I. Giriş
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma” başlıklı 280. maddesinde, bölge adliye mahkemeleri tarafından dosya ve dosya ile birlikte sunulan deliller incelendikten sonra verilebilecek kararlar düzenlenmiştir. Bölge adliye mahkemelerinin bozma kararı verebileceği haller ise, CMK’nın 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde gösterilmiştir. Buna göre;
“e) İlk derece mahkemesinin kararında 289 uncu maddede belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması halinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
f) Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya önödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması halinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine”,
Hükümlerinden hareketle, “Hukuka kesin aykırılık halleri” başlıklı CMK m.289’da düzenlenen (e) bendinde yer alan dokuz durumda ve (f) bendinde yer verilen hallerde bölge adliye mahkemeleri tarafından bozma kararı verilebilmektedir.
Hukuka kesin aykırılık halleri, CMK m.289’da;
“a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması.
b) Hakimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hakimin hükme katılması.
c) Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu halde hakimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hakimin hükme katılması.
d) Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi.
e) Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması.
f) Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlal edilmesi.
g) Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi.
h) Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması.
i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması.”,
Şeklinde sıralanmıştır.
Diğer hallerde ise; CMK m.289/1-g uyarınca, bölge adliye mahkemesi tarafından gerekli tedbirler alındıktan sonra davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanılması gerekmektedir.
Bu yazımızda; istinaf aşamasında bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince yapılan incelemenin usulüne uygun şekilde gerçekleştirilmemesi halinde doğabilecek sorunlar ile bu sorunlardan kaynaklı olarak sanığın temyiz hakkının engellendiğini ve mahkemeye erişim hakkının kısıtlandığını Yargıtay kararları ve konu ile ilgili diğer yazılarımızın[1] ışığında değerlendireceğiz.
Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki; 24.12.2025 tarihli ve 7571 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 25. maddesi ile CMK m.289/1-g, yani “Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi” ve CMK m.289/1-h, “Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması” hükümleri, bölge adliye mahkemeleri tarafından bozma sebebi yapılabilecek hukuka aykırılık sebepleri arasına alınmıştır.
7571 sayılı Kanun öncesinde; bölge adliye mahkemeleri tarafından, ilk derece mahkemesi kararlarına karşı bozma sebebi yapılabilecek durumlardan CMK m.289/1’de yer alan (g) ve (h) bentleri hariç tutulmaktaydı. Nitekim bu değişiklikle, CMK m.289’da yer alan hukuka kesin aykırılık hallerinden BAM ceza dairelerince bozma kararı verilebilecek sebeplerin sayısı dokuza çıkmıştır.
II. BAM Kararlarında Hukuka Aykırılığın Değerlendirilmesi
Uygulamada; bölge adliye mahkemeleri tarafından CMK m.289/1’de sayılan dokuz bozma sebebi ile yetinilmemekte olduğu, bozma sebebi yapılabilecek hukuka kesin aykırılık hallerinin sınırlı şekilde sayılmasına rağmen yorum yoluyla genişletilebildiği, bu şekilde uygulamanın, hem yukarıda değindiğimiz CMK m.280/1-g’de yer alan düzenlemeye uygun olmadığı ve hem de hukuka aykırılık teşkil ettiği,
Bu durumun; “Direnme yasağı” başlıklı CMK m.284/1’de düzenlenen “Bölge adliye mahkemesi karar ve hükümlerine karşı direnilemez” hükmü de gözönüne alındığında, uygulamada sorun yarattığı, ancak maddede düzenlenen direnme yasağının yalnızca hukuka uygun şekilde verilen kararları kapsayacağı,
Bölge adliye mahkemeleri tarafından verilen ve CMK m.289/1’de sayılan bozma sebepleri dışında bir bozma gerekçesinin hukuka uygun olduğunun kabul edilemeyeceği, bu halde bölge adliye mahkemesinin kendisine tanınan yetkileri aşmak suretiyle hukuka aykırı şekilde hareket ettiğinin kabul edileceği görülmektedir.
Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinden beklenen; hukukilik denetimi yapmakla sınırlı kalmamaları, bozma kararından ziyade iki dereceli yargılama sistemini amacına uygun olarak ve maddi vakayı da inceleme yetkisi ve yükümlülüğü olduğundan hareketle, CMK m.280’de yer alan “dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra” hükmü de gözönüne alınarak, hem taraflar ve hem de delillerle temasta bulunması, yani duruşma açıp, duruşmalı inceleme yapmasıdır.
Ceza muhakemesinde amacın maddi gerçeğe ve adalete ulaşmak olduğu bilinmekle birlikte; duruşmaların yapılması, yani sanığın duruşmaya katılarak, suçlamalara cevap vermesi, savunma yapması ve delilleri tartışması bir haktır. Aksi kabulde gündeme gelecek olan husus, sanığın yokluğunda yapılan soruşturmadan ve bunun sonucunda hazırlanan iddianameden hareketle ceza tayini yoluna gitmektir. İki durum arasındaki sanık aleyhine ciddi fark gözetilerek, gerekli tüm usuli güvencelerin yerine getirilmesi, maddi gerçeğe ve adalete ulaşmak konusunda önem teşkil etmektedir.
