Miras, külli intikali sebebiyle aktif ve pasifleri ile birlikte mirasçılara geçer. Bu yaklaşımda mirasçı terekeyi kendi malvarlığının üzerine almaya kendi iradesi dışında zorunlu kalır. Külli halefiyet prensibinin sakıncalı sonuçlarının engellenebilmesi için kanun koyucu ret kurumunu düzenlemiştir. Mirasçının mirası reddetmesi; mirasçının miras bırakanla olan kötü ilişkisinden, miras bırakanın ölüme bağlı tasarruflarında yer alan yükleme ve yükümlülüklerin konusundan kaçınması gibi kişisel nedenlerden, diğer mirasçılarla olan ilişkilerinden, borçları üstlenmesi veya tereke borçları hakkında yeterli bilgi sahibi olmaması gibi sebeplerden kaynaklanabilir.[1] Her ne sebepten kaynaklanırsa kaynaklansın yasa koyucu mirasçıya, kendisine kalan mirası reddetme imkanını bir hak olarak tanımıştır.

Mirasın reddi, diğer bir deyişle reddi miras; miras bırakanın ölümü üzerine yasal veya atanmış mirasçıların ölenin her türlü borç ve alacaklarıyla birlikte oluşan mirasın hak ve yükümlülüklerini reddetmesi olarak tanımlanabilir. TMK'nın 605/1. maddesi; “Yasal ve atanmış mirasçılar mirası reddedebilirler. Ölümü tarihinde miras bırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır.” hükmüyle açıkça mirasın reddi hakkına yer vermiştir. Buna göre mirasın reddi; atanmış ya da yasal mirasçının tek taraflı irade açıklamasında bulunmak suretiyle külli halefiyet esasını etkisiz bırakmasıdır.[2]

Ret Çeşitleri

Türk Medenî Kanunu’nun 605 ile 618. maddeleri arasında, mirasın reddi kurumu düzenlenmiştir. Yasal mirasçılar, mirasçı oldukları daha sonra öğrendikleri ispat edilmedikçe miras bırakanın ölümünü öğrendikleri; vasiyetnameyle atanmış mirasçılar ise miras bırakanın tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihten itibaren 3 aylık hak düşürücü süre içerisinde, miras bırakanın yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesine ulaşması gereken bozucu yenilik doğuran sözlü veya yazılı açık bir beyanla, kayıtsız ve şartsız olarak ret beyanında bulunabilirler.[3] Süresi içerisinde mirası reddetmeyen mirasçı, mirası kayıtsız şartsız kazanmış olur. Ret süresi sona ermeden mirasçı olarak tereke işlemlerine karışan, terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan veya miras bırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapan ya da tereke mallarını gizleyen veya kendisine mal eden mirasçı, mirası reddedemez. Zamanaşımı veya hak düşümü sürelerinin dolmasına engel olmak için dava açılması ve cebri icra takibi yapılması, ret hakkını ortadan kaldırmaz. Görüldüğü gibi, mirasın gerçek reddi için, mirasçılar tarafından bir beyanda bulunulması gerekir. Medenî Kanunumuzun 605. maddesinin ikinci fıkrasında ise, “Ölümü tarihinde miras bırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır.” denilmek suretiyle herhangi bir beyanda bulunulmamış olsa bile karine olarak mirasın kendiliğinden (hükmen) reddedilmiş sayılacağı düzenlenmiştir.[4] Bu şekilde, hemen hemen hiçbir aktifi veya pasifi bulunmayan ya da pasifi aktifinden aşkın olan kişilerin mirasçılarının mirası kendiliğinden iktisap kuralına bir yumuşaklık getirilmiş, böyle kişilerin miraslarının reddedilmiş sayılacağı adi bir karineyle hükme bağlanmıştır. Böyle bir terekeyi reddetmek için açık bir ret beyanına gerek bulunmamakla birlikte, terekenin kesin olarak iktisap edilmesi ancak açık ya da örtülü bir kabul beyanıyla mümkündür.[5]

Mirasın reddi TMK md. 605’de ifade edildiği üzere mirasın gerçek reddi ve hükmen reddi olarak iki ana başlıkta incelenebilir.

