Hepimiz sistem içerisinde ihtiyaçlarımızı ve isteklerimizi optimum çözümlerle gidermeye çalışıyoruz. Tabi, her bireyin optimum çözümü kendi bakış açısı, donanımı ve eğilimleri çerçevesinde farklılaşıyor. Bununla birlikte, optimum çözümü yakalamanın olmazsa olmaz koşullarından biri de diğer insanların bakış açılarını anlamak. Bu nedenle, avukatlık ya da hukuki danışmanlık hizmeti alacak bireylerin, hizmet veren tarafta olan insanların yani avukatların ve hukukçuların bakış açılarını bilmelerinde fayda var. O halde, avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetine ihtiyaç duyan kişilerin bilmesinde fayda bulunan bazı hususlara değinmek lazımdır.
Her ne kadar emsal vakalar bulunsa da her vaka diğer hiçbir vakada bulunmayan kendine has özellikler taşır.
Evet, gerçek bu.
O halde, başımıza gelen olayın münhasıran incelenmesi, irdelenmesi, düşünülmesi, kafa yorulması gereken yönlerinin olduğunun bilincinde olmalıyız.
Bir ilişkideki hukuki sorunun tespiti ve nitelendirilmesine yönelik “ön hazırlık” aşaması bile çok büyük emekler isteyen uzun soluklu bir çalışma yapılmasını gerektirebilir. Söz gelimi; emlakçılık, simsarlık ve ortaklık unsurlarını içeren bir sözleşmeye hangi hukuk kuralarının uygulanması gerektiğini tespit etmek haftalarca araştırma yapılmasını gerektirebilir ve sonuçta kesinliği olmayan uğruna mücadele edilmesi gereken teorik bir argüman ortaya çıkabilir. Üstelik, tüm kurtuluşumuz da bu argümana bağlı olabilir.
Mesele hukuki temellendirilmesi yapılmış ve kendi içinde tutarlı argümanları üretmekten ibaret değildir. Bunların müvekkillere uygun olması ve bu konuda müvekkillerin ikna olması gerekir. Elbette, bunun için tüm ihtimallerin -ki bu hiçbir hukuk kitabında yazmaz ve hiçbir yerde formel bir şekilde bulunmaz- ortaya konulup hukuki risklerinin izah edilmiş ve birlikte değerlendirilmiş olması gerekir ki; bir yol haritası ortaya çıkabilsin.
Peki, bu işi kim yapacak? Yani, kim başımıza gelen olay hakkında inceleme ve araştırma yapacak? Kim, elde ettiği bulguları yasalarla ve içtihatlarla uyumlu bir şekilde izah edecek? Kim, masumiyetimizi arayacak? Kim, vakadaki insani makuliyetleri keşfetmeye kafa yoracak? Kim, daha önceki beyanları ile tutarlı olmayı gözetmek için uğraşacak? Kim, acaba daha önce değinilmeyen ama önem arz eden bir nokta var mı, diye kafa yoracak?
Peki, bunların her birinin, birer “iş” olduğunun farkında mıyız? Bunların hiçbirisinin kendiliğinden gerçekleşmeyeceğini, ancak bu yönde bir çaba ve gayret sarf edilirse olacağını, üstelik bu gayret ve çabanın nitelikli ve derinlikli olmasının sonuca doğrudan etkili olduğunu idrak ettik mi?
Avukatlık hizmeti, zannedilenin aksine bir çırpıda söylenecek bir cümleden ibaret değildir!
Çok güzel bir ürün üreten bir İmalatçı bir Pazarlamacıya gitmiş ve bir slogan istemiş. Meşhur Pazarlamacı da İmalatçıya güzel ve vurucu bir slogan söylemiş! İmalatçı sevinçle adeta uçarak gidip hemen sloganı ürünün ambalajına yazmış. Yazarken de “bu iş bitti, piyasayı kasıp kavuracağız” diye içinden geçirmiş. Ancak birkaç cılız beğeni ifadesi dışında hiçbir önemli tepki gelmemiş. İmalatçı, tekrar Pazarlamacıya gidip “sen bu işi bilmiyorsun, verdiğin slogan hiçbir işe yaramadı” demiş. Pazarlamacı gülümsemiş ve “pazarlama yaptın mı ki?” demiş. İmalatçı, “dalga mı geçiyorsun, sloganı senden aldım ya!” demiş. Pazarlamacı acı bir surat ifadesiyle, “peki, pazarlamanın slogandan ibaret olduğunu kimden ögrendin!” demiş.
Gerçekten, çoğu müvekkil adayı “sihirli bir cümle” ile sorunun çözüleceğini düşünür. Müvekkil adaylarının birçoğu ise sihirli de olsa bir cümle için para ödemenin gereksiz olduğuna inanır.
