Genel Olarak

Toplum olarak kişilerin her zaman ve her durumda birbirlerine karşı yükümlülükleri ve sorumlulukları bulunmaktadır. İş bölümü olarak da her meslek sahibi işini görürken, arada sözleşme ilişkisi olsun ya da olmasın, kişilere ve topluma karşı bir takım yükümlülükleri ve sorumlulukları vardır. Dolayısıyla bunlar arasında hekimlerin ve sağlık hizmeti verenlerin sorumlulukları ve yükümlülükleri, tüm mesleklerin üstünde ve onlardan çok daha fazla olmaktadır. Zira tıp mesleğinin en önemli çalışma alanı insan bedenidir. Bu ise, hakların en üstünü ve en çok korunması gerekeni olan yaşam hakkı ile ilgilidir. Nitekim devletin temel işlevi insanların canlarını korumak, onların sağlıklı ve güvenli bir yaşam sürmelerini sağlamak olmaktadır. Bu konuda sağlık hakkı, yaşama hakkının ayrılmaz bir parçası olarak oldukça önem arz etmektedir.

Öte yandan tıp mesleğin uygulayıcısı olan hekimler de diğer kişiler gibi hukuk normlarına bağlı olarak yaşamak ve çalışmaktadırlar. Hekimlerin kendileri ile alakalı olan yasal sorumlulukları bilmemeleri, onları sorumluluktan kurtarmamaktadır. Nitekim her sözleşmede olduğu gibi, hasta ile hekim arasında da bir tür alacak ve borç ilişkisi doğmaktadır. Herhangi bir kurum ya da kuruluşa bağlı olmadan, mesleğini serbest olarak sürdüren hekimin sorumluluğu, hastası ile girmiş olduğu dört farklı hukukî ilişki temelinde söz konusu olabilmektedir. Hekimin hukukî sorumluluğunu meydana getiren bu sebepler, culpa in contrahendo (sözleşme öncesi sorumluluk), vekâletsiz iş görme, haksız fiil ve sözleşme şeklindedir. Ayrıca hekimin hukukî sorumluluğu, anılan sorumluluklar dışında doğrudan doğruya yasadan kaynaklanan bir olgunun gerçekleşmesi sonucunda da meydana gelebilmektedir. Bu durumda ise, yardımcı kişinin sorumluluğu gibi kusursuz sorumluluk halleri söz konusu olmaktadır.

Hekimin Culpa in Contrahendo (Sözleşme Öncesi) Sorumluluk

Hekimin Culpa in contrahendodan (sözleşme öncesi) kaynaklanan sorumluluğu, sözleşme kurulması sürecinde, sözleşmenin kurulması maksadıyla hukukî değerlerini birbirlerinin etkisine açan tarafların, gerek yaşam, sağlık ve mülkiyet, gerekse de malvarlığına ilişkin değerlerinin diğer tarafça korunacağına ilişkin güvenin boşa çıkmasından dolayı sorumluluktur. Nitekim öğreti ve uygulamada, sözleşme kurma maksadı olmaksızın sözleşme görüşmelerinde bulunmak, sözleşme görüşmelerini uygun olmayan bir zamanda yarıda bırakmak, karşı tarafın menfaatlerini gereği gibi dikkate almamak, özensiz bir şekilde bilgi ve öğüt vermek ve muhafaza yükümlerinin ihlal edilmesi gibi durumlar Culpa in Contrahendo olarak kabul edilen hallerdendir. Hukukî niteliği oldukça tartışmalı olan Culpa in Contrahendo’dan doğan sorumluluk, Türk Hukukunda, yasal veya edim yükümlerinden bağımsız borç ilişkisi teorisine ve aynı zamanda Türk Medeni Kanunun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına dayandırılmaktadır. Buna göre, birbirleriyle sözleşme görüşmelerine ya da sosyal temas veya işlem yapma temasına kalkışan taraflar arasında, içeriği sadece koruma yükümlerinden oluşan bir borç ilişkisi doğmaktadır. Bu şekilde ilişkiye katılan taraftan biri, koruma yükümlerini ihlal eder ise, bu ihlalden dolayı diğer taraf aleyhine doğan zararı tazmin etmek zorunda kalacaktır.