1. Mirasın Gerçek Reddi:

Gerçek ret, terekenin yasal ve atanmış mirasçılarının, kanunda öngörülen şartlara uyarak mirası kabul etmemek hususundaki arzularını sözlü veya yazılı olarak sulh mahkemesine bildirmeleridir.[6] Mirasın reddi hukuksal niteliği itibariyle bir irade açıklaması, bozucu yenilik doğurucu bir hakkın kullanılmasıdır. Mirası reddetmek isteyen, ayırtım gücü taşıyan ve ergin olan mirasçı, miras bırakanın son yerleşim yeri Sulh Hukuk Mahkemesine yazılı veya sözlü olarak tek taraflı, kayıtsız ve şartsız bir irade beyanı ile başvurarak mirası reddedebilir.[7]

Yasal ve atanmış mirasçılar mirası reddedebilirler (TMK. md. 605/1). Devlet de yasal mirasçı sıfatıyla mirası reddedebilir.[8] Mirası reddedecek kişinin tam ehliyetli olması gerekmektedir, mirasçı tam ehliyetli değilse onun yerine yasal temsilci ret beyanında bulunur.

Mirasın kayıtsız ve şartsız reddine ilişkin beyan; bozucu yenilik doğurucu niteliktedir. Mirasın kayıtsız ve şartsız reddine ilişkin beyan sulh mahkemesine ulaştıktan sonra bu beyandan tek taraflı olarak dönülemez. Şartlar mevcut ise, TBK madde 31 uyarınca (hata halleri) reddin iptali davası açılabilir.[9]

Mirasın reddi talebi mirasın açılacağı yerin Sulh Hukuk Mahkemesine yapılır. Bu yer de miras bırakanın yerleşim yeri mahkemesidir. Ret beyanı mirasın açıldığı yerin Sulh Mahkemesi tarafından mahkemenin özel kütüğüne tescil edilir (TMK md. 609). Ret beyanı TMK md. 609'a uygun olarak ilgili makama yapıldığı andan itibaren hüküm kazanır. Tutanağın tutulmamış ya da özel kütüğe işlenmemiş olması reddin geçerliliğini etkilemez.[10] Burada mahkemece tutulan tutanağın ve esas defterine işlemenin kurucu bir değeri yoktur. Ret beyanı ilgili makama varmakla ret işlemi tamamlanmış olup mahkemece yapılan kayıtlar bildirici nitelik taşır.[11] Mirası ret talebinde bulunan mirasçıya talep halinde mirası reddettiğine dair bir belge verilir (TMK md. 609).

Mirasın reddi kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan biri olmadığı için vekil eliyle ret beyanında bulunulabilir ancak vekilin mahkemeye noterce imzası onaylanmış özel yetki içeren bir vekaletname ibraz etmesi gerekmektedir.

Yasal süresi içinde mirası reddetmeyen mirasçı, mirası kayıtsız, şartsız kazanmış olur (TMK md. 610) Bu süre dolmadan mirasçı olarak tereke işlerine karışan, olağan yönetim dışındaki tereke işlerini yürüten ya da tereke mallarını gizleyen veya kendisine mal eden mirasçı artık mirası reddedemez. Mirası ret hakkı şu 4 halde düşer:

- Üç aylık ret süresinin dolması (TMK md. 606).

- Feragat Sebebiyle Ret Hakkının Düşmesi; Mirası reddetmekten feragat etmek isteyen mirasçı yazılı veya sözlü olarak miras bırakanın son yerleşim yeri Sulh Mahkemesine beyanda bulunabileceği gibi bu beyanı ilgililere de (mirasçılar, vasiyet alacaklıları, tereke alacaklıları) yöneltebilir.

- Tereke İşlerine Karışılması Nedeniyle Ret Hakkının Düşmesi: Mirasçılardan biri terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan ve miras bırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapmak suretiyle tereke işlerine karışırsa, bu durum mirasçının mirası örtülü olarak kabul ettiğini gösterir ve mirasçının mirası ret hakkı sona erer (TMK md. 610).

