Kolluk, kamu güvenliğine geniş ölçüde bağlı bulunan iç disiplin ve bu disiplini sağlamaya yönelik tasarrufları arasında, insan hak ve hürriyetlerine odaklanan dengenin korunmasını hedefleyen idari teşkilattır. Kolluk görevlileri tarafından gerçekleştirilen faaliyetler, toplumun güvenliğine yönelik istikrarın sürdürülmesinde “sosyal hizmet” başlığı altında ifa edilen her türlü eylemi kapsar. Bu eylemler; mesleki nitelik, eğitim ve davranışların taşıdığı önemle bağlantılı olarak, kamu barışının muhafazasına dair üstlenilen sorumluluk gereğince yerine getirilir. Kolluk faaliyetleri, insan hak ve hürriyetlerinin ihlaline yol açabilecek hukuka aykırı eylem ve tasarrufları meşru kılamaz. Prensip budur, istisnası ise toplum düzeni ile insan hak ve hürriyetlerinin korunması amacıyla kolluğun kullanmakla yükümlü tutulduğu zor ve silah kullanma yetkisinden kaynaklanır. Hukuk devletinde, kolluğun zor ve silah kullanma yetkisini keyfi kullanabilmesi kabul edilemez.
Kolluk görevlisinin “zor ve silah kullanma yetkisi” başlığı altında gerçekleştirdiği eylemler, “Meşru savunma ve zorunluluk hali” başlıklı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) m.25/1 ile “Sınırın aşılması” başlıklı TCK m.27’ye göre sınırları çizilen yetkiden doğar. Bu yetki, “Zor ve silah kullanma” başlıklı 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu (PVSK) m.16’da düzenlenmiştir. İlgili hükme göre; kolluk görevlisi, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkili olup, bu yetki kapsamında direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedeni kuvvet, maddi güç ve kanuni şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu (TMK) Ek m.2’ye göre, “Terör örgütlerine karşı icra edilecek operasyonlarda "teslim ol" emrine itaat edilmemesi veya silah kullanmaya teşebbüs edilmesi halinde kolluk görevlileri, tehlikeyi etkisiz kılabilecek ölçü ve orantıda, doğrudan ve duraksamadan hedefe karşı silah kullanmaya yetkilidir”. Ayrıca PVSK m.25’e göre, “Polis teşkilatı bulunmayan yerlerde il, ilçe ve bucak jandarma komutanları ile jandarma karakol komutanları bu kanunda yazılı vazifeleri yapar ve yetkileri kullanırlar”. 2803 sayılı Jandarma Teşkilat Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun m.11’de belirtildiği üzere jandarma, kendisine verilen görevlerin ifası sırasında hizmet özelliğine uygun şekilde ve görevinin gereği olarak kanunlarda öngörülen silah kullanma yetkisine sahiptir.

PVSK m.16/7 uyarınca polis; meşru savunma hakkının kullanılması kapsamında, bedeni kuvvet ve maddi güç kullanarak etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde, hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silah kullanmaya yetkilidir. Kolluk görevlileri, görevinin ifası gerekli kıldığı ölçüde kuvvet kullanmaya yetkili olup, suç işlenmesini önlemek amacıyla veya suçluların yakalanması, gözaltına alınması gibi somut olayın şartlarına göre yapılan makul değerlendirme sonucunda zor kullanmaya başvurulabilecektir. Ancak “Kanunun hükmü ve amirin emri” başlıklı TCK m.24’e göre, “Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez. Yetkili bir merciden verilip, yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir emri uygulayan sorumlu olmaz. Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur”. Bu hüküm, “Kanunsuz emir” başlıklı Anayasa m.137’ye de uygundur. Görevin ifası, yasal şartlara uygun olduğu sürece bir hukuka uygunluk sebebi sayılır ve fiilin hukuka aykırılığını ortadan kaldırmak suretiyle suç olmasını önler. 

