ÖZET
Dolandırıcılık suçunu işleyen suçlular muhatap oldukları insanın iyi niyetini kullanma, sadakatini ve güveni suistimal etme, kandırma gibi belirli veya belirsiz, yalan beyan ve hileli eylemlerle, sistematik veya sistematik olmayan her türlü yöntem ile maliki olmadıkları malı veya tasarrufta bulunamayacakları hakları zilyetine geçirme eğiliminde olmuşlardır. Mülkiyet hakkı Anayasa’nın 35.maddesi ile kanun koyucu tarafından koruma altına alınmıştır. Dolandırıcılık suçu çağın ve teknolojinin gelişiminden payını almış yeni yöntemler bulunmuştur bu sebeplerden dolayı Türk Ceza Kanunu’nda suçun engellenmesi için önemli değişiklikler yapılmış ve bu suçu işleyenlerin tabi olacakları yaptırım ağırlaştırılmıştır.
Malvarlığına karşı suçlar; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Onuncu Bölümünde 141. madde ile 169. maddeler arasında düzenlenmiştir. Dolandırıcılık suçunun düzenlendiği 157. madde basit dolandırıcılığı, 158.madde dolandırıcılığın arttırıcı niteliğini düzenlerken 159. madde ise nitelikli dolandırıcılığı düzenlemiştir. Bu çalışmamızın amacı, dolandırıcılık suçunun anayasa, kanun, doktrin ışığında üst düzey olmayan akademik bir çalışma vasıtasıyla değerlendirip incelenerek toplumu bilgilendirmek ve aydınlanmaktır.
Yaptığım çalışmayı üç grupta tasnif ve izah etmeye çalıştım. Birinci bölümde; suçun tarihsel gelişimi, suç ile korunan hukuki değer, suçun hukuki konusu incelenip izah edilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde; suçun maddi unsurları, suçun manevi unsuları, suçun hukuka uygunluk nedenleri ve suçun nitelikli halleri incelenerek genel olarak aktarılmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümün inceleme alanı ise; kusurluluk, suçun özel görünüş biçimleri ve suçun yaptırımlarıdır.
Perpetrators of fraud have exhibited a tendency to acquire property they do not own or rights they are not entitled to, utilizing various methods, both systematic and unsystematic, involving specific or vague acts of deception such as exploiting the goodwill, loyalty, and trust of their targets through false statements and fraudulent actions. The right to property is protected under Article 35 of the Constitution and by the legislature. With the advancements in technology, new methods of perpetrating fraud have emerged. Consequently, significant amendments have been made to the Turkish Penal Code to prevent this crime and to impose stricter penalties on perpetrators.
Crimes against property are regulated between Articles 141 and 169 in the Tenth Section of the Turkish Penal Code numbered 5237. Article 157 defines simple fraud, Article 158 addresses aggravated fraud, and Article 159 regulates qualified fraud. The purpose of this study is to inform and enlighten the society by evaluating and examining the crime of fraud in the light of the constitution, law and doctrine through a non-high-level academic study.
In my study, I attempted to classify and explain it in three main sections. The first section focuses on the historical development of the crime, the legal value protected by the crime, and the legal subject matter of the crime. In the second section, the material elements of the crime, the mental elements of the crime, the justifications for the legality of the crime, and the qualified forms of the crime are examined and generally presented. The third section delves into culpability, the specific manifestations of the crime, and the penalties associated with the crime.
Kanun koyucu 157. maddede dolandırıcılık suçunu ve dolandırıcılık suçunun yaptırımını izah etmiştir işbu maddeye göre; “hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası verilir.”
Dünyanın varoluşu ve insanlığın gelişimi ile birlikte insanlar gruplaşarak toplumu oluşturmuş bu durum beraberinde toplumsal düzen kavramını ortaya çıkarmıştır. Toplumsal düzeni kasten bozmaya yönelik eylemler ise suç, hak, hukuki değer vesair kavramların bir otorite tarafından açıklanması ve korunması hasıl olmuştur. Suç, otorite tarafından korunan toplumsal menfaati kasten ihlal veya gerekli özen yükümlülüğünü göstermeyerek taksirle ortaya çıkabilir, ortaya çıkan suç hukuki düzen ve otoritenin cebren ifasıyla cezalandırılır bu cezalandırmanın amacı toplumsal düzeni sağlamak ve bireylerin haklarını korumaktır. Suç kavramı devletin; anayasa, kanun, uluslararası anlaşmalar ile güvenceye aldığı hak ve özgürlükleri ihlal etmektir. Dolandırıcılık suçu mal varlığına karşı işlenen suçlardan biridir. Mal varlığına karşı işlenen suçlar, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun onuncu bölümünde hükümleri açıklanan; hırsızlık, yağma, mala zarar verme, hakkı olmayan yere tecavüz, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf, hileli ve taksirli iflas, karşılıksız yararlanma, suç eşyasını satın alma, şirket veya kooperatifler hakkında yanlış bilgi, bilgi vermeme olarak sayılmıştır.
Dolandırıcılık suçunun ortaya çıkmasının birçok sebebi vardır. Toplumdaki gelir gider eşitsizliği, sınıf sistemi, toplum düzenindeki eksiklikler gibi birçok etken bu suçun oluşmasına sebebiyet vermiştir. Bahsedilen suçun ortaya çıkmasının en temel sebeplerinden biri ekonomik sıkıntıların sebep olduğu ahlaki çöküntülerdir. Dolandırıcı kasten bir bireyi aldatma, güveni kötüye kullanma yoluyla aldatılanın menfaatini zedelemiş, sosyal faydaya aykırı davranmış ve toplumsal düzene zarar vermiştir. Otorite kanun koyucunun koyduğu yasalara aykırı davranan ve topluma zarar veren dolandırıcıyı cezalandırmak, mağdur olanın hakkını gözetmek ile toplumsal düzeni sağlamış ve korumuş olacaktır.
Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; suçun tarihsel gelişimi, suç ile korunan hukuki değer,suçun hukuki konusu incelenip izah edilmeye çalışılmıştır
İkinci bölümde; suçun maddi unsurları, suçun manevi unsuları, suçun hukuka uygunluk nedenleri ve suçun nitelikli halleri incelenerek genel olarak aktarılmaya çalışılmıştır
Üçüncü bölümün inceleme alanı ise; kusurluluk, suçun özel görünüş biçimleri ve suçun yaptırımlarıdır.
I. DOLANDIRICILIK SUÇUNUN TARİHSEL GELİŞİMİ, SUÇLA KORUNAN HUKUKİ DEĞER VE SUÇUN UNSURLARI
1. Dolandırıcılık Suçunun Tarihsel Gelişimi
Dolandırıcılık fiilinin tarihsel gelişimini incelediğimize bu fiilin insanlık tarihi kadar eski olduğunu söylemek mümkündür. Ancak yaptırım kısmına bakıldığında ise o kadar eskiye dayanmadığı söylenebilir. Dolandırıcılık suçunun tarihsel süreçteki temelini karmaşık ekonomik ilişkin meydana getirdiği suç tipi olduğunu söylemek mümkündür. Kanun koyucuların ilk olarak hırsızlık suçuna göre cezalandırmışlardır. İlerleyen süreçte Roma dönemine bakıldığında ise günümüzdeki anlamıyla dolandırıcılık eylemine ceza kanununda karşılığına rastlanmamaktaydı. Bu sebeple de orta çağ Cermen hukuk sistemine bakıldığında ise hileli davranışın cezalandırıldığı kimi haller bulunmaktaydı. Ancak on sekizinci yüzyılın ikinci yarısına kadar yalanla yarar sağlanması dolandırıcılık ve malvarlığına girenlerden başkaca hak ve menfaatin dolandırılması suç olarak ifade edilmiştir[1].