- Mirasçının Terekeye Ait Bir Malı Kendisine Mal Etmesi veya Gizlemesi Nedeniyle Ret Hakkının Düşmesi: Mirasçılardan birinin ret süresi içinde terekeye ait bir malı gizlemesi veya kendisine mal etmesi halinde mirasçının ret hakkı düşer ve mirasçı mirası kabul etmiş sayılır (TMK md. 610).

2. Mirasın Hükmen Reddi:

Miras bırakanın ölüm tarihinde ödemeden aczi açıkça belli ve resmen tespit edilmiş ise miras reddedilmiş sayılır (TMK md. 605/ll). Hükmi rette şartların varlığı halinde herhangi bir irade açıklamasına gerek yoktur. Bu halde kabul ve ret için bir süre öngörülmemiştir. Bunun tespiti mahkemeden her zaman istenebileceği gibi tereke alacaklılarının açtıkları davalarda da her zaman ileri sürülebilir. Mirasın hükmi reddi şartları şunlardır:

- Miras bırakanın ölümü anında borçlarını ödemekten aciz durumda olması ve ödemeden aczinin açıkça belli olması,

- Veya miras bırakanın borçlarını ödemeden aczinin resmen tespit edilmiş olmasıdır.

Bu şartların varlığı halinde mirasçıların karine olarak mirası reddettikleri kabul edilir. Bunun için mirasçılar tarafından ayrıca Sulh Mahkemesine ret beyanında bulunulmasına gerek yoktur.

Mirasın Reddinin Sonuçları

Mirasın reddi ile mirasçılık sıfatı geçmişe etkili olarak, yani miras bırakanın ölümü anından itibaren sona erer (TMK md. 611). Mirasın reddi yasal mirasçılar ve atanmış mirasçılar açısından ayrı ayrı hukuki sonuçlar doğurur:

Yasal Mirasçılar Açısından Reddin Sonuçları:

TMK'nın 611/1. maddesine göre “Yasal mirasçılardan biri mirası reddederse onun payı, miras açıldığı zaman kendisi sağ değilmiş gibi, hak sahiplerine geçer.” Bu maddeye göre, mirası reddeden kanuni mirasçı, miras bırakandan daha önce ölmüş sayılır. Onun payı, miras açıldığı zaman kendisi sağ değilmiş gibi diğer hak sahiplerine geçer. Dolayısıyla, mirasçılıktan doğan hakları kullanamayacağı gibi herhangi bir sorumluluğu da söz konusu olmaz. Miras bırakanın borçlarından sorumlu tutulamaz ve denkleştirme yükümlülüğü de kalmaz.

Mirasın reddi geçmişe yürüyeceği başka bir ifadeyle, miras bırakanın ölümü anından itibaren hüküm ve sonuç doğuracağı için saklı paylar ve serbestçe tasarruf edilebilecek kısım hesaplanırken mirası reddetmiş olan mirasçı hesaba katılmaz.[12] Reddedenin alt soyu varsa, reddedilen hisse bunlara geçer; altsoyu yoksa, miras bırakanın diğer mirasçılarının hisseleri çoğalmış olur; çünkü, reddolunan miras hisseleri bu durumda onlara geçecektir.[13]

TMK'nın 612. maddesinde “En yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras, sulh mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edilir.” hükmüne yer verilmiştir. Türk Hukukuna göre, mirasçısı bulunmayan bir tereke söz konusu olamaz. Miras bırakanın kanuni mirasçısı yoksa ve atanmış mirasçı da tayin etmemişse, Devlet kanuni mirasçı olur. Benzer bir durumun olduğu; mirasın en yakın bütün mirasçılar tarafından reddolunması halinde Medenî Kanun farklı bir hüküm koymuştur. Böyle bir halde miras, daha sonraki zümrede bulunan mirasçılara veya Devlete geçmez, ancak mirasın resmi tasfiyesi yoluna gidilir ve tasfiye sonunda artan kısım, sanki reddetmemiş gibi, bu en yakın kanuni mirasçılara verilir.[14] Burada en yakın kanuni mirasçılardan kast edilen, miras bırakanın ölümü üzerine ilk planda ve doğrudan doğruya mirasçı sıfatını kazanan kişilerdir. Sağ kalan eş de en yakın kanuni mirasçı kavramına dahildir.[15]

