I. Giriş

İstinaf kanun yolu; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Kanun Yolları” başlıklı Altıncı Kitap, “Olağan Kanun Yolları” başlıklı İkinci Kısım, “İstinaf” başlıklı İkinci Bölümünün 272 ila 285. maddelerinde düzenlenmiştir. Temyiz kanun yolu ise; CMK’nın Altıncı Kitap, İkinci Kısım, “Temyiz” başlıklı Üçüncü Bölümünün 286 ila 307. maddelerinde düzenlenmiştir.

Bu yazımızda; Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması halinde sunulacak yazılı istemde, başvurma nedenlerinin gerekçeleri ile birlikte açıkça gösterilmesinin gerekliliğini düzenleyen CMK m.273/5 ile temyiz edenin, temyiz kanun yolu başvurusunda hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini gösterme zorunluluğunu düzenleyen CMK m.294/1 farkı üzerinde duracağız.

II. Cumhuriyet Savcısının İstinaf Kanun Yolu Başvurusunun İçeriği

“İstinaf istemi ve süresi” başlıklı CMK m.273/5’de; “Cumhuriyet savcısı, istinaf kanun yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça gösterir. Bu istem ilgililere tebliğ edilir. İlgililer, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde bu husustaki cevaplarını bildirebilirler.” hükmüne yer verilmiş olup, Cumhuriyet savcısının istinaf kanun yolu başvurusunda, bu kanun yoluna neden başvurduğunun yazılı isteminde gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Hükümde herhangi bir yaptırıma yer verilmediği görülmekle birlikte, işin doğal sonucu olarak Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf başvuru nedenleri gerekçeleriyle birlikte yazılı istemde açıkça gösterilmediğinde, başvurunun reddi gerekir. Cumhuriyet savcısı tarafından başvuru yapılmıştır, ancak bunun sanığın lehine mi aleyhine mi olduğu belli değildir, istinaf kanun yoluna başvuru çok önemli bir, sanığın lehine de olabilme ihtimali dikkate alınarak, istinaf sebebi ve gerekçesinden yoksun Cumhuriyet savcısının başvurusunun muhakkak açıklattırılmasının gerektiğine dair düşünce, CMK m.273/5’e aykırıdır. CMK m.273/5’in lafzına bağlı kalınması ve buna göre yorumlanması gerektiğine dair fikrimizi peşinen söylemek isteriz.

Cumhuriyet savcısı için öngörülen hükümden farklı bir düzenleme; CMK m.273/4’de, “Sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanların dilekçe veya beyanında, başvuruya ilişkin nedenlerin gösterilmemesi inceleme yapılmasına engel olmaz.şeklinde yer almakta olup, hükümde sayılan sanık, katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş kişiler tarafından yapılacak istinaf kanun yolu başvurusunda, Cumhuriyet savcısının istinaf kanun yolu başvurusunda olduğu gibi başvuru nedenlerinin gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmesi beklenmemiştir.

CMK m.273/4 ile m.273/5 arasında farkın nedeni, tümü ile kanun koyucunun takdiridir ve herkesi bağlar. Bu konuyu kovuşturma aşamasında “silahların eşitliği” ilkesi çerçevesinde değerlendirerek; neden sanık ve müdafii ile katılana ve avukatına istinaf başvurusunda tanınan bu geniş yetkinin Cumhuriyet savcısına tanınmamasını hukuka aykırı görmek de mümkün olmayacaktır, çünkü “silahların eşitliği” ilkesi soruşturmada soruşturmayı yürüten ve daha üstün hak ve yetkilere sahip olan Cumhuriyet savcısının, bu avantajlara kovuşturmada son vermek, bilhassa delillerin ortaya koyulmasının ve tartışılmasının eşit şartlarda yapılmasını sağlamaktır.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 01.07.2024 tarihli, 2021/19331 E. ve 2024/8858 K. sayılı kararı ile Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesi’nin 28.05.2018 tarihli, 2018/484 E. ve 2018/1704 K. sayılı kararında; “İstinaf Mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucunun, hem maddi olay hem de hukuki denetim yapacak olan istinaf başvurusunda sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken (5271 sy. CMK madde 273/4),” gerekçesine yer verilerek, istinaf kanun yolu aşamasında, hem maddi olay ve hem de hukuki denetim yapılması nedeniyle, Cumhuriyet savcısı dışında kalan kişileri ilgilendiren sebep gösterme zorunluluğunun öngörülmediğine değinilmiştir.