Dolandırıcılık suçunun niteliklerinin neler olduğu 1935-1945 senelerinde belirlenmiştir. Hırsızlık ve yağma suçlarından farklı şekilde on dokuzuncu yüzyılda kanun koyucularca çıkarılan ve yapay bir ifade olan dolandırıcılık suçunun günümüzdeki bütün ceza kanunlarında malvarlığına karşı suç olarak sayılır ve yaptırım altına alınır. İslam hukukuna bakıldığında ise Osmanlı Devletinde dolandırıcılık suçuna ilişkin açık bir düzenleme yer almamıştır. Türk hukuku açısından dolandırıcılık suçuna ilişkin olarak açık bir şekilde ilk defa 1274’te Ceza Kanunname-i Hümayun’da yer verilerek yasal düzenlemeyle yaptırım altında düzenlenmiştir[2].
Suçla korunan hukuki değer ise öğreti açısından farklı görüşlerce değerlendirilmektedir. Dolandırıcılık suçunun korunması amacının hukuksal değeri, münhasıran malvarlığı olduğuna ilişkin görüşün olmasının yanı sıra diğer görüşe göre suçun işlenirken iradenin fesada uğraması sebebiyle irade özgürlüğünün korunmasına ilişkin olduğu ifade edilir. Maddenin gerekçesinde ise hukuki yararın malvarlığının yanı sıra irade özgürlüğü olduğu da ifade edilir. Dolandırıcılık suçu ile korunmak istenen hukuki yararın malvarlığı olmasının yanı sıra mağdurun sakatladığı iradenin sonucunda malvarlığının azalması nedeniyle malvarlığının yanı sıra irade özgürlüğü de korunur. Fakat kanun koyucunun mal varlığı hakkının kişi özgürlüğü hakkından öncelikli şekilde korunması gerekir. bu sebeple de dolandırıcılık suçunda malvarlığına karşı suçlar arasında düzenlenmektedir[3].
Suçun hukuki konusu ise suç ile korunmak istenen veya suçun ihlal etmiş olduğu hukuki varlık veya menfaattir. Bu sebeple de suçun hukuki konusunun yerine suç ile korunan hukuki değer veya menfaat ifadesinin kullanılması da mümkündür. Dolandırıcılık suçu ile birlikte kişilerin irade özgürlüğü ve hukuksal işlemlerinin sırası açısından iyiniyetli kimselerin de korunduğu suçlardandır. Söz konusu suçun malvarlığına karşı işlenen suçlardan ayıran temel husus ise failin hileli davranışlar sergileyerek mağduru aldatması noktasında kendisini gösterir. Bu bağlamda aldatma temeline dayanıyor olan bir suç olması nedeniyle birden çok hukuki konusu olan suçun işlenirken yalnızca malvarlığı zarar görmemekle birlikte aynı zamanda da mağdurun ya da suçtan zarar görenin iradesinin de hileli davranışın sonucunda yanıltıldığını söylemek de mümkündür. Maddenin gerekçesinde de aldatıcı niteliği bulunan hareketlerle kişilerin arasındaki ilişkilerde var olması gerekli iyiniyet ve güvenin bozulması ve bu nedenle de kişiler arasında sağlanması gerekli olan irade serbestisinin etkilenerek irade özgürlüğünün ihlal edilmesi şeklinde kendisini gösterir[4].
3.1. Fail
Suçun maddi unsurlarından olan fail, suçun kanuni tipinde eylemi gerçekleştiren kimse olarak tanımlanır. Suçun failinin yalnızca iradi hareket etme yeteneğine sahip olan gerçek kişilerin olması mümkündür. Gerçek bir kimsenin dolandırıcılık suçunun faili olması mümkündür. Sayısız yöntem altında işlenen suç olarak nitelendirilmekte olan dolandırıcılık suçuna ilişkin zeki suçlularca işlendiği belirtilse de mağdurun iradesinin sakatlanması ile bu suçun işlenmesi mümkündür. Dolandırıcılık suçunda kendisine yarar sağlayan şeklinde ifade edilerek kanun kapsamında bu durum da açık bir şekilde düzenlenmiştir[5].
Dolandırıcılık suçunun basit haline yönelik fail bakımından özellik göstermediğini söylemek mümkündür. Fakat suçun kamu görevlisi tarafından işlenmiş olması halinde sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak da söz konusu suçu işlemesi mümkündür. Fakat failin kamu görevlisi olsa da görevin sağlamış olduğu nüfuzu kötüye kullanmaksızın görevinden bahsetmeksizin hileli hareketlerde bulunması halinde irtikap suçundan değil dolandırıcılık suçundan bahsedilecektir. Bu sebeple de failin kim olduğu, söz konusu suçun özgü suç olup olmadığı konusunda yapılan değerlendirme aşamasında önem taşır[6].
Dolandırıcılık suçunun fail bakımından özellik göstermemesi nedeniyle her gerçek kişinin bu suçun faili olması mümkündür. Hileli davranışı gerçekleştiren ve yararına menfaat elde edilen kimsenin aynı olması da bu suç bakımından aranmaz. İkisinin farklı olması durumunda da hileli davranışları gerçekleştiren kimsenin suçun faili olduğu söylenebilir. Hileli davranışları yapan kimsenin ve aynı zamanda da hileli davranışları gerçekleştiren kimse olayın faili olarak nitelendirilir. Menfaati elde edenle olayın faillerinin farklı olması halinde ise hileli davranışları gerçekleştiren kimse suçun faili olarak gösterilir. Hileli davranışları gerçekleştirende yararına menfaat elde etmiş kimsenin arasında iştirak iradesinin de varlığı aranır. Yararına menfaat elde eden kimsenin hileli davranışlarıyla gerçekleşen suçun birlikte işlemesinde müşterek fail şeklinde sorumlu olur[7].
Dolandırıcılık suçuna ilişkin hakkında ayrılık kararı verilmese bile eşlerden biri, altsoy ya da üstsoyun ya da bunun gibi derecedeki kayın hısımlarından biri ya da evlat edinen ya da evlatlığın ve aynı zamanda da aynı taşınmazda birlikte ikamet eden kardeşlerden bir tanesinin zararına olacak biçimde işlenmesi durumunda da akrabaya ilişkin cezaya hükmolunmaz. Ancak belirtmek gerekir ki yine de bu durum şahsi cezasızlık sebebiyle ceza hukuku bağlamında eylemin karşılığında sorumluluktan bahsedilmese de özel hukuktan kaynaklanan sorumluluk devam eder[8].
3.2. Mağdur
Haksızlığa uğrayan kişi olarak da ifade edilen mağdur, suça konu eylemle ihlal olan ve cezai korumanın konusunun oluşturulduğu varlık veya menfaatin sahipleri mağdur olarak ifade edilir. Her suçta mağdurun kim olduğunun belirlenmesi açısından ilk olarak kanundaki madde metnine bakılması gerekir. Madde metninin konuluş amacının düzenlenmesi ve suçun düzenlendiği yere ilişkin hususların değerlendirilmesinde sonuca ulaşılmaya çalışılır. Dolandırıcılık suçunda mağdur açısından özellik göstermez. Bu sebeple de herhangi gerçek kişinin bu suçun mağduru olması mümkündür[9].
Aldatılan kimseyle malvarlığına ilişkin tasarrufta bulunmasına imkan sağlanan kimsenin aynı olduğu söylenebilir. Bu gibi hallerde dolandırıcılık suçunda pasif sujenin suçun maddi konusunu meydana getiren malvarlığı değerinin sahibi olan kimse olduğu söylenebilir. Aldatılan kimse ya da kişilerle zarara uğrayan kişi ya da kişilerin farklı olması da mümkündür. Dolandırıcılıkta bu gibi zarara uğrayan kimselerin farklı olması halinde ise üç kişi ile gerçekleştirilen dolandırıcılıktan söz edilmesi mümkündür. Aldatılan kişiyle zarara uğrayan kimsenin farklı olması halinde de aldatılan kimsenin mağdurun malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunma yetkisini sağlayan hukuki durumunun olması gerekmektedir. Elde edilmek istenen varlığı hakkına tamamiyle yabancı olanın bunun üzerinde tasarrufta bulunma yetkisinin olmadığı kimsenin aldatılması durumunda dolandırıcılık değil, koşulların oluşması halinde hırsızlık suçundan bahsedilecektir[10].
