(Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin Emsal Kararı Işığında)

Özet: Türk İcra ve İflas Hukuku’nun en tartışmalı alanlarından biri, takibin kesinleşmesinden sonraki devrede işleyen zamanaşımı ve bu süreyi kesen işlemlerin niteliğidir. Bu hukuki sorunsal, 2020 yılında tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 pandemisi nedeniyle 7226 sayılı Kanun ile getirilen “durma” müessesesiyle yeni bir boyut kazanmıştır. İşbu makale, pandemi kaynaklı durma sürelerinin zamanaşımı hesabına etkisine dair farklı bir yorum getiren Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi kararı ile bu karara karşılık Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 08.12.2025 tarihli ve 2025/6254 E., 2025/7996 K. sayılı ilamıyla ortaya koyduğu ve içtihat oluşturan farklı yaklaşımı merkeze almaktadır. Çalışmamızda, bir icra hukuku uygulayıcısının perspektifinden, Yüksek Mahkeme’nin durma sürelerini hesaplama metodolojisi, zamanaşımını kesen “takip işlemi” kavramının sınırları ve satış talebinin hukuki akıbeti, doktrindeki görüşler ve yerleşik içtihatlar çerçevesinde derinlemesine tahlil edilecektir.

GİRİŞ

Hukuk devleti ilkesinin temel sacayaklarından olan hukuki güvenlik ve belirlilik, borçlunun sonsuza dek icra tehdidi altında yaşamasının önüne geçilmesini amir kılar. Bu gayenin icra hukukundaki en somut tezahürü, kamu düzeniyle olan sıkı bağı nedeniyle re’sen dahi dikkate alınabilen zamanaşımı müessesesidir. Özellikle kambiyo senetlerinin haiz olduğu süratli tedavül kabiliyeti, kanun koyucuyu bu senetlere dayalı takiplerde daha kısa zamanaşımı süreleri öngörmeye sevk etmiştir. Alacaklının alacağına kavuşma menfaati ile borçlunun hukuki güvencesi arasındaki bu hassas terazi, takibin kesinleşmesinden sonraki evrede alacaklının dosyayı aktif bir şekilde takip etme külfetiyle dengelenir.

Ne var ki, hukukun olağan akışı, 2020 yılı itibarıyla küresel bir salgın halini alan COVID-19 pandemisi ile kesintiye uğramıştır. Bu olağanüstü durum karşısında kanun koyucu, 7226 sayılı Kanun ile yargısal süreler bakımından bir “durma” rejimi ihdas ederek hak kayıplarını önlemeyi hedeflemiştir. İşte bu noktada, teorik bir tartışma olan “sürelerin durması”nın, icra takiplerindeki zamanaşımı hesaplamalarına nasıl yansıyacağı meselesi, uygulamanın merkezine oturmuştur.

Bu makalede, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi’nin (BAM) 7226 sayılı Kanun’un uygulanmasına ilişkin getirdiği yorum ile Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin bu yoruma karşılık geliştirdiği ve içtihat oluşturan farklı yaklaşımı, anılan karar vesilesiyle, bir icra hukuku uygulayıcısının süzgecinden geçirilerek, bütüncül bir bakış açısıyla ele alınacaktır.

GELİŞME

I. TAKİBİN KESİNLEŞMESİNDEN SONRAKİ DEVREDE ZAMANAŞIMI MÜESSESESİ

A. Hukuki Dayanak: İİK m. 71/2 ve m. 33/a

İcra ve İflas Kanunu (İİK), takibin kesinleşmesinden sonraki dönemde borcun zamanaşımına uğradığı iddiasını, özel bir usule tabi kılmıştır. İİK’nın 71. maddesinin 2. fıkrası, “Borçlu, takibin kesinleşmesinden sonraki devrede borcun zamanaşımına uğradığını ileri sürecek olursa, 33/a maddesi hükmü kıyasen uygulanır” demek suretiyle, ilamlı icraya özgü olan “icranın geri bırakılması” kurumuna atıf yapmaktadır. Bu düzenleme, borçlunun, alacaklının uzun süren eylemsizliği karşısında hukuki bir güvenceye kavuşmasını sağlar.