Mirasın alt soyun tamamı tarafından reddedilmesi hali TMK'nın 613/1. maddesinde düzenlenmiştir: “Alt soyun tamamının mirası reddetmesi halinde, bunların payı sağ kalan eşe geçer.” Bu durumda terekenin tamamı sağ kalan eşe geçer. Bu maddenin uygulanabilmesi için sağ kalan eş ile alt soyun birlikte mirasçı olması gerekmektedir. Altsoyun tümü mirası reddetmiş, buna karşılık sağ kalan eş mirası reddetmemiş olmalıdır. Eğer sağ kalan eş de mirası reddetmişse, bu takdirde, miras en yakın bütün mirasçılar tarafından reddedilmiş olur ve mirasın resmî tasfiyesi yoluna gidilmesi gerekir.[16]

Mirasçıların sonraki mirasçılar lehine kendi paylarını reddetmeleri TMK' nın 614. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre “Mirasçılar, mirası reddederken kendilerinden sonra gelen mirasçılardan mirası kabul edip etmeyeceklerinin sorulmasını tasfiyeden önce isteyebilirler. Bu takdirde ret, sulh hakimi tarafından daha sonra gelen mirasçılara bildirilir; bunlar bir ay içinde mirası kabul etmezlerse reddetmiş sayılırlar. Bunun üzerine miras, iflas hükümlerine göre tasfiye edilir ve tasfiye sonunda arta kalan değerler, önce gelen mirasçılara verilir.” TMK md. 614'ün uygulama alanı bulması için en yakın yasal mirasçıların tümünün mirası reddetmesi ve içlerinden en az birinin mirası alt derece lehine reddetmesi gereklidir. Bu durumda miras bırakanın yerleşim yeri sulh hakimi, bu durumu sonra gelen mirasçılara bildirecek ve onlara bu bildirimden itibaren bir aylık bir süre tanıyacaktır. Mirasçılar bu bir aylık süre içinde mirası kabul edebilir, reddedebilir ya da hiçbir irade açıklamasında bulunmayabilirler. Kanun koyucu anılan süre içinde mirası kabul etmeyen alt derecedeki mirasçıların, mirası reddetmiş sayılacağını kabul etmiştir.[17]

Atanmış Mirasçılar Açısından Reddin Sonuçları:

TMK'nın 611/2. maddesinde “Mirası reddeden atanmış mirasçının payı, miras bırakanın ölüme bağlı tasarrufundan arzusunun başka türlü olduğu anlaşılmadıkça, miras bırakanın en yakın yasal mirasçılarına kalır”. Atanmış mirasçının mirası reddetmesi durumunda, ölüme bağlı tasarrufta halefiyet ilkesi işlerlik kazanmayacağı için atanmış mirasçının altsoyu, onun miras payına halef olamayacaktır. Dolayısıyla, atanmış mirasçının mirası reddetmesi halinde reddeden mirasçının payı, miras bırakanın yasal mirasçılarına geçer.[18]

Vasiyet Alacaklısı Açısından Vasiyeti Reddin Sonuçları:

TMK'nın 616/1. maddesinde “Vasiyet alacaklısının vasiyeti reddetmesi halinde, miras bırakanın arzusunun başka türlü olduğu tasarruftan anlaşılmadıkça bu redden vasiyet yükümlüsü yararlanır.” hükmü yer almaktadır. Vasiyet alacaklısı tek taraflı irade açıklaması ile vasiyet alacağını reddedebilir. Ancak kanun koyucu, gerçek retten farklı olarak vasiyet alacağının reddi için herhangi bir süre ya da şekil şartı öngörmemiştir.[19] Belirli mal vasiyetinin reddi, mirasın veya miras payının reddinin aksine vasiyetçinin iradesine aykırı düşmedikçe şarta ve kayda bağlı olarak da yapılabilir.[20] Kendisine belirli mal vasiyet edilen kişi bu şeyi kazanmak istemezse, belirli malın kendisine teslimi talebinde bulunmayarak on yılı geçirirse vasiyeti reddetmiş olacaktır.