Doktrinde dolandırıcılık fiilinin oluşması için mağdurun belli ya da belirlenebilir sayıda kişi ya da kişiler olmasının gerekip gerekmediğine yönelik tartışma bulunmaktadır. Doktrinde görüş uyarınca dolandırıcılık suçunun işlenmesi amacıyla mağdurun belirli ya da belirlenebilir sayıda olması gerekir. Diğer görüş uyarınca da dolandırıcılık suçunun oluşması için hileli davranışın belirsiz sayıda kişilere karşı yöneltilmesi de suçun oluştuğu kabul edilir. Bir kimsenin içinde bulunduğu zorlu şartlardan yararlanarak yapılması ise mağdura karşı eylemi nitelikli hale getirir. Bu bakımdan suçun cezası açısından ağırlaştırıcı neden olur. Mağdurun algılama yeteneğinin olmaması ya da çok az olması halinde ise aldatılacak iradenin olmaması nedeniyle eylemin dolandırıcılık suçunu değil de hırsızlık suçunu oluşturduğu söylenebilir[11].
Hileli hareketler sonucunda aldatılan ve zarara uğrayan kimsenin aynı olması da gerekmemektedir. Çünkü TCK md. 157’ye bakıldığında kanun hükmünde bu hususun açık bir şekilde düzenlendiği ortaya konulmuştur. Bu bağlamda suçun oluşması için Yargıtay’ın benimsediği görüşe göre mağdur ile suçtan zarar göre kimsenin aynı kişi olmak zorunda olmadığına yönelik karar vermiştir. dolandırıcılık suçunda mağdurun tespitine yönelik öğretide farklı görüşler de bulunmaktadır. Bir görüş uyarınca, dolandırıcılık suçunda mağdurun aldatılan ve malvarlığına zarar verilen kimseyi ifade eder. Bu görüş uyarınca, gerçek kişilerin aldatılan ya da malvarlığına zarar gören kimseler olarak ifade edilir. Bu görüşe göre gerçek kişilerin aldatılan ya da malvarlığı zarar gören kimseler olarak tüzel kişilerin de malvarlığına zarar verilen kimseler şeklinde mağdur olmaları mümkündür. Diğer görüş uyarınca, suçun mağdurunun aldatılan değil, münhasıran malvarlığının zarara uğradığı kimseler olması mümkündür[12].
Failin kamu görevlisi olarak kendisini tanıtması ve üniversite mezunu olması ya da ilkokul mezunu olması arasında fark bulunmamaktadır. Failin ifade edildiği kimse olmadığına ilişkin bilme ya da failin iddiasının araştırma yükümlülüğü yüklenemez. Dolandırıcılık suçunda suçtan zarar gören kimsenin ya da mağdurun belirlenmesinde kimin şikayet hakkının kullanılacağı davaya kimin katılacağı ve etkin pişmanlık halinde iadenin kime yapılacağına yönelik hususlar önem arz eder. Dolandırıcılık suçunda mağdurlara ilişkin olarak failin söylediği şeylerin araştırma yükümlülüğü yüklenmesi mümkün değildir. Failin kendisini devlet memuru olarak tanıtmasından sonra mağdurun gerekli araştırmayı yapması halinde failin bahse konu kurumda çalıştığını belirleyemese de suçun tamamlandığını kabul edilmesi gerekir ve beraat kararı verilmesi mümkün olmayacaktır[13].
Aldatılan kişiyle malvarlığının zarara uğradığı kimsenin farklı olması durumunda da aldatılan kimsenin dolandırıcılık suçunun mağduru olduğu ileri sürülür. Fakat dolandırıcılık suçunda aslen korunmak istenen hukuki değerin malvarlığı değeri olması nedeniyle bu gibi durumlarda malvarlığı açısından zarara uğrayan kimsenin suçun mağduru olduğu kabul edilmesi gerekir. Çünkü sadece aldatılmak bu suç bakımından mağdur olmak açısından yeterli değildir. Malvarlığı açısından bir zararın veya zarar tehlikesinin gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu ayrımın etkisiyle dolandırıcılık suçunun hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili için işlenmesi halinde de kamu davasına katılma ve şikayet hakkının kim tarafından kullanılacağını gösterir. Bu bağlamda aldatılan kimsenin suçtan zarar görmemesi nedeniyle şikayet etme ve kamu davasına katılma imkanı da bulunmamaktadır[14].
Tüzel kişilerin mağdur olamayacağının kabul edildiği anlayış uyarınca gerçek kişilerin aldatılmasıyla malvarlığı açısından zarara uğrayan tüzel kişilerin bu suç sebebiyle suçtan zarar gören olarak ifade edilir. Fakat tüzel kişilerin de söz konusu suçun mağduru olabileceğini belirtmek gerekmektedir. CMK hükümleri uyarınca suçun mağduruyla birlikte suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişilerin de kamu davasına katılabilmeleri mümkündür. Ayrıca dolandırıcılıktan bahsedebilmek için aldatıcı davranışlar ile gerçek kişiye yönelik şekilde yapılması gerekmektedir. Bilişim sistemlerinde işleyişin yanıltıcı yöntemler kullanılarak kişilerin zarar görmesine neden olunması halinde de koşullarının oluşması halinde başkaca suçların oluştuğunu söylemek mümkün olacaktır[15].
3.3. Suçun Maddi Konusu
Suçun maddi konusuna bakıldığında hareketin yöneldiği kimse ya da şey olduğunu söylemek mümkündür. Failin gerçekleştirilen eylem kapsamında eşyaya, şahsın maddi, fiziki yapısı ya da bünyesine yönelmektedir. Dolandırıcılık suçunun bu bağlamda maddi konusuna bakıldığında gerçek veya tüzel kişilerin malvarlığı olduğunu söylemek mümkündür. Söz konusu malvarlığının kişilerin taşınır, taşınmaz mal, alacak hakkı, fikri hak ya da failin kendi kendine mağdurdan sağladığı hizmetler gibi ekonomik değeri olan değerin oluşturması da mümkündür[16].
Dolandırıcılık suçunun maddi konusu, bilgi niteliğinde verilerin oluşturduğu söylenemez. Örnek vermek gerekirse, yalnızca kart bilgileirnin hileyle ele geçirilmesi dolandırıcılık suçunu oluşturmaz. Çünkü dolandırıclık, yağma ve hırsızlık suçlarında mala karşı işlenen suçlardan olup, bu bağlamda yalnızca mal, bilgi ya da eşya olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Yine aynı şekilde kişinin cinsel ya da bedensel bütünlüğüne yönelik hileli davranışlarla gerçekleştirilmekte olan davranışların, dolandırıcılık eylemi şeklinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Örnek vermek gerekirse, gece vakti karanlıktan faydalanmak suretiyle bir kadının yatağına girerek kocası olarak algılaması sonucunda cinsel ilişkiye girilmesi halinde dolandırıcılık suçundan bahsetmek mümkün olmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun maddi konusunu meydana getiren değere bakıldığında ekonomik değeri bulunan eşya olmakla birlikte ekonomik değeri olmayan eşya olması da mümkündür. Örnek vermek gerekirse, bir kimseye ait ve yıllardır hatıra olarak sakladığı bir nesne de bu suçun konusunu oluşturması mümkündür[17].
Dolandırıcılık suçunun konusunun malvarlığı değerleri oluşturması nedeniyle malvarlığını da kapsamına alan üst bir kavram olduğunu söylemek mümkündür. Bu sebeple de ekonomik değeri olan taşınır ve taşınmaz mallarla birlikte alacak hakları, fikri haklar gibi hakların da suçun konusunu oluşturması mümkündür. Bu bağlamda değerlendirme yapıldığında sözleşme, ibraname, makbuz ve taahhütname gibi evraklar da hukuki sonuç doğurmaya elverişlidir. Bunun yanı sıra alacağın zamanaşımına uğraması ve alacağın olmaması veya ödendiğine ilişkin aldatıcı davranışlar sebebiyle mağdurun hukuki yollara gitmesinin sağlanması da suçun işlenmesi mükündür. Ekonomik karşılığının olması nedeniyle kişisel hizmetlerin gördürülmesi de suçun konusunu oluşturduğu kabul edilir[18].