Bu yola başvuran borçlunun iddiası, icra mahkemesi tarafından resmi vesikalara, yani takip dosyasının kendisine müsteniden incelenir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yerleşik içtihadı uyarınca, bu başvuru herhangi bir hak düşürücü süreye tabi değildir; takibin her aşamasında ileri sürülebilir. [1]

B. Kambiyo Senetlerinde Zamanaşımı Süreleri ve “Takip İşlemi” Kavramı

İnceleme konusu uyuşmazlığın temelini oluşturan bono, mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 661. maddesi ve yürürlükteki 6102 sayılı TTK’nın 749. maddesi uyarınca, düzenleyen (keşideci) aleyhine başlatılan takiplerde vade tarihinden itibaren üç yıllık bir zamanaşımı süresine tabidir. Bu süre, alacaklının takibi devam ettirme iradesini gösteren ve borçlunun hukuki durumunu etkileyen bir “takip işlemi” ile kesilir ve kesildiği tarihten itibaren yeniden işlemeye başlar.

Doktrin ve Yargıtay uygulamasında, her eylem “takip işlemi” olarak kabul edilmez. Bir işlemin zamanaşımını kesmesi için takibi ilerletme gayesi taşıması gerekir. Bu bağlamda; haciz talebi, satış talebi, maaş haczi müzekkeresi yazılması gibi işlemler zamanaşımını keserken, dosyanın infaz kabiliyetini haiz olmayan talepler veya salt yenileme istemi bu nitelikte sayılmamaktadır.

II. KÜRESEL BİR MÜCBİR SEBEP HALİ: COVID-19 PANDEMİSİ VE 7226 SAYILI KANUN

26 Mart 2020’de yürürlüğe giren 7226 sayılı Kanun’un Geçici 1. maddesi, COVID-19 salgını nedeniyle hak kayıplarını önlemek amacıyla, icra ve iflas hukukuna ilişkin sürelerin 22 Mart 2020 (dahil) tarihinden 30 Nisan 2020 (dahil) tarihine kadar duracağını hükme bağlamıştır. Akabinde, 2480 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile bu süre 15 Haziran 2020 (dahil) tarihine kadar uzatılmıştır. Bu düzenleme, bir “tatil” değil, teknik anlamda bir “durma” (suspension) halidir. Yani, süreler durma süresinin bitiminden itibaren kaldığı yerden değil, duran süre kadar uzayarak işlemeye devam eder.

III. YARGITAY VE BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARLARININ MUKAYESELİ TAHLİLİ

A. Uyuşmazlığın Özü ve Maddi Vakıalar

Somut olayda, borçlu aleyhine başlatılan kambiyo senedi takibinde, zamanaşımını kesen son geçerli takip işlemi 23 Mayıs 2018 tarihli banka haciz talebidir. Bu tarihten itibaren işlemeye başlayan üç yıllık zamanaşımı süresi, normal şartlar altında 23 Mayıs 2021 tarihinde dolacaktır. Borçlu ise 24 Haziran 2021 tarihinde icra mahkemesine başvurarak takibin zamanaşımına uğradığını ileri sürmüştür.

B. Bölge Adliye Mahkemesi’nin Zamanaşımı Hesabına İlişkin Yaklaşımı

Bursa BAM 6. Hukuk Dairesi, yaptığı incelemede 23 Mayıs 2018 ile şikayet tarihi arasındaki süreyi bir bütün olarak ele almış ve üç yıllık sürenin 23 Mayıs 2021’de dolduğunu tespit ederek, şikayet tarihi itibarıyla alacağın zamanaşımına uğradığına hükmetmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi’nin bu yorumu, zamanaşımı süresinin kesintisiz işlediği kabulüne dayanmakta ve 7226 sayılı Kanun ile getirilen durma periyodunu zamanaşımı hesabına dahil etmemektedir. Bu yaklaşım, kanun hükmünün lafzından ziyade, takibin uzun süre işlem görmemiş olmasını esas alan bir değerlendirme olarak görülebilir.

C. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin Hukuku Tesis Eden Farklı Yaklaşımı

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, temyiz incelemesinde, Bölge Adliye Mahkemesi’nin yorumundan ayrılarak, hukukun nasıl uygulanması gerektiğine dair emsal bir yol haritası çizmiştir. Yüksek Mahkeme, kararında şu mantıksal silsileyi takip etmiştir:

1. Son İşlem Tespiti: Zamanaşımını kesen son işlem tarihi 23.05.2018’dir.

2. Normal Bitiş Tarihi: Bu tarihe üç yıl eklendiğinde normal zamanaşımı bitişi 23.05.2021’dir.

3. Durma Süresinin Eklenmesi: Ancak bu periyot içerisinde, 22.03.2020 ile 15.06.2020 tarihleri arasında süreler durmuştur. Bu durma süresi (yaklaşık 86 gün), normal bitiş tarihine eklenmelidir.