Kuvvet kullanımı istisnai bir yetki olup, belirtilen unsurların yokluğu halinde, başvurulması hukuka aykırılık teşkil eden bir tasarruftur. Savaş hali, ulusal güvenliğe yönelik tehdit, iç siyasal istikrarsızlık, kamusal tehlike gibi istisnalardan hiçbirisi, işkence ya da diğer zalimane, insanlıkdışı veya aşağılayıcı muamele ya da cezayı meşrulaştırmak üzere ileri sürülemez.
27.08.1990 – 07.09.1990 tarihleri arasında Küba’da yapılan Suçun Önlenmesi ve Suçluların Uslandırılması Hakkında Birleşmiş Milletler 8. Kongresi tarafından kabul edilen “Kolluk Gücü Tarafından Kuvvet ve Ateşli Silahların Kullanılması Hakkında Temel İlkeler” başlıklı kuvvet ve silah kullanımı ilkelerinin 5. maddesine göre; “Hukuka uygun olarak kuvvet ve ateşli silahların kullanılması kaçınılmaz hale geldiği zaman, kolluk görevlileri;

- Bu tür araçların kullanımına sınırlı olarak başvuracak ve suçun ağırlığı ve gerçekleştirilmesi hedeflenen meşru amaçla orantılı biçimde tasarrufta bulunacaklardır,
- Zararı ve yaralanmayı asgariye indirecek, insan yaşamına saygı gösterecek ve koruyacaklardır,
- Yaralanan veya uygulamadan etkilenen kişilere, mümkün olan en kısa sürede destek verilmesini ve tıbbı müdahalede bulunulmasını temin edeceklerdir,
- Yaralanan veya uygulamadan etkilenen kişinin yakınlarına mümkün olan en kısa sürede bildirimde bulunulmasını temin edeceklerdir.

Kuvvet ve Silah Kullanımı İlkeleri’nin 26. maddesine göre; kolluk görevlisi, bir kişinin ölmesine ya da ağır biçimde yaralanmasına yol açan kuvvet veya ateşli silahların kullanılmasına dair bir emrin açıkça hukuka aykırı olduğunu biliyor veya bu emri yerine getirmeyi reddetmek bakımından makul bir imkana sahip olmuşsa, amirin emrine riayet edildiği şeklinde savunma yapamayacaktır. Bu ihtimalde, hem hukuka aykırı emri veren amir ve hem de emri yerine getiren kolluk görevlisi sorumlu olacaktır.

Kolluk görevlileri, görevlerini yerine getirirken zor ve silah kullanmadan önce, mümkün olduğu ölçüde şiddet içermeyen araçlara başvurmak zorundadırlar. Kişilerin ölmesine veya yaralanmasına neden olabilecek türde araçların kullanılması, durumun niteliğine göre artarak sınırlandırılması gereken bir uygulamadır. Silah kullanımını azaltmak amacıyla savunmaya yönelik tasarlanan koruyucu başlık, kurşun geçirmez yelek, nakil aracı ve zırh gibi materyallerle donatılan kolluk, kişiyi etkisiz hale getirmeye elverişli araçları geliştirip tercih etmelidir.

