Türk İcra ve Tebligat Hukuku’nda Şekli Gerekliliklerin Mülkiyet Hakkı Bağlamında İncelenmesi: Tüzel Kişilerde Tebligat Usulü ve İhalenin Feshi Süreçlerine Yansımaları, Tebligat Hukukunda “Tanınmıyor” ve “Taşınmış” Şerhlerinin Yargısal İncelemesi

“Tebligat, hukuki dinlenilme hakkının bedeni, adil yargılanmanın ise ruhudur. Onsuz, ne hak arama hürriyeti ne de adalet tam olarak tecelli edebilir.

”*“Bir tebligat mazbatasındaki tek bir kelime, bir takibin kaderini belirler.”

Giriş

Tebligat hukuku, sadece usul hukukunun teknik bir dalı değildir; aynı zamanda Anayasa ile güvence altına alınmış temel hak ve hürriyetlerin, özellikle de hukuki dinlenilme hakkı ve mülkiyet hakkının somut tezahürüdür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun (HGK) yerleşik kararlarında vurgulandığı üzere, tebligat hem bir bilgilendirme hem de bir belgelendirme işlemidir.[1] Bu çift yönlü karakter, tebligatın geçerliliğini sıkı şekil şartlarına bağlar. Tebligat Kanunu (TK) ve ilgili yönetmelik hükümleri, emredici nitelikte olup, bu hükümlerin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması bir zorunluluktur.

İcra ve iflas işlerinde tebligatın önemi, takibin kesinleşmesinden malların paraya çevrilmesine kadar geçen her aşamada kendini hissettirir. Özellikle “adreste tanınmıyor” ve “adresten taşınmış” şerhleri ile iade edilen tebligatlar, icra iflas uygulamasında en sık karşılaşılan ve en çetrefilli hukuki sorunları doğuran konuların başında gelmektedir. Tüzel kişilere yapılan tebligatlarda, ticaret sicili adresinin hukuki niteliği, elektronik tebligatın (UETS) zorunluluğu ve bu işlemlerin ihalenin feshi sürecine etkileri, son yıllarda Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemelerinin (BAM) yoğun şekilde ele aldığı konulardır.

Bu makalede, icra iflas uygulamacısı perspektifinden, tebligat hukukunun bu temel sorunları, yalnızca güncel Yargıtay ve BAM kararları ışığında analiz edilecektir. Amaç, uygulamada karşılaşılan sorunlara çözüm önerileri sunarak, hukuki öngörülebilirliğe ve adil yargılanma ilkesine katkıda bulunmaktır.

İcra ve iflas hukuku uygulamasında, takibin sağlıklı bir şekilde ilerlemesinin önündeki en büyük engellerden ikisi, tebliğ memurunun “muhatap adreste tanınmıyor” ve “muhatap adresten taşınmış” şerhleri ile tebligatı iade etmesidir. Bu iki şerh, sıklıkla birbirine karıştırılsa da, hukuki sonuçları ve Yargıtay’ın bu konulardaki yaklaşımı açısından aralarında derin farklar bulunmaktadır. Bu mini makalede, yalnızca güncel Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) kararları ışığında, bu iki kritik şerhin hukuki niteliği, geçerliliği ve uygulamadaki yansımalarıda ayrıca incelenecektir.

[1] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/12-294, K. 2023/749.

Bölüm 1: Tebligat Hukuku’nun Anayasal ve Teorik Temelleri

Tebligat hukuku, sadece usul hukukunun teknik bir detayı olarak görülse de, aslında Anayasa ile güvence altına alınmış temel hak ve hürriyetlerin, özellikle de hukuki dinlenilme hakkının (Any. m. 36) ve adil yargılanma hakkının somut tezahürüdür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun (HGK) yerleşik kararlarında vurgulandığı üzere, tebligat hem bir bilgilendirme hem de bir belgelendirme işlemidir.[1] Bu çift yönlü karakter, tebligatın geçerliliğini sıkı şekil şartlarına bağlar.

Tebligat Kanunu’nda düzenlenen tebligat usulü, emredici nitelikte olup, bu hükümlerin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması bir zorunluluktur. Şekli hukuk kurallarının bu katı disiplini, yargılamanın sıhhatini ve kişilerin haklarına müdahale içeren icra işlemlerinin meşruiyetini sağlar. İcra ve iflas işlerinde tebligatın önemi, takibin kesinleşmesinden malların paraya çevrilmesine kadar geçen her aşamada kendini hissettirir.

