“Genel kanun niteliği” başlıklı 5326 sayılı Kabahatler Kanunu m.3’de; bu Kanunun idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı düzenlenmiştir. Kanunun “Başvuru yolu” başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında, idari para cezalarına karşı başvuru yolu sulh ceza hakimliğine itiraz olarak gösterilmiş; maddenin 8. fıkrasında ise[1], idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde, idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının bu işlemin iptali talebi ile birlikte idari yargı merciinde görüleceği düzenlenmiştir. Özetle; diğer kanunlarda idari para cezalarına karşı ayrı bir başvuru yolunun gösterilmediği durumlarda, bu cezaya karşı sulh ceza hakimliğine başvurulması gerekir. Aynı idari işlemde; hem idari para cezası ve hem de idari davaya konu edilebilecek bir işlem tesis edilmişse, bu durumda muhatap idari yargıda dava açmalıdır.

Kabahatler Kanunu m.27/8 uyarınca; idari para cezası ile birlikte aynı işlem içerisinde yer alan idari davaya konu olabilecek bir kararın varlığı halinde idari yargıda dava açılmasının mümkün olabilmesi için, öncelikle idari para cezası ve aynı işlemde yer alan idari davaya konu edilebilecek karar arasında fiili ve hukuki bağlantı bulunmalıdır. Örneğin; ilgili belediyeden izin alınmaksızın ticari amaçlı yolcu taşımacılığı yapılması sebebiyle aracın trafikten men edilmesi ve ayrıca aynı işlemde şoförün sürücü belgesi olmaksızın araç kullanması sebebiyle idari para cezası verilmesine karar verildiği durumda, izinsiz ticari yolcu taşımacılığı yapmak fiili ile sürücü belgesiz araç kullanmak fiilleri arasında hukuki ve fiili bağlantı bulunmadığından, trafikten men işlemine karşı idari yargıda dava açılabilecek iken, sürücü belgesiz araç kullanma fiilinden verilen idari para cezasına karşı sulh ceza hakimliğine başvurulması gerekecektir[2]. Bununla birlikte; örneğin, sürücünün alkollü olarak araç kullanması sebebiyle idari para cezası verilmesi ve sürücü belgesinin geri alınması halinde, sürücü belgesinin geri alınması işlemi, idari davaya konu edilebilecek bir işlem olduğundan ve bu işlemle idari para cezası arasında hukuki ve fiili bağlantı bulunduğundan, sürücü belgesinin geri alınması kararı ile idari para cezasının iptalinin idari yargıda birlikte dava konusu edilmesi gerekecektir[3].

İdari para cezası ile birlikte aynı işlemde idari yargıda dava konusu edilebilecek bir kararın varlığının kabulü için; bu kararın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.14/3-d uyarınca “idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem” olması, yani “kesin ve icrai nitelik taşıması” gerekir. Aksi halde; ortada idari davaya konu edilebilecek bir işlem olmayacağından, aynı işlemde yer alan idari para cezasına karşı sulh ceza hakimliğine başvurulması gerekecektir.

İdari yargıda iptal davasına konu edilebilecek kesin ve icrai işlem; idarenin tek yanlı irade açıklaması ile işlemin muhatabının hukuki durumunda değişiklik oluşturan, muhatabın menfaatini doğrudan etkileyen, hak ve yükümlülüklerinde değişiklik veya yenilik meydana getiren, re’sen icra edilebilecek işlemlerdir[4].

Kesin ve icrai (yürütülebilir) işlemler; kamu gücünün muhatabı üzerinde ayrıca başka bir işlemin varlığına gerek olmaksızın, doğrudan doğruya hukuki sonuçlar doğurmak suretiyle etkisini gösteren işlemler olup, muhatabın hukuki durumunda değişiklik yapma niteliği bulunmayan ve hukuki bir etki göstermeyen danışma kararları, görüş belirten kararlar, uygulama ve hazırlık işlemleri, bildirici ve iç düzen işlemleri gibi işlemler ise icrai nitelikte olmadığından idari davaya konu edilemezler[5].