4. Nihai Bitiş Tarihinin Hesaplanması: 23.05.2021 tarihine 86 gün eklendiğinde, zamanaşımının dolacağı yeni tarih, takriben Ağustos 2021 ortalarıdır.

Bu hesaplama neticesinde Yargıtay, borçlunun 24.06.2021 tarihinde yaptığı şikayet anında, alacağın henüz zamanaşımına uğramadığını tespit etmiştir. Dolayısıyla, borçlunun talebinin reddedilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesini isabetsiz bularak BAM kararını bozmuştur.

Parametre

Bursa BAM 6. Hukuk Dairesi Yaklaşımı

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi Yaklaşımı

Hukuki Dayanak

Son İşlem Tarihi

23.05.2018

23.05.2018

Dosya Kapsamı

COVID-19 Durma Süresi

Hesaba Katılmadı

Hesaba Katıldı (+86 Gün)

7226 s. Kanun, Geçici m. 1

Hesaplanan Bitiş Tarihi

23.05.2021

~17.08.2021

“Ekleme” Prensibi

Şikayet Tarihi (24.06.2021)

Zamanaşımı Dolmuş

Zamanaşımı Dolmamış

Yargıtay İçtihadı

Hukuki Sonuç

İcranın Geri Bırakılması

Şikayetin Reddi

İİK m. 71/2, 33/a

IV. SATIŞ TALEBİ VE AVANSININ ZAMANAŞIMINI KESİCİ ETKİSİ

Her ne kadar Yargıtay kararının temelini COVID-19 durma süresi oluştursa da, BAM kararındaki alacaklı savunması, icra hukukunun bir diğer önemli meselesini gündeme getirmektedir: Satış talebinin hukuki niteliği. Yargıtay’ın istikrar kazanmış içtihatlarına göre, bir satış talebinin zamanaşımını kesmesi ve haczi ayakta tutması için, sadece dilekçe verilmesi yeterli olmayıp, ilgili satış masraf avansının da süresi içinde icra dairesi veznesine depo edilmesi şarttır. Masrafı yatırılmamış bir satış talebi, hukuken “yok hükmünde” kabul edilir ve zamanaşımını kesme etkisi doğurmaz. Somut olayda BAM, satış taleplerini geçerli kabul etse dahi, bu taleplerden sonraki son işlem olan 23.05.2018 tarihini esas alarak yine de zamanaşımının dolduğuna hükmetmiş, ancak bu hesabı yaparken COVID faktörünü dikkate almamıştır.

SONUÇ

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2025/6254 Esas sayılı kararı, basit bir hesaplama farklılığının ötesinde, hukukun olağanüstü durumlara nasıl adapte olması gerektiğine dair temel bir ilkeyi teyit etmektedir. Bu karar, icra mahkemeleri ve daireleri için, 2020-2021 dönemini kapsayan tüm süre hesaplamalarında 7226 sayılı Kanun’dan kaynaklanan durma sürelerinin re’sen ve otomatik olarak nazara alınması gerektiğine dair uygulamacılar için yönlendirici bir içtihat oluşturmaktadır.

Bir icra hukuku uygulayıcısı olarak ifade etmek gerekir ki, zamanaşımı, alacaklıyı eylemsizliğe karşı uyaran bir mekanizma olsa da, bu eylemsizlik alacaklının iradesi dışında, bizzat devletin koyduğu bir yasak (sokağa çıkma yasakları, adliyelerin kapanması vb.) nedeniyle ortaya çıkmışsa, bunun faturasının alacaklıya kesilmesi mülkiyet hakkının ve hakkaniyet ilkesinin ağır bir ihlali olurdu. Yargıtay, bu kararıyla, hukuk devletinin, vatandaşını kendi koyduğu kuralların mağduru yapmayacağını ve “imkansızın istenemeyeceği” (impossibilium nulla obligatio est) yönündeki evrensel hukuk kaidesini bir kez daha tescil etmiştir.

KAYNAKÇA

· T.C. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 08.12.2025 tarihli, 2025/6254 E., 2025/7996 K. sayılı kararı.

· T.C. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 28.05.2025 tarihli, 2024/1699 E., 2025/1226 K. sayılı kararı.

· T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 04.11.1998 tarihli, 1998/12-763 E., 1998/797 K. sayılı kararı.

· 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu.

· 6762 sayılı (mülga) Türk Ticaret Kanunu.

· 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu.

· 7226 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun.

· 2480 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı.

----------

[1] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 04.11.1998, E. 1998/12-763, K. 1998/797.