Dolandırıcılık suçu bakımından hilenin başkasının iradesine ilişkin olarak etki eden yanıltıcı niteliği bulunan her türlü davranışı ifade etmektedir. Failin hileli davranışlarla aldatılan kimsenin iradesinin istediği şekilde oluşması ve gerçeği bilse idi muhatabın kabul etmediği yönünde davranmasını sağlar. Bu sebeple de muhatabın iradesine ilişkin olarak etkide bulunmadan yalnızca olguları veya gerçeği değiştirilmesi de hilenin varlığı açısından yeterli bir gerekçe değildir. Alım satım gibi ticari ilişkilerde dürüstlük kuralına aykırı davranılması halinde de hileden söz edilemez. İcabı kabul edilmesini sağlamak için mağdurun ikna edilmesine ilişkin basit sözler ve davranışların mağdurun iradesinin hatalı olmasına ilişkin olmadığı hallerde dolandırıcılık şeklinde değerlendirilmemesi gerekir. dolandırıcılıktan bahsedilebilmesi için hileli davranışın mağdurun iradesinde hata oluşturması ve bu sebeple de yarar elde edilmesini amaçlaması gerekir[19].
3.4. Fiil ve Netice
Fiil ve netice açısından inceleme yapıldığında hileli davranışlarla bir kimsenin aldatılmasıdır. Dolandırıcılık suçundan bahsedebilmemiz için failin mağdura hileli davranışlar sergilemesi gerekir. bu suçun ön plana çıkan yönü de hiledir. Dolandırıcılık suçu, aldatma temeline dayalı tipik hile suçu olduğunu söylemek mümkündür. Kanun koyucunun söz konusu maddede hilenin tanımını ypamadan suçun maddi konusunun hareket bölümünü meydana getiren hileli davranışların hangileri olduğunu belirtmeyip bilinçli şekilde söz konusu husua ilişkin durumu doktrin ve uygulamaya bırakmıştır. Hileli davranışların yazıyla, eyleme, sözle işlenebileceği gibi hareketle ya da başka şekilde de işlenmesi mümkündür. Dolandırıcılık suçunda hileli hareketin tanımının yapılmadan suçun maddi konusnun hareket bölümü bu anlamda farklı şekillerde meydana gelmesi mümkündür[20].
Bir fiilin hile sayılması için gerçeğin gizlenmesi ya da farklı şekilde gösterilmesi, gerçekleşmemiş bir durumu gerçekleşmiş, gerçekleşeni de gerçekleşmemiş olarak gösterilmesi ya da gerçekleşene değin başkaca unsurların eklenmesi anlamına gelir. Bu şekilde farklı göstermenin sonucunca ise bir kimsenin iradesinin sakatlanması söz konusu olur. Mağdurun hilesi ile birlikte rıza göstermeyeceği bir konuya ilişkin rıza göstermesi, yapmayacağı şeyi yapacağı anlamına gelir. Kandırıcı hareketlerle hileli davranışlar sergileyen kimsenin kullanılan hile ile gizlenen ya da değiştirilen belgenin niteliklerinin de ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir. Bu bakımdan ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir. Bu durumda hileli davranışın aldatıcı niteliğinin bulunması gerekir. Basit düzeydeki bir yalanın hileli hareket olarak kabul edilmesi söz konusu değildir[21].
Dolandırıcılık suçunda aldatılan şahsın herhangi birisi olmadığı, suçun konusuna ilişkin mala yönelik tasarruf yetkisi olan şahsın olması gerekir. Malın sahibi ya da zilyedi olması mümkündür. Aldatılan kimsenin mağdurun malın sahibi ya da zilyedi olmaması halinde dolandırıcılık suçunun oluştuğu söylenemez. Bu bakımdan güveni kötüye kullanma ya da hırsızlık suçunun oluştuğu söylenebilir. Failin kurduğu düzenek içinde mağdurun kartının bankamatikten sıkıştırarak kartı ele geçirmesi halinde bu fiil ile birlikte hırsızlık suçunun oluştuğunu söylemek mümkündür. Çünkü burada failin kartı mağdurdan gizli şekilde alarak iradesini etkileyecek biçimde hileli davranış sergilemediğini söylemek mümkündür[22].
3.5. Manevi Unsur
Failce gerçekleştirilen hareketin kanuni tanıma uygun olması da suçun oluşması için yeterli bir husus değildir. Fail tarafından gerçekleştirilen harekette dış dünyanın psikolojik bağının bulunması gerekmektedir. Söz konusu bağın olmaması halinde gerçekleştirilen hareket ile birlikte eylemin niteliğinin taşımadığı söylenebilir. Bu sebeple de suçun varlığından söz etmek de mümkün olmaz. Failin fiille arasındaki söz konusu bağlı, manevi unsur olduğu söylenebilir. Dolandırıcılık suçunun kasten işlenebilen bir suç olması nedeniyle dolandırıcılık suçunda failin kendisi ya da başka kimsenin menfaatine haksız şekilde menfaat sağlamak amacıyla hileli davranışlar sergiler. Dolandırıcılık suçunun ilgili madde gerekçesine bakıldığında ise doğrudan kastla ya da olası kast ile işlenebilmesi mümkündür. Aynı şekilde doktrinde bazı yazarlar da bu suçun olası kastla işlenebilmesinin mümkün olduğunu belirtirler[23].
3.6. Hukuka Ayrılık
Kanundaki tanıma uygun şekilde failin gerçekleştirdiği suçun işlenmesine ilişkin hukuk düzenine göre hukuka aykırılık anlamına gelir. Ceza kanununda ise suç olarak tanımlanan eylemin ihlaliyle kural olarak hukuka aykırılık hali gerçekleştirilir. Diğer bir ifadeyle failin tipe uygun eylemi gerçekleştirmesiyle eylemin hukuka aykırı hale geleceği söylenebilir. Dolandırıcılık suçu açısından diğer suçlardan farklı bir durum da hukuka uygunluk nedenine kanunda yer verilmediği söylenebilir. Dolandırıcılık suçu bakımından hukuka uygunluk nedeni olarak da mağdurun rızasının gösterilmesi mümkündür. Bu durum hukuka uygunluk nedenine eyleme rıza gösteren kimsenin üzerinde mutlak şekilde tasarruf edebileceği hakka ilişkin olması gerekir[24].
Mağdurun rızasının sakatlanmamaış rıza olması gerekir. Örnek vermek gerekirse, failin mağdurun yanına gelerek eşinin rahatsızlandığını ve acil paraya ihtiyacı olduğunu söylemesi halinde iradenin sakatlandığından söz edilemez. Zorunluluk ya da zaruret halinde ise suç oluşturan ve aynı zamanda da tehlikeyi uzaklaştırmaya yeterli ölçüdeki eylemin işlenisi zorunluluğunu gerektiren bir durumdan bahsedilir. Dolandırıcılık suçunda zorunluluk halinde ise hukuka uygun hale gelir. Dolandırıcılık suçunun kanun uyarınca hukuka uygun hale gelmesi mümkündür[25].