Ayrıca hekim ile hasta arasındaki ilişkinin en önemli kaynağı sözleşme ilişkisi ise de, hekimin Culpa in Contrahendo’dan dolayı da sorumluluğu doğabilmektir. Nitekim hekim sözleşme görüşmeleri öncesinde kusurlu olarak, hastasının zarar görmesine sebep olur ise, bu zararı tazmin etmekle yükümlü olacaktır. Hekimin, uzmanlık alanına girmeyen bir konuda kendisine başvuran hastaya, gerekli teşhis veya tedaviyi yapabilecekmiş izlenimi vererek oyalaması; gerek olmadığı halde cerrahi bir müdahaleye ikna edebilmek için sağlık durumu ile alakalı yanıltıcı bilgi vermesi veya herhangi bir tıbbi müdahaleye gerek olmadığını söyleyerek hastayı oyalaması gibi hallerde, hekimin Culpa in Contrahendo sorumluluğu söz konusu olacaktır.

Hekimin Vekâletsiz İş Görme Sebebiyle Sorumluluğu

Hastanın hayatını kurtarmak ya da ağır bir zarara uğramasını engellemek için tıbbî müdahalede bulunan hekim ile hasta arasında bir sözleşme ilişkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla taraflar arasında herhangi bir sözleşme ilişkisinin bulunmadığı ve hastanın rızasının da olumlu veya olumsuz yönde var olmadığı hallerde, hekimin, hastanın yararına tıbbî bir müdahalede bulunması durumunda vekâletsiz iş görmeden söz edilmektedir. Örneğin, bilinci yerinde olmayan bir hastaya, hekimin tıp biliminin kuralları kapsamında yapacağı müdahale Türk Borçlar Kanunun 526-527 maddeleri ile düzenleme altına alınan vekâletsiz iş görme olarak değerlendirilmekte olup, hukuka uygun görülmektedir. Bu gibi durumlar, hastanın varsayılan rızasına ve üstün özel yararına uygun bir tıbbî müdahale olduğundan, bu durumun Türk Medeni Kanunun 24/II. Maddesinde belirtilen haksız bir fiil olarak değerlendirilmesi söz konusu olamayacaktır.

Öte yandan Türk Borçlar Kanunun 527/I. Maddesinde belirtilen, “vekâletsiz iş gören, iş sahibinin ağır bir zarara uğramasını engellemek için faaliyette bulunmuşsa, sorumluluğu daha hafif olarak takdir edilir” şeklindeki hükmünün, hekimlik faaliyeti acısından uygulanması uygun değildir. Zira insan hayatı ve sağlığı üzerinde faaliyet gösteren hekimin, her durumda ve koşulda özenli hareket etmesi gerekmektedir. Yine hekim tarafından yapılan vekâletsiz iş görme kapsamındaki tıbbî müdahale, hastanın daha önce tedaviyi reddettiği bilinerek ya da olayın özelliklerine göre bilinmesi gerekerek yapılmış ise, hekim tıbbî müdahale sebebiyle oluşan bütün zararlardan ve kazadan dahi sorumlu tutulmaktadır. Fakat, hastanın olumsuz iradesi hukuka ve ahlaka aykırı ise dikkate alınmayacağı gibi, bir haksız fiilden bedeni zarar gören kişinin, tedavi yoluyla zararının artmasına engel olmak mümkün iken, buna rıza göstermemesi de ortak kusur kapsamında kabul edilmektedir.

Hekimin Haksız Fiil Sorumluluğu

Tıbbî müdahaleler neticesinde, genellikle hastanın mutlak hak niteliğinde olan kişilik değerleri yaşam, sağlık ve vücut bütünlüğü gibi hakları ihlal edilmektedir. Nitekim hasta ve hekim arasında geçerli bir sözleşme ilişkisi yoksa ve vekâletsiz iş görmenin şartları da mevcut değilse, Türk Borçlar Kanunun 49. maddesine göre hekim haksız fiil nedeniyle sorumlu tutulabilecektir. Kaldı ki, taraflar arasında kurulmuş geçerli bir hekimlik sözleşmesi olsa dahi, hekimin hastanın beden ve ruh bütünlüğüne yönelik her tür eylemi aynı zamanda haksız fiil de teşkil etmektedir. Bu konuda örnek verecek olursak, hekimin kendinden beklenen dikkat ve özeni göstermeyerek, hasta organ yerine sağlıklı organı ameliyat etmesi ve maddi manevi zarara neden olması, sözleşme ile üstlendiği yükümlülükleri ihlal etmesi nedeniyle sözleşmeye dayanan sorumluluğuna sebep olacağı gibi, aynı zamanda haksız fiil sorumluluğunu da meydana getirmektedir. Dolayısıyla, hasta böyle bir durumda, hekime karşı tazminat talebini Türk Borçlar Kanunun. 49. Maddesinde belirtildiği üzere haksız fiil hükümlerine dayandırabilecektir. Ayrıca bu husus Türk Borçlar Kanunun 60. maddesinde düzenlenmiş olup, buna göre; “Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim olanağı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir.” hükmü yer almaktadır. Anılan kanunun hükümde de belirtildiği üzere, bir eylemin hem haksız fiil hem de borca aykırılık teşkil edebilmesi mümkün olmaktadır.