Kuvvet ve Silah Kullanımı İlkeleri’nin 9. maddesine göre; kolluk gücü, ölüme veya ağır şekilde yaralanmaya yol açacak yakın tehdide/tehlikeye karşı kendilerinin veya başka kişilerin savunulması; özellikle yaşama yönelik büyük tehdit oluşturan ağır nitelikli bir suçun işlenmesinin önlenmesi; bu tür tehlike yaratan ve kolluk güçlerinin otoritesine direnen bir kişinin yakalanması yahut kişinin kaçmasının önlenmesi haricinde ve sadece bu amaçların gerçekleştirilmesi için daha hafif yöntemler/araçlar yetersiz kalmadıkça, kişilere karşı ateşli silah kullanmamalıdır. Etkisizleştirici silahların ise, kişinin beden bütünlüğünün zarar görme riskini asgari seviyeye indirebilmek amacıyla özenli şekilde kullanılması gerekmektedir.
Gaz fişeği ve benzeri mühimmattan %50 daha hızlı ve güçlü olan plastik mermi, gerek etkisizleştirici özelliği sebebiyle ve gerekse kişinin üzerinde renkli boya bırakarak teşhisi kolaylaştırdığı, böylelikle şiddete başvuran kişilerin ayırt edilmesini sağladığı ve “bölge atışı yerine, nokta atışı” yaptığı gerekçesiyle birçok ülkede tercih edilebilmektedir. Özel şekilde tasarlanan plastik mermiler, yüze ve başa nişan alınıp sıkılmadığı müddetçe, vücuda çarptığında dağılma özelliği gösteren, deri altına işlemeyen ve 50 metrelik mesafeye kadar etki gösterebilen özelliği sebebiyle, bu konuda belirli süre eğitim almış sertifikalı personel tarafından kullanabilen bir tür mermi çeşididir. Hatalı kullanımlarda ölümcül veya insan vücudu üzerinde kalıcı etki doğurabilecek plastik merminin, doğabilecek sorumlulukları ve sorumlularını belirlemek amacıyla kullanıcı listesinin Emniyet Genel Müdürlüğü’nde, kolluk görevlisinin bağlı bulunduğu birimin yetkililerinde veya emri veren amirde bulunması zorunlu olmalıdır. 
 
Plastik mermi, özel olarak dizayn edilen silahlardan ateşlenen bir mermi çeşididir. Plastik merminin kullanıldığı silahın ateşli silah olup olmadığı hususunda, 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda herhangi bir tanıma yer verilmediği, esasında bu Kanunda neyin silah ve ateşli silah sayılacağı hususunda da tanımlama yapılmadığı görülmektedir. Ruhsatsız ateşli silah kullanılması veya bulundurulmasının suç olarak düzenlendiği, ancak hangi silahların “ateşli silah” olduğu hususunda açık ve net bir belirleme yapmayan 6136 sayılı Kanunda, ateşli silahlara ilişkin tanımın yönetmelikle yapılacağına dair bir hüküm de bulunmamaktadır. Ateşli silah ve sair silahları izne veya ruhsata bağlayan, aksi davranışları suç sayan bu Kanun açısından doğru olan; hangi aletin yasak, hangisinin kullanımının serbest olduğu, izin ve ruhsatın hangi şartlarda ve nasıl geçerlilik taşıyacağı hakkında “suçta ve cezada kanunilik” prensibi uyarınca “silah” ve “ateşli silah” kavramlarının somutlaştırılması idi. Bu anlamda, Türk Ceza Kanunu açısından silahı tanımlayan m.6/1-f’nin yeterli olduğu söylenemez. 

Plastik mermi ve bu merminin kullanıldığı silahlar hakkında herhangi bir tanıma yer vermeyen 5729 sayılı Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Kanun m.1/2’ye göre, bu Kanunda geçen ses ve gaz fişeği atan silahın, kurusıkı silah olarak da tabir edilen ses ve gaz fişeği atabilen silahlar olduğu belirtilmiştir.

Anayasa m.124 gereğince, kanunların uygulanmasını sağlamak üzere ve kanuna aykırı olmamak koşuluyla yönetmelik çıkarılması mümkündür. Anayasa m.38 ve TCK m.2’de düzenlenen “suçta ve cezada kanunilik ilkesi” gereğince, kanunun suç olarak öngörmediği fiil sebebiyle kimse cezalandırılamayacaktır. “Açık suç hükmü”, yani kanun koyucu tarafından suç sayılan fiil bildirilmeden, sadece suç konusunun ve müeyyidenin gösterilmesi, fakat suçun ne olduğunun tarifinin yürütme organının sürekli ve her an değişebilecek, kişi hak ve hürriyetlerini tehdit edebilecek keyfi karar ve uygulamalarına bırakılmasının, “suçta ve cezada kanunilik” prensibi ile uyum göstermesi mümkün değildir. Ateşli silahlara ilişkin tanım, tespit ve açıklamaların, 6136 sayılı Kanunda yapılması gerekirken, bu husustaki belirlemelerin Yönetmelikte yer almasını hukuken uygun bulmadığımızı belirtmek isteriz; zira madde gerekçesinde belirtilen açıklamanın bağlayıcı olmadığı, dolayısıyla yönetmelik hükmü ile suç ve ceza tayin edilemeyeceği, bu hususun “suçta ve cezada kanunilik” prensibine aykırı olduğu kanaatindeyiz.

Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmelik m.2/e’de ateşli silah; mermi çekirdeği veya saçma olarak tabir edilen özel şekil ve nitelikteki maddeleri, barut gazı veya bu neviden patlayıcı ve itici güç ile uzak mesafelere kadar atabilen silahlar olarak tanımlanmıştır. Yönetmeliğin 2. maddesinin (i) bendinde tanımlanan “diğer saldırı ve savunma aletleri” ise; 2. maddenin (b), (c), (d), (e), (f), (g), (h) ve (ı) bentlerinde sözü edilen ateşli ve ateşsiz silahlar dışında kalan bıçaklar ile özel olarak saldırı ve savunmada kullanılmak amacıyla yapılmış her türlü ateşli ve ateşsiz aletler olarak tanımlanmıştır.

Plastik merminin, patlayıcı veya itici güç ile uzak mesafelere atılabilen özel şekli ve niteliği gözönünde bulundurulduğunda, 6136 sayılı Kanuna tabi “ateşli silah” vasfını taşıyıp taşımadığı, kullanıldığı mekanizmanın yapısına bağlı olarak değerlendirilmelidir. Plastik merminin kullanıldığı silah, bünyesinde “barut gazı” nev’inde ateşleyici materyal bulundurmakta ise, 6136 sayılı Kanunda belirtilen özelliklere sahip olduğu kabul edilecektir. Bu halde PVSK m.16 gibi, ateşli silah kullanma yetkisini düzenleyen diğer kanunlarda belirtilen şartların, plastik merminin kullanıldığı silahlarda da geçerli olduğu ileri sürülebilecektir. Esasında PVSK m.16’nın; son iki fıkrası hariç silah kullanma yetkisinden ve son iki fıkrası da ateşli silahın kullanılma şartlarından bahseder. Plastik merminin; ateşli silah değil sair silahtan sayılması halinde, PVSK m.16’nın son iki fıkrası hariç uygulanması, ateşli silah sayılması durumda da m.16’nın son iki fıkrasının tatbiki gündeme gelecektir.

Avrupa ülkelerinde “ölümcül silahlar” kategorisine alınarak yasaklanan, ancak toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde kullanıldığı 10.11.2014 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü’nün cevabi yazısında kabul edilen “FN 303” savunma silahı ve mermisinin (bizmut kapsülünün), hedef alınmak suretiyle atılması halinde öldürücü nitelikte olduğu kabul edilmektedir. FN 303 ile ilgili hazırlanan bilirkişi raporunda; FN 303 tüfeklerinin kutusunun üzerinde, “Ölüme sebep olabilir, yüze ve kafaya nişan almayınız” uyarısının bulunduğu, bu tüfeklerin “biraz öldürücü” (less lethal) nitelikte olduğu, yüze, cilde, göze isabet ettiğinde, yaklaşık 11 kilo ağırlığı olan balyozla aynı derece şok etkisi yaptığı ifade edilmiştir.

Özetle; 6136 sayılı Kanunla ilgili Yönetmeliğin 2. maddesinin (e) bendinde yapılan tanım kapsamına giren silahlar “ateşli silah”, bu tanım dışında kalanlar ise “sair silah” sayılacak ve buna göre muamele görecektir.  
 
Kuvvet ve Silah Kullanımı İlkeleri’nin 13. ve 14. maddelerine göre; “Yasadışı olmakla birlikte şiddet içermeyen toplantıların dağıtılmasında, kolluk görevlileri kuvvete başvurmaktan kaçınacak veya kuvvete başvurmaktan kaçınmanın uygulanabilirliği bulunmayan hallerde, kuvvet kullanımını asgari ölçüyle sınırlı tutacaklardır. Şiddet unsuru içeren toplantıların dağıtılmasında kolluk görevlileri, ateşli silahları sadece daha az tehlikeli araçların uygulanabilirliği bulunmadığı zaman ve yalnızca gereken asgari ölçüde kullanabilirler. Kolluk görevlileri, 9. maddede belirtilen koşullar çerçevesindeki haller hariç, yasadışı toplantılarda ateşli silahları kullanmayacaklardır”.

