(HMK – İİK – KVKK Çerçevesinde Bir Değerlendirme)

I. Genel Olarak

Dijital çağda kişisel veriler, artık yalnızca özel hayatın gizliliği bağlamında tartışılan soyut bilgiler olmaktan çıkmış; ekonomik değeri olan, ticari faaliyetlerin merkezine yerleşmiş bir unsur hâline gelmiştir. Bugün kişisel veriler, şirket değerlemelerinden reklam modellerine, finansal risk analizlerinden yapay zekâ uygulamalarına kadar geniş bir alanda ekonomik sonuçlar doğurmaktadır.

Bu gerçeklik karşısında kaçınılmaz olarak şu soru gündeme gelmektedir:
Ekonomik değer üreten kişisel veriler haczedilebilir mi?

Bu soruya verilecek cevap, yalnızca icra hukukunu değil; aynı zamanda kişilik haklarını, ispat hukukunu ve hukuk devletinin sınırlarını da yakından ilgilendirmektedir.

II. Kişisel Verinin Hukuki Niteliği

Kişisel veri, Türk hukukunda açık biçimde kişilik hakkı ile bağlantılı bir değer olarak kabul edilmektedir. Anayasa’nın 20. maddesi, kişisel verilerin korunmasını temel hak düzeyine taşımış; 6698 sayılı KVKK ise bu korumayı ayrıntılı bir rejime bağlamıştır.

Bu çerçevede kişisel veri, klasik anlamda bir eşya ya da serbestçe tasarruf edilebilir bir malvarlığı unsuru değildir. Kişisel veri, sahibinden bağımsızlaştırılamaz; rıza dışında devredilemez ve cebrî icra yoluyla üçüncü kişilerin tasarrufuna zorlanamaz.

Ekonomik sonuçlar doğurması, kişisel verinin hukuki niteliğini değiştirmez. Nitekim insan bedeni, itibar veya mesleki unvan da ekonomik etkiler yaratabilir; ancak bu durum onları haczedilebilir kılmaz.

III. HMK Açısından Kişisel Verinin Delil Değeri

Hukuk Muhakemeleri Kanunu bakımından kişisel veriler, çoğu zaman delil niteliği taşımaktadır. Ancak bu durum, kişisel verilerin sınırsız biçimde kullanılabileceği anlamına gelmez. Hukuka aykırı şekilde elde edilen kişisel veriler, HMK’nın temel ilkeleri gereği yargılamada dikkate alınamaz.

Bu noktada kişisel veri, ispat faaliyetine katkı sunsa bile, kişilik hakkının gerisinde konumlanır. İspat amacı, kişisel verinin korunması yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Bu yönüyle HMK sistemi, kişisel verinin mutlak bir tasarruf nesnesi hâline gelmesini engelleyen önemli bir filtre işlevi görmektedir.

IV. Kişisel Verilerin Haczi

İcra ve İflas Hukuku’nda haczedilebilirliğin temel ölçütü, borçluya ait ve hukuken tasarrufa elverişli bir malvarlığı değerinin bulunmasıdır. Ancak bu ölçüt, her ekonomik değerin haczedilebileceği anlamına gelmez. Zira icra hukukunda tasarrufa elverişlilik, yalnızca ekonomik değerle değil; aynı zamanda hukuki nitelikle belirlenir.

Kişisel veriler, nitelikleri gereği haczedilemeyen değerler arasındadır. Kişisel veri, borçlunun malvarlığından koparılamaz, üçüncü kişilere zorla devredilemez ve cebrî icra yoluyla paraya çevrilemez. Bu nedenle kişisel verilerin doğrudan haczi hem kişilik haklarına hem de icra hukukunun sistematiğine aykırıdır.

Bu noktada icra hukuku bakımından yapılması gereken temel ayrım şudur:

Kişisel verinin kendisi haczedilemez; ancak kişisel verilerin hukuka uygun şekilde işlenmesinden doğan parasal haklar haczedilebilir.

Bu ayrım, icra hukukuna yabancı veya yapay bir kurgu değildir. Aksine, hukukun uzun süredir benimsediği ve kişilik hakkı ile malvarlığı arasındaki sınırı korumaya yönelik yerleşik refleksin doğal bir sonucudur. Nitekim hukuk sisteminde:

- Meslek haczedilemez; ancak meslek icrasından elde edilen kazanç haczedilebilir.

- Fikir haczedilemez; ancak fikirden doğan telif geliri haczedilebilir.

- Şöhret haczedilemez; ancak şöhretten doğan reklam geliri haczedilebilir.

Bu örneklerde olduğu gibi, kişilikle sıkı sıkıya bağlı değerler doğrudan icra hukukunun konusu yapılmamakta; buna karşılık bu değerlerin hukuka uygun kullanımı sonucunda ortaya çıkan parasal sonuçlar malvarlığı alanında değerlendirilerek hacze konu olabilmektedir. Kişisel veriler bakımından yapılması gereken ayrım da bu yerleşik mantıkla birebir uyumludur.

Bu çerçevede, bir şirketin kişisel verileri hukuka uygun şekilde işlemesi karşılığında elde ettiği reklam geliri, lisans bedeli veya hizmet ücreti kişisel veri niteliği taşımaz. Bunlar, kişisel veriden kaynaklanmakla birlikte, ondan bağımsızlaşmış alacak haklarıdır ve icra hukukunun konusunu oluşturur. Böylece hem kişilik hakları korunmakta hem de alacaklılar bütünüyle korumasız bırakılmamaktadır.

KVKK kişisel verinin dokunulmazlığını, HMK verinin yargılamada kullanım sınırlarını, İİK ise ekonomik değerin icra hukukuna yansımasını düzenlemektedir. Bu üç alan arasında kurulacak denge, hukuk devletinin ölçülülük ilkesinin doğal bir sonucudur. Aksi hâlde, icra hukukunun etkinliği adına kişilik haklarının feda edilmesi ya da kişisel veri koruması gerekçesiyle alacaklı haklarının tamamen işlevsiz kılınması gibi uç sonuçlar ortaya çıkacaktır.

Sonuç

Kişisel veriler, günümüzde yüksek ekonomik değer taşısa da, HMK, İİK ve KVKK birlikte değerlendirildiğinde haczedilebilir bir malvarlığı unsuru değildir. Kişisel verinin ekonomik değeri, onun kişilik hakkına bağlı hukuki niteliğini ortadan kaldırmaz.

Bu nedenle kişisel verilerin kendisi cebrî icraya konu edilemez. Ancak kişisel verilerin hukuka uygun kullanımından doğan parasal haklar icra hukukunun alanına girer. Dijital çağda hukuk, ekonomik gerçekliği tanımalı; fakat bunu yaparken insan onurunu ve kişilik haklarını icra hukukunun nesnesi hâline getirmemelidir.