II. DOLANDIRICILIK SUÇUNDA SUÇ VE CEZAYA ETKİ EDEN NEDENLER VE SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ BİÇİMLERİ
1. Suçu Ağırlaştırıcı Nedenler
Dolandırıcılık suçuna etksi olan ağırlaştırıcı nedenlerin suçun faili ve mağduru açısından dolandırıcılık suçunda kullanılmakta olan araçların ikiye ayrılarak değerlendirilmesi mümkündür. Kişilere ilişkin ağırlaştırıcı nedenlere bakıldığında bunlardan ilki dolandırıcılık suçunun dini inanç ve duyguların istismar edilerek işlenmesidir. Bu düzenlemeyle birlikte toplumdaki kişiler üzerinde yoğun etki burakan dini inanç ve duyguların istismar edilmesinin önlenmesi amaçlanmaktadır. Söz konusu nitelikli halin uygulanması için dini inanç ve duyguların hileli davranışlar ile istismarı gerekir. dolandırıcılık suçunun işlenmesinde nitelikli hal şeklinde düzenlenmesinin nedeni de kişilerin dini inanç ve duygularının istismar edilmesinin kolay olmasından kaynaklanır. Söz konusu nitelikli halin uygulanması esnasında mağdurun içinde olduğu durumun da değerlendirilmesi gerekir[26].
Ağırlaştırıcı nedenlerden biri de dolandırıcılık suçunun bir kimsenin içinde olduğu tehlikeli durumdan ya da zor şartlardan yararlanmak için işlenmesidir. Dolandırıcılık suçunun bu şekilde düzenlenmesinde failin mağdur üzerinde onun iradesinde doğrudan olmamasının yanı sıra bir hususun onun korkmasını temin etme amacıyla kulalnmaktadır. Bu durum da mağdura ilişkin doğrudan tehdit şeklinde olmasa bile onu hatalı davranışlara sevk eder. Bu durum da nitelikli halin oluşmasında mağdurun içinde yer aldığı durumun sonucu olarak mağdurda meydana gelen amacın hukuka uygun ya da hukuka aykırı olup olmaması önem arz etmez. Burada önemli olan husus, failin hile ile mağduru aldatmak suretiyle menfaat elde etmesidir. Diğer bir ifadeyle buradaki önemli olan husus, mağdurun aldatılarak menfaat elde etmesidir[27].
Dolandırıcılık suçunun bir kimsenin algılama yeteneinin zayıf olması nedeniyle işlenmesi de mümkündür. Bu durum da arttırıcı nedenler arasında sayılmaktadır. Uygulamada en çok karşılaşılan durum ise zeka geriliği olduğu bilinen kişi ile evlenen kişinin yaşadığı durumdur. Haksız şekilde menfaat elde amacıyla yapılması ve failin bipolar bozukluk tanısı konulan mağdur ile birlikte şirket kurması ve bu nedenle de paraya ihtiyacı olduğunu söylemesi de bu duruma örnektir. Aynı şekilde dolandırıcılık suçunun serbest meslek sahiplerince mesleklerince kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması nedeniyle işlenmesi yoluyla da gerçekleştirilmesi mümkündür. Aynı şekilde dolandırıcılık suçunun bir kimsenin kendisini kamu görevlisi ya da sigorta, banka veya kredi kurumlarının çalışanı şeklinde tanıtması ya da bu kurum ve kuruluşlar ile ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle de işlenmesi mümkündür[28].
Dolandırıcılık suçunun kamu görevlileri ile ilişkisi olduğundan bahisle onlar bakımından hatrı sayılması nedeniyle işlenmesi de mümkündür. Failin ahlaki kötülüğü, sadece başkalarını dolandırmamakla birlikte aynı zamanda da kamu görevlilerini şüphe altına sokması halinde söz konusu bu durum dolandırıcılık suçunun nitelikli hali şeklinde kabul edilmesi mümkündür. Suçun maddi unsuruna bakıldığında kamu görevlilerinin yanında hatrının sayılması nedeniyle onlar ile ilişkisinin olduğu iddia edilerek yapılan aracılığın karşılığında kamu görevlisine verilmek için para ya da başkaca menfaatin alınarak kabul edilmesi söz konusudur[29].
Dolandırıcılık suçunun hukuki ilişkiye dayalı alacak olması halinde dolandırıcılık suçunun şikayete tabi hale gelmesi aynı zamanda da hapis cezası ya da adli para cezasının seçimlik ceza olarak öngörülmesi mümkündür. Yine aynı şekilde şikayete tabi suç haline gelmesi sebebiyle aynı zamanda da uzlaşma kapsamına girmektedir. Dolandırıcıluk suçunun oluşması için faille mağdurun arasında hukuki ilişkinin gerçekte var olması ve dolandırıcılığın da söz konusu hukuki ilişkiden kaynaklı alacağın tahsili amacıyla yapılması gerekir. Faille mağdurun arasında önceden hukuki ilişkinin olmaması halinde de söz konusu suçun oluşmayacağı açıktır[30].
Cezaya etki eden nedenlerden biri de şahsi cezasızlık nedenleridir. Bir eylemin kanunda suç şeklinde ifade edildiği durumlarda belirli şartların mevcut olması durumunda işlenen eyleminin suç ve haksızlık özelliğinin devam ettirilmesine karşın farklı nedenlerden dolayı faile ceza verilmemesi ya da verilen cezada indirim yapılması söz konusu olabilir. Tüm bu durumlarda işlenen etlemin suç özelliğini devam ettirmesine karşın failin ceza hukuku bakımından sorumluluğunun giderilmemesi ya da verilen cezadan indirim yapılması gerekir. Cezada indirim yapılmasını gerektiren nedenlerden biri de bir eylemin kanunda suç olarak tanımlanmış olması halinde belli koşulların varlığı halinde gerçekleştirilen eylemin suç ve haksızlık özelliğinin devam ettirilmesine karşın farklı nedenlerden dolayı faile ceza verilmemesi ya da verilmiş olan cezada indirim yapılması mümkündür[31].
Etkin pişmanlık hali değerlendirildiğinde ise suçun tamamlanmasının ardından faile verilen cezada indirim yapılması veya ceza verilmesini engelleyen nedenlerin varlığı ile cezayı azaltan şahsi nedenlerdir. Faile yönelik etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için kanundaki etkin pişmanlığa imkan sağlayan düzenlemenin olması, suçun tamamlanması, failin kanundaki öngörülmüş olan şekilde aktif davranışının gerçekleşerek failin söz konusu davranışının iradesi olması şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir. Etkin pişmanlık ile birlikte suçu meydana getiren eylemin işlenirken kişinin cezalandırılmasını engelleyen bir durumun mevcut olmadığı söylenebilir. Fakat suçun tamamlanması ile birlikte meydana gelen bazı şartların varlığı sebebiyle bir kimseye ya hiç ceza verilmez veya cezasında indirim yapılır[32].
4. Suçun Özel Görünüş Biçimleri
Dolandırıcılık suçunun TCK md. 157/1’de belirtildiği gibi hileli davranışlar ile bir kimsenin aldatılması, onun ya da başkasının zararına olacak şekilde kendisine ya da başkasına yarar sağlamasını ifade eder. Söz konusu suçun başkasının zararına olacak biçimde menfaatin elde edildiği sırada tamamlandığı söylenebilir. Mağdurda zararın meydana gelmemesi halinde de failin hileli hareketine karşın elinde olmayan nedenlerle mal ya da paranın teslim edilmemesine karşın faile yönelik suçun tamamlanmaması nedeniyle teşebbüs hükümlerinden bahsedilecektir. Failin hileli davranışlarıan karşın mağdurun aldatılmaması halinde teşebbüs hükümleri uygulanmaz, diğer bir ifadeyle söz konusu eylemden bahsedilmeyecektir. Fakat failin yaptığı hileli eylemin objektif şekilde aldatmaya elverişli olması halinde failin sadece teşebbüs hükümleri uygulanır[33].
Teşebbüs hükümlerinin uygulanması bakımından failin icrai hareketlerine başlaması gerekir. Failin düşüncesinde kalmış ve icrai şekilde dış dünyaya yansıyan fiilin olmaması halinde fail cezalandırılmaz. Failin icrai hareketlere başlamaması ve hazırlık hareketi niteliğindeki eylemleri sebebiyle de cezalanırılması söz konusu olmaz. Failin eyleminin suçun işlenmesine elverişli nitelikte olması gerekmektedir. Aksi durumda yapılan eylemlerin icrai hareketlerin değerlendirilememesi sebebiyle faile ilişkin teşebbüs halinden bahsedilecektir. Failin eyleminin suçun işlenmesine elverişli nitelikte olması gerekmektedir. Aksi durumda gerçekleştirilen eylemler icrai hareketler şeklinde değerlendirilememesi nedeniyle faile ilişkin durumlar hakkında teşebbüs hükümlerinden bahsedilemeyecektir[34].