Danıştay; idarenin tesis ettiği işlemde muhataba bir konuda yükümlülük yüklediği ve bu yükümlülük yerine getirilmediği takdirde idari yaptırım uygulanacağına dair bildirim niteliği ön planda olan işlemleri de, idari davaya konu edilebilecek kesin ve icrai nitelikte işlemler olarak kabul etmektedir. Yüksek Mahkeme bu kabulünü; idari yaptırım uygulanmadan önce yapılan uyarı mahiyetinde bildirim işlemlerinin, muhatabın hukuki durumunda değişikliğe ve hak kaybına yol açabileceği gerekçesine dayandırmaktadır[6]. Bu görüşe göre; “İdari işlemin icrai (yürütülebilir) nitelikte olması için ilgililerin hukuksal durumunu değiştirmesi, ilgilileri hukuksal yönden etkilemesi gerekmektedir. İdari işlemin icrailik unsurunu değerlendirirken, işlemin ‘kesin’ ve ‘nihai’ olması hususları üzerinde de durulması gerektiği belirgindir. Gerek öğretide gerekse Yargısal kararlarda, idari karar alma süreci içinde gerçekleştirilen işlemler arasında ancak nihai işlemin iptal davasına konu olabileceği görüşü yerine hukuksal prosedür içinde yer alan işlemlerin de iptal davasına konu oluşturabileceği kabul edilmektedir. ‘Ayrılabilir İşlemler’ kuramının ana amacı, bir idari süreç içerisinde yer alan işlemlerin hukuki sonuçlar yaratmaları halinde bu süreçten bağımsız olarak dava edilebilmelerinin sağlanmasıdır”[7].

Belirtmek isteriz ki; birçok durumda, icrai nitelik taşıdığı kabul edilen bu bildirim niteliğinde idari işlemlerde, muhataba hukuka aykırı bir faaliyeti gidermesi yükümlülüğü getirildiği, aksi halde sonuçlarının ne olacağı aynı idari işlemde gösterilmese bile, kanunda bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde idari yaptırım uygulanacağı düzenlenmişse, yükümlülüğü yerine getirmeyen muhatap hakkında başkaca bir işleme gerek kalmaksızın doğrudan idari yaptırım kararı verilebileceğinden, muhatabına edim yükleyen bu tip işlemlerin de kesin ve icrai olduğu kabul edilerek, idari davaya konu edilebilmektedir.

Yeri gelmişken; idari para cezası ile birlikte bu idari para cezasının yasal dayanağı olan Ülke çapında uygulanacak yönetmelik, genelge gibi genel düzenleyici işlemler yönünden Kabahatler Kanunu m.27/8’in tatbiki imkanının bulunmadığını ifade etmeliyiz. Çünkü maddede; “idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması” şartı aranmakta olup, birel nitelik taşımayan ve Ülke çapında uygulanan genel düzenleyici işlemlere karşı iptal davasının Danıştay’da açılması (İYUK m.5 ve 7 ile 2575 sayılı Danıştay Kanunu m.24), idari para cezasına itirazın ise sulh ceza hakimliğine yapılması gerekecektir. Bununla birlikte; aynı işlem içerisinde, hem idari para cezası ve hem de idari davaya konu edilebilecek idari işlem niteliğinde bir karar bulunmakta ise, bu işlemlerin yasal dayanağı olan Ülke çapında uygulanan genel düzenleyici işleme karşı Danıştay’da iptal davası açılırken, idari para cezası ve aynı işlem içerisinde yer alan diğer kararın da iptali talep edilebilir. Bu tespit; Kabahatler Kanunu m.27/8’den farklı olup, her iki işleme karşı Danıştay’da dava açılması zorunluluğunu öngörmez. Çünkü İYUK m.7/4’ün 2. cümlesinde; Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler.” hükmüne yer verilmekle, dava açılabileceği, fakat bunun bir zorunluluk olmadığı ifade edilmiştir.