Hukukilik denetimini ve maddi vaka incelemesinin birlikte yapan BAM ceza dairelerinin sebeple bağlı olmadığı, istinaf kanun yoluna başvuran sanık veya katılan tarafının gösterdiği nedenlerin dışında da, hatta sebep gösterilmese bile kararı ve dosyayı tüm yönleri ile incelemesi gerektiği tartışmasızdır. Ancak Cumhuriyet savcısı istinaf kanun yoluna başvururken sebep göstermek zorundadır[1].

Kanun koyucu; istinaf kanun yolu aşamasında, saydığı diğer başvurucular için sebep gösterme zorunluluğunu düzenlememişken, Cumhuriyet savcısının başvurusu için nedenlerin “gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça” gösterilmesini düzenleyerek, Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan istinaf kanun yolu başvurusunda, başvuru nedenlerinin somutlaştırılmak suretiyle ortaya koyulmasının gerekliliğini vurgulamıştır.

CMK m.273/5 incelendiğinde; ilk derece mahkemesinin kararını istinaf etmek isteyen Cumhuriyet savcısının başvurusunda iki şarta bağlandığı görülmekte, bunlardan ilki istinaf yoluna başvurma nedenlerinin başvuru dilekçesinde açıkça gösterilmesi ve ikincisi de yalnızca nedenlerin değil, gerekçelerin de yazılı talepte yine açıkça gösterilmesidir. Kanun koyucu istinaf başvurusunu yapan taraflardan; sanık ve katılan ile Cumhuriyet savcısını ayrı değerlendirmiştir. Sanık ve katılan yönünden otomatik istinaf dışında kalan ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili sebep ve gerekçe gösterme zorunluluğu aranmayıp, sadece istinaf ettim iradesini ortaya koyan dilekçeyi yeterli gören kanun koyucu, istinaf isteminin Cumhuriyet savcısı tarafından yapılmasında farklı bir yasal yol öngörmüş, CMK m.273/5’de Cumhuriyet savcısının yazılı istinaf talebinin başvuru nedenleri ve gerekçeleri ile gösterilmesi gerektiğine işaret etmiştir[2].

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi’nin 12.04.2017 tarihli, 2017/174 E. ve 2017/665 K. sayılı kararında; “5271 sayılı CMKnın 273/5. maddesi ile getirilen sınırlama kanun koyucunun bilinçli bir tercihi olarak görünmektedir. Cumhuriyet Savcılığı yasa gereği istinaf nedenlerini gerekçeleri ile birlikte açıkça belirttikten sonra ilgililere tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde bu husustaki cevaplarını bildirme hakkı tanınmış olması da bu hususta getirilen sınırlamayı açıkça ortaya koymaktadır, istinaf talebinin sınırlandırmadığı bir durumda bu talebin karşı tarafına bu husustaki cevaplarını bildirme hakkı tanınmasının izahı olamaz,” gerekçesine yer verilerek, hükümde yer alan düzenlemenin kanun koyucunun bilinçli bir tercihi olduğu vurgulanmıştır.

Aksi bir durumda; yani Cumhuriyet savcısı tarafından sunulan istinaf dilekçesinde, istinaf kanun yoluna başvurma nedenlerinin açıkça gösterilmediği ve kararı veren ilk derece mahkemesinin hangi hükümlerinin hangi sebeple istinaf edildiğinin de dilekçe kapsamından anlaşılamadığı bir durumda, Cumhuriyet savcısının istinaf kanun yolu başvurusunun CMK m.273/5’e aykırılığı gündeme gelecektir.