İcra İflas Kanunu’nun 21. ve 57. maddeleri, icra işlemlerinde TK hükümlerinin uygulanacağını düzenlemektedir. Bu bağlamda tebligat, hukuki bir işlemin muhatabın bilgisine sunulması için kanunda belirtilen usule uygun olarak yapılan yazılı bildirimdir. Yargıtay’ın istikrarlı görüşüne göre; usulüne uygun şekilde yapılmamış veya belgelendirilmemiş bir tebligat, memur tarafından yapılan yazılı açıklama ne kadar detaylı olursa olsun 'mücerret' kalmaya mahkûmdur ve hukuk tesis edilmiş sayılmaz [2]Bu ifadeyle Yargıtay şunu demek ister: Tebligat bir şekil akdi gibidir. Eğer Tebligat Kanunu'ndaki o katı şekil şartlarını (komşu imzası, kapıya yapıştırma şerhi, muhtar kaydı vb.) yerine getirmezseniz; tebliğ memuru oraya destan yazsa bile o yazı hukuken "soyut" (mücerret) bir beyan olarak kabul edilir .

[1] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/12-294, K. 2023/749. [2] Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, K. 2025/255.

Bölüm 2: Elektronik Tebligat (UETS) Sisteminin Zorunluluğu ve Sınırları

Modern hukuk sistemlerinin bir gereği olarak Türk hukukuna dahil edilen Elektronik Tebligat (UETS), özellikle tüzel kişiler bakımından bir zorunluluk haline gelmiştir. Tebligat Kanunu’nun 7/a maddesi uyarınca, anonim şirketler gibi tüm sermaye şirketlerine tebligatın elektronik yolla yapılması ayrıntılı bir zorunluluk haline gelmiştir.[1]

UETS’nin varlığı, fiziki tebligat usullerine göre bir öncelik arz eder. Ancak, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi’nin 2022/2908 E. sayılı kararında görüldüğü gibi, sistemin aktif ve erişilebilir olmaması veya borçlunun aktif bir UETS adresinin bulunmaması gibi “teknik imkansızlık” hallerinde, klasik tebligat yöntemlerinin (TK m. 10 ve devamı) devreye gireceği kabul edilmektedir.[2]

Adana BAM 10. HD’nin vurguladığı üzere, kredi sözleşmesinde farklı bir adres belirtilmiş olsa dahi, tebliğ tarihinde şirketin aktif bir elektronik posta adresinin bulunmadığını ortaya koyan PTT Elektronik Posta Daire Başkanlığı’ndan gelen veriler, teknik imkansızlık nedeniyle fiziki tebligat usulüne geçilmesini hukuka uygun bulmuştur.[3] Bu tespit, UETS zorunluluğunun “mutlak” bir kural olmadığını, sistemin fiilen işler ve erişilebilir olmasına bağlı bir “imkana bağlı” bir kural olduğunu göstermektedir.

Bu tespit, UETS zorunluluğunun “mutlak” bir kural olmadığını, sistemin fiilen işler ve erişilebilir olmasına bağlı bir “imkana bağlı” bir kural olduğunu göstermektedir. Tebliğ memurunun iradesi netleştirmek yerine dikdörtgen veya kare içine alarak yaptığı bu belirsiz işlemler, yargı denetiminde “geçersizlik veya usulsüzlük” yaptırımı ile karşılaşmaktadır.[4]

[1] Tebligat Kanunu m. 7/a. [2] Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi, E. 2022/2908. [3] Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi, E. 2022/2908. [4] Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, K. 2025/6989.

Bölüm 3: Tüzel Kişilerde TK m. 35/4 Uygulamasının Şartları ve Mekanizması

Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi, adres değişikliğini bildirmeyen muhatapler için özel bir tebligat usulü öngörmüştür. Maddenin dördüncü fıkrası, tüzel kişiler bakımından ticaret sicilinde belirtilen adresleri, tebligata elverişli bir adres olarak kabul eder. Buna göre, tüzel kişiler bakımından resmi kayıtlardaki (ticaret sicili, tüzük, ana statü vb.) adresler esas alınır ve bu adrese daha önce hiç tebligat yapılmamış olsa dahi, 35. madde hükümleri uygulanabilir.[1]

Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi uyarınca (kapıya asma usulü) tebligat yapılabilmesi için, öncelikle o adrese çıkarılan normal tebligatın “bila tebliğ” (tebliğ edilemeden) iade edilmiş olması zorunludur. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre, bu iade şerinin muhatabın adreste bulunmadığını (kapalı olduğunu veya taşınmış olduğunu) net bir şekilde tespit etmesi gerekir. Ancak uygulamada en sık rastlanan ve hukuki sorunları doğuran şerh, “muhatap tanınmıyor” şerhidir.[2]

Tüzel kişilerin adresleri, sicil ve kuruluş senedi gibi resmi kayıtlarda yer aldığı için “meçhul” sayılamaz. Bu durum, tüzel kişiler bakımından resmi kayıttaki adres “bilinen en son adres” olarak kabul edilir. Adana BAM 10. HD’nin vurguladığı üzere, kredi sözleşmesinde farklı bir adres belirtilmiş olsa dahi, ticaret sicilinde kayıtlı olan adres “bilinen en son adres” olarak kabul edilir ve şirket, adres değişikliğini sicile tescil ve ilan ettirmediği sürece, sicil adresine yapılacak tebligatların sonuçlarına katlanmak zorundadır.[3]

[1] Tebligat Kanunu m. 35/4. [2] Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, K. 2025/255. [3] Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi, E. 2022/2908.

Bölüm 4: “Tanınmıyor” Şerhi: Hukuki Niteliği, Usulsüzlüğü ve Yargıtay İçtihadı

İcra takibinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesinin önündeki en büyük engellerden biri, tebliğ memurunun “muhatap adreste tanınmıyor” şerhi ile tebligatı iade etmesidir. Bu şerh, uygulamada çoğu zaman tebliğ memurunun yeterli bir araştırma yapmadan, sadece kapıyı çaldığında muhatabı bulamaması veya komşuların muhatabı tanımadıklarını beyan etmesi gibi yüzeysel tespitlere dayanarak oluşturduğu maktu bir beyandır. Ancak bu basit şerhin hukuki sonuçları oldukça derindir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 2025/255 K. sayılı kararında, bu soruna dikkat çekmiştir. Kararda, ticaret sicil adresine gönderilen tebligatın “tanınmıyor” şerhiyle iade edildiği, ancak bu tebliğ işlemi dikkate alınarak TK m. 35’e göre tebligat yapıldığı bir olay incelenmiştir. Yüksek Mahkeme, bu durumda yapılan TK m. 35 tebligatının usulsüz olduğuna hükmetmiştir. Daire’nin gerekçesi son derece önemlidir: Bir adrese çıkarılan normal tebligatın, adresin kapalı olması veya muhatabın adresten taşınmış olması gibi geçerli bir nedenle iade edilmeden, doğrudan “tanınmıyor” şerhi ile iade edilmesi, TK m. 35’e göre tebligat yapılmasının ön koşulu olan “usulüne uygun olarak tebliğ edilememe” halini oluşturmaz.[1]

Bu içtihat, tebliğ memurunun keyfi veya yetersiz araştırmaya dayalı “tanınmıyor” şerhine hukuki bir sonuç bağlanamayacağını, bu şerhin varlığı halinde TK m. 35’e göre tebligat yapılamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi de aynı doğrultuda, “gösterilen adresten sürekli olarak ayrıldığı tanınmadığı” şeklinde kaşe ile basılı şerhlerin, TK m. 35. maddesine göre tebligat yapılabilmesi için gerekli olan “adresin kapalı olması” ya da “muhatabın adresten taşınmış olması” gibi olguları belgelendirmediğini, bu nedenle de usulsüz olduğunu vurgulamıştır.[2]

Bu kararlar, icra iflas uygulamacıları için şu anlama gelmektedir: Tebliğ mazbatası üzerinde “tanınmıyor” şerhi varsa, bu tebligat usulsüzdür ve bu tebligata dayanarak takip kesinleştirilemez veya sonraki icra işlemleri yapılamaz. Alacaklı vekilinin, bu durumda yapması gereken, tebligatın usulsüzlüğünü ileri sürerek yeniden tebligat çıkarılmasını talep etmek veya borçlunun güncel adresini daha detaylı bir şekilde araştırmaktır. Aksi takdirde, yapılan tüm işlemler, borçlunun şikayeti üzerine iptal edilme riski ile karşı karşıya kalacaktır.