Hedef almak suretiyle veya tahkir edici maksatla, bireyselleştirme yapmaksızın, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını kullanmak için toplanan silahsız ve saldırısız toplanan, yani silahlı olup bunu kullandıklarına veya saldırıda bulunduklarına dair somut deliller ortaya koymayan grubu dağıtmak, gerçekleştirdiği veya gerçekleştirdiğinden şüphelenilen eylem dolayısıyla kişiyi cezalandırmak, korkutmak veya sindirmek amacıyla, siyasi, felsefi, dini ve sair tercihlerinden dolayı ayırım gözeterek, kendisine veya başkasına zarar verme riski bulunmayan, şiddet eylemlerine başvurmayan kişilere karşı plastik mermi veya ateşli silah kullanılamaz. Kuvvet ve Silah Kullanımı İlkeleri’nin 8. maddesine göre; “İç siyasal istikrarsızlık ya da herhangi bir kamusal tehlike hali gibi istisnai şartlar, bu temel ilkelerden herhangi biçimde ayrılmayı meşru göstermek üzere ileri sürülemez”.

2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Kanunu m.10 uyarınca bildirimde bulunmaksızın toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleyen, şiddete başvurmaksızın gerçekleştirdiği barışçıl nitelikte eylemlerle, basın bildirilerini kamu ile paylaşma, slogan atma, sesli veya görüntülü araçlarla yayın yapma gibi ifade hürriyetinin kullanımı için önem arzeden ve hakkın kullanımına etkin şekilde katılmayı hedefleyen eylemleri gerçekleştiren grup/topluluğa karşı, plastik mermi gibi fiziksel şiddete dayanan araçlarla müdahale edilmesi hukuka aykırı olacaktır.

Kolluk görevlilerinin hangi koşullar altında zor ve silah kullanmaya yetkili olacağı hususunu düzenleyen yasal çerçevemiz hakkında İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM); 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun, demokratik toplumda gereklilik/zorunluluk ölçütü ile bağdaşmadığı, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS) m.2’de düzenlenen yaşam hakkının korunması için yeterli düzeyde olmadığı yönünde genel kanaat taşımaktadır. Ancak İHAM, iç hukukumuzda öngörülen polisin zor ve silah kullanma yetkisine ve şartlarına ilişkin ulusal standardımız ile İHAS m.2/2’de üç bent halinde düzenlenen (kanunla öngörülen kesin zorunluluk hallerine ilişkin) uluslararası standart arasındaki fark; İHAS m.2/1’de düzenlenen yaşam hakkının ihlal edildiğine yönelik sonuca ulaşmak için yeterli güçte görmemektedir. Bunun sebebi, genel olarak PVSK ile kolluğa tanınan silah kullanma yetkisinde bir sorun olmamakla birlikte, bu Kanunun yaşam hakkına dair yeterli güvenceyi taşımaması ve silah kullanmada “ölçülülük” ilkesinin gözetilmemesi olarak gösterilmiştir. İHAM, kolluğun silah kullanma yetkisinin etkin şekilde soruşturulmadığı gerekçesiyle hak ihlali kararları vermiştir.

Kanaatimizce, toplum düzeni, kişi hak ve hürriyetlerinin korunması için kolluğa zor ve silah kullanma yetkisinin tanınması gerekir. Kolluğun bu yetkiyi kötüye kullanacağından ve silah kullanma yetkisinin Türkiye Cumhuriyeti’nde kolluğa tanınmaması yönünde bir gerekçenin kabulü, hem ütopik ve hem de gerçeğe dönüştürülemez özellik taşır. Bu nedenle kanun koyucu, zor ve silah kullanma yetkisi ve sınırları ile hukuka aykırı kullanma halleri ile cezalarını net bir şekilde tanımlamalı, bu noktada can güvenliğini esas almalı, zor ve silah kullanmaya dair standartlar ise uygulama yönetmeliği ile ortak tanıma tabi tutulmalı, bundan sonra da kolluğun kamu kudretine dayalı ve özü esasında insan hayatı ve sağlığı bakımından tehlike ve zarar içeren zor ve silah kullanma yetkisinin denetimi tavizsiz bir şekilde yapılmalıdır.