Kanun koyucu aksi bir düşüncede olsa idi, CMK m.273/5’i de m.273/4’e benzer şekilde düzenlerdi. Bu aşamada, Anayasa m.138/1’i gözardı etmemek ve yargı erkinin kanunlara göre karar vermesi gerektiğini kuralının dikkate almak gerekir. Bazen kanunların lafzının muğlak olması, yorum farklılıkları, temel hak ve hürriyetler ile Anayasaya ve hukukun evrensel ilke ve esaslarına aykırı olacak şekilde hükümler içeren kanunlar sonucunda; uygulamada sorunlar çıkabilmekte, hatta başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere kanunlar eleştirilebilmekte ve kanun koyucu olan Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından bu aykırılığın düzeltilmesi hususu, bireysel başvuruların sonuçlarında veya diğer mahkemelerin kararlarında gündeme gelebilmektedir. Sistemin işleyişi şu şekildedir; kanunlar kanun koyucu tarafından düzenlenirler, ardından yürütme organı ve idari makamlar bu kanunları gözetmekle ve uygulamakla yükümlüdürler, ortaya çıkan ihtilafları da yine Anayasa ve kanunlara göre yargı erki çözmektedir. “Kuvvetler ayrılığı” ilkesinin doğal bir sonucu olan bu kaide; bazen kuvvet veya eksen kayması nedeniyle hasar görebilir, nitekim hukuk tarihi bu tür örneklere sahiptir. “Sert/yumuşak kuvvetler ayrılığı” ve “sert/yumuşak kuvvetler birliği” tartışmasına girmeden, sadece kanunların yürürlükte kaldığı sürelerde bağlayıcı olduğu ve uygulanmaları gerektiği kuralını tekrar etmekle yetiniyoruz. Sistemin iyi bir işleyişe sahip olabilmesi; ancak temsili demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün tesisi ile mümkün olduğundan, bu işleyişin sağlanmasında “kuvvetler ayrılığı” prensibinin ve bunun sahaya yansıtılmasının önemi gözardı edilmemelidir. Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki; hukukun evrensel ilke ve esasları Anayasa m.11 ve m.13 nedeniyle kanun koyucuyu da bağlamakta olup, kanun koyucunun, kanun vazederken bu ilke ve esaslarla bağlı kalması gerektiği izahtan varestedir.

Bu kısa, ama önemli bilgiye yer verdikten sonra konumuza dönecek olursak;

Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesi’nin 10.02.2020 tarihli, 2019/6401 E. ve 2020/1213 K. sayılı kararında; “İlk Derece Mahkemesi kararından sonra 18.07.2018 tarihinde o yer Cumhuriyet savcısının; kararın bozulması için istinaf kanun yoluna gidileceği belirtilerek istinaf dilekçesini hazırlamak üzere gerekçeli kararın Cumhuriyet Başsavcılığına tebliğini talep ettiği, gerekçeli kararın tebliğinden sonra dosya içerisinde ve UYAP kayıtlarında Cumhuriyet savcısının gerekçeli istinaf dilekçesine rastlanılamadığı, müteakip işlem ve kararların bu husus dikkate alınarak yapılması gerektiğinden, Cumhuriyet savcısının istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle göstermesi ve sonucuna göre karar verilmesi sağlanmadan CMK’nın 273/5 maddesine aykırı hüküm tesisigerekçesiyle bozma kararı verildiği görülmektedir.

Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 27.10.2021 tarihli, 2020/12143 E. ve 2021/10873 K. sayılı kararında; “Cumhuriyet savcısı tarafından sanık isimleri belirtilmeden 17/11/2017 tarihinde istinaf süre tutum dilekçesi verilmiş olup CMK’nın 273/5 maddesinde öngörüldüğü şekilde istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte açıkça göstermemesi” bozma sebebi yapılmıştır.