Kabahatler Kanunu m.27/8’de düzenlenen konu ise; Ülke çapında uygulanacak genel düzenleyici işlemlerden kaynaklanan idari para cezaları olmayıp, hukuki ve fiili bağlantısı olan birel idari işlem ile idari para cezası kararının aynı işlem içerisinde yer almasıdır. Burada önemli olan husus; yukarıda açıklanan şartlar çerçevesinde, Kabahatler Kanunu m.27/8 uyarınca muhatap hakkında tesis edilen birel işlemin idari yargıda iptal davasına konu edilebilecek niteliği taşımasıdır. Bu nitelik; idari para cezası ile aynı işlem içerisinde yer alan idari kararın dava edilebilirliği bakımından kesin ve icrai olması, ayrıca idari para cezası ile idari karar arasında bağlantı bulunmasını ifade eder.

İdari para cezalarına yapılan itirazların sulh ceza hakimlikleri tarafından incelenmesinde, idari para cezasına konu fiilin Kanunda yapılan “kabahat” tanımına uyup uymadığı ve verilen cezada gerekçeli ve Kanuna uygun şekilde bireyselleştirme yapılıp yapılmadığı incelenecektir.

Kabahatler Kanunu’nun “Kanunilik ilkesi” başlıklı 4. maddesine göre; Hangi fiillerin kabahat oluşturduğu, kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi; kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilir. Kabahat karşılığı olan yaptırımların türü, süresi ve miktarı, ancak kanunla belirlenebilir.” Görüldüğü üzere; bir fiilin kabahat sayılabilmesi için, ya kanunda açık tanım olmalıdır ya da kanunun kapsamı veya koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriğinin idarenin genel ve düzenleyici işlemi ile doldurulabileceği kanunda belirtilmelidir.

İdari para cezasının fiile ve failin kusurunun ağırlığı ile iktisadi durumuna göre bireyselleştirilmesi zorunluluğu, “İdari para cezası” başlıklı Kabahatler Kanunu m.17/2’de düzenlenmiştir. 17. maddenin ikinci fıkrasına göre; “İdari para cezası, kanunda alt ve üst sınırı gösterilmek suretiyle de belirlenebilir. Bu durumda, idari para cezasının miktarı belirlenirken işlenen kabahatin haksızlık içeriği ile failin kusuru ve ekonomik durumu birlikte gözönünde bulundurulur”. İdari para cezalarında; somutlaştırma ve bireyselleştirilmenin yapılmadığı, bu konuda gerekçe ortaya koyulmadığı, “kanunilik” ilkesi çerçevesinde fiilin kabahat oluşturduğu tespit edilse bile, idari para cezasının takdirinde o kabahat için kanunda öngörülen alt ve üst sınırlar arasında hangi sebeple alt sınırdan uzaklaşıldığının veya azami hadden para cezası tayini yoluna gidildiğinin idari para cezası kararında gösterilmediği durumlarda, işlemin hukuka aykırılığı gündeme gelebilecektir.

Prof. Dr. Ersan Şen

Av. Beyza Başer Berkün

(Bu köşe yazısı, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.

--------------------------------------

[1] Kabahatler Kanunu m.27/8’e göre;İdari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddiaları bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görülür”.

[2] Danıştay 15. Dairesi, 19.06.2017, 2016/6228 E., 2017/3929 K. Benzer karar için bkz. Danıştay 15. Dairesi, 18.04.2017, 2016/3508 E., 2017/1827 K., 02.02.2016, 2015/9694 E., 2016/463 K.

[3] Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (DİDDK), 01.12.2016, 2016/834 E., 2016/3261 K. Benzer karar için bkz. 29.06.2011, 2011/10527 E., 2011/312 K.

[4] Danıştay 14. Dairesi, 14.02.2018, 2015/4004 E., 2018/573 K.; Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava Dairesi, 19.04.2019, 2019/1327 E., 2019/1166 K.; İzmir Bölge İdare Mahkemesi 3. Vergi Dava Dairesi, 27.12.2017, 2017/1325 E., 2017/2009 K.

[5] Danıştay 14. Dairesi, 07.11.2017, 2017/2012 E., 2017/5798 K.