Uygulamada en sık karşılaşılan ve en çok hukuki soruna yol açan şerh, “tanınmıyor” şerhidir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, yerleşik içtihatlarında bu şerhe karşı net bir tavır sergilemektedir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2025/255 K. sayılı kararında açıkça belirtildiği üzere, ticaret sicil adresine gönderilen bir tebligatın “tanınmıyor” şerhiyle iade edilmesi, Tebligat Kanunu’nun (TK) 35. maddesine göre tebligat yapılmasının ön koşulu olan “usulüne uygun olarak tebliğ edilememe” halini oluşturmaz.[1]

Yüksek Mahkeme’ye göre, “tanınmıyor” şerhi, tebliğ memurunun adresin kapalı olması veya muhatabın adresten fiilen ayrılmış olması gibi olguları net bir şekilde tespit edemediği, sadece yüzeysel bir araştırma sonucu vardığı bir kanaattir. Bu nedenle, bu şerh, bir araştırma kusurunu ifade eder ve hukuken tebligatin usulsüz olduğunu gösterir ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi de aynı doğrultuda, “gösterilen adresten sürekli olarak ayrıldığı tanınmadığı” şeklindeki maktu şerhlerin, TK m. 35 uygulaması için yetersiz olduğunu vurgulamıştır.[2]

Bu içtihatların uygulamadaki anlamı şudur: Bir tebliğ mazbatasında “tanınmıyor” şerhi varsa, o tebligat usulsüzdür ve bu tebligata dayanarak takip kesinleştirilemez. Bu, hukuki dinlenilme hakkının korunması adına atılmış önemli bir adımdır.

[1] Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, K. 2025/255. [2] İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi, K. 2024/761.

Bölüm 5: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2023/749 K. Kararı: Adres Verisindeki Hassasiyet ve “Hacı Sokak” Analizi

Tebligat hukuku’nun şekli disiplini, sadece tebliğ memurunun şerhleriyle sınırlı değildir; aynı zamanda tebligatı çıkaran merciin adres verisini doğru ve eksiksiz bir şekilde kullanma yükümlülüğünü de kapsar. Adres yazımındaki en küçük bir hata dahi, tebligatın usulsüzlüğüne ve dolayısıyla hukuki dinlenilme hakkının ihlaline yol açabilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun (HGK) 2023/12-294 E., 2023/749 K. sayılı kararı, bu disiplinin sınırlarını çizmesi açısından tarihi bir öneme sahiptir.[1]

Karara konu olan somut olayda, borçlu şirketin ticaret sicilindeki adresi “Safa Mah. Bahçelievler Cad. Hacı Sk. No:3…” şeklindeyken, icra dairesi tebligatı “Hacı Sk.” ibaresini yazmadan, yani sokak ismini eksik bırakarak çıkarmıştır. Her ne kadar diğer tüm veriler (mahalle, cadde, numara, blok, daire) doğru olsa da, HGK bu eksikliği tebligatın usulsüzlüğü için yeterli bulmuştur. Kurul’un gerekçesi, anayasal bir temel üzerine oturmaktadır: Tebligat, hukuki şekil hukuk kurallarının ve kanunun öngördüğü usulün dışına çıkılamaz. Resmi kayıttaki adres tam olarak neyse, tebligatın da o adrese çıkarılması gerekir; aksi halde yapılan ve TK m. 35’e göre olduğu iddia edilen tebligat “sicil adresine yapılmış” sayılamaz.[2]

Bu karar, icra iflas uygulamacıları için bir uyarı niteliğindedir. Uygulamada, adreslerin kopyala-yapıştır yöntemiyle veya kısaltılarak yazılması sıkça rastlanan bir durumdur. Ancak HGK, bu kararıyla, adres verisindeki en küçük bir sapmanın bile tebligatı sakatlayacağını net bir şekilde ortaya koymuştur. “Hacı Sokak” gibi basit bir eksikliğin tebligatı usulsüz kılması, tebligat hukukundaki şekilciliğin ne kadar katı olduğunu ve mahkemelerin bu konuya ne denli önem verdiğini göstermektedir. Bu, “şeklin, özü koruduğu” ilkesinin en somut örneklerinden biridir.

[1] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/12-294, K. 2023/749. [2] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/12-294, K. 2023/749.