Van Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi’nin 12.05.2023 tarihli, 2023/513 E. ve 2023/471 K. sayılı kararında yer alan; “Cumhuriyet Savcısının 23/12/2022 tarihli dilekçesi ile kararın usul ve yasaya aykırı hususlar içeriği iddiasıyla kanun yoluna başvurulacağını belirtilerek süre tutum dilekçesi verdiği, gerekçeli istinaf dilekçesini de 16/03/2023 tarihinde dosyaya sunduğu, ancak hükümdeki usul ve esas yönünden hukuka aykırılıkların nelerden ibaret olduğunu CMK 273/5. maddesinin açık hükmüne rağmen dilekçesinde göstermediği anlaşılmakla” gerekçesi ve Adana Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesi’nin 05.06.2024 tarihli, 2022/3259 E. ve 2024/1714 K. sayılı kararında yer alan; “İnceleme konusu somut olayda, o yer Cumhuriyet Savcısının 18/10/2022 tarihli dilekçesi ile Usul ve yasaya aykırı hususları içermesi nedeniyle, yukarıda zikredilen kararın bozulması için istinaf yoluna gidilecektir. İstinaf layihamızı hazırlamak üzere, gerekçeli kararın Başsavcılığımıza tebliği.. şeklinde talepte bulunduğu ve CMKnın 273/5 maddesi hükmü gereği istinaf yoluna başvurma nedenlerini açıklayan gerekçeli istinaf dilekçesi sunmadığı, mahkemenin hangi hükümlerini, hangi sebeple istinaf ettiğinin dilekçe kapsamından anlaşılamadığı görülmekle” gerekçesiyle CMK m.273/5’e aykırılığın, BAM kararlarında nasıl değerlendirildiği ortaya koyulmuştur.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 23.10.2024 tarihli, 2022/10-386 E. ve 2024/323 K. sayılı kararında; “Cumhuriyet savcısı istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleri ile yazılı isteminde açıkça gösterir. Cumhuriyet savcısı istinaf nedenlerini açıkça göstermez ise, başvurunun sanık lehine mi olduğu yoksa aleyhine mi olduğu hususunun aleyhe bozma yasağının işlevini kaybetmemesi adına en geç inceleme tarihine kadar açıklattırılması gerekir. Bu mümkün olmadığında ise, başvurunun sanık lehine mi yoksa aleyhine mi olduğu anlaşılamıyorsa, cumhuriyet savcısının sanık lehine kanun yoluna başvurduğu kabul edilmelidir.” gerekçesine yer verilerek, Cumhuriyet savcısının sanık lehine mi yoksa aleyhine mi istinaf kanun yoluna başvurduğunun anlaşılamadığı durumda, başvurunun “sanık lehine” yapıldığının kabul edilmesinin gerektiği ortaya koyulmuştur.

5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un “Başkanlar Kurulunun Yetkileri” başlıklı 35. maddesinin 1. fıkrasının 3. bendinde yer alan karar uyuşmazlıklarının giderilmesine ilişkin düzenleme neticesinde; “İlk Derece Mahkemesinden verilen ve istinaf kanun yoluna başvurulan kararlar hakkında Cumhuriyet savcısının CMK’nın 273/5 maddesi gereğince, istinaf yoluna başvurma nedenleri (gerekçe) göstermemesi veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi ... içinde kanun yoluna başvuru nedenlerini bildirmemesi ya da gerekçeli istinaf dilekçesinin süresinden sonra sunulması hallerinde, CMK’nın 279 uncu maddesi gereğince istinaf isteminin reddi karar mı verileceği, yoksa tevdi kararı verilerek istinaf nedenleri hakkında Cumhuriyet savcısından açıklama mı isteneceğine ilişkindir.” konulu uyuşmazlığın karara bağlandığı Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 16.01.2024 tarihli, 2023/10337 E. ve 2024/622 K. sayılı kararında, Cumhuriyet savcısının neden gösterme zorunluluğuna uymaması halinde, bu zorunluluğa uyulmamasının yaptırımı konusunda temyiz kanun yolu bakımından açık bir düzenleme bulunmasına rağmen, istinaf kanun yolu başvurusunda Cumhuriyet savcısı tarafından sebep gösterilmediğinde bunun sonucun ne olacağının kanunda düzenlenmediği,