Öte yandan hekimin sözleşmeye dayalı sorumluluğu ile haksız fiil sorumluluğu arasında, esasen yapısal bir farklılık bulunmamaktadır. Nitekim her iki sorumluluk düzeninde de, hekimin, hastanın kendi geleceğini belirleme hakkına saygı gösterilmesi, yaşam, sağlık ve vücut bütünlüğünü korunması ve tıbbî müdahalenin güvenli bir şekilde özenli olarak sunulmasını sağlayan bir dizi yükümlülüğü bulunmaktadır. Fakat yardımcı kişilerden dolayı sorumluluk ve kusurun ispat yükü bakımından farklı hükümlere tabi olmaktadırlar. Netice itibariyle hekimin sözleşmeye dayanan sorumluluğu, zamanaşımı için Türk Borçlar Kanunun 146. maddesi, yardımcı kişinin sorumluluğu için Türk Borçlar Kanunun 116. maddesi, kusurun ispatı için ise, Türk Borçlar Kanunun 112. maddesi hükmüne tabi iken; hekimin haksız fiil sorumluluğu zamanaşımı için Türk Borçlar Kanunun 72. maddesi, yardımcı kişinin sorumluluğu için Türk Borçlar Kanunun 66. maddesi ve kusurun ispatı için ise Türk Borçlar Kanunun 49. maddesi hükümlerine tabi olmaktadır.

Hekimin Sözleşmeden Doğan Sorumluluğu

Hasta doğrudan hekime başvurduğunda ve hekim tarafından tedavi sözü verildiğinde veya tedaviye başlandığında taraflar arasında bir sözleşme ilişkisi kurulmuş olacaktır. Böylece her sözleşmede olduğu gibi, hasta ile hekim arasında da bir tür alacak ve borç ilişkisi meydana gelmektedir. Bu ilişkinin özelliği dikkate alındığında hekimin borcu bir tür iş görme borcu olup, tıp biliminin elverdiği şekilde hastasını iyileştirme veya hastalığı denetim altına alma işini üstlenmektir. Bu durumda hasta da anlaşmaya veya tarifeye göre bir ücret ödeme borcu altına girmektedir. Nitekim hekimlik sözleşmesinin konusu, başka sözleşmelerden farklı olarak sözleşenlerin dışında bir iş olmayıp doğrudan taraflardan birinin yani hastanın bedensel bütünlüğüdür. Dolayısıyla iş görme borcunu üstlenen hekimin iş yapacağı yer hastanın bedeni olmaktadır. Bu nedenle tedavi sırasında yapılan bir yanlışlık veya dikkatsizlik mal zararına değil can zararına neden olacaktır. Zira hekim, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerine aykırı hareket ederek bir zarara neden olduğunda, sorumluluğu söz konusu olmaktadır. Bu durumda hekimlik sözleşmesinin karşı tarafını oluşturan hasta ise, hekimin neden olduğu maddi ve manevi zararlarının giderilmesini talep etme hakkına sahip olmaktadır. Bu sebeple hekim bu konuda oldukça özen göstermek zorundadır. Bu özenin ölçüsü ve derecesi olmayıp, Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere, hekim en hafif kusurundan bile tam kusurlu olmaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2244 Esas,  2021/961 Karar ve  07.07.2021 Tarihli İlamı; “…Mesleki ... gören Vekil özenle davranma zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (BK 321/1 md). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafifte olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir.”

Av. Begüm GÜREL & Stj. Av. İpek MENGİLLİ

Kaynaklar

http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/7602/10256029.pdf?sequence=1&isAllowed=y#:~:text=Hekim%

https://www.tazminathukuku.com/arastirma-yazilari/hekimlerin-ve-hastanelerin-sorumlulugu.htm

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/425083

https://legalbank.net/belge/y-hgk-e-2017-2244-k-2021-961-t-07-07-2021/4161103/hekimin+sorumlulu%c4%9fu

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.