Devletin esas yükümlülüğünün, yaşam hakkını güvence altına almak için bireye karşı işlenecek suçların, caydırıcı hukuki ve idari bir çerçeve içine yerleştirilmesi, bu mekanizmanın işleyişi bakımından yaptırımlar uygulanması, bu amaçla hak ihlallerinin ortadan kaldırılması olduğunu belirten İHAM; zor kullanmaya başvurmanın İHAS m.2’nin (a), (b) ve (c) bentlerinde öngörülen “…bir kimsenin yasadışı şiddete karşı korunmasının sağlanması, bir kimsenin usulüne uygun olarak yakalanmasını gerçekleştirme veya usulüne uygun olarak tutulu bulunan bir kişinin kaçmasını önleme, bir ayaklanma veya isyanının yasaya uygun olarak bastırılması” amaçlarıyla orantılı olması gerektiğini vurgular.

İHAM’a göre, polislerin ölüme sebebiyet veren yollara başvurmalarını sınırlandırmak amacıyla, silah kullanmadan önce neden göz yaşartıcı bomba, plastik mermi veya uyuşturucu el bombası gibi kişiyi etkisiz hale getirici diğer yollara başvurmadıkları hususunun tartışılması kaçınılmazdır. Bu amaçla, polisin hangi şartlarda ateşli silah taşımaya yetkili olduğu, taşınmasına izin verilen silahların hangileri olduğu, ateşli silah kullanımına yönelik uyarıların karşı tarafça “duyulabilir” olduğunun ne şekilde belirlendiği ve ateşli silah kullanılması halinde cezai sorumluluğun tespit edilebilmesi amacıyla durumun amire ve üst mercideki yetkili kurumlara bildiriminin nasıl yapılacağı ve bildirimin yer, zaman, kendisine karşı silah kullanılan kişi ve silahı kullanan kamu görevlisini de kapsayacak şekilde hazırlanan raporlarla yazılı hale getirileceğini öngören cezai ve idari düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.

Kolluk görevlisi, kendisinin veya başkasının yaşamı için mevcut olabilecek bütün riskleri ortadan kaldırmak amacıyla makul ve gerekli olduğunu düşündükleri bütün tedbirleri almaya yetkilidir. Ancak ateşli silah kullanmadan önce, göz yaşartıcı bomba, plastik mermi ve uyuşturucu el bombaları gibi kişiyi etkisiz hale getirecek araçların kullanılması zorunludur. İHAM’a göre, somut olayın koşulları gözönünde bulundurulmaksızın bu ilkenin zorunlu kılınması; kanunu uygulamakla yükümlü bulunan Devlete ve kamu görevlilerine, kendilerinin ve başkalarının yaşamlarını riske sokacak gerçek dışı bir yük getirecektir.

Kolluk görevlileri tarafından gerçekleştirilen müdahalelerde; yakalama, gözaltına alma gibi tedbirlerin kanunda aranan koşullara uygun şekilde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin tartışılıp değerlendirilmesi, kişinin kendisine veya başkalarına zarar vermesi ya da şiddete başvurması halinde, direnci kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde cop, göz yaşartıcı bomba, plastik mermi gibi etkisizleştirici araçlara başvurulması, bu araçlara başvurma olanağının hangi şartlarda ortadan kalktığının net bir şekilde belirlenmesi ve bu hususta etkili soruşturma yükümlülüğüne aykırı hareket edip etmediğinin saptanması gerekmektedir.