İstinaf kanun yoluna başvuran Cumhuriyet savcısının isteminde sebep göstermemesi veya sebep göstermekle beraber, başvurunun sanığın lehine veya aleyhine olduğunun anlaşılamadığı durumda ise; öncelikle, hükmü veren ilk derece mahkemesi tarafından istinaf talebinin kabul edilebilirliği yönünden inceleme yapılması, eğer bu inceleme yapılmamışsa Cumhuriyet savcısının istinaf dilekçesinde sebep göstermesinin sağlanması amacıyla BAM ceza dairesi tarafından dosyanın ilgili mahkemeye iade edilmesi suretiyle, Cumhuriyet savcısının istinaf nedenlerini ayrıntılı olarak göstermesinin ve yapılan başvurunun sanığın lehine veya aleyhine olduğunun açıklığa kavuşturulmasının gerektiği, tüm bu hususlar yerine getirildikten sonra, yine de sebep gösterilmesi konusunda istenilen sonuca ulaşılamaması halinde ise, istinaf başvurusunun “sanık lehine” kabul edileceği,

Yasal süresi içerisinde Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğunda; müddet-i muhafaza dilekçesinde veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren süresi içerisinde yapılan istinaf kanun yolu başvurusunda, başvuru sebeplerinin gösterilmediği veya istemin sanık lehine mi yoksa aleyhine mi olduğunun anlaşılamadığı durumda, istinaf talebinin reddedilemeyeceği,

Açıklanmıştır.

Her ne kadar Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin kararında; Cumhuriyet savcısının istinaf iradesini ortaya koyması yeterli kabul edilmiş olsa da, gerekçenin açıklattırılamadığı veya istinaf kanun yolu başvurusunun sanık lehine mi yoksa aleyhine mi yapıldığının anlaşılamadığı durumlarda, başvurunun “sanık lehine” yapıldığının kabul edilmesinin vurgulandığı görülmektedir. Bu kabulün aksi bir uygulamada ise; CMK m.273/4’de Cumhuriyet savcısı dışında kalan kişilere tanınan sebep gösterme zorunluluğuna ilişkin “dilekçe veya beyanında, başvuruya ilişkin nedenlerin gösterilmemesi inceleme yapılmasına engel olmaz.” muafiyeti ile CMK m.273/5’de Cumhuriyet savcısına yüklenen “nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça” gösterme yükümlülüğünün arasında kanun koyucunun bilinçli tercihi olan farkın bir anlamı kalmayacak olup, Cumhuriyet savcısı tarafından CMK m.273/5’de gösterilen usule uygun şekilde istinaf kanun yoluna başvurulmamasına rağmen, bu başvurunun kabul edilmesi suretiyle sanık aleyhine değerlendirme yapılabilmesinin önü açılacaktır.

Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki; eski düzenlemeye göre Cumhuriyet savcısı tarafından sunulan “müddet-i muhafaza” dilekçesinin sonrasında gerekçeli karar kendisine tebliğ edilmişse, Cumhuriyet savcısı da süresi içerisinde istinaf sebeplerini ve gerekçelerini gösteren bir istinaf dilekçesi sunmuşsa, burada bir sorun olmuyordu. Bununla birlikte; gerekçeli karar kendisine tebliğ edildikten sonra, Cumhuriyet savcısı tarafından yasal süresinde istinaf sebeplerini belirtecek şekilde gerekçeli bir istinaf dilekçesi verilmemişse, bu durumda verilen “müddet-i muhafaza” dilekçesinin, bölge adliye mahkemeleri ve daha sonrasında Yargıtay tarafından CMK m.273/5’i karşılayacak nitelikte bir dilekçe olup olmadığı değerlendirilip, yani “müddet-i muhafaza” dilekçesindeki anlatımın sebep ve gerekçe kriterini karşılayıp karşılamadığına bakılarak, yazılı istemde usule uygun sebep ve gerekçe yoksa CMK m.273/5’de gösterilen usule uygun şekilde istinaf kanun yoluna başvurulmadığından bahisle istinaf talebinin reddine karar verilmelidir.