Bölüm 6: Tebligat Mazbatasındaki Belirsizlikler ,“Taşınmış” Şerhi: TK m. 35’in Anahtarı ve Yargıtay 12. HD 2025/6989 K. Kararı

Tebligat işleminin hukuki sonuç doğurabilmesi için, tebliğ memurunun mazbatasında yapılan işlem net bir şekilde belirtilmiş olması gerekir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2025/6989 sayılı kararında, tebligat mazbatasının titizlikle incelenmesi gerektiği vurgulanmıştır.[1]

Karara konu olayda, icra dosyasındaki mazbatada “taşınmış” ibaresinin işaretlenmiş, PTT nüshasında ise “tanınmıyor” ibaresinin işaretlenmiş olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca beyani alınan komşu isimlerinin de farklı olduğu (birinde Ahmet G…., diğerinde Ali D…...) tespit edilmiştir.[2] Tebliğ memurunun iradesi netleştirmek yerine dikdörtgen veya kare içine alarak yaptığı bu belirsiz işlemler, yargı denetiminde “usulsüz tebligat” yaptırımı ile karşılaşmaktadır. Tebliğ memurunun iradesini netleştirmek yerine kare içine alarak yaptığı bu belirsiz işlemler, yargı denetiminde “usulsüz tebligat ” yaptırımı ile karşılaşmaktadır.[3]

Bu karar, tebligat mazbatalarının hazırlanmasında gösterilmesi gereken azami özen ve hassasiyetin önemini vurgulamaktadır. Tebliğ memurları, mazbatada hangi işlemi yaptığını açıkça belirtmek, belirsiz veya çelişkili ifadelerden kaçınmak zorundadırlar.

“Taşınmış” Şerhi: TK m. 35’in Anahtarı

“Tanınmıyor” şerhinin aksine, “adresten taşınmış” şerhi, TK m. 35’e göre tebligat yapılabilmesinin hukuki zeminini oluşturur. Bu şerh, tebliğ memurunun, muhatabın o adreste artık faaliyet göstermediğini ve oradan ayrıldığını net bir şekilde tespit ettiğini gösterir. Bu tespit, TK m. 35’in aradığı “adres değişikliğini bildirmeme” olgusunu belgeler ve alacaklıya, aynı adrese TK m. 35’e göre tebligat yapma hakkı verir.

Ancak burada da belirsizlikler ortaya çıkabilmektedir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2025/6989 K. sayılı kararında olduğu gibi, bir mazbatanın icra dosyasındaki nüshasında “taşınmış”, PTT’deki nüshasında ise “tanınmıyor” ibaresinin işaretlenmesi gibi çelişkili durumlar, tebligatı yine usulsüz hale getirir. Yargıtay, bu tür belirsizliklerin, tebliğ memurunun iradesini netleştiremediği ve işlemin sıhhatini şüpheye düşürdüğü gerekçesiyle tebligatı usulsüz saymaktadır.[3]

[1] Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, K. 2025/6989. [2] Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, K. 2025/6989. [3] Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, K. 2025/6989.

Bölüm 7: İhalenin Feshi Süreçlerinde Tebligat Usulsüzlüğünün Rolü ve “Zarar” Unsuru

İhalenin feshi, İcra ve İflas Kanunu’nun 134. maddesinde düzenlenen ve cebri satışın hukuki sıhhatini denetleyen en önemli yoldur. Bu yolun en sık başvurulan nedenlerinden biri de, satış sürecinde yapılan tebligatların usulsüzlüğüdür. Kıymet takdir raporunun veya satış ilanının borçluya veya diğer ilgililere usulüne uygun tebliğ edilmemesi, ihaleye katılımı engelleyerek satışın daha düşük bir bedelle gerçekleşmesine neden olabileceği için temel bir fesih sebebidir.

Borçlunun, usulsüz bir tebligatı, ihalenin feshini talep etmek için ne zamana kadar ileri sürebileceği, TK m. 32’de düzenlenen “ıttıla (öğrenme) tarihi” ilkesine göre belirlenir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2024/6154 sayılı kararında, usulsüz tebligatın tespit edilmesi halinde mahkemelerin TK m. 32 uyarınca bir “öğrenme tarihi” belirlemesi gerektiği vurgulanmıştır.[1] Borçlu, usulsüz tebliği öğrendiği tarihten itibaren 7 gün içinde ihalenin feshini talep edebilir. Ancak Yargıtay, bu öğrenmenin borçlunun beyanına göre (aksi yazılı belge ile ispatlanmadığı sürece) tespit edileceğini ve bu tarihten itibaren sürenin başlayacağını kabul etmektedir.[2]