Uygulamaya bakıldığında failin eylemlerinin teşebbüs aşamasında kalması halinde faile ilişkin belirlenen temel para cezası, failin hesabına yatan ya da failin suçtan elde etmek istediği haksız menfaat miktarının belirlenmesinde rol oynar. Uygulamada aynı zamanda da çek dolandırıcılığına ilişkin olarak failin mağdura sahte çek vermesinin ardından mağdurun henüz malı teslim etmeden önce gerçekleştirdiği inceleme ile birlikte çekin sahte olduğunu anlaması halinde icra hareketlerinin yarı kalması sebebiyle teşebbüs aşamasındaki nitelikli dolandırıcılık suçundan hüküm kurulur[35].
Suçun iştirak açısından değerlendirilmesi gerekirse, birden çok kimsenin işbirliği ve anlaşma içinde esas olarak tek kimse tarafından gerçekleştirilen suçun oluşması halinde iştirakten bahsedilir. Dolandırıcılık suçunun tek kişi tarafından işlenebilmesi mümkün olabileceği gibi aynı zamanda da birden çok kimse tarafından işbirliği içinde işlenmesi de mümkündür. Dolandırıcılık suçunun iştirak açısından diğer suçlardan farklı özellik gösterdiği söylenebilir. Bu nedenle TCK’da iştirak hükümlerinin düzenlendiği madde de dahil olmakla birlikte genel hükümler uyarınca dolandırıcılık suçu açısından olaya uygun düştüğü derecede uygulanması söz konusu olacaktır. Uygulamaya bakıldığında hesabına para gelen failin mağdur karşı fiilde bulunduğuna yönelik delil elde edilmeksizin yalnızca hesabına para yatması halinde müşterek fail şeklinde kabul edilip failin cezalandırılması söz konusu olacaktır[36].
Suçların içtimasına ilişkin olarak genel hükümlerde yer alan düzenleme bu suç için de uygulama alanı bulacaktır. Suçların içtimasına ilişkin olarak kaç tane eylem var ise o kadar suç söz konusudur. Dolandırıcılık suçunda ise suçların içtimasına ilişkin genel kuralın dışında ayrıca özelliğin olmadığını söylemek mümkündür. Bu nedenle de bütün diğer suçlarda olduğu şekilde dolandırıcılık suçunda da suçların içtiması açısından genel hükümler uygulanır. Dolandırıcılık suçunda failin banka ya da kredi kartlarının kötüye kullanılması suçu nedeniyle ilk olarak hileli davranışlarda bulunması ve mağdurdan kartı olarak ele geçirmiş olduğu banka kartı ile para çekmesi halinde gerçek içtima kuralına göre dolandırıcılık ve banka ya da kredi kartlarının kötüye kullanılması suçları nedeniyle ayrı ayrı cezalandırılır[37].
III. DOLANDIRICILIK SUÇUNUN BENZER HUKUKA AYKIRILIKLARDAN AYRIMI VE SUÇUN YAPTIRIMI VE YARGILAMA USULÜ
Kişilere karşı suçlar başlığının ikinci kısmında düzenlenen malvarlığına karşı suçlar, dolandırıcılık ve ve hırsızlık suçu için düzenlenmiştir. Fakat hırsızlık suçunda eşyanın sahibinin ya da zilyedinin rızası olmadan alınırken dolandırıcılık suçunda eşya sahibinin ya da zilyedinin rızası ile teslim edilir. Fakat verilen rıza, failin hileli davranışlarıyla elde edilmesi nedeniyle geçerli bir rıza olduğu söylenemez. Dolandırıcılıkta kullanılan hilede mağdurun kanması ve menfaatinin rızası ile faile ya da gösterdiği kişiye teslim etmesini sağlayan niteliktedir. Bu bakımdan failin el çabukluğu ya da özel becerisi ile malın maddi hareketi ile bulunduğu yerden alınarak elde edilmesi halinde söz konusu eylemin dolandırıcılık suçunun değil hırsızlık suçunu oluşturmaktadır[38].
Yağma suçu da dolandırıcılık suçu gibi kişilere karşı suçlar başlıklı ikinci kısımda düzenlenmiştir. Dolandırıcılık suçunda hileli davranışlar ile mağdurun iradesinin bozulmasına karşın yağma suçunda ise mağdurun iradesi cebir ya da tehdit ile sakatlanır. Malvarlığı bakımından da tasarrufta bulunmaya zorlanır. Yağma suçunda ise senedin yağması haricinde suçun konusu, taşınır mallar oluşturur. Fakat senedin yağmasına taşınmaz mallar ve alacaklar ise suçun maddi konusu olur. Dolandırıcılık suçunda da suçun maddi konusunun her türlü mal olması mümkündür. Dolandırıcılık suçunda korunan hukuki yarara bakıldığında malvarlığının yanı sıra mağdurun irade ve karar özgürlüğüyken yağmada ise malvarlığı ve kişi özgürlüğünün olduğu söylenebilir[39].
İrtikap suçu millete ve devlete karşı suçların yer verildiği dördüncü kısmın kamu idaresinin güvenilirliği ve işletişine karşı suçlarda birinci bölümde düzenlenmiştir. Dolandırıcılık suçunda korunan hukuki değere bakıldığında malvarlığına ilişkin değer olmasına karşın irtikap suçunda ise devletin idaresi ve söz konusu idaresinin faaliyetleri nedeniyle kamu idaresinin saygınlığı ve dürüst işleyişine ilişkin inancı korumaktan geçer. İrtikap suçunda failin sadece kamu görevlisi olduğu söylenebilir. Fakat her kamu görevlisinin gerçekleştirmiş olduğu hileli davranışın irtikap suçu oluşturduğu da söylenemez. Kamu görevlisinin görevinin sağlamış olduğu nüfuzu kötüye kullanma nedeniyle kendine ya da başkasına menfaat sağlaması ya da bu şekilde vaadde bulunarak icra etmesi halinde irtikap suçundan bahsedilir. Dolandırıcılık suçunda da bu suçun failinin herkes olması mümkündür[40].
Dolandırıcılık suçuyla güveni kötüye kullanma suçları her ne kadar birbirine benzese de güveni kötüye kullanma ve dolandırıcılık suçu kişilere karşı suçların malvarlığına karşı suçlar bölümünde düzenlenmesine karşın güveni kötüye kullanma suçunda dolandırıcılık suçunda olduğu gibi her türlü malvarlığına yönelik varlık ya da menfaate karşı işlenmesi de mümkün olduğu söylenebilir. Güveni kötüye kullanma suçuna bakıldığında suça konu olan malın tesliminin belirli şekilde kullanılması yöntemlere, hukuka uygun şekilde zararın verildiği sıradadır. Güveni kötüye kullanma suçunda da suçun oluştuğu sırada zararın verildiği anı ifade eder. Güveni kötüye kullanma suçuna bakıldığında ise suçun meydana geldiği sırada kanunda öngörülmüş olan seçimlik hareketin gerçekleştiği sırada olmakla birlikte bu ana değin gerçekleşen eylemlerin suç oluşturmadığını söylemek mümkündür[41].
