olmayan eşin taşınmazda oturma hakkı hukuken korunmamaktadır. Malik olmayan eşin, taşınmazı kullanmaya devam etmesi halinde işgalci olduğu kabul edilmektedir.

Yargıtay kararında; “Anahtar teslim edilmediği sürece davalının taşınmaza elattığının kabulü gerekir. Boşanma ilamının kesinleşme tarihinden sonra taşınmaz aile konutu niteliğinden çıkmıştır.” denilerek, malik olmayıp taşınmazı kullanmaya devam eden eşin anahtarı teslim etmediği sürece haksız olarak taşınmaza el attığı yani fuzuli işgalci sayıldığı” (1. HD, 2014/16769 E., 2016/5022 K.) açıkça ifade edilmektedir. Bir diğer Yargıtay kararında ise ; “Boşanma hükmünün kesinleştiği tarihten itibaren malik olmayan eş haksız işgalci sayılır.” (2. HD, 2023/1372 E., 2023/2474 K.) denilmektedir.

Boşanma Sonrası Kullanıma Devam Eden Malik Olmayan Eşin Taşınmazdaki Hukuki Durumu Nedir? - (Fuzuli İşgalci Konumu)

Yukarıdaki Yargıtay kararlarında da belirtildiği gibi; boşanma kararının kesinleşmesiyle, birlikte malik olmayan eşin taşınmazda oturmaya devam etmesi, fuzuli işgal olarak kabul edilmektedir.

Türk Medeni Kanunu m. 995’e göre: boşanma sonrası malik olmayan eşin, taşınmazda kalmaya devam etmesi halinde kötü niyetli zilyet olduğu ve ecrimisil sorumluluğu doğduğu hükme bağlanmıştır.

Yargıtay kararında; “Boşanma sonrası malik olmayan eşin taşınmazı fiilen kullanmaya devam etmesinin haksız elatma ve ecrimisil sorumluluğu doğurduğunu ortaya koymaktadır.” (1. HD, 2014/16769 E., 2016/5022 K.) denilmektedir.

Yargıtay bir başka kararında da; “Boşanma sonrası taşınmazı kullanmaya devam eden eşin artık iyiniyetli sayılamayacağı ve boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren ecrimisil sorumluluğunun doğacağı vurgulanmıştır. Ayrıca TMK m. 994 uyarınca yalnızca iyiniyetli zilyetlerin zorunlu ve yararlı giderler için hapis hakkı talep edebileceği belirtilmiş, kötü niyetli zilyet konumundaki eski eşin bu yöndeki itirazı reddedilmiştir.“ (1. HD, 2014/8156 E., 2015/7962 K.)

Yargıtay’ın tekrar eden ve yerleşmiş kararlarında; mülkiyet hakkının üstünlüğünü vurgulanırken, boşanma sonrası malik olmayan eşin taşınmazda kalmaya devam etmesini hukuken korunmayan bir durum olarak görülmektedir.

Katılma Alacağı Davası Açılması Halinde Fuzuli İşgalcilik Konumu Sone Erer mi?

Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin katılma alacağı hakkı TMK m. 179’da düzenlenmiştir. Katılma alacağı, eşlerden birinin diğerinin edinilmiş mallarının değerinin yarısı üzerinde alacak hakkı doğurmaktadır. Bu dava sonucunda malik olmayan eş, direkt olarak taşınmaz tapusunun yarı payını alamaz; yalnızca taşınmazın değerinin yarısı kadar malik eşten alacaklı olacaktır. Malik olmayan eş, tapu iptali ile kendi adına yarı payın tescilini talep etse de; Mahkeme, tapunun tesciline değil, taşınmazın tespit edilecek değerinin yarısı oranında bedel alacağına hükmedecektir. Katkı payı alacağı ve/veya değer artış payı alacağı ayrıca talep edilmiş bu alacak/lar da ispat edilmişse bu alacak/lar da bedele ilave edilecektir.

Yargıtay kararında; “Katılma alacağı davasında taşınmazın tapusunun devrine değil, taşınmazın sürüm değeri üzerinden hesaplanan bedelin yarısına hükmedilmesi gerektiği” (8. HD.) belirtilmiştir. Yine sair Yargıtay kararlarında “Malik olmayan eşin taşınmazın tapusuna hak kazanamayacağı, yalnızca bedel alacağına hükmedileceği” (2. HD. / 8. HD.) vurgulanmaktadır.

Toplumdaki genel kanının aksine; katılma alacağı davası sonucunda malik olmayan eş, taşınmazın tapudaki yarı payını alamamakta, taşınmazın değerinin yarısı kadar alacaklı olmaktadır. Ancak bu alacaklı olma hali; malik olmayan eşin taşınmazda oturmaya devam etmesini meşru kılmamaktadır. Bedel alacağına hükmedilse dahi malik olmayan eş, taşınmazda kalmaya devam ederse işgalci konumunu sürdürür ve ecrimisil sorumluluğu devam eder.

Fuzuli İşgal Halinde Cezai Sorumluluk

“Hakkı Olmayan Yere Tecavüz Suçu”’nu düzenleyen TCK m. 154’e göre; “Bir hakka dayanmaksızın başkasına ait taşınmazı işgal eden kişi üç yıla kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır.” Maddeyle, bir hakka dayanmaksızın başkasına ait taşınmaz malın veya eklentilerinin kısmen veya tamamen işgal edilmesi, taşınmazın sınırlarının değiştirilmesi veya bozulması yahut herhangi bir suretle hak sahibinin malından kısmen veya tamamen yararlanmasına engel olunması cezalandırılmıştır.

Sonuç Olarak;

Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi uyarınca boşanma kararının kesinleşmesiyle aile konutu niteliği sona ermekte, 225. maddeye göre ise mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarihte bitmektedir. Bu çerçevede malik olmayan eşin taşınmazda oturmaya devam etmesi hukuken korunmamaktadır. Yargıtay içtihatları, bu durumu fuzuli işgal olarak nitelendirmekte ve hem elatmanın önlenmesi hem de ecrimisil sorumluluğu doğurduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Katılma alacağı davalarında ise Türk Medeni Kanunu’nun 179 ve devamı maddeleri gereğince malik olmayan eş taşınmazın tapusuna değil, yalnızca taşınmazın sürüm değerinin yarısı için alacaklı olabilir. Mahkeme, tapu tesciline değil bedel alacağına hükmeder. Ancak bu alacak hakkı, malik olmayan eşe taşınmazda oturma yetkisi vermez; taşınmazda kalmaya devam etmesi halinde yine işgalci sayılır ve ecrimisil ile cezai sorumluluğu gündeme gelir.

Sonuç olarak, boşanma sonrası malik olmayan eşin taşınmaz üzerindeki fiili hakimiyetini sürdürmesi hukuken korunmamakta, mülkiyet hakkı üstün tutulmaktadır.

2026 yılının, hukuk camiasına ve hukukihaber okurlarına sağlık, başarı ve adalet dolu günler getirmesini dilerim. İyi yıllar.

Av. Vedat ORUÇ

İstanbul 1 Nolu Barosu

[email protected]