Gerçekten, sonuç olarak ortaya çıkan kısa çözümlerin arkasındaki devasa emeği görmemek ve kısa çözümün az emek gerektirdiği gibi bir yanılgıyla konuşmak ülkemizde çok yaygın görülen bir cehalet çeşididir. Albert Einstein'ın en meşhur formülü “E = mc²”denklemidir. Bu formül, kütle (m) ve enerji (E) arasındaki ilişkiyi gösterir. Birinin gidip Einstein’a “söylediğin üç tane harften ibaret, bir de karşılık mı bekliyorsun!” dediğini hayal edebiliyor musunuz? Ben hayal edemedim. Hayal gücüm o kadar güçlü değil!
Tıpkı Einstein’a tepki gösteren kişi gibi bir slogan ile pazarlama yaptığını zanneden İmalatçının durumu da anılan cehalet türünün birer görünümüdür. Cehaletin verdiği özgüvenle yıllarını pazarlama işine vermiş bir uzmanı “işini bilememekle” suçlaması da çabası. Maalesef avukatlar ve hukukçular olarak en çok mustarip olduğumuz tavırda henüz ismi konulmamış olan bu cehalet türünden kaynaklanan eylem ve söylemlerdir.
Pazarlamacıdan farkımız şu ki; bir pazarlamacı bu durumu nadiren yaşarken biz avukatlar sürekli yaşıyoruz. Evet, avukatlar da özel sektörde serbest meslek erbabı olarak çalışırlar ve serbest piyasa ekonomisine tabiler. Fakat, avukatlık hizmetinin bir ticari emtia olmadığı da aşikar. O halde, her bir avukatın kendi emeğine biçeceği fiyat(değer değil!) farklı olabilir. Zira, verilecek emek özdeş değildir ve bir avukatın bir işi üstlenirken tasarladığı performansı ancak kendisi bilebilir.
Yeri gelmişken şunu da ifade etmek isterim: Avukatların kendi emeklerini pazarlamasını beklemek yanlış bir tutum olduğu kadar korsan pazarlama kriterleri ile avukatlık hizmetini tartmaya çalışmak da yanlıştır. Bir avukatın hizmet verdiği alanın hizmet alanın son derece kişisel olan sorunu olduğu unutulmamalı!
Yasaların ve içtihatların birer hammadde olduğu ve bu hammaddelerden kendi uyuşmazlığımıza uygun çözümün üretilebilmesi için yeni bir düşünsel çabaya ve fikir işçiliğine ihtiyaç olduğunu idrak etmek, neden bu kadar zor!
Sırf ön hazırlık aşması için gerekli olan bu emeğin birkaç katının dava hizmeti sürecinde verileceği de herkesçe malum.
Aylarca süren duruşmalar, yıllarca süren istinaf ve temyiz aşamaları, dosyanın yükünün uzun yıllar boyunca avukatın sırtında kalmasına neden olur.
Bazen dört beş yıl sonra gelen bir bozma kararı ile şoke olursunuz bazense aradan o kadar uzun zaman geçtiği için dosyayı tekrar okumanız gerekir.
Her bir safahatta iletişim çatışmalarına ve yanlış anlamalara gebe onlarca bitmek bilmeyen telefon görüşmesi de bu işin sadece küçük bir parçasıdır.
Yapay zeka avukatların işini kolaylaştırsa da henüz sorumluluğu ile birlikte devraldığı hiçbir görev yok. Olmasına dair beklentiler de her geçen gün zayıflıyor. Çünkü, yapay zekanın da kuralları ve hukuku oluşmaya başladı; yapabiliyor olması yapma özgürlüğüne sahip olduğu anlamına gelmiyor, tıpkı biz organik zekalar gibi.
Ayrıca, yapay zekadan birkaç bilgi kırıntısı ögrenmiş olmanız, hukuk nosyonu edindiğiniz anlamına gelmiyor. Karşı tarafın da elinde olan imkanların sadece kendi elinizde olduğunu zannetmek de herhangi bir üstünlük bahşetmiyor.
Bir avukatın varlığı ve yokluğu arasındaki farkı görmek isteyen herkese, karakola ya da adliyeye tek başına gidip aradaki farkı doya doya deneyimlemesini tavsiye ederiz.
Yokluğumuz kendisini çok ağır ve sancılı bir şekilde hissettir. Fakat, varlığımız sağladığı tüm konfora rağmen adeta görünmez, hissedilmez ve algılan(a)mazdır.
Yasal sürecin en zor ve bunalımlı kısmının atlatılmış olmasının avukatlık hizmetini değerine bir etkisi yok. Ama, her nedense ilk aşamada işlerini yoluna sokacak avukata “süpermen” muamelesi yapan kıymetli müvekkiller, işler rayına oturtulduğunda ve özellikle olumlu bir sonuç elde edildiğinde inanılmaz bir hızla avukata “külkedisi” muamelesini reva görebiliyorlar. Ne var ki, külkedisine dönüşen kahraman prenses, süpermen değildi! İşleri rayına oturtmak bu kadar kolaysa bizzat yapmayı da deneyebilirsiniz. Çok uzun süren davaların neredeyse tamamının hukuki danışmanlık ve yasal strateji yoksunluğundan kaynaklandığını hatırlatmama bilmem gerek var mı!
Neticeten, işbu makalenin muhtevasını içerir beyanatın her daim lüzumunu hissettirdiği izahtan varestedir.