Dolandırıcılık suçunun ilk başta meydana gelen kast bulunmasına karşın zilyetliğin hileli davranışların kullanılarak elde ediliyor olması söz konusu suçta malın teslim edilmeden önce kastın olduğunu ortaya koyar. Güveni kötüye kullanma suçunda da daha sonra meydana gelen kasttan bahsedilir. Güveni kötüye kullanmada mağdurun suçun konusu olan malın zilyedliğini hukuka uygun biçimde devretmesine karşın dolandırıcılık suçunda ise mağdurun söz konusu suçun malın zilyetliğini hileli davranışlar sebebiyle sakatlamasına karşın iradeyle devredilir. Güveni kötüye kullanma suçu içinde malikin zilyetliğin devredilmesi amacı dışında tasarrufta bulunması açısından rızası bulunmamaktadır. Buna karşın dolandırıcılık suçu kapsamında malikin zilyetliğinin kendi rızası ile devrederek başkasının malvarlığı açısından yarar sağlanarak tasarrufun doğrudan kendi rızası ile gerçekleştirileceği söylenebilir[42].
5. Cezai Yaptırımı ve Muhakeme Usulü
TCK md. 157 kapsamında düzenlenmiş basit dolandırıcılık suçu açısından öngörülen yaptırımda, bir seneden beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası hükmolunmuştur. Bu madde ile birlikte faile ilişkin hem adli para cezası hem de hapis cezasına hükmedilir. Madde metninde adli para cezasının alt sınırının belirlenmemesi nedeniyle TCK md. 52/1’de yer verilen düzenlemeye göre beş gün esas alınır ve uygulama yapılması beklenir.
Muhakeme usulüne bakıldığında ise TCK md. 157’de yer verilen düzenleme uyarınca basit dolandırıcılık suçu ve TCK md. 158’de düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçlarının takibi şikayete bağlı olmaması nedeniyle re’sen soruşturması yapılan suçlardandır. Fakat dolandırıcılık suçunda TCK md. 167/2’de yer verilen nedenlerden dolayı ağırlaştırıcı nedenler de düzenlenmiştir. Aynı şekilde CMK md. 231 uyarınca yargılamanın sonunca hükmedilen cezanın iki sene ya da daha az süreli hapis veya adli para cezası olması halinde de sanığın önceden kasıtlı suç nedeniyle mahkum edilmemesi, yargılamaya konu olan kasıtlı suçun sanığa ilişkin önceden işlemiş olduğu suç olması nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yönelik denetim süresi içinde işlenmemesi ve suçun işlenmesi ile birlikte mağdurun ya da kamunun uğramış olduğu zararın aynen iade ve suçtan önceki hale getirilmesi ya da tazmin edilerek tamamen giderilmesi halinde mahkeme tarafından sanığın kişilik özellikleriyle duruşmadaki tutum ve davranışların göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceğine ilişkin beyanın olmadığına yönelik şartların gerçekleşmesi halinde dolandırıcılık suçlarına ilişkin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi mümkündür[43]. Ancak bu duruma ilişkin düzenleme, 2024 itibariyle işlenen suçlar açısından hüküm taşımamakta olup, önceki senelerdeki suç tarihlerini kapsamaktadır.
Görevli ve yetkili mahkemeye bakıldığında ise TCK md. 158’de yer verilen dolandırıcılık suçlarına yönelik yargılamanın görevinin ağır ceza mahkemesine ait olduğu söylenebilir. Dolandırıcılık suçunun basit halinin düzenlendiği TCK md. 157’de ise hukuki ilişkiye dayalı alacağın tahsili için işlenen halinin düzenlendiği TCK md. 159’da ise dolandırıcılık suçu ve dolandırıcılık suçunun basit hali olan TCK md. 158/3 uyarınca üç ya da daha çok kimse tarafından birlikte veya örgütün eylemleri kapsamında işlenmesi durumunda görevli mahkemenin asliye ceza mahkemesi olduğunu söylemek mümkündür[44].
Yetki açısından değerlendirme yapıldığında ise tamamlanan dolandırıcılık suçlarına ilişkin CMK md. 12 uyarınca genel yetki kuralarına göre dolandırıcılık suçu açısından geçerlidir. CMK md. 12’ye göre suçun işlendiği yer mahkemesi yetkilidir. Teşebbüs aşamasında kalan dolandırıcılık suçlarında ise CMK md. 12/2 uyarınca teşebbüste son icra hareketinin yapıldığı ve kesintisiz suçlarda ise kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlar ise son suçun işlendiği yer mahkemesinin yetkili olduğu belirtilmektedir. Bu sebeple de dolandırıcılık suçunun teşebbüs aşamasında kalması halinde dolandırıcılık suçunun icra hareketini meydana getiren hileli davranışın son kez gerçekleştiği yer mahkemesinin yetkili mahkeme olacağı söylenebilir[45].
Dolandırıcılık suçunun bilişim sistemleri üzerinden kredi ya da banka kurumları veya banka ya da kredi kartlarının araç şeklinde kullanılmasıyla işlenmesi durumunda CMK md. 12/6 uyarınca mağdurun yerleşim yer mahkemesinin de yetkili olduğu ifade edilir. Bu sebeple de dolandırıcılık suçunda bilişim sistemleri, kredi ya da banka kurumlarının veya kredi kartlarının araç olarak kullanılarak işlenmesi durumunda mağdurun yerleşim yeri mahkemesinin de yetkili olduğu söylenebilir. Mağdurun faille yüz yüze gelmemesi halinde iradesi fesada uğrayan kimsenin yatırdığı paranın fail tarafından çekilmesi sırasında tamamlanması nedeniyle suç yerinin menfaatin temin edildiği yer olduğunu kabul etmek gerekir[46].
Davanın zamanaşımına bakıldığında ise suçun işlenmesinden sonra kanunda belirlenen süre içinde davanın açılmamış olması ya da açılmasına karşın sonlandırılmaması durumunda devletin faile ceza verme hakkından vazgeçtiği anlamına gelir. Dava zamanaşımı süresine ilişkin olarak düzenlemeye de TCK md. 66 ve 67’de yer verilmiştir. Bu durumda gerekli sürelerde davanın açılmaması halinde söz konusu suça ilişkin takipsizlik hakkı doğar ve fail cezalandırılamaz. TCK md. 158’de düzenlenmiş olan nitelikli dolandırıcılık suçuna ilişkin öngörülen yaptırımın olağan zamanaşımı süresi on beş sene, olağanüstü zamanaşımı da kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısı kadar uzaması nedeniyle suçun takibine ilişkin hesaplama da yine aynı hükümler uyarınca gerçekleştirilecektir[47].
Günümüzdeki sanayi toplumlarının zaman içinde değişmeye başlamasıyla birlikte küreselleşme, teknolojik yenilikler ve ekonomik kriz gibi etki eden hususlar da incelendiğinde dolandırıcılık eyleminin dünya genelinde önlenemez sorun oluşturduğunu söylemek mümkündür. Çünkü dolandırıcılık suçunda malvarlığı ve aynı zamanda da kişilik haklarının irade özgürlüğüne ilişkin tehdit oluşturması nedeniyle bu suça ilişkin uygulanan cezai yaptırımlarda kişilerin kendi hakkını aramaya çalışmasının da önlenmesi bu anlamda önem arz eder. Yürürlükte olan kanundaki sistematiğe bakıldığında dolandırıcılık suçunun kişilere ilişkin suç vasfının haiz olduğunu ve bu kişilerin malvarlığını korunmasına yönelik suç niteliğinde olduğunu söylemek mümkündür. Söz konusu suçun malvarlığı aleyhine işlenen suçlardan olması nedeniyle mülkiyet hakkında ilişkin tehdit oluşturduğu da açıktır. Çünkü dolandırıcılık suçunun failince mağdurun malvarlığı aleyhine ilişkin haksız menfaat temin etmesi nedeniyle mağdurun hileli davranışlarda bulunduğu görülür.