Zor ve silah kullanma sınırının somutlaştırılması;

Kamu yararı ile birey yararının çatışabileceği, gerek kanun ve gerekse uygulamada bu yararlar arasında bir dengenin sağlanıp korunmasında zorunluluk olduğu, aksi halde “hukuk devleti” ilkesinin ayakta kalamayacağı, her iki yarar bakımından da kişi hak ve hürriyetlerinin gözetilmesini öngören emir ve yasakları içeren kanunlar ile bunları uygulayan kamu kudreti kullanıcısı kolluğun kaçınılmaz olduğu, ancak bunlarda Anaysa m.13 başta olmak üzere kişi hak ve hürriyetlerini koruyan tüm kurallar ile İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin esas alınması gerektiği, bu kapsamda kulağa hoş gelmese de kolluğun zor ve silah kullanma yetkisinin kamu otoritesinin gücünü pekiştirmek amacıyla kabul edilemeyeceği ve kullanılamayacağı, bu noktada da amaçlananın kişi hak ve hürriyetlerini korumak suretiyle kamu düzeni, barışı ve sükununu sağlanması olduğu tartışmasızdır.

Kolluk; öç almak, cezalandırmak, kamu otoritesinin yanında görmediğini ezmek, sindirmek, “polis devleti” anlayışına hizmet etmek, koruyup gözetmesi gereken can ve mal güvenliğini tehlikeye atmak amacıyla zor ve silah kullanamaz. Zor ve silah kullanma yetkisinin hukuka uygun sayılabilmesi için, insan hak ve hürriyetleri konusunda Türkiye Cumhuriyeti’nin tanıdığı uluslararası sözleşmelerde öngörülen ölçütlerin gerekleri mutlaka yerine getirilmeli, bunlara uygun iç hukukta kural, ilke ve standartlar oluşturulmalıdır. Kolluğun eğitimi ve faaliyetlerinin etkin denetimi; kendisinin, mağdurun ve failin can ve mal güvenliğini gözetecek şekilde ve tarafsız bir gözle sağlanmalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nde, önceden izin almaksızın herkes silahsız ve saldırısız şekilde toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir. Bireylerin toplantı veya gösteri yürüyüşü yapacağı yer ve zaman hakkında bildirimde bulunmaması, bir izinsizlik hali olarak nitelendirilemez. Sırf bu nedenle, kolluğun zor ve silah kullanmak suretiyle toplantı ve gösteri yürüyüşünü dağıtma yetkisinin varlığı kabul edilemez.

Silahlı ve saldırıda bulunma özelliğine sahip bir toplantı ve gösteri yürüyüşünde de, sırf bu yönde emarelerin varlığından hareketle silah kullanma yetkisinin doğduğu fikrini savunmak isabetli olmayacaktır. Zor ve silah kullanılabilmesi için, sıralı bazı eylemlerin gerçekleşmesi aranmalıdır.

Bireylerin bulundukları yeri terk etmemeleri veya kendilerini itekleyen, yani bulundukları yerden uzaklaştırmaya çalışan kolluğun, bir an için yalnızca vücutla karşı koymaya çalışan ve direnen göstericilere karşı silahlı veya silahsız cebir ve şiddet yöntemine başvurması da yerinde görülemez.

Ne zaman toplantı veya gösteri yürüyüşüne katılanlardan kolluğa veya çevrede bulunan insanlara veya malvarlığına yönelik şiddet hareketleri başlarsa veya göstericilerin hareketleri ile kamu düzeni bozulma noktasına gelirse, o andan itibaren kolluğun “orantılı güç kullanma yetkisi” olarak bilinen zor ve silah kullanma yetkisine başvurabilmesi gündeme gelir. Zor ve silah kullanma yetkisi, elbette daha ilk aşamada polisin taşıdığı silahla veya ateşli silahla müdahale edip göstericileri dağıtmasını haklı kılmaz. Zor ve silah kullanma yetkisi, somut olayın özellikleri dikkate alınmak suretiyle gerektiği yerde ve gerekli olduğu ölçüde kullanılır, ihtiyaç ortadan kalktığında da bu yetkinin kullanılmasına derhal son verilir.