Belirtmeliyiz ki; Yargıtay 3. Ceza Dairesi, bölge adliye mahkemeleri ceza daireleri arasında CMK m.273/5’in tatbikinden kaynaklanan görüş ayrılığına ilişkin 16.01.2024 tarihli kararı verirken, Cumhuriyet savcısının içeriği belirsiz, somut neden ve gerekçe belirtmekten uzak istinaf başvurusunun süresinde sayılıp açıklattırılması, özellikle de sanığın lehine olup olmadığı hususunda Cumhuriyet savcısından açıklama yapmasının istenilmesinin gerektiğini söylese de, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda 7499 sayılı Kanunun 18. ve 21. maddeleri ile yapılan değişiklikle istinaf süresi tebliğden itibaren başlamak üzere 2 hafta olarak belirlendiğinden ve “Temyiz gerekçesi” başlıklı CMK m.295 de yürürlükten kaldırıldığından, en önemlisi de CMK m.273/2’nin yine 7499 sayılı Kanunun 18. maddesi ile yürürlüğüne son verildiğinden, 7499 sayılı Kanundan önce maddenin yürürlükte bulunan haline göre verilen Yargıtay 3. Ceza Dairesi kararının, 2024 yılında 7499 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten sonra yürürlükte olan haline göre uygulanması gerekmekle, Cumhuriyet savcısının CMK m.273/5’e uygun olarak istinaf talebinde bulunmasının zorunlu olduğu, bu şekilde yapılmayan istinaf başvurusunun reddinin uygun olacağı, bununla birlikte bölge adliye mahkemeleri ceza daireleri arasında uyuşmazlığı çözen 3. Ceza Dairesi kararında 7499 sayılı Kanunla getirilen düzenleme uyarınca değişikliğe gidilmesinin gerektiği, aksi halde içtihat uyuşmazlığının devam edeceği, nitekim Yargıtay daireleri arasında farklı uygulamaların olduğu, nitekim CMK m.273/5’in lafzına uygun şekilde tatbikinin lüzumlu olduğu, esasen Sayın Dairenin kararına da katılmadığımızı, CMK m.273/5’de değişiklik olmasa da Cumhuriyet savcısının istinaf dilekçesi içeriğinin mahkemenin gerekçeli kararına karşı sebepleri ve gerekçeleri içermesi gerektiğini ifade etmek isteriz.

III. Cumhuriyet Savcısının Temyiz Kanun Yolu Başvurusunun İçeriği

12.03.2024 tarihli, 32487 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7499 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; 20. maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 294. maddesine “Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesinde, temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça belirtir.” hükmü eklenmiş olup, Kanunun 21. maddesi ile Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 295. maddesi 01.06.2024 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır.

CMK m.294’ü değiştiren 7499 sayılı Kanunun 20. maddesinin gerekçesi; “(…) Kanunun 295 inci maddesi de yürürlükten kaldırılmaktadır. Ancak 295 inci maddede yer alan, Cumhuriyet savcısının temyiz dilekçesinde, temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça belirtmesi gerektiğine ilişkin hüküm, ihtiyaç ve bağlantı nedeniyle 294 üncü maddeye taşınmaktadır. Böylelikle, uygulamada oluşabilecek tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır.” şeklinde açıklanmış ve uygulamada oluşabilecek tereddütlerin giderilmesinin amaçlandığı vurgulanmıştır.

Yürürlükten kaldırılan “Temyiz gerekçesi” başlıklı mülga CMK m.295/1’de; “Temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilir. Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesinde, temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça belirtir.” hükmü yer almakta ve Cumhuriyet savcısının temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunun açıkça belirtilmesi, isminde “gerekçesi” ibaresi yer alan bir başlık altında öngörülmekte idi.