Dolandırıcılık suçunda kanun koyucunun ceza normu şeklinde düzenlenmesinin temelinde ise söz konusu suçun devletçe kişilerin malvarlığının muhafaza edilmesine ilişkin toplumsal güvenin sağlanması amaçlanır. Aynı zamanda da kişilerin iradelerinin hileli davranışlar nedeniyle sakatlanmasının önüne geçilmek istenir. Böylece dolandırıcılık suçunda korunan hukuki değer, malvarlığı değerlerinin yanı sıra kişilerin karar alma ve tasarrufta bulunma özgürlüğünden kaynaklanır. Dolandırıcılık suçunda maddi konuya bakıldığında başkasına ait olan malvarlığı değeri olduğu söylenebilir. Bir malın ekonomik değeri bulunmadan dolandırıcılık suçuna söz konusu olması da mümkündür. Bu bağlamda tasarruf yetkisinin olduğu malı edinme hususuna ilişkin bu durumdan bahsedilmesi mümkündür.
Dolandırıcılık suçunda hile unsuruna ilişkin basit veya soyut düzeydeki sergilenmekte olan eylem veya sarf edilen sözler somut olay bakımından ceza normu açısından hile unsurunu içerip içermediğinin tespit edilmesi gerekir. Çünkü failin suç normuyla korunmakta olan hukuki değerinin ihlal edilip edilmediğine ilişkin bu bağlamda önem taşır. Suça konu eylemle malvarlığı aleyhine oluşmakta olan zararın arasında nedensellik bağı bakımından önem taşıyan hususun failin kasti ve iradi şekilde gerçekleştirdiği ve hile unsurunu taşıyan eylem sonucunda mağdurun sakatladığı iradeyle malvarlığına ilişkin hatalı biçimde tasarrufta bulunup bulunmadığına yöneliktir. Çünkü söz konusu koşulların birlikte olması halinde failin eylemiyle zararın arasında illiyet bağının varlığına bakılarak hareket edilecektir.
Dolandırıcılık suçunun sonucu itibariyle basit veya soyut seviyede sergilenmekte olan eylem veya sarf edilen sözlerde somut olay bakımından ceza normu bağlamında hile unsurunu içerip içermediğinin tespit edilmesi gerekir. çünkü eylem tarafından suç normuyla korunan hukuki değerin zarara uğrayıp uğramadığının değerlendirilmesi gerekir. Suça konu eylemle mağdurun malvarlığı aleyhine meydana gelen zararın arasında nedensellik bağı bakımından önem taşıyan hususun failin iradi ve kasti şekilde geçekleştirmiş olduğu hile unsurunu da içeren eylemi sebebiyle mağdurun sakatladığı iradesiyle malvarlığına ilişkin hatalı biçimde tasarrufta bulunup bulunmadığı değerlendirilir.
Temel haliyle genel suçlardan olan dolandırıcılık suçunda suçun failinin herhangi bir kimse olabilmesi söz konusu olabilir. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki suçun nitelikli hallerinden bazıları bakımından failin vasfının önem arz ettiği ve ilgili nitelikli hallere ilişkin olarak suçun sadece bahse konu faillerce işlenmesi durumunda cezai müeyyideye tabi olur. Suçun temel hali bakımından mağdurun vasfının önem arz etmemesi nedeniyle özgü suçlar kapsamında değerlendirilmez. İlgili suçun malvarlığı aleyhine işlenen suçlardan olması nedeniyle suçtan zarar gören kimsenin gerçek veya tüzel kişi olması da mümkündür. Böylece uygulamada suçtan zarar göre kimselerin kamu davasına katılma haklarının korunmasına ilişkin kişiliklerinin malvarlığı aleyhine oluşan zararın tazminin sağlanması da gerekir.
KAYNAKÇA
Artuç, Mustafa, Malvarlığına Karşı Suçlar. Ankara: Adalet Yayınevi, 2018
Artuk, Mehmet Emin/ Gökcen, Ahmet, Ceza Hukuku Özel Hükümler. Ankara: Adalet Yayınevi, 17. Baskı, 2018
Atalan, Mustafa, Dolandırıcılık Güveni Kötüye Kullanma ve Sahtecilik Suçları Şerhi. Ankara, Adalet Yayınevi, 2018
Dülger, Murat Volkan, Bilişim Suçları ve İnternet İletişim Hukuku. 9. Baskı. Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2022
Ekici Şahin, Meral, Dolandırıcılık Suçu. Ankara, Adalet Yayınevi, 2019
Kamışlı, Gani, Yargıtay Kararları Çerçevesinde Dolandırıcılık Suçu. Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2021
Kangal, Zeynel, Dolandırıcılık, Özel Ceza Hukuku C. IV, Malvarlığına Karşı Suçlar. İstanbul, On İki Levha Yayıncılık, 2018
Koca, Mahmut / Üzülmez, İlhan, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler. 5. Baskı. Ankara, Seçkin Yayınevi, 2018
Koca, Mahmut/ Üzülmez, İlhan, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler. 6. Baskı. Ankara, Seçkin Yayınevi, 2019
Koca, Mahmut/ Üzülmez, İlhan, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler. Ankara, Seçkin Yayınevi, 2021
Koca, Mahmut/ Üzülmez, İlhan, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler. Ankara, Seçkin Yayınevi, 2021.
Özbek, Veli Özer/ Doğan, Koray/ Bacaksız, Pınar, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler.
-------------
[1] Kangal, Zeynel, Dolandırıcılık, Özel Ceza Hukuku C.IV, Malvarlığına Karşı Suçlar. İstanbul, On İki Levha Yayıncılık, 2018
[2] Kangal, 2018.
[3] Dülger, Murat Volkan, Bilişim Suçları ve İnternet İletişim Hukuku. 9. Baskı. Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2022.
[4] Dülger, 2022.
[5] Dülger, 2022.
[6] Dülger, 2022.
[7] Dülger, 2022.
[8] Ekici Şahin, Meral, Dolandırıcılık Suçu. Ankara, Adalet Yayınevi, 2019.
[9] Ekici Şahin, 2019.
[10] Ekici Şahin, 2019.
[11] Ekici Şahin, 2019.
[12] Ekici Şahin, 2019.
[13] Artuk, Mehmet Emin/ Gökcen, Ahmet, Ceza Hukuku Özel Hükümler. Ankara: Adalet Yayınevi, 17. Baskı, 2018.
[14] Artuk / Gökcen, 2018.
[15] Artuk / Gökcen, 2018.
[16] Artuk / Gökcen, 2018.
[17] Artuk / Gökcen, 2018.
[18] Artuk / Gökcen, 2018.
[19] Artuk / Gökcen, 2018.
[20] Artuk / Gökcen, 2018.
[21] Atalan, Mustafa, Dolandırıcılık Güveni Kötüye Kullanma ve Sahtecilik Suçları Şerhi. Ankara, Adalet Yayınevi, 2018
[22] Atalan, 2018.
[23] Atalan, 2018.
[24] Kamışlı, Gani, Yargıtay Kararları Çerçevesinde Dolandırıcılık Suçu. Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2021
[25] Kamışlı, 2021.
[26] Koca, Mahmut / Üzülmez, İlhan, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler. 5. Baskı. Ankara, Seçkin Yayınevi, 2018
[27] Koca, Üzülmez, 2018.
[28] Koca / Üzülmez, 2019.
[29] Koca / Üzülmez, 2019.
[30] Özbek, Veli Özer/ Doğan, Koray/ Bacaksız, Pınar, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler.
[31] Özbek / Doğan / Bacaksız, 2022.
[32] Özbek, / Doğan / Bacaksız, 2022.
[33] Ekici Şahin, 2019.
[34] Artuç, Mustafa, Malvarlığına Karşı Suçlar. Ankara: Adalet Yayınevi, 2018
[35] Artuç, 2018.
[36] Artuç, 2018.
[37] Koca, Mahmut/ Üzülmez, İlhan, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler. Ankara, Seçkin Yayınevi, 2021.
[38] Koca / Üzülmez, 2021.
[39] Koca / Üzülmez, 2019.
[40] Koca / Üzülmez, 2019.
[41] Dülger, 2022.
[42] Kangal, 2018.
[43] Kangal, 2018.
[44] Artuk / Gökcen, 2018.
[45] Artuk / Gökcen, 2018.
[46] Artuk / Gökcen, 2018.
[47] Koca, Üzülmez, 2018.