[6] DİDDK, 31.03.2016, 2014/3257 E., 2016/1342 K.; Danıştay 15. Dairesi, 13.10.2015, 2015/3266 E., 2015/5974 K.

[7] DİDDK; 31.03.2016, 2014/3257 E., 2016/1342 K., 31.03.2016, 2015/2497 E., 2016/1343 K.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ahmed 1 ay önce

İyi günler Ersan hocam Dünyayı kasıp kavuran CoViD-19 Maalesef ülkemizde de bir çok mağduriyetlere sebep olmuştur bunlardan bir tanesi de üniversite öğrencileri büyük hayallerle gitmeyi düşündükleri Work and Travel proğramları iptal olmuş veya belirsizliği devam etmektedir. İptal edilen programlar öğrencilerden şirketlere ödedikleri paralardan 400-700 $ arası kesinti yapılması gündem de. Aynı şekilde uçak biletlerinden de kesinti ve bilet alındığı tarihdeki döviz kurundan altı ay sonra ödeme yapılacağı söylenmekte. Bu konu da yasalar ne diyor yardımcı olurmusunuz? Saygılar

Misafir Avatar
Prof. Dr. Ersan Şen 1 ay önce @ahmed

Salgın hastalık sebebiyle sunulamayan hizmetler için önceden ödenen meblağın iadesinde denkleştirici mahiyette kesinti yapılması olağandır. Bu konuda kural olarak dikkate almanız gereken husus, o hizmete ilişkin akdettiğiniz sözleşmedir. Sözleşmede mücbir sebep hükümlerine bakabilirsiniz. Ayrıca; sözleşmenizde şahsınız yönünden dürüstlük kuralına aykırı şekilde ağır sonuçlar doğuran hükümler varsa, Türk Borçlar Kanunu m.25'de yer verilen "Genel işlem koşullarına, dürüstlük kurallarına aykırı olarak, karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte hükümler konulamaz." hükmünden hareket edebilirsiniz. Konu ile ilgili detaylı bilgi için Özel Hukuk alanında uzman hukukçulardan bilgi almanızı tavsiye ederiz.

Beğenmedim! (0)
Avatar
Yunus bozkuş 1 ay önce

Iyi günler hocam mühur feykle ilgili bir sorum olacakti size.Mühur feykiden dolayi adli cezaaldim ve taksitlerimi ödüyorum ama ayni suctan dolayi idari para cezasida var bir suçun 2 ayri cezasi olmasi kanuni bir durum mudur yani işn türkçesi hocam bir koyundan 2 post çıkarmak hukuki ve vicdani bir durum mudur bununla ilgili yapabilecegim hukuk yolu nedir.Malumunuz idari cezalarda rakamlar katlanarak odenemez rakamlara ulasiyor.tesekkur ederim

Misafir Avatar
Prof. Dr. Ersan Şen 1 ay önce @Yunus bozkuş

Mühür fekki suçundan verilen adli para cezası ile sorunuzda belirttiğiniz idari para cezasının hukuki ve fiili dayanağı farklı olabilir. Örneğin; ruhsat ve eklerine aykırı yapı imalatı fiili sebebiyle İmar Kanunu'na aykırılık sebebiyle idari para cezası verilmişse, mühür fekki suçundan verilen adli para cezası ile idari para cezası arasında hukuki ve fiili bağlantı bulunmayacaktır. Çünkü mühür fekki suçu ile cezalandırılan fiil Kanuna uygun şekilde tatbik edilen mühüre şahsın hukuka aykırı olarak müdahalesi iken; İmar Kanunu'na aykırılık sebebiyle verilen idari para cezasına konu fiil ise, hukuka aykırı imalatın gerçekleştirilmesidir. Bu noktada; yaptırım öngören yasal düzenlemelerin koruduğu hukuki değerin farklı olduğu gerekçesiyle "ne bis in idem" olarak bilinen iki kez yargılanmama/cezalandırılmama ilkesinin ihlal edilmediği sonucuna varılmaktadır.

Beğenmedim! (0)