“Temyiz başvurusunun içeriği” başlıklı CMK m.294/1’de; “Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesinde, temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça belirtir.” hükmü yer almakla, Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan istinaf kanun yolu başvurusunda olması gerektiğinin aksine, “gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça” ibaresine burada yer verilmemiştir.

Temyiz kanun yolunda; temyiz başvurusunun içeriğinin CMK m.294/1’e uygun olmadığı durumda, “Temyiz isteminin reddi” başlıklı CMK m.298’de yer alan “Yargıtay, süresi içinde temyiz başvurusunda bulunulmadığını, hükmün temyiz edilemez olduğunu, temyiz edenin buna hakkı olmadığını ya da temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediğini saptarsa, temyiz istemini reddeder.” hükmünden hareketle, temyiz istemi reddedilecektir.

Belirtmeliyiz ki; kanun koyucu, istinaf isteminin içeriğini m.273’de ve temyiz başvurusunun içeriğini de m.294’de ayrı ve özel düzenlemiştir. Dolayısıyla; bu maddelerde yapılan değişiklikler ve “Temyiz gerekçesi” başlıklı m.295’in yürürlükten kaldırılması, m.273’de düzenlenen istinaf isteminin içeriğine ilişkin kurallarda değişikliğe yol açmayacaktır.

V. Değerlendirme

Cumhuriyet savcısının istinaf talebini diğerlerinden ayıran en önemli husus, CMK m.273/5’de düzenlenmiştir. Buna göre, Cumhuriyet savcısı istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleri ile birlikte yazılı isteminde açıkça göstermek zorundadır. Gerekçe gösterme zorunluluğu sanık veya katılan açısından getirilmemiş, ancak Cumhuriyet savcısına bu yükümlülük kanunen yüklenmiştir. Bunun nedeni; sadece Cumhuriyet savcısının, hem sanık lehine ve hem de sanık aleyhine istinaf başvurusunda bulunabilme imkanıdır. Kanunun gerekçe bakımından emredici hükmüne rağmen Cumhuriyet savcısının istinaf talebinin gerekçesiz olması halinde, bu talep geçerli bir istinaf talebi olarak kabul edilmemelidir[3].

CMK m.273/5’de yer alan hüküm; sadece istinaf nedenini yeterli görmemiş, ayrıca bu nedenin gerekçesinin açıkça belirtilmesi gerektiğini düzenlemiştir. Burada, “karar hukuka aykırıdır” şeklinde bir ibarenin istinaf nedeni olup olamayacağını da ele almak gerekir. Bu durumda iki ihtimal vardır: Birincisi, “karar hukuka aykırıdır” istinaf nedenidir; bunun gerekçesi ise, örneğin haksız tahrik hükümlerinin yanlış uygulandığı iddiasıdır. İkincisi ise, “karar hukuka aykırıdır” yeterli bir neden değildir; hangi hukuk kuralına (istinaf nedeni) ve neden (gerekçe) aykırı olduğu belirtilmelidir[4].

Bu durumda; Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan istinaf kanun yolu başvurusunda, başvurma nedenlerinin gerekçeleri ile birlikte açıkça gösterilmesinin gerekliliğini düzenleyen CMK m.273/5 ile temyiz başvurusunun içeriğini düzenleyen m.294/1’in birinci cümlesi arasında fark bulunduğu,

Her ne kadar CMK m.294/1’de; Cumhuriyet savcısının temyiz dilekçesinde, istemin sanığın yararına veya aleyhine olduğunun açıkça belirtilmesi gerektiği düzenlense de, CMK m.273/5’de olduğu gibi “gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça” ibaresine burada yer verilmediği,