Mirasın Reddinde Alacaklıların Korunması

Miras Bırakanın Alacaklılarının Korunması:

Borca batık bir mirası reddeden mirasçı, miras bırakanın ölümünden önceki beş yıl içinde, denkleştirmeye tabi bir kazandırma almışsa bu miktardan tereke alacaklılarına karşı paylaşmada geri vermekle yükümlü olduğu değerle sorumlu olur (TMK md. 618/l). Ancak olağan eğitim ve öğretim giderleri ile adet üzere verilen çeyiz bundan istisnadır (TMK 618/ll). TMK md. 618/lll’e göre kötü niyetli mirasçı geri vermekle yükümlü olduğu kazandırmanın tam değeri ile sorumlu olurken iyi niyetli mirasçı sadece sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre sorumlu olur. TMK md. 618’in şartları varsa reddin iptaline gerek yoktur, sorumluluk kendiliğinden gerçekleşir. Ancak burada ret geçerliliğini korur, mirasçı aldığı kazandırma ile sorumlu olur.

Örneğin; Miras bırakan (A), arkasında borç bırakarak ölmüştür. Oğlu (B) babasının sağlığında ölümünden üç yıl önce 100,000 TL alarak kendi iş yerini açmıştır. (B) mirası reddetmiştir. Ancak tereke, borçları karşılamaya yetmemiştir. Miras bırakanın alacaklıları, (B)'ye verilen 100,000 TL'den alacaklarının karşılanmasını isteyebilirler. Çünkü bu kazandırma miras bırakanın ölümünden üç yıl önce verilmiştir.[21]

Mirasçıların Kişisel Alacaklılarının Korunması:

Borca batık bir mirasçı, sırf kendi alacaklılarına zarar vermek amacıyla mirası reddederse, alacaklıları ya da hakkında iflas açılmışsa iflas masası yeterli güvence verilmemesi halinde altı ay içinde reddi iptal ettirebilir (TMK md. 617/l). Bu süre hak düşürücü süre olup mirasçının mirası reddettiği andan itibaren işler. Mahkeme reddin iptaline karar verirse miras resmen tasfiye edilir (TMK md. 617/ll). Mirasın resmi tasfiyesi sonucunda reddeden mirasçının payına bir şey kalırsa, bu önce itiraz eden alacaklılara ödenir, geriye bir kalırsa redde itiraz etmeyen alacaklıların alacağı ödenir. Bundan sonra da bir şey kalırsa bu da reddeden mirasçının yerine geçen mirasçılara verilir (TMK md. 617/lll).

Borcunu ödemeye yetecek malı olmayan mirasçının, kendisine geçen mirastan, alacaklılarının haklarını elde etmesine engel olmak, yani alacaklılarını zarara sokmak amacıyla mirası reddetmesi halinde alacaklılara reddin iptalini talep etmek yetkisini verilmektedir.[22] Böyle bir talep ancak dava yolu ile olur ve iptale sadece mahkeme karar verir.

Mirasçı, borca batık bir mirası reddedebileceği gibi borçlu olmayan bir mirası da reddedebilir. Bu sonuncu halde, mirasçı belirli menfaatleri reddetmektedir. Böyle bir mirası reddeden mirasçı, şahsen borç içinde olup, borçlarını ödemekten âciz bir durumda bulunuyorsa, onun yapmış olduğu retten alacaklıları zarar göreceklerdir. Bununla, mirasçının, mirasla kazanacağı malları sırf alacaklılarına kaptırmamak amacı ile mirası reddetmesi söz konusu olmaktadır. Mirasçıların bu çeşit kötü niyetli davranışlarını önlemek ve bunlara karşı alacaklıları korumak hakkaniyet gereğidir.[23]

SONUÇ

Mirasın reddi, genellikle borca batık veya pasifi aktifinden büyük olan terekeye karşı kullanılan bir hukuki işlemdir. Borca batık olan terekede mirasçılar kendi mal varlıklarıyla tereke borçlarından sorumlu olduklarından bu borçlarla karşılaşmamak ve ekonomik olarak zorluğa düşmemek için mirasın gerçek reddi yoluna gitmektedirler.