Ancak tebligat usulsüzlüğünün ihalenin feshine yol açması için tek başına varlığı yeterli midir? Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, uzun yıllar boyunca, usulsüzlüğe ek olarak bir “zarar” unsurunun da varlığını aramıştır. Bu eski görüşe göre, eğer mal, muhammen bedelin üzerinde bir fiyata satılmışsa, borçlunun bir zararı olmadığı kabul edilir ve tebligat usulsüzlüğü tek başına ihalenin feshi için yeterli görülmezdi.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2024/701 K. sayılı içtihadı, bu yerleşik görüşü kökten değiştirerek yeni bir ekonomik perspektif sunmuştur. Daire, artık ihalenin feshini talep etmek için “zarar görmüş” olmayı (menfaatinin muhtel olmuş olması) yeterli görmektedir. Bu yeni yaklaşıma göre, cebri icra hukuku’nda ihalenin feshi için sadece usulsüzlüğün varlığı değil, aynı zamanda şikayetçinin bu usulsüzlük nedeniyle “zarar görmüş” olması gerekir.[3]

Yargıtay 12. HD’nin güncel ekonomik şartları dikkate alarak şu gerçekçelerle görüş değişikliğine gitmiştir:

1. Ekonomik Durgunluk ve Enflasyon: Covid-19 sonrası üretimdeki yavaşlama ve taşınmaz değerlerindeki ani, orantısız yükselişler.[4]

2. Paranın Alım Gücü: Paranın alım gücündeki istikrarsızlık nedeniyle, aylar önce yapılan kıymet takdirindeki muhammen bedel satış tarihinde gerçek değeri yansıtmamaktadır.[5]

3. Elektronik Satış (7343 S.K.): İhalelerin elektronik ortama taşınmasıyla katılımın artması ve satışların muhammen bedel çok üzerinde sonuçlanabilmesi.[6]

“Daha Yüksek Bedelle Satış” Karinesi: Yeni içtihat, mal muhammen bedelin üzerinde satılmış olsa dahi, eğer yapılan usulsüzlük (örneğin satış ilanı tebligatı “tanınmıyor” şerhi nedeniyle usulsüz) olmasaydı, malın daha da yüksek bir bedelle satılabileceği varsayılır. Bu varsayım, borçlunun “zarar” unsurunu ayrıca ispat etme yükümlülüğünü ortadan kaldırır. Tebligat usulsüzlüğünün varlığı, zararın da varlığına karine teşkil eder.[7]

Bu devrim niteliğindeki değişiklik, icra iflas uygulamacıları için şu anlama gelmektedir: Artık tebligat usulsüzlüğü, ihalenin feshi davalarında çok daha güçlü bir argüman haline gelmiştir. Alacaklı vekillerinin ve icra müdürlüklerinin, satış sürecindeki tebligat işlemlerini yaparken eskisinden çok daha titiz davranmaları, en küçük bir usulsüzlüğün dahi ihalenin iptali ile sonuçlanabileceğini bilmeleri gerekmektedir. Bu içtihat, borçlunun mülkiyet hakkını ve adil bir satış sürecini, salt alacaklının alacağına kavuşma amacının önüne koyarak, haklar dengesini borçlu lehine yeniden kurmuştur.

[1] Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, K. 2024/6154. [2] Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, K. 2024/6154. [3] Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, K. 2024/701. [4] Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, K. 2024/701. [5] Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, K. 2024/701. [6] Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, K. 2024/701. [7] Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, K. 2024/701.

Bölüm 8: Bölge Adliye Mahkemesi Kararları Arasındaki Nüanslar ve Gaziantep BAM’ın Farklı Yaklaşımı

Uygulamada yapılan bir diğer önemli tartışma, “tanınmıyor” şerhinin TK m. 35 için her zaman geçersiz olup olmadığı konusudur. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi’nin 2024/40 sayılı kararında, muhatabın adresse tanınmıyor olması ile adresinin kapalı olması arasında bir fark bulunmadığını, ticaret sicil adresine çıkarılan tebligatın iade dönemesi halinde m. 35 uygulamasının geçerli olacağını savunmuştur.[1]