Bölge adliye mahkemeleri tarafından CMK m.280/1-g’ye ve m.280/2’ye aykırı hareket edildiği, yani duruşma hazırlığı işlemlerine başlanılmasına karar verilmesi gerekirken, bozma kararı ile birlikte dosyanın ilk derece mahkemesine gönderildiği durumda, yeniden yargılama yapan ilk derece mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararının “Temyiz” başlıklı CMK m.286/2 uyarınca temyiz edilemeyecek kararlar kapsamında kalması mümkün olabilmektedir.
Örneğin; bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesi tarafından direnme yasağı kapsamında yapılan yargılamada, ilk derece mahkemesince verilecek mahkumiyet kararının 5 yıl ve altında kalan hapis cezasını içermesi halinde, bu hükmün temyizi mümkün olmayacaktır. Bununla birlikte; hapis cezası 5 yıl ve altında kalsa dahi, yine de kararın temyiz edilebileceği durumlar da bulunmaktadır.
Bunlar; CMK m.286/2-3’de suçun vasfından dolayı temyiz yasağından bahsedilmediğinden hareketle, hapis cezasının süresine bakılmaksızın suçun vasfından, yani hukuki nitelendirmesinden kaynaklanan sebeple temyize gidilebileceği hallerle birlikte,
CMK m.286/3’de sayılan ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümlerinden; “Hakaret” başlıklı TCK m.125/3’de, “Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit” m.213’de, “Suç işlemeye tahrik” başlıklı m.214’de, “Suçu ve suçluyu övme” başlıklı m.215’de, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” başlıklı m.216’da, “Kanunlara uymamaya tahrik” m.217’de, “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” başlıklı m.217/A’da, “Cumhurbaşkanına hakaret” başlıklı m.299’da, “Devletin egemenlik alametlerini aşağılama” başlıklı m.300’de, “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama” başlıklı m.301’de, “Silahlı örgüt” başlıklı m.314’de, “Halkı askerlikten soğutma” başlıklı m.318’de,
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun “Açıklama ve yayınlama” başlıklı 6. maddesinin 2. ve 4. fıkrasında, “Terör örgütleri” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkrasında,
2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu “Yasaklara aykırı hareket” başlıklı m.28/1’de, “Kanuna aykırı propaganda vasıtaları ve suç işlemeye teşvik” başlıklı m.31’de, “Direnme” başlıklı m.32’de,
Düzenlenen suçlardır. Bunlar deyim yerinde ise temyizi mümkün şanslı suçlardır. Bu kapsama girmeyen, istinaf kanun yolu incelemesinin duruşma açılıp yapılması gerekirken yapılmayan, her birisi 5 yıl veya altında 10 suçtan ayrı ayrı ceza almış sanığın temyiz hakkı olmayacak ve dosyası Yargıtay’da hukukilik denetiminden de geçemeyecektir. Bu örnekte sanık, hem duruşma hakkından yararlanamayacak ve hem de temyiz hakkından mahrum kalacaktır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 30.04.2025 tarihli, 2024/6-490 E. ve 2025/197 K. sayılı kararında; “(…) Bölge Adliye Mahkemelerinin kural olarak bir ıslah mahkemesi oldukları, bir bozma mahkemesi olan Yargıtay gibi davranamayacağı, bozma kararı verilebilecek hallerin davanın esasına ilişkin olmadığı, bu mahkemelerce iş yoğunluğu gibi mülahazalarla kanunun kendisine tanımadığı bir yetki kullanılarak bozma kararları verildiğinin bilinen bir gerçeklik olduğu” tespitleri ile birlikte, “Bölge Adliye Mahkemelerinin kanuni dayanağı bulunmayan (CMK’nın 280/1-e,f maddesi hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden İlk Derece Mahkemesince tesis edilecek kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle hukuka açık ve ağır aykırılıklar taşımaları sebebiyle hükümsüz sayılmaları” gerektiğine yer verilmiştir.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 06.04.2026 tarihli, 2026/526 E. ve 2026/5677 K. sayılı kararında; sanık hakkında İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na aykırılık suçundan verilen beraat kararı ile TCK m.184 uyarınca imar kirliliğine neden olma suçundan hükmolunan erteli 1 yıl 15 gün hapis cezasına ilişkin mahkumiyet kararının istinaf edildiği,
İstinaf Mahkemesi tarafından hükmün; beraat kararının yerinde olmadığına dair gerekçe ile hukuka aykırı şekilde bozulmasından sonra, açıkladığımız şekilde bu karara direnme yetkisi bulunmayan ve uymak zorunda olan İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan hüküm kurulmasına yer olmadığına dair karar ile 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan mahkumiyet hükmü kurulduğu, bu karara karşı da istinaf başvurusunda bulunulduğu,