Mirası kendi iradesiyle reddetmek isteyen mirasçının uyması gereken bazı usul kuralları bulunmaktadır. Mirasçı tarafından mirasın reddi için kural olarak ölümü öğrendikten sonra 3 ay içinde miras bırakanın yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesine yönelen bir ret beyanında bulunulmalıdır. Bu süre hak düşürücü olduğundan mahkemece re’sen dikkate alınır ve eğer süre geçirildiyse miras kabul edilmiş sayılır.

Mirasın hükmen reddinde ise mirasçıların açık bir ret beyanında bulunmaları gerekmez. Kanunda aranan şartlar mevcut ve mirasçılar kabul beyanında bulunmadılarsa artık miras hükmen reddedilmiş olur, bunun sonucunda da miras iflas hükümlerine göre tasfiye edilir. Mirasın iflas hükümlerine göre tasfiyesi sonucunda eğer herhangi bir mal varlığı değeri kalırsa, bu mallar mirası reddetmemişler gibi hak sahipleri olan mirasçılara geri verilir. Yani mirası hükmen reddetmiş sayılan mirasçılar, mirasın Kanun gereği reddetmiş sayılmalarına rağmen mirastan pay alabilmektedirler.

-------------------------------------

[1] ANTALYA, GÖKHAN, Miras Hukuku, İstanbul, Vedat Kitapçılık, 2009, s. 376

[2] AYAN, MEHMET, Miras Hukuku, 5. Bası, Konya, Mimoza Yayınevi, 2009, s. 224

[3] (İMRE, Zahit/ERMAN, Hasan: Miras Hukuku, 7.Bası, İstanbul 2010, s.336; SEROZAN, Rona/ENGİN, Baki İlkay: Miras Hukuku, 3.Bası, Ankara 2012, s.432).

[4] (HOŞLAN, Osman: “Mirasın Reddi”, Adalet Dergisi 1974/7, s. 584).

[5] AYİTER, Nûşin/KILIÇOĞLU, Ahmet M.: Miras Hukuku, Ankara 1989, s. 243-244.

[6] İNAN, ALİ NAİM/ ERTAŞ, ŞEREF/ ALBAŞ, HAKAN, Miras Hukuku, Ankara, Seçkin Yayınları, 2008, s. 502

[7] ÖZUĞUR, ALİ İHSAN, Miras Hukuku, Ankara, Adalet Yayınevi, 2009, s. 128

[8] ANTALYA, a.g.e.,s. 377

[9] GENÇCAN, ÖMER UĞUR, Miras Hukuku, Ankara, Yetkin Yayınevi, 2008, s. 589; OĞUZMAN, KEMAL, Miras Hukuku, 3. Bası, İstanbul, Fakülteler Matbaası, 1984, s. 358

[10] DURAL, MUSTAFA / ÖZ, TURGUT, Miras Hukuku, İstanbul, 2. Bası, Filiz Kitabevi, 2003,s. 398; OĞUZMAN, s. 358;

[11] KOCAYUSUFPAŞAOĞLU, NECİP, Miras Hukuku, 3. Bası, İstanbul, Filiz Kitabevi, 1987, s. 602

[12] AYAN, a.g.e. ,s. 229

[13] İMRE, a.g.e., s. 348

[14] İMRE, a.g.e. s. 350

[15] KOCAYUSUFPAŞAOĞLU, a.g.e, s. 624

[16] İMRE, a.g.e.,s. 352

[17] HELVACI, İLHAN, Türk Medeni Kanununa Göre Mirasın Reddi, İstanbul, Filiz Kitabevi, 2002, s. 173

[18] İMRE, a.g.e, s. 349

[19] HELVACI, a.g.e.,s.207

[20] İMRE, a.g.e.,s. 359; GÖNENSAY, Gönensay, Samim /Birsen, Kemaleddin, Miras Hukuku, 2. Bası, İstanbul, Ahmet Said Matbaası, 1963, s. 261

[21]ÖZTAN, BİLGE, Miras Hukuku, 3. Bası, Ankara, Turhan Kitabevi, 2008. s.340

[22] GÖNENSAY, a.g.e., s. 256

[23] Fuat SAATÇIOĞLU, Mirasın Gerçek Reddi, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, 2012-1


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.