Göstericinin eline sopa, taş veya sapan, hatta yanıcı veya yakıcı madde alması, kolluğun doğrudan göstericiyi hedef almak suretiyle gaz fişeği veya plastik mermi, ateşli silah kullanmasını haklı hale getirmez. Kolluk; uyarısını yapmalı, bahsettiğimiz türden silah kullanmaya niyetlenen göstericiyi vazgeçirmeye çalışmalı, bu yönde onun vücut bütünlüğüne zarar vermeyecek ölçüde, gerek olayın büyüklüğü ve büyüme risklerini ve gerekse göstericiler dahil tüm insanların can ve mal güvenliğini dikkate alıp, yakın temasta kullanacağı sopa, cop gibi aletlere saldırı başladığında başvurmalı, bu aşamada uzak temasta kullanılacak gaz fişeği atan, boyalı veya tazyikli su sıkan silahları ise vazgeçirici mahiyette kullanmalı, yani insanı hedef alarak silah kullanmamalıdır.

Toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılanlarca can ve mal güvenliği açısından tehlike oluşturmanın ötesine geçecek şekilde saldırının başlaması ve bu saldırının yukarıda belirtilen yöntemlerle durdurulamaması ve bu sırada göstericiler tarafından ateşli silah kullanılması ile birlikte kolluk, artık uzaktan temasla saldırıya son vermeye elverişli silahları, yine insan hayatını ve sağlığını ön planda tutmak suretiyle kullanabilmeli, plastik mermiyi ve “son çare” olarak da ateşli silahını, saldırıda bulunanı etkisiz hale getirip yakalamaya yetecek ölçüde kullanmalıdır. Bu noktada, molotof kokteyl gibi yanıcı ve yakıcı madde atanlara karşı ateşli silah olmasa bile, “silah” sayılabilecek maddeyi atanı hedef alarak plastik merminin kullanılıp kullanılmayacağı düşünülebilir. Ateşli silahla, gerektiği kadar ve göstericilerin kaçıp uzaklaşmasını sağlamak amacıyla ve insan hayatını tehlikeye sokmayacak şekilde havaya ateş edilebilir.

Bundan ötesi, ateşli silah derecesinde öldürücü özelliği olmayan plastik merminin saldırıda bulunan göstericiyi hedef almak suretiyle ateşlenip ateşlenemeyeceği önem kazanır. Bu durumda, saldırıda bulunanın yüz, baş ve boyun bölgesine hedef almayacak şekilde plastik merminin kullanılması mümkün olabilir. Gaz fişeğinin doğrudan insan vücudunu hedef alacak şekilde kullanılması ise, bu aletin fonksiyon ve amacına aykırıdır. Ateşli silahın bir saldırı sırasında veya işlenen suç sonrasında ne şekilde kullanılacağı ise, PVSK m.16’nın son iki fıkrası ile TMK Ek m.2’de tanımlanmıştır. Bu tanımlara uyulması, bu noktada TCK m.24 ve Anayasa m.137’nin dikkate alınması, ateşli silah ve sair silahların şartları oluşmaksızın veya keyfi şekilde kullanımın izin verilmemesi, hukuka aykırı kullanan kolluk görevlileri hakkında da etkin denetimlerin yapılıp, gerekli yaptırımların tatbik edilmesi elzemdir.

Son söz; kolluk, bir toplantı veya gösteri yürüyüşünü tahrik etmeye yönelik zor veya silah kullanamayacağı gibi, toplantı veya gösteri yürüyüşünün bildirimsiz olduğundan veya kamu düzeni için tehlikeli hale dönüştüğünden veya toplantı veya gösteri yürüyüşünde silah kullanıldığı veya saldırıda bulunulduğu gerekçesiyle, orada bulunan, toplantı veya gösteri yürüyüşünü seyreden, oradan geçen, toplantı veya gösteri yürüyüşüne silahsız ve saldırısız şekilde katılan insanları hedef almak suretiyle zor ve silah kullanamaz, kullandığı durumda da bunu hukuka aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşünü dağıtmak için yaptığını ileri süremez. Bu tür bir savunma, kolluğun eyleminin hukuka aykırılığını ve dolayısıyla sorumluluğunu ortadan kaldırmayacaktır.

 Prof. Dr. Ersan Şen