Bu yaklaşım, Yargıtay 12. HD’nin “mağduriyeti önleme” merkezli görüşüyle bir miktar çelişkide görülmektedir. Gaziantep BAM, bu görüşünü HGK 2023/749 kararına atıf yaparak “sicil adresinin kesinliği” üzerinden temellendirmektedir.[2] Ancak yüksek yargının genel eğilimi, “tanınmıyor” şerhinin TK m. 35 uygulaması için bir araştırma kusuru olduğu yönündedir.Bağlantı

Yargıtay’ın bu net tavrına rağmen, bazı Bölge Adliye Mahkemeleri farklı bir yaklaşım sergileyebilmektedir. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi’nin 2024/40 sayılı kararında, muhatabın adreste tanınmıyor olması ile adresin kapalı olması arasında bir fark bulunmadığı, her iki durumda da ticaret sicil adresine çıkarılan tebligatın iade edilmesi halinde TK m. 35 uygulamasının geçerli olacağı savunulmuştur.[4] Bu görüş, Yargıtay’ın “tanınmıyor” şerhini bir araştırma kusuru olarak gören ve hukuki sonuç bağlamayan ana akım görüşüyle açıkça çelişmektedir ve uygulamada hukuki belirsizliğe yol açmaktadır.

[1] Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, K. 2024/40. [2] Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, K. 2024/40.

Sonuç olarak, Yargıtay’ın baskın görüşü, “tanınmıyor” şerhinin tek başına bir anlam ifade etmediği ve TK m. 35 tebligatı için bir zemin oluşturmadığı yönündedir. Bu şerh, bir tebligatın usulsüzlüğüne karine teşkil eder. Buna karşılık, “adresten taşınmış” şerhi, usulüne uygun olarak tespit edildiğinde, TK m. 35’in kapısını aralayan hukuki bir olgudur.Yargı kararlarındaki bu nüanslar, tebligat hukukunun ne denli hassas ve şekli bir alan olduğunu bir kez daha göstermektedir.

Bölüm 9: Hukuki Değerlendirme ve Uygulamadaki Sorunlar

İncelenen Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararları, tebligat hukukunun, özellikle de “tanınmıyor” ve “taşınmış” şerhleri ile ilgili uygulamanın dinamik bir süreç içinde olduğunu göstermektedir. Bu süreçte hem olumlu hem de eleştiriye açık yönler bulunmaktadır.

Olumlu Yönler:

1. Hukuki Dinlenilme Hakkına Verilen Önem: Yüksek mahkemelerin, tebligat usulsüzlükleri konusunda son derece hassas davranması ve bu usulsüzlükleri hukuki dinlenilme hakkının ve adil yargılanma hakkının ihlali olarak görmesi, temel hak ve özgürlüklerin korunması açısından son derece olumludur. HGK’nın “Hacı Sokak” kararı, bu hassasiyetin zirve noktasını oluşturmaktadır.

2. “Tanınmıyor” Şerhine Karşı Net Tavır: Yargıtay ve BAM’ların, tebliğ memurunun yeterli araştırma yapmadan verdiği maktu “tanınmıyor” şerhlerine hukuki bir değer atfetmemesi, keyfiliğin ve özensizliğin önüne geçme amacı taşıması bakımından isabetlidir. Bu kararlar, tebliğ memurlarını daha özenli bir araştırmaya sevk etme potansiyeli taşımaktadır.

3. İhalenin Feshinde Yeni “Zarar” Anlayışı: Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin, tebligat usulsüzlüğünün varlığını, ihalenin daha yüksek bir bedelle satılmasını engellediğine dair bir karine sayması, mülkiyet hakkının ve adil satış ilkesinin korunması adına atılmış devrim niteliğinde bir adımdır. Bu, şekli bir usulsüzlüğün, maddi bir hak kaybına yol açtığı gerçeğinin kabulüdür.

Eleştiriye Açık Yönler:

1. Uygulamadaki İstikrarsızlık: Her ne kadar yüksek mahkemeler belirli ilkeler ortaya koysa da, farklı daireler ve mahkemeler arasında hala yorum farklılıkları bulunmaktadır. Gaziantep BAM’ın Yargıtay 12. HD’den farklı bir yaklaşım sergilemesi, hukuki öngörülebilirliği zedelemekte ve avukatları belirsizlik içinde bırakmaktadır.