Uygulamada; CMK m.294/1’de yer alan “neden dolayı bozulmasını istediği” ibaresinin, Cumhuriyet savcısı tarafından “mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken beraatına” ya da “beraatına karar verilmesi gerekirken mahkumiyetine” şeklinde ortaya koyulduğunda temyiz iradesi için yeterli kabul edildiği,

Ancak bunun; Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan istinaf kanun yolu başvurusunun içeriğini düzenleyen CMK m.273/5’in “başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkçaibaresinden hareketle, istinaf kanun yolu başvurusunda kabul edilemeyeceği, Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan istinaf kanun yolu başvurusunda CMK m.273/5’e bağlı kalınarak, fıkranın ilk cümlesinde öngörülen şekilde bir yazılı istemin düzenlenmesinin gerektiği,

CMK m.273/4’e göre; sanık, katılan, katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görenlerin, istinaf kanun yoluna başvuru dilekçelerinin veya beyanlarının, başvuru nedenlerini içermemesinin, istinaf incelemesi yapılmasına engel teşkil etmeyeceği gibi, CMK m.273/5 gereğince de Cumhuriyet savcısının istinaf kanun yoluna başvuru nedenlerinin, yazılı istemde gerekçeleri ile birlikte açıkça gösterilmesinin zorunlu olduğu,

Bölge adliye mahkemeleri tarafından; Cumhuriyet savcısının CMK m.273/5’e uygun şekilde hazırlamadığı, yani istinaf kanun yoluna başvurma nedenlerini yazılı isteminde gerekçeleri ile birlikte açıkça göstermediği bir başvurunun reddedilmesinin gerektiği, Cumhuriyet savcısı tarafından sanık aleyhine usulüne uygun şekilde istinaf edilmeyen ve CMK m.273/5’e aykırı şekilde yapıldığı gerekçesiyle reddedilmesi gereken başvurunun kabul edilmesi durumunda ise, işin esasına girilmek suretiyle yapılacak yargılama sonucunda verilecek kararın da açıkça usule ve yasaya aykırı olacağı,

CMK m.273/5 dikkate alındığında; Cumhuriyet savcısının istinaf yoluna başvurma nedenlerini yazılı isteminde açıkça göstermesi gerektiğinden, “müddet-i muhafaza” olarak eski usulde, yani kararın tefhimi ile başlayan istinaf süresinde ve hatta gerekçeli kararın tebliği ile başlayan istinaf kanun yoluna başvuru usulünde “sanığın eylemi sabit iken, mahkumiyeti yerine beraatine karar verilmesi sebebiyle aleyhe istinaf yoluna gidilmesine karar verilmiştir” ibaresinin, sanığın aleyhine istinaf kanun yoluna başvurulmasında yeterli görüldüğü, ancak bu kabulde isabet bulunmadığı, çünkü kanun koyucunun ilgili hükümde, Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf kanun yoluna başvurma nedenlerinin gerekçeleri ile birlikte yazılı istemde açıkça gösterilmesinin gerektiğini düzenlediği,

Buna göre; bahse konu “sanığın eylemi sabit iken” sözünün bir istinaf sebebi kabul edilebileceği, ancak bunun gerekçe sayılamayacağı, dolayısıyla, sırf bu ibareye yer vermek suretiyle sanığın aleyhine yapılan istinaf kanun yolu başvurusunun, istinaf talebinde nedenlerin gerekçeleri ile birlikte belirtilmesi gerektiğini düzenleyen CMK m.273/5’de gösterilen usule uygun şekilde bir istinaf kanun yoluna başvurusu olarak kabul edilemeyeceği,

İzahtan varestedir.

Prof. Dr. Ersan Şen

Stj. Av. Dündar Can Yorgun

(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

-------

[1] https://www.hukukihaber.net/kanun-yollarinda-sebep-gosterme-zorunlulugu

[2] https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisinin-aleyhe-istinafinda-bam-ceza-dairesi-sebeple-bagli-midir

[3] https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisinin-gerekcesiz-istinafi

[4] https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisinin-istinaf-basvurusuna-iliskin-guncel-tartismalar