Bölge Adliye Mahkemesi yeni kararında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan verilen 2 yıl 1 ay hapis ve 100,00-TL adli para cezasına ilişkin hükme yönelik istinaf başvurusunun sanığın 1 yıl 8 ay hapis ve 80,00-TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmek suretiyle düzeltilerek esastan reddolunması suretiyle kesin nitelikte hüküm kurulduğu, bu hükme karşı, BAM Cumhuriyet Savcısı tarafından kararın kesin olmadığı ve temyize tabi olduğu ileri sürülerek temyiz kanun yoluna başvurulduğu,
Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin hükme yönelik temyiz isteminin reddine dair ek karar verildiğinin anlaşıldığı, her ne kadar karardan anlaşılamasa da, kararı temyiz eden BAM Cumhuriyet Savcısının bu ek karara karşı temyize başvurduğu,
Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin ise; istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine dair kararının temyize tabi olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığını tespit ettiği,
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen bozma kararının CMK m.280/1’in (e) ve (f) bentlerinde sınırlı şekilde sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği gibi, 7571 sayılı Kanunun 25. maddesi ile yapılan değişiklikle yürürlüğe giren bozma sebeplerine de uygun düşmediği gerekçeleri ile inceleme yapıp, BAM Ceza Dairesinin ilk bozma kararı ile bozma sonrasında İlk Derece Mahkemesinin mahkumiyet kararını, yine BAM Ceza Dairesinin esastan ret kararının hükümsüz sayılmaları gerektiğini ifade ettiği,
Daire tarafından; BAM Ceza Dairesince CMK m.280/1-2 uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak, delillerin değerlendirilmesinden sonra İlk Derece Mahkemesinin ilk kararı ile ilgili olarak istinaf kanun yolu denetimi yapılması gerektiği düşüncesiyle bozma kararı verildiği,
Görülmektedir.
Uygulamada belirttiğimiz tüm sorunlara ek olarak, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 12.02.2025 tarihli, 2024/9-567 E. ve 2025/62 K. sayılı kararında; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, İlk Derece Mahkemesinin verdiği mahkumiyet hükmünün duruşma açılmaksızın kaldırılıp, yerine suç vasfı değiştirilerek mahkumiyet hükmü kurulmasının hukuka aykırı olduğuna dair tespit yer almaktadır. Ceza Genel Kurulu, Bölge Adliye Mahkemesinin duruşmayı açmadan ve delilleri değerlendirmeden dosya üzerinden verdiği kararın doğru olmadığını belirtmiştir.
III. Sanığın Temyiz Hakkının Engellenmesine Dair Değerlendirme
Yukarıda yer verdiğimiz durumlar dışında kalan, yani ilk derece mahkemesi tarafından 5 yıl ve altında hapis cezasını içeren mahkumiyeti veya şanslı olarak nitelendirdiğimiz, yani katalog suçlardan birisinden mahkumiyeti içermeyen bir kararda; BAM ceza dairesinin usulüne uygun şekilde kurmadığı hüküm sonucunda, sanığın temyiz hakkı da kararın kesin nitelik taşımasından dolayı elinden alınmaktadır.
Nitekim; sorunlu olduğunu açıkladığımız uygulamalar sonucunda, dosyanın bozularak ilk derece mahkemesine gönderildiği, ilk derece mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararı sonucunda, bu karara karşı istinaf başvurusunun da esastan reddolunduğu durumda temyiz yoluna başvurma hakkının olmayacağından hareketle, mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği,
Usulüne uygun şekilde yargılama yapılmış olsa, bunun sonucunda temyiz kanun yoluna başvurabilecek sanığın; örneklendirdiğimiz usule aykırılık hallerinden dolayı temyiz hakkının kullanılmasının önüne geçildiği, bu sebeple Anayasa m.36/1’in ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.6’nın güvencesi altında bulunan, adil/dürüst yargılanma hakkı ile herkese meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı sıfatıyla iddia ve savunma ile adil/dürüst yargılanma hakkı tanıyan hak arama hürriyetinin kısıtlandığı,
İki dereceli yargılama sistemine geçilmesi sonucu istinaftan beklenen faydanın; istinaf kanun yolunda duruşma açılmadan ve dosya üzerinden verilen kararlarda sağlanamadığı, yine mahkemeye erişim hakkının engellendiği, bu gibi sonuçların iki dereceli yargılama sisteminin kabul gerekçesine uymadığı ve hak ihlallerinin yaşandığı,
Anlaşılmaktadır.
Prof. Dr. Ersan Şen
Stj. Av. Dündar Can Yorgun
(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)
-----------
[1] https://www.hukukihaber.net/bam-ceza-dairelerinin-bozma-yetkisinin-siniri