2. Aşırı Şekilcilik ve Hayatın Gerçekleri: Tebligat hukukundaki katı şekilcilik, hakların korunması için gerekli olmakla birlikte, zaman zaman hayatın gerçeklerinden kopuk sonuçlar doğurabilmektedir. Kötü niyetli bir borçlunun, adresini sürekli değiştirerek ve tebligatlardan kaçınarak takibi yıllarca sürüncemede bırakması, bu şekilciliğin alacaklı aleyhine bir silaha dönüşmesine neden olabilmektedir. Dürüstlük kuralı (MK m. 2), tebligat hukukunda daha etkin bir şekilde uygulanmalıdır.

3. Tebliğ Memurunun Sorumluluğu: Kararlar genellikle tebligatın usulsüzlüğünü tespit edip işlemi iptal etmekle yetinmekte, ancak bu usulsüzlüğe neden olan tebliğ memurunun hukuki veya cezai sorumluluğuna yeterince vurgu yapmamaktadır.

Bölüm 10: Sonuç ve Öneriler

Tebligat hukuku, icra ve iflas takibinin temel taşıdır ve bu alandaki usul kuralları, adil yargılanma hakkının ve hukuki güvenliğin teminatıdır. Bu makalede, icra iflas uygulamasının en sorunlu alanlarından olan “adreste tanınmıyor” ve “adresten taşınmış” şerhleri, güncel Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararları ışığında, bir uygulamacının gözünden analiz edilmiştir.

İncelemelerimiz göstermiştir ki, yüksek yargı, tebligat usulsüzlükleri konusunda, özellikle hukuki dinlenilme hakkını koruma noktasında, son derece hassas bir tavır sergilemektedir. Yargıtay’ın, tebliğ memurunun maktu “tanınmıyor” şerhine hukuki bir sonuç bağlamaması (K. 2025/255), adres verisindeki en küçük bir eksikliği dahi (“Hacı Sokak” örneğinde olduğu gibi) tebligatın usulsüzlüğü için yeterli görmesi (HGK K. 2023/749), ve tebligat mazbatasındaki belirsizlikleri geçersiz sayması (K. 2025/6989), bu hassasiyetin somut göstergeleridir. Özellikle Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin K. 2024/701 ile ihalenin feshi davalarında “zarar” unsuruna getirdiği yeni yorum, borçlunun mülkiyet hakkını koruma adına atılmış devrimci bir adımdır.

Ancak bu olumlu gelişmelere rağmen, Gaziantep BAM’ın K. 2024/40 ile Yargıtay 12. HD’nin yaklaşımından farklı bir tutum sergilemesi, uygulamada istikrarsızlığa yol açmaktadır. Ticaret sicili adresinin hukuki niteliği konusundaki belirsizlikler ve UETS sistemindeki teknik aksaklıklar, hukuki öngörülebilirliği zedelemektedir.

Sonuç olarak, adil ve etkin bir icra iflas sistemi için tebligat sürecinin kusursuz işlemesi şarttır. Bu, sadece mahkeme içtihatlarıyla değil, aynı zamanda kanuni düzenlemeler, idari tedbirler ve en önemlisi, uygulamacıların göstereceği azami özen ile mümkündür. Adaletin tecellisi, çoğu zaman usule uygun bir tebligat zarfının doğru adrese, doğru zamanda ulaşması kadar basit bir eylemde saklıdır ve bu basit eylemin ardındaki hukuki derinlik, tüm yargılama sisteminin meşruiyetini ayakta tutmaktadır.

Kaynakça

Yargıtay Kararları

1. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, K. 2025/255 - “Tanınmıyor” Şerhi Konusunda

2. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, K. 2024/701 - “Zarar” Unsuruna İlişkin Yeni İçtihat

3. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, K. 2024/6154 - TK m. 32 Uygulaması (Öğrenme Tarihi)

4. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, K. 2025/6989 - Tebligat Mazbatasındaki Belirsizlikler

5. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/12-294, K. 2023/749 - Adres Verisindeki Hassasiyet (“Hacı Sokak” Analizi)

Bölge Adliye Mahkemesi Kararları

6. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi, K. 2024/761 - “Tanınmıyor” Şerhinin Mağduriyeti Önleme Amacı

7. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi, E. 2022/2908 - UETS Uygulamasının Sınırları ve Teknik İmkansızlık Halleri

8. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, K. 2024/40 - “Tanınmıyor” Şerhi ve TK m. 35 Uygulaması

Mevzuat

· Türkiye Cumhuriyeti Anayasası

· Tebligat Kanunu

· İcra ve İflas Kanunu

· Medeni Kanun